Etiket: Giriyor

  • ÇAYKUR Fas pazarına giriyor

    Afrika’daki pazar payını güçlendiren ÇAYKUR, Fas’ta da yerini aldı.

    Faslı iş adamları ile Rize’de bir araya gelen ÇAYKUR Genel Müdürü İmdat Sütlüoğlu, ürünlerinin Fas’a ihraç edilmesi konusunda mutabakata vardı. Yapılan anlaşmalar ile şirket ilk olarak Türkiye’nin ilk yerli soğuk çayı olan Didi’yi Faslılar ile buluşturulacak.

    ÇAYKUR’un Fas’ta siyah çay, yeşil çay, Didi ve pek çok ürünü ile raflardaki yerini alacağını söyleyen ÇAYKUR Genel Müdürü İmdat Sütlüoğlu “Fas, Kuzey Afrika’da yer alan ve büyüme oranı büyük olan bir ülke. Kısa süre önce Fildişi Sahilleri, Gabon ve Kamerun’da yaptığımız anlaşmalarla giriş yaptığımız Afrika pazarında kalıcı olmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu pazar bizim için çok önemli” dedi.

  • Işıklı tedaviyle DNA’lar gençleşme eğilimine giriyor

    Uzman Berna Selek Savaşan, Amerika’da en yaygın gençleştirme tedavisi olduğunu belirttiği geniş bantlı ışık teknolojisinin, ameliyatsız yüz gerdirmeden güneş lekesi tedavisine kadar oldukça geniş bir yelpazede etkili çözümler sunduğunu söyledi.

    Amerika’da Stanford Üniversitesinde yapılan araştırmalar sonucunda geliştirilen BBL Forever Young teknolojisi hakkında bilgi veren İzmir’deki Clinic A Plus İşletme Müdürü Berna Selek Savaşan, “Geniş bantlı bir ışık teknolojisi, yüzün yukarıya doğru kalkmasını sağlamasının yanı sıra ciltteki renk eşitsizliklerini, güneş hasarlarını, el üzerindeki minik lekeleri, cilt yüzeyindeki düzensizlikleri, burun kenarında çıkan kılcal damar görüntüsünü tedavi eder. Bu teknolojiyi, Stanford Üniversitesindeki hem dermatolojik kürsüsü, hem de genetik kürsüsü test etmiş ve kişilerin 10 yıl gençleştiği görülmüştür” dedi.

    Işıkla tenin iletişimi

    Savaşan, geniş bantlı ışık teknolojisinin yaşlanma sürecini geciktirdiğini söyleyerek, “Bu teknoloji yaşlanma prosesini geriye götürüyor. Cilt hücreleri ışıkla iletişime geçiyor ve ışığa maruz kalan DNA’lar gençleşme eğilimine giriyor. Bu uygulamayla her yıl cilt biraz daha gençleşiyor. Bu tedavi var olanı düzeltmeye yönelik çalışıyor. Tedavinin yapıldığı cihaz aynı zamanda Amerikan Kanser Vakfı tarafından da onaylıdır. Cihazın hiçbir yan etkisi yoktur” diye konuştu.

    “Amerika’da 1 buçuk milyon kişi bu tedaviyi gördü”

    Geniş bantlı ışık teknolojisinin Amerika’da uygulanan en yaygın gençleştirme tedavisi olduğunu söyleyen Savaşan, “Uygulanan bu tedavi aynı zamanda tümör oluşmasını da engelliyor. Türkiye’de yaklaşık 3 yıldır bu tedavi kullanılıyor. Amerika da 1 milyon 700 bin kişi bu tedaviyi aldı ve almaya devam ediyor. Kişiler bu tedavi sayesinde bir yıl içinde daha iyi, daha genç, daha lekesiz, daha sıkı, daha bebeksi görünüyor” şeklinde konuştu.

    Bir seansın yaklaşık 30-45 dakika sürdüğünü ifade eden Savaşan, “Toplam tedavi süresi rahatsızlığın boyutuna göre 3 ile 6 seans arası değişebiliyor. Her yaşa ve her cilt tipine uygulanabiliyor. Ağrı, sızı yok. Lazer gibi ciltte yaralanma yapma riski bulunmuyor” ifadelerini kullandı.

