Etiket: Genetik

  • Genetik Hastalıkları Önlemek Artık Mümkün

    Uzmanlar, genetik yollarla geçen hastalıkların gen testleriyle belirlenebildiğini ve gerekli önlem alınarak sağlıklı bebekler doğurmanın mümkün olduğunu söyledi.

    Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Genetik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tahsin Yakut, risk taşıyan bireylerde ailesinde genetik hastalıklar olup olmadığını öğrenmek isteyenlere hizmet verdiklerini ve alınan önlemlerle birlikte uygulanan yeni teknoloji yöntemleriyle hastalık genini taşımayan nesiller oluşturulmanın mümkün olduğunu söyledi. UÜ Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gürkan Uncu da, doğum öncesinde anneden alınan kanla bebekte herhangi bir sendrom tehlikesi bulunup bulunmadığını çok güvenilir bir testle öğrenebildiklerini, ancak bu testin şimdilik sadece İngiltere’de yapıldığını kaydetti.

    Toplumda nadir görülen ancak 6 bini bulan hastalık çeşidine dikkat çekmek amacıyla Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı ile Tıbbi Genetik Anabilim Dalının düzenlediği panelde, erken teşhis ve önlemleri tartışıldı. Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Selim Gürel, Türkiye’deki 5 milyon kişinin nadir görülen hastalıklar taşıdığını, bunların yüzde 80’inin de genetik kaynaklı olduğunu kaydetti. Bu hastalıkları teşhis amacıyla yeni bir teknolojiyi aldıklarını ifade eden Gürel, daha kapsamlı bir genom taraması sistemini de en kısa zamanda Genetik Hastalıklar Tanı Labaratuvarlarına kazandırmayı düşündüklerini söyledi.

    Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Ulcay da, ülkemizde akraba evliliklerinden kaynaklanan hastalıklara dikkat çekerek, bunun gibi konularda yapılan başarılı araştırmalara destek vereceklerini söyledi. Rektör Ulcay, Uludağ Üniversitesi’nin elindeki bilgi, teşhis ve tedavi imkânlarıyla üzerine düşeni fazlasıyla yapmaya çalıştığına işaret etti.

    Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gürkan Uncu, genetik hastalıkları olan çiftlerin sağlıklı bebekler doğurabileceklerini, bunun testlerinin mevcut olduğunu söyledi. Eskiden bebekte bazı sendromlara ilişkin risk olup olmadığını öğrenmek amacıyla amniosentez yapıldığını ve bebeğe ait dokuların genetik haritalarının çıkarıldığını anlatan Uncu, “Ancak bu testlerin bazı riskleri vardı, düşük tehlikesi olabiliyordu. Şimdi ise doğum öncesi prenatal tanı yöntemi var. Doğum öncesinde erken dönemde anneden kan alıyorsunuz ve bebeğin DNA’sını izole edebiliyorsunuz. Bu İngiltere’de başladı. Şu andaki Türkiye de yapılamıyor. Kanlar 2 bin lira karşılığında İngiltere’ye götürülüp inceletiliyor. Çok güvenli bir yöntem ama çok pahalı. İngiltere bu iş için yaptığı Ar-Ge masrafını çıkardıktan sonra 3-5 yıl içinde bu test dünyada ve Türkiye’de rutin testler arasına girecektir” dedi.

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Nöroloji Bilim Dalı Prof. Dr. Mehmet Sait Okan da, çocuklarda yüzde 2 oranında zekâ geriliği görüldüğünü ve Türkiye’de halen 1 milyon 400 bin hasta bulunduğunu ifade etti. Sağlıklı çocukların bile doğru dürüst eğitim almadığı azgelişmiş ülkelerde bu tür çocukların eğitiminin büyük sabır ve emek gerektirdiğini belirten Okan, hastalığın en zor yanının ise tanı konulduktan sonra ailelerin ve toplumun reddedici yaklaşımı olduğunu vurguladı.

