Etiket: Genetik

  • Genetik Uzmanı Prof. Dr. Bağış: “Genetiğimiz mizacımıza etki ediyor”

    Adıyaman Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Genetik Anabilim Dalı Başkanı Üreme Genetiği Uzmanı ve Tıbbi Genetik Danışmanı Prof. Dr. Haydar Bağış, genetiğin insan mizacına etkisi olduğunu kaydetti.

    Bilim adamlarının mizacın yüzde 20 ila 60’ının genetiğimiz tarafından belirlendiğini yönünde kanısının olduğunu belirten Adıyaman Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Genetik Anabilim Dalı Başkanı Üreme Genetiği Uzmanı ve Tıbbi Genetik Danışmanı Prof. Dr. Haydar Bağış, mizaç, karakter ve kişilik ile ilgili bilgiler paylaştı.

    Prof. Dr. Haydar Bağış, “Mizaç (huy, temperament) doğuştan gelen ve yaşam boyu değişmeyen, kendine özgü algı, arayış, motivasyon ve potansiyelleri bulunan yapısal bir çekirdektir. Kişilerin yaşamdaki temel ihtiyaç, beklenti ve bakış açılarını belirler.

    Karakter, mizaç özelliklerinin kararlılık, belirginlik ve süreklilik göstermesiyle meydana gelir. Örneğin, mizacında sakin olma özelliği bulunan birinin, birçok durumda belirgin ve sürekli bir biçimde sakin davranışlar sergilemesi ve çevresindekiler tarafından ‘sakin biri’ olarak tanımlanması, artık onun karakterine dair bir özelliktir.

    Mizaç yapısının, cinsiyet, zeka ve biyolojik etkenler gibi büyük oranda değişmeyen şartlar ve yaşadığı çevre, kültür, aile, aldığı eğitim, yaşanılan olaylar gibi kısmi olarak değişebilir şartların etkileşmesiyle kişilik meydana gelir. Mizaç kişiliğin yapısal zeminidir. Mizaç bir tohum, karakter ağacın kalın dalları ise, kişilik de ağacın tamamıdır diyebiliriz” dedi.

    Bağış, “Bilim insanları çoğu uzman, mizacın genetik ve biyolojik bir temele sahip olduğu konusunda hemfikirdir. Ancak çevresel faktörler ve olgunlaşma, bir çocuğun kişiliğinin ifade biçimlerini değiştirmektedir. Bir aile içindeki benzer mizaçlar, paylaşılan genetiğe ve bireyin yetiştirildiği çevreye atfedilebilir. Aynı yumurta ikizlerin (MZ) (DNA’sının yüzde 100’ünü paylaşan) ve ikiz olmayan kardeşlerinin (DZ) (DNA’larının yaklaşık yüzde 50’sini paylaşan) çalışmaları, genetiğin büyük bir rol oynadığını göstermektedir. Tek yumurta ikizleri, diğer kardeşleriyle karşılaştırıldığında tipik olarak çok benzer mizaçlara sahiptir. Ayrı hanelerde birbirinden ayrı olan ikizler bile bu özellikleri paylaşırlar.

    Bilim adamları, mizacın yüzde 20 ila 60’ının genlerimiz tarafından belirlendiğini tahmin ediyor. Bununla birlikte mizaç, net bir kalıtım paternine sahip değildir ve spesifik mizaç özelliklerine sahip spesifik genler yoktur. Bunun yerine, çoğu (belki de binlerce) ortak gen varyasyonları (polimorfizmler) mizacın bireysel özelliklerini etkilemek için birleşir. DNA sekanslarını değiştirmeyen diğer DNA modifikasyonları ( epigenetik değişiklikler ) muhtemelen mizaca katkıda bulunur. Son zamanlarda yapılan büyük kohort çalışmalarında mizaçta rol oynayan birkaç gen tespit edilmiş. Bu genlerin çoğu, beyindeki hücreler arasındaki iletişimde yer alır. Bazı gen varyasyonları mizaçla ilgili belirli özelliklere katkıda bulunabilir. Çevresel faktörler ayrıca gen aktivitesini etkileyerek mizaçta da rol oynar. Olumsuz bir ortamda (çocuk istismarı ve şiddet gibi) yetiştirilen çocuklarda, dürtüsel mizaç özellikleri riskini artıran genler (aktive) açılabilir. Ancak, pozitif bir ortamda yetişen bir çocuk (örneğin, güvenli ve sevgi dolu bir ev), kısmen farklı bir gen kümesinin aktive olması nedeniyle daha sakin bir mizaca sahip olabilir. Mizaç, ruhsal bir bozukluğun gelişmesi için bir eğilim olabilir, ancak bozukluklar için kabul edilebilir bir belirteç olarak ele alınmamalıdır” ifadelerini kullandı.

