Etiket: Genelkurmay

  • ABD Büyükelçisi Bass, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Akar’ı Ziyaret Etti

    ABD Büyükelçisi John R. Bass, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ı ziyaret etti.

    Genelkurmay Başkanlığından yapılan açıklamada, “ABD Ankara Büyükelçisi John R. Bass, 4 Kasım 2015 Çarşamba günü saat 11.30’da Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ı ziyaret etmiştir” denildi.

  • Eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral İlker Başbuğ:

    Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, TSK’ya ait Kozmik Odanın açılmasına ilişkin, “Bu olay asker üzerinde psikolojik açıdan bir etki yarattı. Ancak o gün, o kararı vermeseydik tüm faili meçhul cinayetler TSK’nın üzerinde kalacaktı” dedi.

    Antalya Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (ANSİAD) 15. olağan toplantısında Türkiye’nin 26. Genelkurmay Başkanı, Emekli Orgeneral İlker Başbuğ “Atatürk ve Ortadoğu Politikası” konulu bir sunum yaptı.

    ANSİAD Başkanı Ali Eroğlu’nun oturum başkanlığını yaptığı toplantının açılışında yeni üyeler Güneş Budak, Sarper Dermut ve Necmi Alpagot’a üyelik beratlarını eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ verdi, rozetlerini de Ali Eroğlu taktı. Eroğlu, emekli Orgeneral Başbuğ’un 2008-2011 yılları arasında Genelkurmay Başkanlığı görevinde bulunduğunu belirterek, 2012 yılında ‘İnternet Andıcı’ davasında tanık olarak dinlenirken, terör örgütü kurmakla suçlanıp 26 ay süren bir tutukluluk yaşadığını ve sonunda berat ettiğini hatırlattı.

    “ATATÜRK HALA BİZE IŞIK TUTUYOR”

    Cumhuriyet Bayramı Haftası’na girilen şu günlerde önemli bir dönemeçte seçimlere gidildiğini hatırlatan Başbuğ, “Bugün sizlere Atatürk’ün Ortadoğu politikasını anlatmak istiyorum. Ortadoğu gerçekten çok derin bir konu. Başı belli, dibi belli olmayan bir kuyu. Şu anda da Türk siyasetinin temel ve güncel konusu” dedi.

    Hangi konuya baksanız karşınıza Atatürk’ün çıktığını dile getiren Başbuğ, “Bazıları bu duruma kızıyor ama, O’nun yıllar önce söyledikleri hala bize ışık tutuyor, hala yol gösteriyor. Çünkü O; akıl ve bilim hangi istikameti gösteriyorsa, o istikamete yürüdü. Bunun tersini yapanlar bir gün duvara vururlar. Bu Atatürk’ün birinci özelliğidir. İkinci niteliği Atatürk’ün yaşamı boyunca sıkı sıkıya bağlı kaldığı bir özelliğidir. Bana sorarsanız; ‘Atatürk niçin ölümsüzdür?’ diye. O’nun temel prensiplere bağlı oluşu yüzünden derim. İlkelidir, prensiplerine bağlıdır. Bunun karşıtlarına da popülist diyoruz” diye konuştu.

    “HAYALCİ SİYASETÇİLER ÜLKELERİNİ FELAKETE SÜRÜKLER”

    Siyasette popülizmin yeri olmadığını tam tersi prensip sahibi olmanın önemini dile getiren Başbuğ, Atatürk’ün üçüncü önemli özelliğinin gerçekçilik olduğunu anlattı. 21. yüzyılda gerçekçiliğin önemli savunucularından birinin de Henry Kissinger olduğunu, daha öncesinde Otto Von Bismarck’ın gerçekçilik akımını başlattığını belirten Başbuğ, “Gerçekçiliğin karşıtı Ütopyadır, hayalciliktir, hayaller peşinde koşmaktır. Siyasette böyle olursa ülkenizi felaketlere sürüklersiniz. Tarihte bu türlerin çok örneği var. İşte Enver Paşa. Ülkesini seviyor ama ulaşılamayacak hayalleri yüzünden sonu felaket oldu. Devlet yönetiminde gerçekçilikten ayrılmamalıyız. Hayalleri gerçek hayata sokamazsınız. Kurallar günün şartlarına göre değişebilir ama, prensipler kutsaldır” ifadelerini kullandı.

