Etiket: Gereken

  • Ağız Sağlığına Gereken Önem Verilmiyor

    Diş Hekimi A.Doğan Bircan, diş ve diş eti hastalıklarının en önemli sağlık sorunları arasında olduğunu belirterek, “Ancak hayatı doğrudan tehdit etmediği için gereken önem maalesef verilmemektedir” dedi.

    Ağızdaki olumsuzlukların diş sağlığının bozulmasından sindirimin olumsuz etkilenmesine kadar yol açtığını ifade eden Diş Hekimi A.Doğan Bircan, “Dişlerde ve ağızlarda yapısal ve işlevsel herhangi bir bozukluğun olmaması, dişlerin ve ağzın görevlerini tam olarak yapabilmeleri durumu ağız ve diş sağlığının varlığını gösterir. Peki ağız ve diş sağlığımızı nasıl korumalıyız, nelere dikkat etmeliyiz? İlk olarak ağız ve diş sağlığının korunması için altı ayda bir düzenli diş hekimi kontrollerimizi ihmal etmemeliyiz. Diş çürümelerinin önlenmesinde sularda yeterli flor olması, düzenli olarak dişlerin fırçalanması, diş ipi kullanılması, aşırı tatlı ve şekerli yiyeceklerden olabildiğince kaçınma bunlar yendiğinde mutlaka dişlerin fırçalanması, diş hekimi kontrollerine gidilmesi temel uygulamalardır. Diş eti hastalıklarının önlenmesinde de diş fırçalama ve düzenli diş hekimi kontrolleri önemlidir. Aşırı asitli ve şekerli yiyecekler mikroorganizmaların etkisini artırır. Dişler sert cisimlerle karıştırılmamalı, fındık, ceviz vb. kabuklu yiyecekler dişlerle kırılmamalıdır. Bunlar diş minesinin çatlamasına ve bakterilerin etkisinin artmasına neden olur. Diş minesinin koruyucu etkisi ortadan kalkar” diye konuştu.

    Diş Hekimi A.Doğan Bircan, dişleri nasıl fırçalamamız gerektiği hususunda şunları kaydetti:

    “Diş macunu haricinde piyasada diş pastaları da mevcuttur. Bunların aşındırıcıları çok büyük olduğu için günlük kullanım için uygun değildir. Ayda bir iki defa kullanılabilir. Bunun yanında karbonat da toplum arasında tercih edilen bir üründür. Karbonatta da aşındırıcılar büyüktür ve diş minesini çizme riski bulunur. Bu nedenle günlük kullanımda kesinlikle tavsiye edilmemektedir. Diş fırçası ıslatılmamalı. Mercimek büyüklüğünde macun sıkılmalı. 45 derecelik açıyla dişetinden dişe doğru dairesel hareketler yaparak dişler ön yüzlerinden fırçalanmaya başlanmalıdır. Ön dişlerden arka dişlere doğru tüm dişlerin fırçalanmasına dikkat edilmeli. Aynı şekilde dişlerin arka yüzleri de fırçalanmalıdır. Ön dişlerin arka yüzleri fırça dikine tutularak temizlenmelidir. Son aşama olarak da dişlerin çiğneyici yüzleri de ileri geri hareketlerle temizlenmelidir. Bu şekilde fırçalama işlemi sonlandırılmalı. Fırçalama işlemini etkin bir şekilde gerçekleştirebilmek için hekiminizin sizin için önerdiği bir sertlikte diş fırçası kullanmanız gerekir. Fırçayı ıslatmadan kullanmak da önemlidir. Ağızdaki tükürük miktarı macunun köpürmesi için yeterli olacaktır. Macunu da fırçaya boydan boya sıkmak oldukça yanlıştır. En fazla mercimek büyüklüğünde olması yeterli gelecektir. Fazla macun kullanılması ağızdaki ferahlığı arttırır bu sebeple dişler tam olarak temizlenmeden fırçalama işleminin sonlandırılmasına yol açar. Bu da etkin bir temizleme sağlamayı önler. Fırçalama uygulaması kesinlikle sağdan sola yatay yönde olmamalıdır. Yatay fırçalama diş minesini aşındırarak, hassasiyeti arttırır, dişlerde renk değişikliğine yol açar, dişetlerinin çekilmesine yol açar. İlerlemiş hastalarda kama şeklindeki defektler meydana gelir. Bu deniz dalgalarının zaman içinde kayayı aşındırması gibidir. Yani diş fırçası, yanlış kullanılma durumunda vücudun en sert dokusu olan dişin minesini zaman içinde aşındırabilir. Fırçalama uygulamasının ardından diş fırçasının erişemediği ara yüzler diş ipleriyle tek tek temizlenmelidir. Diş ipi kullanırken ip dişle teması kesilmeden “C “ şeklinde hareketlerle dişetiyle diş arasına yerleştirilir. Bu uygulama esnasında diş etlerine zarar vermemek için özen göstermek gerekir. Kullanımını kolaylaştırmak için farklı mekanizmalarla da diş ipleri üretilmektedir. Ağız bakımının son aşaması da, dilin fırçalanmasıdır. Yapılan araştırmalar ağız kokusuna yol açan bakterilerin dilde bulunduğunu ortaya koymuştur. Bunun için de dilin fırçalanması oldukça önemlidir. Dili de diş fırçasıyla temizleyebileceğimiz gibi özel dil fırçalarıyla da temizleyebilmemiz mümkündür. Fırçayı dilin arka bölümünden öne doğru bastırmadan süpürme hareketi yaparak temizlemek en uygunudur. Dili kanatmadan nazikçe temizlemek önem teşkil eder. Ağız ve diş bakımında kullanabileceğimiz başka malzemeler de bulunur. Bunlar; elektrikli diş fırçaları ve diş ipleri, ara yüz fırçaları, ağız duşları, ağız gargaraları ve spreyleri olmaktadır. Diğer bir önemli nokta da diş fırçasını ne zaman değiştirmek gerektiğidir. Yaklaşık olarak 3 ay sonra diş fırçası yıpranmış ve bakteri barındırmaya başlamış hale gelir. 3-6 ay arasında diş fırçaları yenilenmelidir. Aynı anda 2 diş fırçasına sahip olmakta yarar vardır. Sabah ve akşam olmak üzere farklı fırça kullanmak gerekir. Çünkü diş fırçasının kılları daha kuru ve sert bir hale gelir. Bu sayede de daha etkin bir temizleme sağlanmış olur.”

  • Dondurucu Soğukta Donması Gereken Kanal Tütünce Her Şey Ortaya Çıktı

    Aydın’da dondurucu soğuğa rağmen şehir merkezinden geçen DSİ’ye ait sulama kanalından akan ateş gibi su ilk etapta ilginç bir tabiat olayı zannedilirken olayn doğa olayı değil doğaya saygısızlık olduğu ortaya çıktı. Efeler ilçe merkezine yakın özel bir jeotermal firması tarafından salıverilen ve çevreye zararlı olduğu belirtilen jeotermal kaynak suyu herkesin gözü önünde akıp gitti. Konuyla ilgili hiçbir yetkili açıklama yapmazken bir çok kişi yetkilileri duyarsızlıkla suçladı.

    Aydın Tabip Odası’nın önceki gün jeotermal enerji firmalarının denetimsizliğinden ve çevre kirliliğine neden olduğundan dert yandığı açıklamanın ardından Aydın İl Merkezi’nden Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün burnunun dibinden geçen DSİ’ye ait kanal uzun süre çevreye ve tarım alanlarına zararlı olduğu belirtilen jeotermal kaynak suyu taşıdı.

    DSİ’ye ait kanalın taşıdığı suyun buz gibi havada donması gerekirken tüterek akmasını ilk anda anlam vermeyen vatandaşlar suyun geldiği yeri araştırınca ilginç bir durumla karşılaştı. Yapılan incelemelerde doğaya salıverilmesi yasak olan jeotermal kaynak suyunun Yılmazköy Mahallesi yakınlarındaki bir kuyudan salıverildiği öğrenildi. Jeotermal firmasının salıverdiği ve zehirli olduğu belirtilen jeotermal suyu nedeniyle şehre adeta çürük yumurta kokusu sararken İl Çevre Müdürlüğü Başta olmak üzere hiçbir yetkilinin konuyla ilgili açıklama yapmaması dikkat çekti. Herkesin gözü önünde verimli Aydın toprakları bu şekilde zehirlendi.

