Etiket: Girmen:

  • Girmen: “Ucuz sebze meyve için üretici direkt satış yapmalı”

    Girmen: “Ucuz sebze meyve için üretici direkt satış yapmalı”

    Seyhan Ziraat Odası Başkanı Süleyman Girmen, vatandaşın ucuz sebze meyve yiyebilmesi için üreticinin kuracağı kooperatifler aracılığıyla direkt satış yapması ve sebze üretimi yapan küçük aile işletmelerinin devlet tarafından desteklenmesi gerektiğini söyledi.

    Sebze meyve fiyatlarının yükselmesinin birçok nedeninin olduğunu belirten Süleyman Girmen, bunun yapılacak müdahalelerle düşürülebileceğini söyledi. Girmen, “Sadece aracılar nedeniyle değil. Biz bu işin mutfağındayız. Biz bu ürünlerin nasıl yetiştiğini, nasıl pazarlandığını tüketiciye nasıl ulaştığını çok iyi biliyoruz. Sebze meyve fiyatlarındaki artışlarda en büyük nedenlerden biri maliyet girdilerinin artmasıdır. Bu inkar edilemez. Tarımdaki tüm girdiler dövize bağlı. Gübre, tohum, mazot, zirai ilaç maalesef bunlarda dışa bağımlıyız. Tabi üretim girdi maliyetleri arttı. Uzun süredir sebzeden zarar eden üreticiler bu işi bırakıp artık alternatif işlere yönelmeye başladılar. 10 yılda sebze ekim alanları 930 bin hektardan 800 bin hektara geriledi. Bu konuda defalarca uyarı yapmamıza rağmen bu kimsenin dikkatini çekmedi. Türkiye’de sebzeyi küçük aile işletmeleri üretir. Seracılar üretir, büyük çaplı sebze üretimi yapan yerleri göremezsiniz. Siz şimdi sebze üretimi yapan küçük aile işletmelerini dikkate almaz, seraların üretimindeki zorlukları dikkate almazsanız, ayrıca birde bunun üzerine girdi maliyetleri ve tabi afetler eklenirse sebze fiyatları biranda ebetteki akıl almaz noktalara gelir” dedi.

    “Bir mekanizma kurmak lazım”

    Vatandaşın ucuz sebze ve meyve tüketebilmesi için bazı düzenlemeler yapılması ve bunun için özel bir mekanizma kurulması gerektiğini vurgulayan Girmen, “Bize dahi bundan birkaç sene önce de deselerdi ki, ’patlıcanı 10 liraya, biber 20 liraya satılacak’, biz bile gülerdik. Bunu yapanlar ne gıda teröristi, ne aracı terörü, ne de başka bir şey. Aracıları biz de eleştiriyoruz. Ama çok farklı. Yani özetle, şu an halka ucuz sebze meyve sağlamak ne tanzim satış mağazalarıyla olur, ne de başka bir şeyle olur” diye konuştu.

    Türkiye’de günlük 90 bin ton sebze tüketildiğinin altını çizen Girmen, şunları kaydetti:

    “Bu kadar tüketim olan bir ülkede siz üretimi artırmazsanız, üretimi artıracak tedbirlere yönelmezseniz, her yıl bu tartışmaları yaşamaya devam ederiz. Bunun için ayrıca bir mekanizma kurmak lazım. Üretimden pazarlamaya kadar. Buna kooperatifte diyebilirsiniz. Direkt üreticiden satışta diyebilirsiniz. Biz ısrarla bunun tarafındayız. Bunu yapamazsanız halka ucuz sebze meyve tükettirme imkanı yok. Yeni Hal Kanunu da buna imkan sağlamıyor. Nedense bu tip kararlar alınırken eli taşın altında olan bizler değil de başka kesimler bu konuyu televizyonlarda tartışıyor. Bizlerde gülerek izlemeye devam ediyoruz. Şu an küçük aile işletmelerini desteklemek gerekiyor. Kooperatifleşme ve üreticiden tüketiciyle satış yapabilecek yasal düzenlemeler çok önemli. Üreticiden tüketiciye direkt satış yapabilecek yasal düzenlemeyi sağlamak hali hazırda hal yasası üreticinin tüketiciye direkt satışına izin vermiyor. Bu pahalılığın en büyük nedeni yine bu sistemin kendisi.”

  • Girmen: “Türkiye’de süt tüketimi Avrupa’nın dörtte biri kadar”

    Seyhan Ziraat Odası Başkanı Süleyman Girmen, süt üretiminde dünyanın ilk 10 üreticisi içinde yer alan Türkiye’de süt içme oranının Avrupa ülkelerinin dörtte biri kadar olduğunu belirtti.