    ATATÜRK VE MİLLİ SİYASET

    Atatürk’ün milli sınırlar içinde milli siyasetten söz ettiğini hatırlatan İlker Başbuğ, “Atatürk der ki; ‘Her şeyden önce milli sınırlar içinde, kendi gücünüze dayanarak varlığınızı koruyabilirsiniz. Başkalarının gücüne güvenirseniz sonunuz pek de iyi olmaz. Siyaset yalnızca güvenlikle olmaz. O topraklar üzerinde yaşayan insanımızın refah seviyesini yükseltmek de lazım. Milli siyaseti uygulayabilmek için yurt içinin sağlam olması lazım. İçeride problem varsa, dış siyasetiniz kolay olmaz. İç istikrar, iç huzur olmazsa dışarıda başarı olmaz” şeklinde konuştu. Başbuğ şöyle devam etti:

    “Ülkenin milli menfaatleri vardır, hedefleri vardır. Bunlar yoksa devlet boşlukta kalır. Hedeflerimizle, milli gücümüz dengeli olmalı. Milli güç sadece asker demek değildir. Ekonomi var. Ülkede ekonomi zayıfsa Silahlı Kuvvetlerin güçlü olması mümkün mü? Bu konuda Kurtuluş Savaşı’nı örnek almamak lazım. Çok farklı bir dönem, fedakar bir ulus var. Güçlü bir lider var. Bu millet kendi içinden bir ordu çıkarmış. Milletlere bakın, çöküş nedenlerini araştırın. Sadece sosyal olaylar değil, milletleri çöküşe götüren ekonomik zafiyettir. Şüphesiz siyasi güç de önemli. Hedeflerle güçler dengeli olmazsa ülke felakete sürüklenebilir.”

    “DIŞ POLİTİKADA GÜÇ DENGESİ ÖNEMLİ”

    Dış politika belirlenirken komşu ve büyük devletler arasında güç dengesinin belirleyici olduğunu söyleyen Başbuğ, 19. yüzyılda İngiltere’nin, 20 ve 21. yüzyıllarda ABD’nin Ortadoğu’ya hakim güçlü devletler olduğunu ifade ederek şöyle devam etti:

    “Güçlü devletlerin hakim olduğu bu tür bölgelerde siz de kendi gücünüzle varlığınızı yürütebilmeniz biraz da yeni devletlerin kurulmamasına bağlı. Ortadoğu tarihinde üç dönem var. Birincisi Osmanlı dönemi; 1. Dünya savaşına kadar Osmanlı İstanbul’dan gönderdiği asker ve valilerle Ortadoğu’yu yönetti. Rakip olabilecek bir tek İran vardı, ancak Osmanlı padişahında Halife gücü ağır bastı. Ortadoğu 1. Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere’nin hakimiyetine geçti. İngiltere, Ortadoğu’ya deniz gücü ile hakim oldu. Süper devlet olmak için deniz gücü şart. Osmanlı Akdeniz’e hakim oldu, ama Akdeniz’den çıkamadı. 1. Dünya Savaşı’nın sonunda bölgede yeni devletler kuruldu. Şu anda Ortadoğu’yu kontrol eden hakim güç ABD. Hürmüz Boğazından Çin ve Japonların kullandığı petrolün denetimi de ABD’nin elinde. ABD’nin istediği bir başka şey de İsrail’i tehdit edecek yeni bir askeri gücün oluşmaması. Bu nedenle ABD için İsrail’den sonra İran, daha sonra iç sorunları olan Türkiye önemli.”

    “IRAK’DA YENİ BİR KÜRT DEVLETİ KURULMASI İRAN VE TÜRKİYE’NİN ONAYINA BAĞLI”

    Mısır başta olmak üzere son dönemde Arap ülkelerinde meydana gelen olayları değerlendiren ve Suriye konusunda ABD ve diğer güçlerin durumu iyi tahlil edemediğini anlatan eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral İlker Başbuğ, “Atatürk Irak’da bağımsız bir Kürt devleti kurulursa bu bizim Kürt kökenli vatandaşlarımızı etkiler’ demişti. Üzülerek söylüyorum, 1. Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk kez bir Kürt devletinin kurulması konusunda tepe noktasındayız. Bu süreyi tayin edecek İran ve Türkiye. Bu iki güç bugün ’evet’ desin yarın Kürt devleti kurulur. İran kesinlikle karşı. Türkiye’nin de karşı olması lazım. Tarihsel olarak buna izin veremeyiz. Gerçekçi olmak zorundayız” dedi.