    “GÖRÜNTÜLER AYDIN’A İHANETİN BELGESİDİR”

    Yaşanan olayı bizzat kendisi de fotoğraflayıp görüntüleyerek tepki gösteren Aydın’ın önceki dönem Belediye Başkanı Hüseyin Aksu, “İmamköy sahasında açılan kuyulardan çıkan suların kontrolsüz biçimde dere yatağına aylarca aktığını tespit ettim. Bu görüntüler Aydın’a ihanetin açık belgesi. Bu yüksek oranda tuzlu ve mineralli sular ova boyunca yayılıyor. Büyük Menderes Nehri’ne karışıyor. Sulama kanalları vasıtası ile tüm ovadaki tarlalara ulaşıp, onları çoraklaştırıyor. Çölleşme böyle bir şey. Kimse hafife almasın” diyerek olayın Aydın’a ciddi derecede zarar vereceğini açıkladı.

  • Domuz Gribine Karşı Alınması Gereken Önlemle

    Gaziantep Özel Deva Hastanesinde, Enfeksiyon Hastalıkları Uzman Dr. Ali Atalar, son günlerde sık sık gündeme gelen domuz gribine karşı alınması gereken önlemler hakkında bilgi vererek, “Kalabalık alanlara girmeyin, ebeveynlere çok şey düşüyor. Mümkün olduğu kadar böyle öksürüğü olanlar, grip enfeksiyonu geçiriyorsa, okula göndermesinler” dedi.

    Son günlerde Türkiye’nin farklı illerinde Domuz gribi haberlerinin çıkmasına karşılık, Gaziantep Özel Deva Hastanesinde Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Ali Atalar Domuz gribine karşı alınması gereken önlemler hakkında uyarılarda bulundu. İnsanların çok fazla kalabalık alanlarda durmaması gerektiğini ve karşılıklı konuşulurken maske kullanılsın diye uyarıda bulunan Ali Atalar, “Öğrenciler servis araçlarında, okulda sınıf sıralarında birçok yerde aynı alanlarda durabiliyor. Bu bakımdan ebeveynlere çok şey düşüyor. Mümkün olduğu kadar böyle öksürüğü olanlar, grip enfeksiyonu geçiriyorsa, okula göndermesinler” dedi.

    Vatandaşların bu mevsimde vücut ısısına dikkat etmelerine dikkat çeken Özel Deva Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Ali Atalar, “Kış mevsimine girdiğimiz için, bu mevsimde daha çok soğuk algınlığı dediğimiz gribal enfeksiyona rastlarız. Vatandaşlarımız nezle ile gribi karıştırabiliyor, nezle ayrıdır grip ayrı. Nezle, daha çok burun akıntısı, hapşırma, gözlerde yaşarma olur. Gribal enfeksiyon ise, daha çok alt ve üst solunum yollarını ifade eder. Kişi vücut ısısını hep aynı tutmalıdır. Buna dikkat etmezsek bir çok hastalığa yakalanabiliriz. Bu tür gribal enfeksiyonlar domuzlarda görünen hastalıkla benzerlik gösterdiği için domuz gribi olarak adlandırılıyor. Gaziantep’te böyle bir şeyden şüphelenirsek, boğazından numune alıyoruz, bu numuneyi halk sağlığına gönderiyoruz, sonra sonucu bekliyoruz. Ama o zamana kadar da normal grip tedavisine devam ediyoruz. İşte oradan gelecek neticeye göre, çıkacak virüsün çeşidine göre, domuz gribidir veyahut enfeksiyon diye kabul ederiz. Ateş, üşütme, titreme gibi birde bunun yanında kuru öksürme olur. Bazen bu öksürük çok ileri gider. Neredeyse bulantı ve kusmaya sebep olabilecek öksürükler olur” ifadelerini kullandı.