  • Akciğer kanserinde nefesten genetik analiz

    Ege Üniversitesi (EÜ) liderliğinde bir araya gelen bilim insanları akciğer kanserinin teşhisini soluk havası yoluyla yapabilecek önemli bir projeye imza attı. Akciğer kanserli hastalarda soluk havasında genetik analizlerinin yapılabilirliğini ortaya koyan çalışma Türkiye’de ilk, dünyada ise üçüncü proje oldu. Soluk havasının genetik analizlerde başarılı bir şekilde kullanabileceğini gösteren projenin ürüne dönüşmesi ile soluk havası sıvı hale getirilerek akciğer kanseri teşhis edilebilecek.

    Ege Üniversitesi liderliğinde 5 ülke, 9 üniversite ve 14 fakülteden 28 araştırmacı bir araya gelerek akciğer kanserinin nefes yoluyla teşhisini sağlayacak projeye imza attı. TÜBİTAK 1003 proje destek programı kapsamında devam eden ve ilk aşaması başarı ile tamamlanan proje ile Türkiye’ye akciğer kanserinin teşhisinde yeni bir yöntem kazandırılacak. Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, projede görev alan araştırmacılarla EÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimliğinde düzenlenen toplantıda bir araya geldi. Ege Üniversitesinin liderliğinde yine bir ilke imza atıldığını belirten Rektör Prof. Dr. Budak, ‘‘Bu projede görev alan multi-disipliner araştırma ekibi içerisinde kimya, genetik, biyokimya ve matematik bilim dallarından ve diğer üniversitelerden araştırıcılarımız soluk havasından DNA parçacıklarını izole eden bir yöntem geliştirdiler. Ülkemizde bir ilke imza attılar. Bu yöntemin akciğer kanseri teşhis ve tedavisinde çığır açacağını düşünüyoruz. Akademisyenlerimizi bu başarılarından dolayı tebrik ediyorum. Ege Üniversitesinin bu alandaki başarı hikayeleri durmaksızın devam edecektir. Projede görev alan tüm akademisyenlerimize teşekkür ediyorum. Yürüttüğümüz projeler ile ülkemizde ve uluslararası arenada daha iyi yerlere geleceğimize inanıyorum” diye konuştu.

    Disiplinler arası örnek çalışmaya imza atıldı

    Akciğer kanserinde en uygun tedavi seçeneğinin belirlenebilmesi için, hastalığın gerçek zamanlı moleküler yapısının ortaya konmasının önemine değinen Proje Sorumlusu EÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tuncay Göksel, “Proje kapsamında Türkiye’de ilk defa sürdürdüğümüz çalışmalar ile akciğer kanserinin tanı ve izlenimde soluk havasını sıvı hale getirip genetik analizlerini yaptık. Dünyada bu konuda İsrail ve Finlandiya’dan bilim insanları çok aktif çalışma yürütüyorlar, Bizler de ülkemizde bu konuyu ilk defa başarılı bir şekilde ortaya koymuş olduk’’ dedi.

    Projede temel, uygulamalı ve tıp bilim dallarından bilim insanlarının görev aldığını vurgulayan Prof. Dr. Göksel, ‘‘Bu proje farklı disiplinlerin bir arada yürüttükleri ender projelerden biri. TÜBİTAK da projemizi çok destekledi ve 1 milyon 800 bin TL destek verdi. Bu kapsamda 28 araştırmacı ortak olarak çalıştık. Projemizin tamamlanmasıyla özellikle akciğer kanserinin izleminde soluk havası analizi ile elde edilen veriler ışığında, hastanın eş zamanlı genetik haritasını çıkarıyor olacağız. Bu harita ile tedaviyi yönetebileceğiz. Projenin en büyük etkisi bu olacak. Dokudan ve kandan bu analizi yapabiliyoruz. Ama soluk havasından bu analizi yapmak ülkemiz için bir ilk olacak” ifadelerini kullandı.