    TERÖR ÖRGÜTÜNÜN KÖKÜNÜ KAZIYAMAZSINIZ

    Bir soru üzerine; 7 Haziran seçimlerinin ardından çok sayıda şehit verildiğini dile getiren ve “İçimizi acıttı” diyen Başbuğ, “Türkiye terör tehdidi altında. Terörle baş etmek için dış güvenliğe öncelik vermeliyiz. Bunu düşünmezsek çözüm bulamayız. Terör örgütünün kökünü kazıyamazsınız. Terör örgütünü öyle bir duruma düşürmeliyiz ki; eylem yapamaz hale gelirler. Türkiye bu konuda çok fırsat yakaladı ama şansını iyi kullanamadı. Her defasında Suriye’de Hafız Esad rejimi PKK’ya sahip çıktı. PKK’nın kökünü kazıyabilmeniz için Irak’ın Kuzeyindeki üsleri ortadan kaldırmanız lazım. Bunu anlatamadık” dedi.

    “KOZMİK ODAYI AÇMASAYDIK, FAİLİ MEÇHULLER ÜZERİMİZDE KALIRDI”

    Bir başka soru üzerine Cumhuriyet Savcılığı tarafından TSK’nın Kozmik Odasında yapılan arama sonrasında hiçbir evrakın dışarıya çıkarılmadığını anlatan İlker Başbuğ, kozmik odayı açtıran savcı ve hakimin Yargıtay’da şimdi hesap verdiğini de belirterek şöyle devam etti:

    “Bu olay asker üzerinde psikolojik açıdan bir etki yarattı. Ancak o gün, o kararı vermeseydik tüm faili meçhul cinayetler TSK’nin üzerinde kalacaktı. Ahmet Taner Kışlalı, Uğur Mumcu cinayetlerinin ipuçları bile kozmik odada arandı. Arama izni kararını verdiğim için kendimi mutlu hissediyorum. ‘Ben Genel Kurmay Başkanı olsam izin vermezdim’ diyenlere‘ arkadaş sen o zaman Genelkurmay Başkanı değildin’ diye yanıt veriyorum. İnsanları yetki ve sorumluluk verdiğin zaman iyi anlarsın. Yetki ve sorumluluğu olmayanlar her türlü kararı alırlar.”

    “DIŞ POLİTİKA YANLIŞI KALDIRMAZ”

    Bir başka soru üzerine dış politikanın önemine dikkat çeken ve dış politika ile uğraşan siyasetçilerin söylediklerine çok dikkat etmesi gerektiğini söyleyen Başbuğ, ”Dış politika heyecanla olmaz, yanlışı kaldırmaz, yanlışlar düzeltilemez” dedi.

    Güvenlik denince Genelkurmay dışında Dışişleri ve MİT’den oluşan devletin hafızasının akla geldiğini söyleyen Başbuğ, siyasetçilere seslenerek, “Dün gelip devletteki bu yapılanmayı yok sayamazsınız. Yetki ve sorumluluk sizde de olsa bu hafızayı dinlemek zorundasınız. Tarih bilgisine sahip olmayanlar ülke yönetemezler. Tarihten ders çıkarmayanlara, tarih çok acımasız davranır” dedi.

    “İÇ SAVAŞ TEHLİKESİ GÖRMÜYORUM”

    Türkiye üzerinde oynanan oyunlar yüzünden bir iç savaşın olup olmayacağı sorusuna “Ben Türkiye’de bir iç savaş tehlikesi görmüyorum. Türk milletinin yapısı farklı. Ancak Türkiye’yi böyle bir kaosun içine itmek isteyenler dün de vardı, bugün de var. Türkiye’de bana göre Kürt sorunu da yok. Kürt sorunu var dememiz için; Kürt kökenli vatandaşlarımız İstanbul, İzmir, Antalya gibi büyük kentlerde Kürt oldukları için işe alınmaz, onlara kiralık ev verilmezse o zaman Kürt sorunu başlıyor demektir. Ayrımcılık yapıyorsanız tehlike var demektir. Allah korusun” diye konuştu.

    Soru ve cevapların ardından İlker Başbuğ, 100 bin adet basılan ‘Nasıl bir Türkiye” adlı kitabını imzaladı.