    12 yıllık araştırmanın sonucu

    Bu teknolojide ışığın tene filtrelenerek verildiğini ve başarı sağlandığını söyleyen Savaşan, “Amerika’da bir grup denek üzerinde 12 yıllık bir bilimsel çalışma yapıldı. Bu süre boyunca kişilere bu teknoloji ile tedavi uygulanmış ve bu süreç yaklaşık 400 uzman kişi tarafından takip edilmiştir. Araştırma sonucunda da hücrelerin 10 yıl gençleştiği ortaya çıkmıştır” diye konuştu.

  • İhmal edilen bebek depresyona giriyor

    Dicle Üniversitesi (DÜ) Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Yrd. Doç. Dr. Serhat Nasıroğlu, yeni doğan bebekten tutun da yaşlılığa kadar her bireyin depresyona girebildiğini belirterek, ihmal edilen bebekleri depresyona girdiğini ve bebeklerin bazı davranışlarıyla depresyonda olduklarını anlattıklarını vurguladı.

    DÜ Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Yrd. Doç. Dr. Serhat Nasıroğlu, bebekler ve çocuklardaki depresyon belirtileri hakkında anne-babalara bazı uyarılarda bulundu. Çocuklardaki depresyonun yetişkinlerden farklı olduğunu kaydeden Nasıroğlu, kendini ifade edemeyen bebeklerin bile bazı davranışlarından onların depresyonda olup olmadıklarının anlaşılabileceğini vurguladı. Anne ve babaların çocuklarına depresyonu yakıştıramadıklarını ifade eden Nasıroğlu, “Ebeveynler ‘Çocuklarda depresyon mu olur?’ diye soruyorlar. Ama bunu biliyoruz ki yeni doğan bebeklerde bile depresyon gelişebiliyor. Özelikle ihmal edilen çocuklarda depresyon olduğunu görüyoruz. Gebelik sonrası depresyona giren annelerin çocukları ihmal ettiği bazı durumlarda bebeklerde depresyon görebiliyoruz ya da kurum yurtlarında kalan ağır ihmale uğrayan, ilgilenilmeyen, temel bakım hizmetleri yerine getirilmeyen çocuklarda depresyon görebiliyoruz” dedi.

    Normal bir bebeğin kucağa alındığında güldüğünü, oynadığını ve karşılıklı göz teması kurduğunu anlatan Nasıroğlu, “Depresyona giren bebeklerde bunu görmüyoruz. Çok apatikler, bir oyuncak bebek gibi kendini bırakıp seslere tepki vermiyorlar, gıdıklama yapıyorsunuz bakmıyorlar. Bu durumdaki bebekler ihmal edilen çocuklar oluyor genelde. Aileleri tarafından ya da bakımı yapanlar tarafından ihmal edilen, önemsenmeyen, temel bakım hizmetleri geride bırakılan çocuklar. Örneğin çocuk dışkısını yapıyor, bir gün boyunca temizlenmiyor. Ağlıyor, ağlıyor ama yardıma giden kimse yok ya da açıkmış saatlerce kimse ona bir mama vermiyor. Yine ağlıyor ama bunun karşılığı gelmiyor. Bebekler bunu bilinç içerisinde düşünmeseler bile bilinç dışı ruh sağlığı bunu getirecektir” diye konuştu.

    “Süreç bebeğin zihnine yerleşiyor”

    İhmal edilen bebeklerde bu sürecin onun zihnine yerleşeceğini ve hayatı boyunca kendini değersiz hissetmesine neden olacağını vurgulayan Nasıroğlu, şunları kaydetti:

    “Bu çocuğun tüm hayatı boyunca onu etkileyecek bir kişilik özelliği olarak kalacaktır ya da depresyona daha eğilimli bir birey haline gelecektir. Çocuğunuzdaki radikal bir değişiklik varsa, davranışlarında belirgin bir değişiklik varsa bundan şüphe etmek gerekiyor. Örneğin derslerinde çok başarılı bir çocuk düşünelim. İlkokul 1 ve 2 çok iyi geçmiş, tüm dersleri iyi. 3. sınıfa geldiğinde bir bakıyorsunuz dersleri zayıf. Ya da bir lise öğrencisi düşünün, dersleri çok iyi ama bir anda okuldan kaçmaya başlıyor, ders başarısı düşüyor ve içine kapanıyor, durgun ve mutsuz bir yüz ifadesi ile karşımıza çıkıyor. Bu durumda depresyondan şüphelenmemiz gerekiyor. Bir çocuğun gelip karşımıza ben depresyondayım, kendimi kötü hissediyorum demesi gerekmiyor. Bir çocuğun normal hayatında sürdürdüğü rutinin dışına çıktığı durumlardan şüphelenmek gerekiyor. Diğer bir konu, çocuğun kendini beğenmemesi gibi durumlardır. Bazı çocuklarda daha ciddi bir şekilde karşımıza çıkıyor. Yüzünü beğenmiyor, dışarı çıkmak istemiyor, arkadaşları ile görüşmek istemiyor, misafir geldiğinde yanında oturmak istemiyor. Bunlar da artık ben değersizim, insanlar beni sevmiyor, onların yanında olmamalıyım düşüncesinin dışarıya vurmuş hali. Bir diğer sorun intihar düşüncesi. Bir çocuk intihar girişiminde bulunuyor. İnsanların genel algısı şöyle, bu çocuk dikkat çekmek için bunu yaptı diyor. Evet, bunu dikkat çekmek için yaptı. Örneğin bir okyanustasınız ve bir çocuğun okyanusun ortasında bağırdığını düşünün. Ben yardım istiyorum diye size bağırıyor ve siz de oradan geçen bir geminin kaptanısınız ve yardımcı kaptanınıza, ‘Burada bir çocuk var ve dikkat çekmeye çalışıyor’ deyip, geçip gidiyorsunuz. İntihar girişiminde bulunan bir çocuğa ya da intihar edeceğini söyleyen bir çocuğa umursamazca yaklaşmak bu sonucu getirebilir. Bir çocuk intihar girişiminde bulunduysa bu bir depresyon belirtisi olabilir. Bunu mutlaka ciddiye almamız lazım. Bu çocuk şımarıklığından ya da dikkat çekmek için yapmıştır diye üzerinden geçip gidilecek bir konu değildir. Bunun üzerinde durmak lazım. Bir çocuğun daha önce yapmaktan keyif aldığı bir şeyi artık yapmak istememesi bu bizim için çok önemli bir konu.”

    “Uyku değişiklikleri önemli bir konu”

    Uyku değişikliklerinin depresyon açısından çok önemli bir konu olduğuna dikkat çeken Nasıroğlu, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

    “Sağlıklı bir ruhsal muayenede mutlaka uyku sorulur. Bebeklerdeki, çocuklardaki, ergenlerdeki uyku bizim açımızdan çok önemli. Uyku değişiklikleri depresyon açısından önemlidir. Günde 8 saat uyuyan bir çocuk bir anda günde 11 saat uyumaya başladıysa ya da günde 1 saat uyumaya başladıysa bu çocukta bir ruhsal sorun olabilir. Bunun mutlaka bir çocuk psikiyatri hekimi tarafından görülmesi gerekir. Çocukta kimlik değişikliği, ani, beklenmedik ve çocuğun normalde beklenmeyen tepkiler vermesi. Bunlar da çocukluk çağı depresyonlarının bir başka belirtisi olabilir. Bazen hızlı başlayan ve sonra aşırı bir şekilde devam eden tırnak yeme de bir depresyon öncü belirtisi olabilir. İnsan ruh sağlığı çözüm üretemediği zaman, bir kaygı, hüzün, üzüntü olduğunda bunu bedensel yakınmalar şeklinde ortaya çıkarabiliyor. Örneğin çok mutlu olduğunuzda kalp atışınızın hızlanması, çok mutsuz olduğunuz da bir karın ağrısı ya da baş ağrısı şeklinde karşımıza gelebilirler. Kendi çocuğunuzun davranış değişikliklerini iyi gözlemlemeniz gerekiyor. Bu davranış değişiklikleri çocuğun hayatını etkilemeye başladıysa, ebeveynlere mutlaka kendi illerinde bulunan çocuk psikiyatri hekimine başvurmalarını tavsiye ederim.”