    Toplumu bilinçlendirmek ve tüketimin artmasını teşvik etmek amacıyla her yıl 21 Mayıs’ın ’Dünya Süt Günü’ olarak kutlandığını belirten Girmen, Türkiye’de süt içme alışkanlığının yaygın olmadığını dile getirdi. Girmen, “21 Mayıs Dünya Süt Günü olarak kutlanıyor. Ne yazık ki ülkemizde içme sütü tüketim alışkanlığı yaygın değil. Araştırmalar içecekler arasında dördüncü sırayı aldığını gösteriyor. Düzenli süt içme alışkanlığının pekiştirilmesi açısından Okul Sütü Projesi önemli bir uygulamadır ve süt ürünleriyle de desteklenerek bu uygulama devam etmelidir” dedi.

    “Üretici desteklenmeli”

    Sütte üretici ve market fiyatları arasında uçurum olduğunu ifade eden Girmen, şöyle devam etti:

    “Üretici yeterli düzeyde para kazanamazken, tüketicinin süt ürünlerini pahalı tüketmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Et ve Süt Kurumu verilerine göre, Türkiye geneli çiğ sütün litre fiyatı 2014’te ortalama 1 lira 1 kuruş, 2015’te 1 lira 7 kuruş olurken 2016’da 1 liranın altına düştü. Türkiye’de üretilen yaklaşık 18,5 milyon ton çiğ sütün sadece 8,5 milyon tonu destekleme kapsamında. Süt fiyatlarında istikrar sağlanamazsa et fiyatlarında da istikrar sağlanamaz. Türkiye’nin kırmızı et sorunu olur. Üretimin sürdürülebilirliğini sağlamak için çiğ süt/yem paritesinde en az 1,5 olarak belirlenen dengeyi sağlayacak tedbirlerin alınması gerekmektedir. Parite, Aralık 2016 tarihinde 1,12’ye kadar indi. Çiğ süt fiyatı en az 1,5 lira olması gerekiyor. Çiğ süt fiyatları bazı yerlerde 70 kuruşa kadar düşmüş durumda. Maliyetin 1 liraya yakın olduğu bir ortamda, bu fiyatlarla üreticinin üretimini sürdürebilmesi mümkün değildir.”

    “Az süt içiyoruz”

    Türkiye’de Avrupa’nın dörtte biri kadar süt içildiğini belirten Girmen, şunları kaydetti:

    “Kişi başı süt tüketimi yıllık İngiltere’de 100, İtalya’da 63, Finlandiya’da 139, İsveç’te 111, Fransa’da 68 Romanya’da 75 litre iken Türkiye’de 24 litre seviyesinde kalıyor. Türk halkı günlük ortalama yalnızca 66 gram süt içiyor. Yani ayda yalnızca 5 bardak süt içiyoruz. Türkiye’de haneye giren süt miktarlarına bakıldığında ise en fazla hane başına süt tüketimi 122 litre ile Akdeniz Bölgesi’nde gerçekleşiyor. En düşük hane tüketimi ise 74 litre ile Karadeniz Bölgesi’nde.”

    “Süt inekleri kesiliyor”

    Son dönemde büyük ve küçükbaş hayvancılıkta sorunların devam ettiğini belirten Girmen, Türkiye’de üretilen yaklaşık 18,5 milyon ton sütün yarısından fazlasının tüketilmediğine dikkat çekti. 2010 yılında da sağmal hayvanların kesime gönderildiğini hatırlatan Girmen sözlerini şöyle tamamladı:

    “Artık yetiştiriciler bazı bölgelerde hayvanlarını kesmeye başladılar. Süt veren, sağmal hayvan dediğimiz inekler kesime gidiyor. Bunun sebebi şu anda etin iyi para etmesi, ancak sütün eder fiyata satılamaması. Süt veren ineklerin kesilmemesi için acil müdahale edilmesi gerekiyor. Hayvancılığa da acil müdahale gerekiyor. Bana göre eğer yağ fiyatı yükseliyorsa, peynir fiyatı yükseliyorsa, süt tozu fiyatı yükseliyorsa, sütün de fiyatı bir şekilde yükselmek zorundadır. Bu sütü değerlendirmek için ilgili birimlerin acil bir şekilde harekete geçmesi lazım. Et ve Süt Kurumumuz var, piyasaya doğru zaman da müdahale edebiliyorlar. O yüzden bu konudaki sıkıntıların giderilmesi ve sütün değeri üzerinden satılması gerekiyor.”