  • Eşiyle ilgili ilginç çıkış

    Başbakan Erdoğan, NTV-Star yayınında önemli açıklamalarda bulundu. Derin devletin hala temizlenmediğini açıklayan Başbakan, yardımcısı Arınç’la farklı düşündüğünü de söyledi

     

    Başbakan Erdoğan, Ergenekon davasıyla ilgili düşüncelerinin sorulması üzerine şunları söyledi: “Ben Sayın Kılıçdaroğlu kadar cesur değilim, Anayasa’nın ilgili maddesini göz göre göre çiğneyemem. Yargıya müdahale yetkim yok. Silivri Cezaevi en uygun şartlarda yapılmıştır. Silivri bir açık hava hapishanesi değildir. Konuyla ilgili yargı ne karar verirse ona saygı duyarız. Benim Silahlı Kuvvetler mensupları için tutuksuz yargılanma isteğimi söylemişimdir. Ama bunun ötesine geçmem. (…) Biz tutuklu vekillerin tahliyesi yönünde bir söz vermedik. CHP Genel Başkanı verilmemiş bir sözü verilmiş gibi yaparak bizi zan altında bırakıyor. Bu insanlar seçildiklerinde tutuklu muydu, değil miydi? Siz dışarda hiç mi aday bulamadınız da bunları aday gösterdiniz? Bu CHP ve MHP’nin mantığını ters çalıştığını gösterir. Eğer bunu kullanırsanız yarın başkaları da bu yoldan girer. Devletteki derin yapı tamamen temizlendi iddiasında olmadık. O kadar büyük iddiada bulunamam. Derin yapının sıfırlandığı bir ülke yoktur. Her ülkede bu tür yapılanmalar vardır. Önemli olan bu tür yapılanmaların darbelere neden olup olmadığıdır. Biz bu yapıların zararını en aza indirdik.”

    Başbakan, Hozat’daki fişlemeler konusunda ise şu açıklamalarda bulundu: “Devletin bazı kurumlarında ’derin devlet’ten kalma kötü alışkanlıklar var. Ben dahil bu dinlemeler bitmemiştir. Derin devlet denen olay boş durmuyor. Evimin altındaki ofisimde dinleme cihazı bulundu. Önemli olan bunu kimin koyduğunu bulmak. Deniz Baykal’la ilgili kaseti de kimin yaptığı bulunamadı.”

    Lafım sağa sola çekilmesin

    Başbakan kuvvetler ayrılığı tartışmalarının hatırlatılması üzerine şunları söyledi:

    Bu gerçeği 75 milyonun benden dinlemesini istiyorum. Türkiye’de kuvvetler ayrılığını en güçlü savunan partinin lideriyim. Kimse bunu eğip büküp sağa sola çekmesin. Yargı öle zamanlar oldu ki yasamanında alnına müdahale etti, yürütmenin alanına da müdahale etti. 411 olayı yaşadık. Tarihi bir olaydır. Anayasa mahkemesi yargı buna müdahale etti. Yargı hukuka uygun mudur değil midir diye bakar. Kendisinin yasama organın yerine koyamaz. Glataport’un satışını biz yapıyoruz ama bunu yargı engelliyor. Eksik olanı söyler ben o eksiği gidermek sureti ile yine yaparım. Erkler arası yetki ihlaline karşıyız. Biz kuvvetler ayrılığını en güçlü savunan ülkeyiz. Çünkü bunun bedelini ağır ödedik. Bu engellemelerde kaybeden millet oluyor.”

    Sadece yargı ile alakalı değil

    Erdoğan, “Yargı hükümetin beklentilerine uygun mu hareket etemeli? Başbakan bunu mu söylüyor?” sorusunu şöyle yanıtladı:

    “Yargının yürütmenin yasalara aykırı aldığı bir karar varsa bunları denetleme hakkı vardır. Buna söyleyecek herhangi bir şeyimiz yok. Benim bakanım bir müdürü tayin edecek. Ama siz bunu durduruyorsunuz. 11-12 kez bir şube müdürünü ataymazsa, bu kişi orada 14 yıl aynı yerde kalabiliyorsa burada ne ararsınız? Demek ki, bunların içeride dayıları var, bir şeyler var ki, onları orada tutuyor. Veyahut orada bir hukuk oluşturuyor ve birileri koruyor. Böyle asla idare güç kazanamaz. Bir mekanizmayı başarılı bir şekilde yürütecekseniz, işletecekseniz, burada verimliliği esas almak zorundasınız. Bu sadece yargı için değil. Konya’daki konuşmaya bürokratik oligarşiden geldim. Bu sadece yargı ile alakalı değil. Kent hastaneleri projemiz var. Bunu 5 yıldır hayata geçiremiyorum.