  • Tüpbebek Ve İmplantasyon Öncesi Genetik Tanı Tedavilerinde Yeni Nesil Dizileme Dönemi Başladı

    İmplantasyon Öncesi Genetik Tarama uygulamalarında artık yeni bir dönemin kapıları açıldı. Yeni Nesil Dizileme (NGS) tekniği ile embriyolar sahip oldukları genetik kod düzeyinde incelenebiliyor ve böylece başarısız tüp bebek denemeleri veya erken dönem düşükleri olan çiftlerde daha detaylı bir genetik tarama imkanı doğuyor.

    Tüp bebek tedavisinde başarıyı arttırabilen yeni teknolojik gelişmeler çiftlerin çocuk sahibi olma hayalini gerçeğe dönüştürüyor. Son günlerde adını sıkça duyduğumuz “Yeni Nesil Dizileme (NGS)” genetik tarama tekniği de bu yeni gelişmelerden biri. Teknik uzun yıllardır tüp bebek tedavilerinde kullanılan “implantasyon öncesi genetik tarama (PGT)” yönteminin ufkunu değiştiren bir teknik ve bu nedenle de çocuk sahibi olma hayali taşıyan çiftlere tüp bebek tedavisi sunan uzmanlar arasında son günlerde sıkça adı geçiyor .

    Konuyla ilgili uzman görüşü belirten Bahçeci Sağlık Grubu Doktorlarından Tüp bebek Laboratuvarları Direktörü Dr. Necati Fındıklı, “Günümüzde embriyoya ait tüm kromozomların (23 çift, 24 farklı kromozom tipi) incelenmesine olanak veren karşılaştırmalı genomik hibridizasyon (kısaca aCGH) tekniği ile gerçekleştirilen implantasyon öncesi tarama uygulamaları, artık yerini genetik şifrenin çok daha detaylı incelenebildiği ’Yeni Nesil Dizileme-Next generation Sequencing’ (NGS) tekniğine bırakıyor” dedi.

    SINIFI GEÇEN EMBRİYOLAR SEÇİLİYOR

    Kısaca PGT adı verilen, tüp bebek tedavilerinde embriyolarında genetik bozukluk riski taşıyan ve bu nedenle çocuk sahibi olma zorluğu çeken çiftlerde sağlıklı embriyoların bulunmasına olanak sağlayan teknikte şimdiye kadar inceleme kromozom adı verilen yapılar üzerinde uygulanıyordu. NGS yöntemi ile artık daha da detaylı bir inceleme yapılabiliyor ve embriyoya ait tüm genetik şifre incelenebiliyor. Böylece genetik tanı uygulamalarında daha kapsamlı ve doğru sonuçlar elde edilebiliyor.

    Yakın gelecekte yöntemin, kısaca aCGH olarak adlandırılan ve embriyodaki tüm kromozomların incelenebildiği genetik tarama tekniğinin yerini alacağı ve ayni anda gen düzeyinde de genetik risk taşıyan embriyoların belirlenmesine imkan sağlayacağı bekleniyor.

    DOĞRU ÇİFTLERDE UYGULANIRSA ŞANS ARTIYOR

    NGS tekniği embriyolarında genetik tarama uygulaması düşünülen çiftlerde sonuçların daha detaylı ve doğru analiz edilmesine izin veren bir teknik olduğunu belirten Fındıklı, “Bu açıdan çocuk sahibi olmak isteyen herkes için uygulanır gibi bir algı yaratmamak gerekiyor. Ayrıca teknik uygulandığında elde edilen sağlıklı embriyoların rahme tutunma oranı da mevcut uygulamalarda elde ettiğimiz şekilde yüzde 70’ler civarında. Klinik gebelik başarısı mevcut sonuçlara göre aCGH yöntemi ile benzer. Dolayısı ile teknik üzerinden biyolojinin izin verdiğinden yüksek oranlar vererek bilgilendirme yapmak doğru değil. Merkezimizde Ocak 2015 tarihinden beri embriyolarında genetik tarama yaptığımız hastalarımızda NGS yöntemi kullanmaktayız” diyerek yöntemin detaylarını anlattı.