    Hastalar, konuştukları sırada, dışarıya sürekli tükürük saçtığı için, kimle konuşursa konuşsun, bu tükürük dalgalarının belirli bir süratle gittiğini de sözlerine ekleyen Dr. Atalar, “Bunun için mümkün olduğu kadar, eğer ki hastada böyle bir enfeksiyon varsa, ya elini ağzına kapatmalı yada maske kullanılmalıdır. Mümkün olduğu kadar, kalabalık ortamlardan kaçınmalıdır. Çünkü kendisi mikrop saçtığı gibi, başkasının mikrobunu da kendisi alır. Bu nedenle böyle bitişik şekilde oturan, kalabalık alanların ve kapalı alanların mutlaka havalandırılması lazım. İnsanların bu kalabalığa girmemesi lazım. Şimdi okul zamanıdır. Mesela küçük çocuklar, servisle okula gidiyorlar. Servisin içi kalabalık olur. Bunlardan bir tanesi bile gribal enfeksiyon geçiriyorsa, bu mutlaka öbürlerine de yayılacaktır. Bu bakımdan ebeveynlere çok şey düşüyor. Mümkün olduğu kadar böyle öksürüğü olanlar, grip enfeksiyonu geçiriyorsa, okula göndermesinler. Zaten bunun bulaşıcı süresi bir hafta sürer. Bir hafta sonra, bir iki gün daha istirahat eder. Daha sonra okula başlayabilir” şeklinde konuştu.

  • Hamza Hamzaoğlu: “Oyun Olarak Oturtmamız Gereken Bazı Şeyler Var”

    Bursaspor Teknik Direktörü Hamza Hamzaoğlu, oyun olarak oturtmaları gereken bazı şeylerin olduğunu söyledi.

    Yeşil-beyazlı takımın teknik patronu Hamzaoğlu, Altınordu maçının ardından açıklamalarda bulundu. Müsabakayı değerlendiren Hamzaoğlu, “İlk yarıda yorgunluğu hissettik. Geldiğimiz günden beri yüksek tempoda çalışıyoruz. Buda normal. Sakatlık olmadan kampı tamamladık. Karşımızda disiplinli bir Altınordu vardı. Oyuncularımızdan memnunum. Oyun olarak da oturtmamız gereken bazı şeyler var. Beraber oynama ve önde baskı pres konusunu iyi yapmamız lazım” dedi.

    Genç oyuncularla ilgili de konuşan Hamzaoğlu, “Genç oyuncularımdan memnunum. Zaman zaman onları aramızda göreceğiz. Fırsat bulursak, maçlarına gidip izleyeceğiz” şeklinde konuştu.

  • Çocuklarda Ayak Sağlığı İçin Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

    Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Opr. Dr. Murat Bölükbaşı, “Bebeklik döneminde ayaklarda oluşan sorunlar, ileride çocuğun ayak, bacak ve sırt gibi vücudunun bazı kısımlarında önemli bozukluklara neden olabilir. Bu nedenle ayak sağlığına ve ayakkabı seçimine ilk yıllardan itibaren dikkat etmek gerekir” dedi.

    Medical Park Samsun Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği’nden Opr. Dr. Murat Bölükbaşı “çocuklarda ayak sağlığı” hakkında bilgi verdi. Dr. Bölükbaşı “Çocukların ayaklarında gelişecek bozuklukların erken tanısı son derece önemlidir. Çocuklarda ayak sorunlarını iki farklı bölüme ayırabiliriz; birincisi çocukların yüzde 60-80’inde görülen hafif düz tabanlık ve içe basmadır. Bu durum ayağın iç yanındaki yağ dokusunun o dönemde fazla olmasından kaynaklanır ve yanıltıcı bir görünümdür. Çocuk büyüdükçe bu yağ dokusu kaybolur, ayak normale döner. Yapılan çalışmalar bu gruptaki çocuklara tedavi amaçlı tabanlık, ortopedik ayakkabı veya bot vermenin gereksiz olduğunu göstermiştir. İkinci grupta ise; bebekler doğduklarında ayakları içe dönük (PEV) olarak doğarlar. Çocuk doğar doğmaz, tedavi edilmesi gerekir. Dokular esnekken alçı, gerekirse ameliyatla tedavi edilir” dedi.

    Çocuklarda görülen düztabanlık esnek ve sert olmak üzere ikiye ayrıldığını söyleyen Opr. Dr. Murat Bölükbaşı “Esnek düz tabanlık yüzde 20’ye yakın sıklıkta görülür, genelliklede sorunsuzdur, ağrı yapmaz. Sert (rijit) düz tabanlık çok nadirdir, kemik problemlerinden kaynaklanır, ağrılıdır, tedavi edilmesi gerekir. Bebeklik döneminde ayaklarda oluşan sorunlar, ileride çocuğun ayak, bacak ve sırt gibi vücudunun bazı kısımlarında önemli bozukluklara neden olabilir. Bu nedenle ayak sağlığına ve ayakkabı seçimine ilk yıllardan itibaren dikkat etmek gerekir” diye konuştu.