    Eşimden önce öleyim

     

    Başbakan Erdoğan, ”Sizin yemek yönteminiz nedir? Bir tadımcınız var mı?” sorusu üzerine de Osmanlı dönemindeki çeşnici başını hatırlatarak, kendisinin yemekhanesiyle ilgilenenlere çeşnici başı denildiğini ancak bir alakası olmadığını söyledi. ”Eski bir Genelkurmay Başkanı, zehirleneceği ihbarını alması üzerine yemeğini aylarca evinden getirmiş. Size ya da Sayın Abdullah Gül’e buna yönelik bir şey var mı?” sorusuna karşılık Erdoğan, Cumhurbaşkanı Gül’ün de bu konuda hassasiyetleri olduğunu anlattı. Erdoğan, ”Eşi mi kontrol eder acaba yemekleri? Sizde kim kontrol eder? Önce kime tattırıyorsunuz, Emine Hanım’a mı?” sorusuna cevaben de ”O kadar da değil. Eşim zehirlenecekse ben zehirleneyim. Olur mu öyle şey? Benim Rabb’imden temennim, eşim benden önce ölmesin. Ben eşimden önce öleyim. Çünkü eşim benden önce ölürse bana kim bakacak?” dedi.

    Gündemi ben oluştururum

    ERDOĞAN, bazı açıklamalarının günlerce tartışıldığı, söylediklerinin anlaşıldığı şekilde olmadığının ortaya çıktığı hatırlatılarak, bunu bilinçli yapıp yapmadığının sorulması üzerine, bu tartışmaların olmaması durumunda başbakan olamayacağını söyledi. Erdoğan, ”Gündem birilerinin elinde kalırsa, o zaman siz başbakan olarak onun peşine takılırsınız. Ben peşine takılmamalıyım. Bir şeyi yaparken, bunun enine boyuna tartışmasını yapmışsam, en yakın çevremdeki bazı arkadaşlarımla bunun görüşmesini yapmışsam, onlar bile bunun zamanlamasını bilmeyebilir, bir zamanı gelir ki onu gündeme oturturum, oturtmam lazım. Bu kabiliyeti sergileyemezsem o zaman böyle bir neticeyi de elde edemezsiniz” dedi.

    Uludere olayı kullanılıyor

    “BİZ AK Parti olarak yaşatmanın gayretindeyiz. Uludere’nin soykırım olduğunu söyleyen kişi Başbağları konuşmuyor, Yeditepe’yi, Bingöl’ü konuşmuyor. Buralarda askerlerimiz topluca şehit edildi. Bu ülkede TSK bazı imtihanlardan geçti. Yeditepe’yi yaşayan komutanla dalga geçtiler. Uludere’ye ilişkin görüntülerde sadece hareketler görünüyor. Burada 2 gerçek var: Bir kaçakçılığı meşrulaştıralım, iki terör adına yapılıyorsa buna göz yumalım. Uludere’yi bu kadar basite indirgemeyelim. Sonuçta terörist de sivildir. Biraz sabredelim ölen 34 kişiyle ilgili yargı kararını bekleyelim. Sürekli sivil denmesini bir beyin yıkama hamlesi olarak görüyorum.”

    Fotoğraf değil 1 milyon ilmekli halı

    Vanlı işadamı Mustafa Acar, Başbakan Erdoğan’ın annesi Tenzile Erdoğan’nla çekilen bir fotoğrafını internetten indirip, ipek duvar halısı yaptı. Acar, Başbakan Erdoğan’ın anneler gününü kutlamak için annesini ziyaret ettiği sırada annesinin elini öptükten sonra, “Kaldır ayaklarının altını öpeyim” demesinin kendisini çok duygulandırdığını; ülkenin 10 yılına damgasını vurmuş güçlü bir kişiliğin, bu anlamda tevazu gösterip bu sözü söylemesinin de kendisini etkilediğini, bu nedenle böyle bir halı yapmaya karar verdiğini ifade etti.

    Acar, ebatları 1 metreye 70 santimetre olan ipek halının yapımının da oldukça zorlu geçtiğini belirtti. 6 kişilik ekiple 13 ayda tamamlanan ipek duvar halısında 200 farklı ton kullanıldığını, yüzleri ipekte düzgün görünmediği için Yeni Zelanda’dan getirilen yünleri kullandıklarını söyledi. Acar, fotoğrafı kare kare motiflendirdiklerini, milyona varan dokuma düzeneğine getirdiklerdikten sonra halının dokunmaya başlandığını ve her santimetrekarede 140 ilmek bulunduğunu da anlattı.