  • Bitlisliler kar tünellerinden geçerek evlerine giriyor

    Bitlis’te tek katlı evlerde kalan vatandaşlar, üç metreyi bulan kar nedeniyle açtıkları tünellerden geçerek evlerine girip çıkabiliyor.

    Türkiye’nin en çok kar alan illerinin başında gelen Bitlis’te, kar kalınlığı üç metreye ulaştı. Yoğun kar yağışı, sis ve tipinin hayatı olumsuz yönde etkilediği Bitlis’te, karla mücadele çalışmaları ise aralıksız devam ediyor. Bitlis merkezde bulunan tek katlı evler kara gömülürken, günlük yaşam ise adeta durma noktasına geldi. Tek katlı evlerde yaşayan vatandaşlar, kar yağışından dolayı tamamen kaybolan evlerine açtıkları tünellerden gidip geldiklerini belirtti.

    İl genelinde ise 350 köy yolu ulaşıma kapanırken; İl Özel İdaresi, Bitlis Belediyesi ve karayolları ekipleri çalışmalarını aralıksız sürdürüyor.

    İl Özel İdaresi Yol ve Ulaşım Hizmetleri Müdürlüğünden yapılan açıklamada, il genelinde ulaşıma kapanan yolların açılması için karla mücadele çalışmalarının aralıksız devam ettiği belirtildi.

    Bitlis Belediyesi ise kentin her noktasında karla mücadele çalışması yürüttüğünü duyurdu.

  • Uludağ sömestr tatiline yüzde 100 dolu giriyor

    Türkiye’nin kış turizminde gözde mekanlarından Uludağ, sömestr tatilini yüzde 100 dolu olarak karşılayacak. Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) Güney Marmara Bölgesel Yürütme Kurulu Başkanı Mehmet Akkuş, yatılı olarak yaklaşık 12 bin kişiyi zirvede, yer bulamayan 3 bin kişiyi de Bursa’nın merkezinde ağırlayacaklarını söyledi.

    Yaklaşık 18 milyon öğrenci ve 900 bin öğretmen 20 Ocak günü yarı yıl tatiline girecek. Yarı yıl tatili öncesi Uludağ’da da heyecanlı bir bekleyiş başladı. İki haftalık tatilinin ardından öğrenciler 6 Şubatta ders başı yapacak. 16 gün tatil yapma fırsatı bulacak olan aileler, soluğu kış turizminin gözde mekanlarında alacak. Kar kalınlığının 2 metreyi geçtiği Uludağ bu senenin en gözde tatil bölgesi oldu.

    TÜRSAB Güney Marmara Bölgesel Yürütme Kurulu Başkanı Mehmet Akkuş, “Sömestr tatiline doğru Uludağ’a ilgi çoğaldı. Şu anda otellerde yer yok. Uludağ’da yer bulamayan kişileri ise Bursa’nın merkezinde ağırlıyoruz. Sömestr tatiliyle birlikte 12 bin kişinin Uludağ’da, 3 bin kişinin ise Bursa’nın merkezinde konaklamasını bekliyoruz. Buna günü birlikçileri de eklediğimiz zaman hafta içi yaklaşık 25 bin kişi, hafta sonu ise 70 bin kişinin Uludağ’ın zirvesinde olmasını bekliyoruz” dedi.

    Uludağ’da 15 tatilde 500 bin kişiyi ağırlayacağını anlatan Mehmet Akkuş, “Otel fiyatları konaklama yerlerinin azalmasıyla yükseldi. İlk zamanlarda 150 liradan başlayan fiyatlar şu anda 250 liradan başlıyor. Ama yer kalmadığını belirtmeliyim. Mevcut kapasiteye göre Uludağ’a gösterilen ilgi güzel. Ama günü birlikçiyle eğlence ve kayak için gelenlerin ayrı tutulması gerekiyor” diye konuştu.