    Bebeklerin ayak yapısının yetişkinlerden çok farklı olduğunu vurgulayan Dr. Bölükbaşı “Parmaklara doğru olan kısmı daha geniştir, topuk kısmı daha dardır ve kemer bölgesi (tabanın içi kısmı) tabanlara düz görünüm veren ancak hareketle birlikte kemer genişledikçe kaybolan yağ dokusu ile doludur. Doğumdan itibaren kıvrılan parmakların açılmasını engelleyen dar patikler, çoraplar ve düztabanlı sandaletler bebeğin ayak şeklinin bozulmasına neden olabilir. Bu nedenle patiklerinin tabanının ve uçlarının bebeğin parmaklarına baskı yapıp yapmadığı kontrol edilmelidir. Ortalama 12 ay civarında yürümeye başlayan çocuklarda ilk ayakkabı seçimi çok önemlidir” şeklinde konuştu.

    “2 YAŞINA KADAR ÇIPLAK AYAK YA DA ÇORAPLA YÜRÜMELERİNE İZİN VERİLMELİ”

    Opr. Dr. Murat Bölükbaşı şöyle devam etti: “Maalesef tüketim ekonomisinin ön planda olduğu günümüz toplumunda ‘ortopedik ayakkabı’ kavramı suistimal edilmektedir. Ortopedik ayakkabı ayakta mevcut olan şekil bozukluğuna göre özel olarak yapılan ayakkabıdır. Her çocuk için gerekli değildir eğer tercih edilecekse çocuğun ayak ölçümlerinin alınması ve planlamanın yapılması gereklidir. Çocukların özellikle iki yaşına kadar çıplak ayak ya da çorapla yürümelerine izin verilmelidir. Bu durum; ayakların normal büyümesine ve sağlıklı kas gelişimine yardımcı olur. Sadece dışarı çıkarken ise yumuşak ve yuvarlak hatları olan ayakkabılar tercih edilmelidir. Bebeğimize ayakkabı seçimi yaparken özellikle ayakkabı bebeğimizin ayağına tam olmalı, ön kısmı yumuşak ve esnek olmalıdır. Topuk kısmı daha sert, topuğu tutacak şekilde, tabanı ayağa ve ayağın hareketliliğine destek verecek şekilde tercih edilmelidir.”

    “3 YAŞINA KADAR BİLEĞE KADAR UZANAN TİPTE AYAKKABILAR ALINMALI”

    Opr. Dr. Murat Bölükbaşı açıklamasını şöyle tamamladı: “Bebeklere 3 yaşına kadar bileğe kadar uzanan tipte ayakkabılar alınmalıdır. Alınacak ayakkabının içi el ile kontrol edilmeli; ayağı rahatsız edecek dikiş ya da çıkıntı olmamalıdır, hava alarak ayağın serin, rahat, koku yapmayan, kuru ortamda kalmasına izin vermelidir. Şeklin yanı sıra yapıldığı madde de çok önemlidir. Sentetik ve plastik ayakkabılardan uzak durulmalıdır. Tabanın iç kısmında ayak tabanını destekleyecek hafif bir yükselti olmalıdır. Her çocuk ortalama iki yaşına kadar içe basar ve bu ayakkabı ile düzeltilemez. Ayakkabı sadece ayağı dış ortamdan koruyucu olarak görev yapmalıdır. Yürüme döneminden okul yaşına kadar çocuklarda rahatlık ön planda olmalıdır. Çocuğun aktivitelerinde uygun ayakkabılar giyilmesi sağlanmalıdır. Okul çağı çocuklarda ayakkabıların sağlığı kadar biçimi de önemli olmaya başlar. Sandaletler, spor ayakkabılar gibi seçimler yapılabilir. Ancak tercih yaparken bu ayakkabıların esnek, iyi havalanan amaca uygun kullanılan ayakkabılar olmasına dikkat edilmelidir.”