    NGS MEVCUT UYGULAMA ŞEKLİ İLE ACGH YÖNTEMİNDEN FARKLI DEĞİL

    Dr. Fındıklı, “Yeni nesil dizileme yani NGS yöntemi getirdiği teknoloji açısından ufkumuzu ciddi olarak açıyor fakat mevcut uygulanma şekli itibariyle aCGH yönteminden farklı değil. NGS ile elde edilen genetik şifre düzeyindeki bilgiler embriyoların kromozomlarının incelenmesi için basitleştiriliyor ve aCGH sonuçları ile benzer bir sonuç sunuyor. Bununla birlikte belli bazı embriyolarda daha detaylı incelemeye olanak verdiğinden sonuçların doğruluğu artabiliyor. Kısacası klinik gebelik oranlarında belirgin bir farklılık beklemiyoruz fakat canlı doğum oranlarında bir miktar farklılık yaratabilir. Bunu da zaman gösterecek” diyerek NGS yönteminin mevcut durumunu ve çocuk sahibi olmak isteyen çiftler açısından önemini belirtti.

  • Genetik Bozuklukların Bir Çoğu Tıbbı Genetik Sayesinde Nesillere Aktarımı Önlenebiliyor

    Genetik bozuklukların bir çoğunun nesillere aktarımının ’Tıbbi Genetik’ sayesinde önlenebileceği kaydedildi.

    Konuyla ilgili bilgi veren Kanuni Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbı Genetik Uzmanı Dr. Şenol Çitli, İnsan DNA’sında meydana gelen hasar sonucu ortaya çıkan bir takım hastalıkların Tıbbi Genetik tarafından incelendiğini ve bu hastalıkların bir çoğunun Tıbbi Genetik sayesinde nesillere aktarımının önlenebileceğini söyledi. Çitli, “Neden kaşlarımızda kıl var da yanaklarımızda yok veya neden iki gözümüz var diye düşündük mü? İnsanların yaratılış şeklini incelediğimizde; böbrek fonksiyonlarından üreme sistemine, zeka düzeyinden sinirlilik, şefkat gibi duygularına kadar vücudumuzdaki her şeyin belirli bir ölçüde olduğu görülmektedir. İnsan bedenindeki bu ölçülü yaratılış belli bir programın sonucudur. Bu program yaratıcı tarafından paketlenip hücre çekirdeğinin içine yerleştirilen ve bilim dünyasında DNA olarak isimlendirilen bir yapıda saklıdır. DNA’nın paketlenmiş şekline kromozom denmektedir. İnsanlarda 46 kromozom mevcut olup (erkekler:46 XY kadınlar:46 XX) her kromozom uzun bir ip merdivenini andıran DNA molekülünden oluşmaktadır. İnsanın çekirdeği durumundaki bu DNA molekülünün insanın yapısal ve fonksiyonel her şeyini kodladığı ve çeşitli mekanizmalar ile insandaki fizyolojik dengeleri hassas biçimde yönlendirdiği bilinmektedir. Bu yapısal ve fonksiyonel mekanizmaların sağlıklı bir biçimde kodlanması insan sağlığının temelini oluşturmaktadır. İnsan DNA sında (çeşitli büyüklüklerde olabilir)meydana gelen hasar sonucu ortaya çıkan hastalıklar genetik hastalıklar bunları inceleyen bilim dalına Tıbbi Genetik denmektedir. Bu hastalıklar kromozomal hastalıklar olabileceği gibi çok daha küçük gen düzeyindeki moleküler hastalıklar da olabilir” dedi.

    “BAYAN HASTADA TESTİS DOKUSU SAPTANDI”