    “Cumhurbaşkanı ile aynı düşünüyoruz”

    “Meclisi fesih yetkisi kuvvetler ayrılığına aykırı” denmesinin üzerine Erdoğan, “Başkanlık sisteminde kuvvetler ayrılığı kalkmıyor. ABD’ye baktığınızda inceleme sistemi çok güçlü. Gazi Mustafa Kemal Atatürk döneminde yetkiyi Meclis’e bağlanmıştı. Gazi o zaman kuvvetler ayrılığından bahsetmiyor. Gazi kuvvetler birliğinden bahsediyordu. Burası çok minidardır. Belki bunu savaş şartları nedeniyle yaptı ama uzun süre kullanıldı” şeklinde konuştu. Benim arzum parlamentonun gücünü daha da artırmak. Referanduma daha da açık yapıyı güçlendirmemiz lazım” şeklinde konuştu.

    Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün kuvvetler ayrılığı konusunad yaptığı açıklama hakkında ise Başbakan Erdoğan, “Cumhurbaşkanı ile aynı düşünüyoruz” dedi.

    “Adalet sistemi hız kazandı”

    ’Tutuklama sayısı artmaya başladığının hatırlatılması üzerine Erdoğan, “Şu anda cezaevlerine giriş tutuklama sayısı artmaya başladı. Bunun nedeni, adalet sisteminin hız kazanmasıdır” dedi.

    Arınç’ın anlayışı yanlış

    Bülent Arınç ve İdris Naim Şahin’in açıklamalarının hatırlatılması üzerine Başbakan Erdoğan, “Ben herkesin yerli yerinde bazı kanaatlerini sergilerken, eğip bükmeden bunları konuşmamız lazım. Yani terör konusunda, terörle mücadelede ittifak sağlayamıyorsak bu bizim için büyük bir açıktır. Burada bir kan varsa kanla temizleyemezsiniz” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz terörle mücadeleye devam edeceğiz, ama meclis içerisindeki uzantılarıyla müzakere de ederiz. Bizim değerlerimizde anlatmak, konuşmak ikna etmek var. Ama Meclis’te etkinliği olmayan uzantılarla görüşmeyiz, teröristleri kucaklayanlarla görüşmeyiz. Yani bizim yolumuz ’bana da işkence yapılsaydı dağa çıkarım’ değil. Dağa çıkışı engelleyebilirsek ne mutlu bize. Dokunulmazlık nasıl kalkar? Bu yasalarla belirlenmiştir. Bununla ilgili yargının attığı adımlar var. Bu fezleke olarak Meclis’e geldiğinde bu konularla ilgili olarak biz grup olarak çalışırız. Terörle mücadelede ittifak sağlayamıyorsak bu bizim için büyük bir açıktır. İçerikle ilgili çok çalışma yaptık. Bir yere geldik. Ancak bakın bir yanlış başka bir yanlışla temizlenemez. Burada bir kan varsa kanla temizleyemezsiniz. Bu adımı iyi atmamız lazım. Diyarbakır cezaevi hakkında görüşlerimiz çok önceden açıklanmıştır. O işkenceleri ben de gördüm. Biz bunu meydanlara taşımadık oralarda söylemedik.”

  • Başlıksız yazı 15737

    Pervari yakınlarında önceki gün düşen Sikorsky S-70 tipi helikopterde şehit olan 17 asker dün Diyarbakır’da Başbakan Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özel, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, bakanlar ve kuvvet komutanlarının da katıldığı törenle memleketlerine uğurlandı. Törende Erdoğan’ın da gözleri doldu.

     

    Siirt 3. Komando Tugay Komutanlığı’ndan operasyona giden Jandarma Özel Harekât Timi’ni taşıyan Sikorsky S-70 tipi helikopterler sabah Pervari ilçesinin Doğanca beldesi Hasantepe mevkiinde düştü. Helikopterde bulunan 14’ü “Dadaşlar” adlı jandarma Özel Harekât timi ile 3’ü mürettabat olmak üzere 17 asker şehit oldu.