    Soluk havası ile analiz hem hızlı ve ucuz

    Projenin sağlayacağı diğer avantajlar konusunda da bilgi veren Prof. Dr. Göksel, şöyle konuştu:

    “Bu yöntem ile sonuçlar daha hızlı çıkacak. Çünkü hastadan soluk havası alma işlemi 10 dakika sürüyor. Biyopsi yapmadığımız için maliyet de düşecek. Biyopsi yapmanın ciddi maliyeti var. Soluk havası almanın ise bir maliyeti yok. Cerrahi biyopsilerde özellikle hayati riskler de yaratıyor. O nedenle böyle risksiz, kolay ve ucuz bir materyal ile çalışabilmek büyük bir avantaj sağlayacak. Bunu sürekli yapabileceğiz. Yani tedaviden sonra da yapabileceğiz. Akciğer kanserinin tanı ve takibindeki genetik analizlerde soluk havası kullanımı oldukça umut vaat ediyor. Muhtemelen önümüzdeki yıllarda bu analizi hastanemizde rutin olarak uygulanabilir hale getireceğiz.”

    Kalkınma Bakanlığına başvuruda bulunuldu

    TÜBİTAK 1003 başlığında yürütülen projede ön çalışma sonuçlarını değerlendiren bilim insanları DNA analizinde soluk havasının kan ve doku örnekleri ile oldukça yüksek benzerlik gösterdiğini belirledi. Projenin kapsamını geliştirmek için Kalkınma Bakanlığına başvuruda bulunuldu. Projede görev alan bilim insanları ise şöyle:

    Prof. Dr. Tuncay Göksel, Doç. Dr. Levent Pelit, Prof. Dr. Cumhur Gündüz, Prof. Dr. Erdem Göker, Doç. Dr. Özlem Göksel, Prof. Dr. Ufuk Yılmaz, Prof. Dr. Ali Veral, Prof. Dr. Türkan Yiğitbaşı, Doç. Dr. Füsun Pelit, Prof. Dr. F. Nil Ertaş, Prof. Dr. Hasan Ertaş, Doç.Dr. Emin Karaca, Doç. Dr. Asude Durmaz, Doç. Dr. Ayça Aykut, Ar. Gör. Aslı Tetik Vardalı, Doç. Dr. Femin Yalçın, Doç. Dr. Arif Gürsoy, Doç. Dr. Burak Ordin. Prof. Dr. İlhan Öztop, Prof. Dr. Oğuz Kılınç.

    Proje Danışmanları ise şu şekilde:

    Prof. Dr. Lygıa Therese Budnik (Almanya), Prof. Dr. Nir Pelled (İsrail), Dr. Baback Gharizadeh (ABD), Prof. Dr. Patrick Pauwels (Belçika), Prof. Dr. Yasemin Baskın, Prof. Dr. Durmuş Özdemir, Prof. Dr. Hülya Ellidokuz, Prof. Dr. M. Özgür Çoğulu.

  • Göz altı morluğunu en zoru genetik oluşandır

    Uzman Estetisyen Neslim Güngen, sihirli iğneler ile göz altı ve göz üstü morlukların tedavi edilebileceğini söyledi.

    Profesyonel Kalıcı Makyaj Uzmanı ve Uzman Estetisyen Neslim Güngen, “Neslim Güngen güzellik olarak Brezilya’dan ülkemize getirdiğimiz ve büyük bir gurur ile sunduğumuz göz altı/göz üstü morluk giderici işlemdir. Gözaltı veya göz üstünde oluşan koyu renk görünümlü halkaları yok denecek kadar azaltabilen tek yöntem olup 10ila 14 yıl arası kalıcılık süresi ile de hepimizi cezbeden mikro kanallı bir manuel cihaz ve cilt tipine göre seçilmiş pigmentler ile yapılan uygulamadır. Gözaltı morlukları en çok karşımıza çıkan cilt problemlerindendir. Özellikle kadınlar olmak üzere erkeklerinde rahatsızlık duyduğu bu koyu halkaların tabi ki sebepleri var” dedi.