    Bir bayan hastada yaptıkları ayrıntılı incelemede içerisinde rahim, tüpler, yumurtalıklarının olmadığını ve testis dokusunun saptandığını belirten Çitli, “Örnek bir hasta üzerinden gidecek olursak evlilik öncesi polikliniğimize başvuran 18 yaşında bir bayan hasta adet görmeme şikayetlerinden dolayı çok defa doktora gitmiş ve başta hormonlar olarak bir çok ilaç kullanmasına rağmen fayda görmemiş. Hastadan yapılan kromozom analizi sonucu 46 XY olarak saptanmış. (bayan 46XX olmalıdır. Erkek 46XY dir.) yapılan ayrıntılı incelemede hastanın içeride rahim, tüpler, yumurtalıkların olmadığı ve testis dokusunun olduğu saptanmıştır. Fakat dış muayenesi tam bir bayandır. Hasta mutlak anlamda kısır olan kız birey olarak kabul edilip genetik danışması verildi. Tam aksine 4 aylık erkek bebek hastanın yapılan analizinde 46XX olduğu saptandı. İleri genetik araştırma sonucu KAH diye kısaltılan genetik bir hastalık tanısı erkenden konuldu. Hasta çocuk cerrahisine ve çocuk endokrin bölümüne yönlendirilerek vajinoplasti ameliyatı ve hormonal tedavilerle sağlıklı bir kız bebek olarak tedavi edildi. Genetik tanının erkenden konması ne kadar değerli olduğu anlaşılıyor. Yine sık karşılaştığımız bir kromozomal bozukluk olarak ‘dengeli translakasyon taşıyıcısı’ diye adlandırdığımız kromozomal bozukluklarda ise kişide hiçbir şey olmaz ama olası gebeliklerinde büyük ihtimalle düşük yapma veya kısırlık şeklinde karşımıza çıkabilir. Bu hastalara konulacak erken tanı düşük ve sakat ihtimalini minimize edecektir” diye konuştu.

    “AİLEVİ AKDENİZ ATEŞİ’NE BÖLGEMİZDE DAHA SIK RASTLIYORUZ”

    Bölgede karşılarına en fazla Ailevi Akdeniz Ateşi gibi hastalıkların çıktığını kaydeden Çitli, “Toplumda sık gördüğümüz, çocuklarda doğum sonrası saptanmış fiziksel bozukluklar, zeka gerilikleri, gelişme geriliği ve boy kısalığı, Down sendromu/Patau sendromu/Edwrad sendromu gibi yüzlerce hastalıktan sorumlu olan bu kromozomal durumlarla karşı karşıyayız. Polikliniğimizde en çok gördüğümüz durumlar ise Ailevi Akdeniz Ateşi, Akdeniz Anemisi, kalıtsal trombofili (pıhtılaşma bozuklukları) gibi birçok hastalık genetik geçişli olmakla beraber klinik durum ve ortaya çıkma yaşı değişkendir. Örneğin bir Akdeniz ateşi hastasına erken/doğru tanı koymak hem hastanın karın ağrısı, ateş gibi bulgularla seyreden ataklarını önlemek hem de ataklar sonucu ortaya çıkabilecek olası bir böbrek yetmezliğine tedbir almak açısından çok önemlidir. Böyle hastaların çocuklarına bu hastalığı aktarma ihtimalleri genetik danışma açısından önem arz etmektedir. Eğer hasta isterse etkilenmemiş çocuk sahibi olma imkanları genetik seçme (PGD) ile mümkündür. Bu kapsamda Trabzon ili ve çevre illerde Sağlık Bakanlığı’na bağlı olarak bulunan tek genetik polikliniği ve laboratuvarı Kanuni Eğitim Araştırma Hastanesi bünyesinde bulunmaktadır. Polikliniğimizde rutin hasta muayenesi yapılmakta ve genetik hastalıklara tanı konulmakta olup hastadan gerekli genetik analizler tetkik edilip çıkan sonuçlar güncel bilgiler doğrultusunda genetik danışma eşliğinde hastaya verilmektedir. Ayrıca genetik laboratuvarımızda hastalardan alınan kanlardan DNA izole edilmekte ve hastalığına uygun gen bölgesi en ileri teknolojik donanıma sahip genetik analiz cihazlarıyla analiz edilip mutasyonlar belirlenebilmektedir” şeklinde konuştu.

  • Göz Tembelliğinde Genetik Önemli Etken

    Medical Park Tarsus Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Yüksel Demirci, ailesinde göz tembelliği olan çocuklarda riskin daha yüksek olduğunu söyledi.