     

    Şehitlere uğurlama töreni
    Şehitler Jandarma Üsteğmen Ersan Yenici (Kırklareli), Jandarma Kıdemli Çavuş Hakan Gemici (Giresun), Jandarma Kıdemli Çavuş Erkan Yalçın (Bartın), Jandarma Uzman Çavuş İbrahim Çelik (Kayseri), Jandarma Uzman Çavuş Murat Yıldızhan (Diyarbakır), Jandarma Uzman Çavuş Eren Kızılgedik (Kars), Jandarma Uzman Çavuş Kürşat Güneş (Erzurum), Jandarma Uzman Çavuş Erdal Tekin (Adana), Jandarma Uzman Onbaşı Dinçer Ersoy (Tokat), Jandarma Uzman Çavuş Ömer Büyükköse (Kahramanmaraş), Jandarma Uzman Çavuş Onur Karasungur (Kayseri), Jandarma Uzman Çavuş Serkan Perişan (Gaziantep), Jandarma Uzman Onbaşı Yusuf Tüfekçi (Gümüşhane), Pilot Yüzbaşı Anıl Barış Çetin (Manisa), Pilot Üsteğmen Yakup Çınar (Kars), Uzman Hava Teknisyen Vedat Avcı (Afyonkarahisar) ve Jandarma Uzman Onbaşı Mesut Şeker (Konya) için dün Diyarbakır’daki 2. Hava Kuvvet Komutanlığı’nda uğurlama töreni düzenlendi.

     

    ‘Çözün artık bu işi’
    Törene Başbakan Recep Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal KılıçdaroğluGenelkurmayBaşkanı Orgeneral Necdet Özel, Başbakan Yardımcısı Beşir AtalayMilli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, Gıda Tarım veHayvancılık Bakanı Mehdi Eker, milletvekilleri, kuvvet komutanları ile şehitlerin yakınları katıldı.
    Şehitlerin özgeçmişlerinin okunduğu törende cenazelerin taşınması sırasında şehit yakınları gözyaşı döktü, bu sırada Başbakan Erdoğan’ın da gözleri doldu. Törenin ve okunan duaların ardından Jandarma Uzman Çavuş Murat Yıldızhan ambulansla Diyarbakır’ın Çermik ilçesine diğer şehitlerin cenazeleri de Türk Hava Kuvvetleri’ne ait ait 5 ayrı Casa tipi uçakla yakınlarının refakatinde memleketlerine gönderildi. Törende aralarında şehit yakınlarının bulunduğu bir grup, “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” sloganı attı. Slogan atan grup içinden bazıları “Çözün artık bu işleri” diye bağırdı.

     

     

    ‘Çok canın yandı mı?’
    Şehit Jandarma Uzman Çavuş Ömer Büyükköse, memleketi Kahramanmaraş’ta son yolculuğuna uğurlandı. Şehidin yakınları, cenazenin Ulu Cami’ye getirilişi sırasında gözyaşı döktü. Cenaze namazının kılınmasının ardından camiye gelen şehidin nişanlısı Kübra Baysal’ın, güçlükle ayakta durduğu görüldü. İl Müftüsü Muhammet Gevher, Şehit Jandarma Uzman Çavuş Ömer Büyükköse’nin nişanlısını bir süre sakinleştirmeye çalıştı.
    Nişanlısının naaşına sarılan Kübra Baysal, ”Çok canın yandı mı Ömer’im. O gün beni niye uyandırmadan gittin” diyerek ağladı. Cenazenin mezarlığa götürülüşü sırasında bazı vatandaşlarterör örgütü aleyhine slogan attı. Cenaze namazının ardından şehidin naaşı Şeyhadil Mezarlığı’ndaki şehitlikte toprağa verildi. Üç yıl önce göreve başlayan ve ailesinin 4 çocuğundan biri olan şehit Büyükköse’nin düğün hazırlıkları yaptığı ve 3 hafta sonra evleneceği öğrenildi. Büyükköse’nin ailesi ve nişanlısı, acı haberi düğün hazırlıkları için gittikleri Siirt’te almıştı.

     

    Çocuğunu göremedi
    Şehit Jandarma Uzman Çavuş Murat Yıldızhan, memleketi Diyarbakır’ın Çermik ilçesine bağlı köyünde toprağa verildi.  Köy meydanında toplanan yakınları Kürtçe ağıtlar yaktı. Köydekii evlereTürk bayrağı asıldı. Köy meydanında düzenlenen törene; Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, Vali Mustafa Toprak, İl Emniyet Müdürü Recep Güven de katıldı. Yağmur altında yapılan törende cenaze namazı kılındı, daha sonra şehidin naaşı köy mezarlığında dualarla defnedildi. Köyde düzenlenen törende 1 yıl önce evlendiği hamile eşi eşi Rabia Yıldızhan ile annesi Remziye, babası Remzi ve 3 kardeşi büyük üzüntü yaşadı. Gözyaşları döken aileyi yakınları teselli etmeye çalıştı. Sıkı güvenlik önlemlerinin alındığı köyde şehit Uzman Çavuş Yıldızhan, kılınan cenaze namazının ardından köy mezarlığında gözyaşları arasında toprağa verildi.