    En zor olan morluk çeşidinin genetik faktörlerden oluşanlar olduğunu ifade eden Güngen, “Bunun yanı sıra çevresel nedenlerden ötürü de oluşum gerçekleşebiliyor. Alerjik rahatsızlıklar, sağlıksız beslenme, aşırı tuz tüketimi, alkol ve sigara kullanımı gibi sebeplere dayalı morluklar da oldukça yoğun gözlemlenmektedir. Tüm bu sebepler dolayısı ile sorun yaşayan herkese uygulanabilen sihirli iğneler/secret magic uzun müddet kalıcı olması ile yüzleri güldürüyor. Uygulamamız ağrı-acı hissetmeksizin tamamen ihtiyaca bağlı 4 seans kadar uygulanabiliyor. İşlem esnasında enjeksiyon, kanama, kabuklanma durumu olmadığı için görsel rahatsızlık uyandırıcı bir durum söz konusu olmuyor. Bu konfor dolayısı ile de tercih sebebi oluyor” diye konuştu.

    İlk 3 gün hafif bir ödem dolayısı ile şişlik olabildiğini kaydeden Güngen, “Mikro kanallı bir cihaz ile cilt tipine uygun tüm onayları alınmış anti alerjenik pigmentlerle birkaç saatte işleminizi tamamlıyoruz. Hiçbir ekstra bakım gerektirmeyen bu uygulama size Neslim Güngen güvencesi ile sunuluyor” şeklinde konuştu.

  • Takıntı hastalığı genetik olabiliyor

    Psikiyatri Uzmanı Dr. Mustafa Güveli, takıntı hastalığının genetik olabileceğini söyledi.

    Derin Psikiyatri’den Psikiyatri Uzmanı Dr. Mustafa Güveli, “Kişinin zihninden atamadığı, istenmeyen, sıkıntı doğuran, yabancı aynı zamanda aşırı tekrarlayıcı, mantık ve düşünme ile silinemeyen devamlı düşüncelere obsesyon adı verilir. Obsesyonlar (vesvese) istenmeden gelir ve kişinin zihnine yabancıdır. Ancak kişi bu düşünceleri kendi zihninin ürünleriymiş gibi değerlendirip sıkıntı duyabilir. Kompulsiyon ise yineleyici davranışlar (el yıkama, sıraya koyma, kontrol etme gibi) ya da zihinsel eylemlerdir (dua etme ya da sayma, sözcükleri sessiz bir şekilde tekrarlama gibi) Kompulsiyonların amacı obsesif düşüncelerin ortaya çıkardığı sıkıntıyı kaldırmaktır” dedi.

    Obsesif kompulsif bozuklukta zamanın boşa harcanmasına sebep olacak derecede ağır olan (yani günde 1 saatten fazla zaman alan) ya da günlük işlevsellikte bozulmaya sebep olan tekrarlayıcı obsesyon ya da kompulsiyonların varlığından söz edilebileceğini anlatan Psikiyatri Uzmanı Dr. Mustafa Güveli, “Hastalık genellikle ergenlik döneminde başlarsa da çok erken ya da çok geç başlangıçlı olanlarda vardır. Erkeklerde ortalama olarak 6-15 yaşlarında başlayan hastalık, kadınlarda biraz daha geç başlamaktadır (20-29 yaşlarında). Hastalık genellikle yavaş yavaş şiddetini artırarak seyreder. Birdenbire başlayan vakalar da vardır. Bu seyir içerisinde belirtilerin alevlendiği ve aşırı sıkıntı verdiği dönemler olabilir. Stresle belirtilerin alevlendiği görülmektedir. Bu kişilerin yüzde 15’inde yaşanan belirtiler toplumsal mesleki işlevselliği bozacak boyuta ulaşabilir. Yine hastaların bir kısmında belirtilerin hiç olmadığı iyileşme dönemleri de bulunabilir. Birinci derecede akrabalarında bu tür bozukluk bulunanlarda hastalık görülme oranı daha sıktır. Tek yumurta ikizlerinde bu durum ispatlanmıştır. Ancak aynı sosyal yapı, aynı ortamı paylaşma zaman içerisinde davranışların ve düşünce kalıplarının paylaşılması da bu durumda etkendir. Genetik yatkınlığın payı da vardır” diye konuştu.