    Op. Dr. Yüksel Demirci, tüm çocukların 0-3 ay ve 2-3 yaş aralığında, herhangi bir sorun olmasa bile mutlaka bir göz doktoru tarafından muayene edilmesi gerektiğini vurguladı. Op. Dr. Demirci, “Toplumda yüzde 2-4 sıklıkla ve genellikle tek gözde göz tembelliği görülmektedir. Gözdeki problem nedeniyle retinada hayalin net oluşmaması ve gözün beyne ilettiği görsel uyaranların zayıf olması nedeniyle çocukluk yıllarında gelişebilmektedir. Ailede göz tembelliği olan bir kişi varsa bu çocuklar mümkünse daha erken yaşlarda söz konusu muayeneden detaylı olarak geçmelidirler. Ayrıca, okul çağına gelmiş çocukların okula başlamadan önce mutlaka muayene edilmeli, çünkü göz problemi olan çocukların öğrenme güçlüğü çekebileceğini unutmamalıyız. Ambliyopi tanısı için mutlaka bir göz doktoru muayenesi şarttır” dedi.

    ŞAŞILIK İLK SIRADA

    Şaşılığın en sık görülen göz tembelliği nedeni olduğunu belirten Op. Dr. Demirci, “Kayan gözden gelen görüntü, çift görmenin önlenmesi amacıyla beyin tarafından yok sayılır ve çocuk sağlam gözüyle görmeye yönlenir. Bu kayan gözün görmesinin düşmesine neden olur” diye konuştu. Tek gözün diğerine göre daha fazla miyopik, hipermetropik ya da astigmatik olmasıyla ve görme seviyesinin diğerine göre düşük olmasıyla da göz tembelliği oluştuğunu kaydeden Op. Dr. Demirci, “Bu, çocuk ve ailesi tarafından fark edilemediği için en zor tanı konan göz tembelliği nedenidir” dedi. Op. Demirci, katarakt ya da kapak düşüklüğü gibi görüntünün net odaklanmasını engelleyecek durumlarda da göz tembelliği gelişebildiğini ve bunun en ağır tür olduğunu vurguladı.

    ÖNCELİK ‘NEDENİ DEĞİŞTİRMEK’TE

    Op. Dr. Yüksel Demirci, görme tembelliğinin tedavisiyle ilgili olarak ise şunu söyledi:

    “Tedavide yapılması gereken, göz tembelliğinin nedenini düzeltmektir. Kırma kusuru tespit edilen hastaya gözlük yazılmalı. Çoğunlukla beraberinde kapama tedavisi uygulanır. Az gören gözün kullanılması için iyi gören gözde damlalar ya da görmeyi bozan lenslerin kullanımı da başka bir yöntemdir. Burada amaç çocuğun ambliyopik gözünü mutlaka kullanmasını ve fiksasyona zorlamasını sağlatmaktır. En yaygın tedavi, çocuğun güçlü olan gözünü belli sürelerle kapatılarak diğerini kullanmaya teşvik edilmesidir. Göz tembelliğine neden olan pitoz ve katarakt gibi nedenler de hemen tedavi edilmelidir. Ancak göz tembelliği, nedenin ortadan kaldırılmasıyla tedavi edilemez. Cerrahi müdahaleden sonra yine gözü kapatmak ve zayıf olan gözü kuvvetlendirmek gerekir.”

    Şaşılık bulunan gözlerde ameliyattan önce göz tembelliği tedavisi yapılması gerektiğini de belirten Op. Dr. Yüksel Demirci, “Burada en önemli etken çocuk ve ailenin tedaviye uyumluluğudur. Ailenin çocuğa destek olup tedaviyi kararlılıkla yürütmesi gerekir. Unutmayın göz tembelliği tedavisi belli yaşa kadar etkindir” dedi.

    Neurovision tedavisini de anlatan Op. Dr. Demirci, “Neuorvision ile göz tembelliği tedavisi bilgisayar sistemine yüklenen bir program sayesinde, doktor kontrolünde yapılmaktadır. Göz yapısı uygun bulunan 9-55 yaş arasındaki kişilere uygulanan bu tedavide, görmede artış sağlanması hedeflenmektedir” diye konuştu.

    GÖZ TEMBELLİĞİ NASIL FARK EDİLİR?