  • Girmen: “Kooperatifleşme üreticiyi güçlendirir”

    Seyhan Ziraat Odası Başkanı Süleyman Girmen, Türkiye’de kooperatifleşmenin yaygın olmamasından dolayı, fiyat dalgalanmalarından oluşan rantın üreticilere yansımadığını söyledi.

    Türkiye’de kooperatifleşmenin geçmişinin 1800’lü yıllara kadar uzandığını belirten Girmen, bunun tarım sektörünün gelişmesine önemli katkılar sağladığını kaydetti. Kuruluş geçmişi eski olmasına rağmen kooperatifleşmenin geliştirilmediğini belirten Girmen, “Dünyada yoksulluğa çözüm olması, istihdamı arttırması açısından kooperatifler önemli ekonomik kalkınma araçlarıdır. Tarımsal ürünlerin işlenmesinde kooperatiflerin payı Türkiye’de yüzde 1 ile yüzde 10 arasındadır. Oysa bu pay Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde yüzde 30 ile yüzde 100 arasında değişmektedir. Türkiye’de tarımsal ürün piyasaları genel olarak aracıların hakimiyetindedir. Yani üretici, alın teri döküp ürettiği ürününden hak ettiği parayı kazanamamaktadır” dedi.

    “Kooperatifleşme yoksulluğa çözüm”

    Türkiye’de kooperatifçiliğin geliştirilmesi için çalışma yürütülmesi gerektiğini belirten Girmen şöyle devam etti:

    “Türkiye’de kooperatifçiliğin gelişebilmesi için, finansman, üst örgütlenme, eğitim ve araştırma, mevzuat ve denetim gibi genel sorunların dışında, kooperatiflerle ilgili araştırmaların artması ve konunun ülke ekonomisi ile bir bütün olarak irdelenip, ihtiyaçların belirlenmesi ve yapılması gerekenlerin ele alınması uygun olacaktır. Tüm bu sonuçlar kooperatif hareketinin ülkemiz ekonomisi açısından önemli bir fırsat olduğunu göstermektedir. Kooperatifler, tabandan gelen bir hareket olması, ulusal ve uluslar arası destekler, gerçek demokratik yapı, yoksulluğa çözüm olması ve istihdama katkıları açısından değerlendirilmelidir.”

    Kooperatifler, Avrupa’da güçlü

    Seyhan Ziraat Odası Başkanı Süleyman Girmen, Avrupa Birliği’ne bağlı ülkelerde kooperatiflerin etkisinin büyük olduğuna dikkat çekti. Girmen, “AB’de tarımın gelişmesinde, yönlendirilmesinde, sanayileşmesinde ve finansmanında tarımsal kooperatifler itici güç durumundadır. Bugün, AB genelinde toplam 125 bin kooperatifin yüzde 25,6’sını tarım kooperatifleri ve toplam 70 milyon ortak sayısının yüzde 34,3’ünü tarımsal kooperatif ortakları oluşturmaktadır. Toplulukta kooperatiflerin payı tarımsal girdi sağlamada yüzde 55, pazarlamada yüzde 65 ve dış satımda yüzde 50’den fazladır. AB ülkelerinde kooperatifler, ekonomik birimler olmanın yanında birçok sosyal hizmeti de yerine getirmektedir. Kırsal kesimde yaşayan kadınların ve gençlerin eğitimi, bilinçlendirilmesinde önemli roller üstlenmiştir. Yine bu kapsamda yöre halkının ekonomik ve sosyal faaliyetlere katılımının sağlanması, yerel, bölgesel ve ulusal boyutta temsil edilmesi de kooperatifler ve kooperatif ortaklığı yoluyla gerçekleştirilmektedir” diye konuştu.

  • Girmen: “Sertifikalı tohum eken kazanır”

    Seyhan Ziraat Odası Başkanı Süleyman Girmen, sertifikalı tohum eken üreticinin kaliteli ve yüksek verim alabileceğini söyledi.

    Buğday ve arpa ekim döneminin yaklaştığını belirten Girmen, ekim yapmadan önce toprağın hazırlanması uyarısında bulundu. Girmen, “Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de tarımsal üretim artışında üstün nitelikli yeni buğday çeşitlerinin ve kaliteli tohumun payı büyüktür. Tarla ve laboratuar kontrollerinde fiziksel ve biyolojik değerleri belirlenmiş, her türlü deneme ve incelemeleri yapılarak satışına izin verilen sertifikalı tohum eken kazanır” dedi.