    Psikiyatri Uzmanı Dr. Mustafa Güveli, obsesif kompulsif bozukluğun başka psikiyatrik rahatsızlıklarla birlikte görülebildiğini kaydederek, “En sık major depresyon bu durum karşımıza çıkmaktadır. Diğer sıkıntı ile giden hastalılara da rastlanılabilir. Bunlar Yaygın anksiyete (sıkıntı) bozukluğu, panik bozukluk, madde bağımlılığı olabilir. Bu rahatsızlık tüm ruhsal rahatsızlıklar gibi mutlaka tedavi edilmesi gereken rahatsızlıktır. Asla göz ardı edilmemeli ve mutlaka uzmana danışılmalıdır” şeklinde konuştu.

  • 6. Çocuk Genetik Hastalıkları Sempozyumu düzenlendi

    SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı ev sahipliğinde Çocuk Genetik Hastalıkları Derneği’nin bilimsel katkıları ile birinci basamak hekimlere ve çocuk hekimlerine yönelik “6. Çocuk Genetik Hastalıkları Sempozyumu” düzenlendi.

    SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Toplantı Salonu’nda gerçekleşen ve sunuculuğunu SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi dördüncü sınıf öğrencisi Cansu Türkmen’in yaptığı sempozyumun açılışında konuşan Rektör Prof. Dr. Güner Dağlı, “Üniversitelerin birinci görevi öğrenci yetiştirmek ve öğrenciye o bilgiyi nasıl kullanacağını öğretmek olduğu kadar, aynı zamanda çatısı altında bilgi de üretmektir” dedi.

    Prof. Dr. Dağlı, üniversitelerin önemli olan bir başka görevinin ise bölgesindeki bilim insanlarıyla bu bilgileri paylaşmak olduğunu ve SANKO Üniversitesi olarak bu bilgilerin dağıtımına yardımcı olmaya ve aracılık etmeye çalıştıklarını söyledi.

    Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde akraba evliliklerinin fazla olduğunu anımsatan Prof. Dr. Dağlı, şöyle devam etti:

    “Genetik yapı yıllar içinde çok fazla değişikliğe uğrasa da pek çok genetik hastalıkların hem tanısındaki değişikliklerden, hem sosyo-ekonomik koşullardan dolayı maalesef tanıda gecikmeler yaşanabilmekte. Bu nedenle de genetik hastalıklar üzerine bu bölgede durulması ve hassasiyetle çalışılması gereken bir konu. Genetik hastalıkların ilerleyen yaşlarda tanısının konmasıyla maalesef zaman kaybı çok fazla olmakta, tedavi şansı azalmakta. Erken dönemde tanı konmasıyla pek çok genetik hastalığa müdahale etmek mümkün. İşte bugün bunları tartışacağız. Üniversite olarak biz de bu konuda gereken çalışmaları başlattık. Kalkınma Bakanlığımıza güzel bir proje sunduk. Bakanlığımızdan çok büyük bir destek bekliyoruz. Eğer bunu alabilirsek yeni kampüsümüzde çok daha güzel ve bölgesel genetik tanı laboratuvarı oluşturabileceğimizi tahmin ediyorum.”

    Prof. Dr. Salih Murat Akkın

    SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Salih Murat Akkın ise “Fakültemiz 5. yılında. 4 yıl önce tıp yolunda mezuniyet öncesi eğitim yolculuğuna başladı. İlk yıldan beri tıp fakültesi çerçevesinde de bilimsel etkinlikleri gerçekleştirmek üzere önemli çalışmalar yaptık ve yıllar geçtikçe bu arttı” diye konuştu. Bugünkü toplantının, bu ay içerisinde düzenledikleri 4 önemli bilimsel kongreden birisi olduğunu, ancak birkaç yönüyle çok farklı özellik ve önem taşıdığını anlatan Prof. Dr. Akkın, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Birincisi, toplantının konusu bölgeye de özgü önemli sağlık sorunları grubu içinde yer alıyor. İkincisi, mezuniyet sonrası eğitim çerçevesinde özellikle birinci basamak hekimlerine yönelik çok önemli bir eğitim programı. Bir diğer önemli unsur da, bu sempozyumda öğrencilerimizin stajyer doktor kimliğiyle de aramızda bulunmasıdır. Bilimsel açıdan yararlı verimli bir sempozyum olmasını diliyorum.”