    Göz tembelliğinin fark edilmesi kolay değildir. Göz tembelliği olan çocukta iyi gören göz baskın olduğu için çocuğun kendisi tek gözün az gördüğünün farkında olmayabilirler. Ailenin de çocuğun gözünde şaşılık, kapak düşüklüğü, ilerlemiş katarakt gibi anormal bir durum olmadığı sürece bunu fark etmesi oldukça zordur. Bu da tanının geç konmasına neden olmaktadır. Bu yüzden göz doktorlarının muayenesi şarttır. Tanı iki göz arasında görme farkının bulunmasıyla konur. Bebeklerde görme keskinliğinin tespiti zor olduğu için gözlerden biri kapatılarak renkli veya ışıklı objeleri takibine verdiği reaksiyonlar kontrol edilir, sağlam göz kapatıldığında bebek rahatsız olur. Bu nedenle çocukluk çağında rutin göz muayenesi son derece önemlidir.

  • Meme Kanseri Tanısında Genetik Test Devri

    Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serdar Saydam, genetik geçişli olmayan ve toplumda yaygın olarak görülen meme kanseri tipini genetik taramayla tespit etmeye yönelik bilimsel çalışmalarda önemli mesafe kat edildiğini belirtti.

    Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serdar Saydam, Antalya’da gerçekleştirilen 13. Ulusal Meme Hastalıkları Kongresi’nde gündeme gelen kanser tedavisindeki son gelişmeler hakkında bilgi verdi. Kongrede gündeme gelen en önemli konulardan birinin, ‘meme kanseri tanısında genetik çalışmalar’ olduğunu anlatan Dr. Saydam, “Bilim dünyası bu konuda önemli bir mesafe kat etti. Genetik geçişli kanserler, tüm meme kanserlerinin yüzde 8-10’u kapsıyor. Geriye kalan yüzde 90’lık kesimi sporadik dediğimiz kanser tipi oluşturuyor. Bu tip kanserlerde ailede hiç meme kanseri öyküsü yok iken; bir anda meme kanseri gelişiyor. Bu grupta yer alan kanserleri tüm kadınların yüzde 8-10’nunda ortaya çıkıyor. Ancak bu kanserin nedenini bilemediğimiz için kadınların hepsini taramaya (mamografi) gönderiyoruz. Sporadik kanserin de kimlerde görülebileceği konusunda genetik çalışmalar var. Bu kansere yol açtığı belirlenen genler bulunmaya başladı. Yani gelecekte genetik geçişli kanserlerin dışında kalan gruba, bazı gen analizleri yapılıp sonucuna göre, ‘Sen mamografi yaptır, sen risk grubunda değilsin yaptırma’ denilebileceğini düşünüyoruz” dedi.

    100 KADINDAN DOKSANINDA TARAMAYA GEREK KALMAYACAK

    Meme kanserlerinin çoğunluğunda ailede hiçbir kanser öyküsü olmadığına dikkat çeken Dr. Saydam, genetik tanı çalışmalarının gelişmesiyle tarama programlarının daha çok hedefe yönelik ve daha az kadını kapsayacak şekilde yapılacağını belirtti. Şu an 40 yaşın üzerindeki tüm kadınlara yılda bir mamografi çekildiğini anlatan Dr. Saydam, “Toplumdaki 100 kadından 10’unda meme kanseri gelişiyor. Ama biz 100 kadının hepsine de belirli bir yaştan mamografi çekiliyor. Şimdi kanser gelişecek 10 kadını ayırt etmek için genetik test çalışmaları yapılmaya başlandı. Kanserden sorumlu genler bulunmaya çalışılıyor. Bu çalışmalar sonuçlandığında 10 kişinin genetik olarak kansere yatkın olduğu saptanacak. Böylelikle 100 kişiden 90 kişinin taramadan geçmesine gerek kalmayacak” diye konuştu.

    Kemoterapinin verilip verilmeyeceği konusunda bilgi veren genetik testlerin de çok geliştiğini belirten Dr. Saydam, meme kanserinde hedefe yönelik verilecek ilaçlarla ilgili de genetik çalışmaların ilerlediğini söyledi. Dr. Saydam, şunları söyledi:

    “Gelecekte genetik testler sayesinde her hasta bireysel olarak değerlendirilecek. Ve her hastaya ayrı bir tedavi uygulanacağını düşünüyoruz.Kadınlık hormonları pozitif olan hastalara ve kanser koltuk altına sıçramamış hastalarda kemoterapi uygulanıp uygulanamayacağı konusunda genetik analizler yapılabiliniyor. Bu testler artık yurt dışında rutin olarak uygulanıyor.”