    Sertifikalı tohumun çimlenme oranı yüzde 85

    Sertifikalı tohumlarda çimlenme oranının yüzde 85 olduğunu belirten Girmen şöyle konuştu:

    “Sertifikalı tohumlukta çeşit saflığı en az yüzde 97 oranındadır. İçerisinde yabancı madde en çok yüzde 3’tür. Yani üretici hangi ürünü ekmişse onu alır. Sertifikalı tohumluklarda en az çimlenme oranının yüzde 85 oranındadır. Tohumlar selektörden geçirildiği için her tohum yaklaşık aynı büyüklüktedir. Verim artışı ve tasarruf sağlayarak tohum maliyetini düşürür ve üreticiye kazanç sağlar. Söz konusu tohumun hangi çeşit olduğu bellidir. Ekilen tohumların tamamı aynı günlerde çıkış sağladığı için (tekdüze çıkış) tarlada dalgalanma ve boşluklar olmaz, dolayısıyla da ürün kaybı görülmez. Bitkilerin tümünün gelişmesi aynı dönemde olur. Olgunlaşma tüm bitkilerde aynı zamanda olacağından hasat kolaylığı sağlar.”

    Üretici ekim zamanını ayarlayabilir

    Sertifikalı tohum eken üreticinin ekim zamanını tam olarak ayarlayabileceğini de söyleyen Girmen sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Sertifikalı tohumda çeşit özellikleri bilindiğinden ekim zamanı tam olarak ayarlanabilir. Çeşit özellikleri bilindiğinde ürünün gelişimi sırasında izlenecek olan uygulama (bakım, sulama) programı da daha rahat belirlenir. Elde edilen ürünler aynı özelliklerde olduğundan pazar değerleri yüksektir, bu da satış kolaylığı sağlar. Söz konusu tohumlar toprakta mevcut ve tohumla taşınan bazı hastalıklara karşı koruyucu olarak ilaçlandığından kayıplar minimum düzeydedir, ekimde fazla tohum kullanılmasına gerek kalmadığından tasarruf sağlar. Sertifikalı tohum kullanımını Tarım Bakanlığı tarafından desteklenmektedir. Bu tohumu kullanan çiftçilerimiz kullanılan tohumluk miktarına göre destekleme ödemesi almaktadırlar.”

  • Girmen: “Pamuk ekim alanı azaldı, işsizlik arttı”

    Seyhan Ziraat Odası Başkanı Süleyman Girmen, Türkiye’de pamuk ekim alanının 791 bin hektardan her yıl azalarak yaklaşık 450 bin hektara gerilediğini, bu nedenle yeni tarım politikalarına ihtiyaç olduğunu söyledi.

    Girmen, yaptığı açıklamada, Türkiye’nin pamuk veriminde dünyada ilk 3 ülke arasında olmasına rağmen yüksek maliyet girdileri ve yetersiz destekleme nedeniyle üreticinin ’beyaz altın’ yerine, mısır ekmeye başladığını belirtti.

    2015’te 2.2 milyar dolarlık pamuk ithal edildiğini hatırlatan Girmen, “Çukurova’nın bereketli topraklarının pamuğa olan özlemi yıldan yıla artıyor. Pamuk sadece bölge için değil ülke ekonomisi için de önemli bir ürün. Tarımsal üretimde yüksek girdi maliyetleri, işçilik sorunu ve benzer birçok sıkıntı üretim deseninin de değişmesine neden oluyor. Çiftçi, daha az maliyetli, daha az işçilik isteyen ürünlere yöneliyor. Yani pamuk yerine mısır ekiyor” dedi.

    Adana için pamuğun özel bir yönü olduğunu belirten Girmen, kentte ekim alanlarının azalmasının işsizliği tetiklediğini vurgulayarak şöyle devam etti:

    “Pamuk her yönüyle ülkemizin her kademesinde ilgi gören çalışılan bir ürün. Pamuğun yetiştirilmesiyle ilgili işçilere istihdam olanağı sağlaması üretilen küspe ile hayvan yemi olması ve ülkemizin ihtiyaç duyduğu bitkisel ham yağ ihtiyacını karşılaması nedeniyle aslında vazgeçilmez bir ürün denebilir. Türkiye’nin en önemli ihraç kalemi olan tekstil ve hazır giyimin ana maddesi üretilmesi açısından pamuk, bölgemiz ve dolayısıyla ülkemiz için çok önemlidir. Çarpıcı bir örnekle pamuğun Adana için önemini vurgulamak isterim. Daha önceleri Adana’da Çukobirlik pamukla ilgili çalışmaları yaptığı dönemde Adana’da işsizlikle ilgili bir şey konuşulmuyordu. Çok değil yakın tarihimizde Adana’da Çukobirlik’in kapanmasıyla beraber Adana Türkiye’deki işsizlik verilerinde ilk sıralara yerleşmiştir. Bu pamuğun bir ilin ekonomisine ne kadar katkı koyduğunun en bariz ve en net örneğidir.”