    Prof. Dr. Ergül Tunçbilek

    Çocuk Genetik Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Ergül Tunçbilek de Birinci Basamak Hekimleri için Çocuk Genetik Hastalıkları Sempozyumu’nun altıncısını Gaziantep’te yaptıklarına dikkat çekti. Toplantıların amacının özellikle birinci basamakta çalışan hekimler ile çocuk hekimlerine hem bu konudaki önemli bazı temel konuları hatırlatmak, hem de genetik teknolojideki son gelişmelerin ışığında, hangi seviyedeki genetik bozukluklar tanımlanabiliyor, bu hastalıkları doğumdan önce ve sonra tanımlayabilmek için hangi laboratuvar testlerinin kullanılması gerektiği sorularına yanıt vermeye çalışmak olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Tunçbilek, “Genetik hastalıkların tanımlanması çok önemli. Çünkü bu hastalıklardan korunmak ve tekrarlanmasını önlemek için, önce akla getirmek sonra da uygun teknolojiyi kullanmak çok önemlidir” ifadelerine yer verdi.

    “İl Sağlık Müdürlüğü’nün de katılımları ile yapılan bu toplantılarda varsa o ile özgü genetik hastalıklar tartışıldığı gibi özel bazı genetik hastalıklar da gözden geçirilmektedir” diyen Prof. Dr. Tunçbilek, şu bilgileri paylaştı:

    “Bu toplantımızda da ’Ailevi Akdeniz Ateşi’ ve ’Kistik Fibrosis’ konuları iki ayrı oturumda tartışılacaktır. Akraba evliliğinin görülme sıklığının arttırdığı bu hastalıklar tartışılırken şüphesiz bölgenin önemli bir sorunu olan akraba evliliklerinin riskleri de ele alınacaktır. Çocuk Genetik Hastalıkları Derneği ve SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nın birlikte gerçekleştirecekleri toplantımızda, katılan hekim arkadaşlarımızın soru ve yorumları ile canlı bir tartışma ortamı yakalayacağımızı ve diğer toplantılarda olduğu gibi olumlu görüşler alacağımızı düşünüyorum.”

    Prof. Dr. Fadıl Vardar

    SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fadıl Vardar ise konuşmasına SANKO Üniversitesi’nin bilimsel aktivitelerle eğitime desteklerine katkıda bulunmasından duyduğu mutluluğu dile getirerek başladı. “Bölgemizde sık karşılaşılan bazı önemli çocuk hastalıklarında görülen problemlere klinik değerlendirme ve çözümünde genetik açıdan yaklaşımda büyük zorluklarla karşılaşmaktayız” diyen Prof. Dr. Vardar, özetle şunları kaydetti:

    “Genetik hastalıkların büyük bir bölümü çocukluk çağında karşımıza çıkmaktadır. Hatta tüm hastalıkların, buna enfeksiyon hastalıkları da dahil, hepsinin genetik yatkınlığının olduğu söylenebilir. Bilişim ve biyomedikal gelişmelerin hızla ilerlediği günümüzde, tüm bilim dallarının multidisipliner çalışma içinde olması gerekir. “Bu bağlamda, hastalarımızda klinik genetik yaklaşımlarımıza ışık tutacak hocalarımızın bilgi ve deneyimlerinden yararlanma şansına sahip oluyoruz. Konuşmacıların değerli sunumları ile çocuk genetik hastalıkları başta olmak üzere, pediatrinin diğer bilim dalları, birinci basamak sağlık hizmeti veren tüm hekimlerin ve öğrencilerimizin de izleyerek faydalanacakları bilimsel bir şölen şeklinde geçmesini dilerim.”

    Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Serdar Tolay, İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Serdar Sarıfakı, SANKO Üniversitesi Genel Sekreteri Dr. Yusuf Ziya Yıldırım, Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. Mehmet Emin İnce ve Başkan Yardımcısı Uzm. Dr. Burcu Gürsoy ile çok sayıda akademisyen, hekim ve öğrenci katıldığı sempozyumun açılış konuşmalarının ardından bilimsel kısmına geçildi.