    “Yılda 1 milyar 200 milyon dolarlık pamuk ithal ediyoruz”

    Türkiye’de ekiminin yeniden canlandırılması gerektiğini belirten Girmen, “Türkiye’de yılda yaklaşık 1 milyon 600 bin ton pamuk kullanıyoruz.750-800 binini biz üretiyoruz gerisini ithal ediyoruz ki ithal ettiğimiz miktar yaklaşık Yunanistan üretiminin yüzde 40’ına denk geliyor. Bu ithalatın karşılığında ne yazık ki ortalama her yıl 1 milyar 200 milyon dolarlık bir kaynak yurtdışına akıtılmakta. Şöyle bir çarpıcı sonuç var ABD’deki bir üretici 250-300 kilo pamuk alırken kazançlı bir üretim yapıyor ve pamuk üretimini devam ettiriyor. Ne yazık ki bizim Adanamızda bizim ülkemizde 400-500 kilo pamuk alırken bu üreticimiz para kazanamamaktadır. Bunun temelinde yatan 2 tane ana sebep vardır, bunlardan bir tanesi üreticinin yüksek maliyetlerde girdi kullanması, ikincisi üreticilerimizin desteklemeler dahilinde zayıflatılarak yurtdışındaki ithalat pamukla rekabet ettirilememesidir. Bundan dolayı birinci sırada maliyetler düşürülmeli. İkincisi ise pamuğa olan destek daha da arttırılmalıdır” diye konuştu.

    “Yeni tarım politikalarına ihtiyaç var”

    Türkiye’de pamuk ekim alanının 791 bin hektardan her yıl azalarak yaklaşık 450 bin hektara gerilediğini bu nedenle yeni tarım politikalarına ihtiyaç olduğunu belirten Girmen şunları söyledi:

    “Ekim alanlarıyla birlikte Türkiye’deki pamuk üretici sayısı da yine aynı yıllar içerisinde 135 binden, 75 bine kadar gerilemiştir. Ege, Çukurova, Antakya gibi geleneksel üretim bölgelerinde pamuk üretimi yıllar itibariyle hızla azalmıştır. Pamukta üretim düşerken ithalat artmıştır. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Ekonomi Bakanlığı verilerine göre, 2015’te 2.2 milyar dolarlık pamuk ithal edildi. Halbuki, Türkiye pamuk üretiminde Çin, Hindistan, ABD, Pakistan, Brezilya, Avustralya ve Özbekistan’dan sonra 8’inci sırada yer almaktadır. Tüketimde ise Çin, Hindistan ve Pakistan’ın ardından yıllık ortalama 1.3 milyon ton ile 4’üncü sırada bulunmaktadır. Pamuk veriminde ise ilk 3 ülke arasında bulunmaktadır. Bu aslında vahim bir sonuçtur. Üreticimiz buradan çekiliyor bu iş bu şekilde devam ettiği sürece eğer bu üreticiler bu ürünün ekimini yapmazlar ise gün gelecek pamuk ekimini yapacak üretici bulamayacağız. Çünkü bu bir geleneksel tarım ürünü olması açısından bunu şimdi üretici bu işi yapıyorsa pamuk ekiyorsa çocuğu da ekecek torunu da ekecek. Biz torununa pamuk ektirecek tarım politikalarını geliştirmek durumundayız. Kısaca söylemek gerekirse pamuk üreticisinin en büyük sorunu maliyettir. Türkiye’de üretici dünyanın en pahalı mazotu ile üretim yapmaktadır. Üreticinin rekabet gücünün artırılabilmesi için üretimde kullanılan girdilerdeki vergi yükünün düşürülmesini gerekmektedir. Sıfır gümrük vergisi ile istenildiği kadar pamuk ithal edilebilen, ancak alternatif ürünlerin gümrük vergileri ile korunduğu bir ortamda pamuk üreticisinin daha ne kadar üretime devam etmesi beklenebilir?”