     

    MUTLULUK FOTOĞRAFTA KALDI
    Şehit Jandarma Üsteğmen Ersan Yenici’nin eşi Simge Yenici, kızları 3 yaşındaki Zeynep Dora ve 5 aylık Cemre Hüme ile birlikte acı haberi almadan önce çektirdiği mutluluk fotoğraflarını internetteki bir sosyal paylaşım sitesinde böyle paylaşmıştı.

     

    Alkışlarla defnedildi
    Jandarma Uzman Çavuş Serkan Perişan’ın cenazesi memleketi Gaziantep’te gözyaşları arasında toprağa verildi. Perişan için kent merkezindeki Bahattin Nakıboğlu Camii’nde düzenlenen cenaze törenine, Gaziantep Valisi Erdal Ata, Büyükşehir Belediye Başkanı AK Partili Asım Güzelbey, 5. Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Kahraman Güneş ve yaklaşık 2 bin kişi katıldı. Şehidin cenazesi tören alanına getirilirken, alkışlandı. Şehidin 15 gün önce nişanlandığı Çiğdem Çullu güçlükle ayakta durabildi. Çiğdem Çullu, tören sırasında nişanlısının fotoğrafını göğsüne bastırarak sımsıkı sarıldı. Çiğdem Çullu, nişanlısının fotoğrafıyla tören alanından ayrıldı. Şehit Perişan’ın naaşı Yeşilkent Mezarlığı Şehitliği’nde toprağa verildi.

  • Suriye Uçağını indirdik

    Suriye Uçağını indirdik

    Moskova’dan Şam’a hareket eden Suriye yolcu uçağı, Türkiye havasahasına girdikten sonra, ABD’nin istihbaratıyla ‘askeri kargo’ taşıdığı gerekçesiyle jetler tarafından Esenboğa Havalimanı’na indirildi. Didik didik aranan uçaktaki bazı malzemelere el konuldu.

     

    Türk F-4 keşif jetinin Suriye askerleri tarafından düşürülmesi ve 2 pilotun şehit edilmesinin ardından Türkiye-Suriye ilişkilerinde başgösteren kriz dün yeni bir boyut kazandı. Moskova’dan havalanan Suriye Havayolları’na ait RB-442 sefer sayılı A-320 Airbus tipi yolcu uçağı, taşıdığı askeri kargo nedeniyle Türk F-16’ları tarafından Ankara Esenboğa Havalimanı’na indirildi. Uçakta askeri kargo yer aldığına ilişkin istihbaratın Ankara’ya ABD tarafından verildiği ileri sürülürken, 12 büyük boy koliden oluşan askeri kargo, yolcular uçaktan indirildikten sonra didik didik arandı ve silah ile füze sistemi parçaları olduğu değerlendirilen bazı malzemelere el konuldu.

     

     
    Moskova’dan kalktı
    Türk jetinin Suriye tarafından düşürülmesiyle başgösteren, Akçakale’ye düşen ve 5 kişinin ölümüne yol açan saldırıya karşılık verilmesiyle tırmanan Türkiye-Suriye krizi dün Ankara’nın askeri kargo taşıyan bir sivil Suriye uçağını inişe zorlamasıyla boyutlandı. Moskova’nın VnukovoHavaalanı’ndan dün saat 15.00 sıralarında kalkan, Halep-Şam seferini yapan Suriye Havayolları’na ait RB-442 sefer sayılı A-320 Airbus tipi yolcu uçağının uluslararası havacılık kurallarını ihlal edecek şekilde askeri kargo taşıdığı ve yola çıkarken taşıdığı kargo konusunda “doğru bildirimde” bulunmadığı istihbaratı üzerine Ankara’da çok kritik saatler yaşandı.

     

    İstihbarat ABD’den
    Uçakta askeri teknik araç gereçler, silah ya da mühimmat taşındığı yolundaki istihbaratın ABD’den ve uçak hareket etmeden önce Ankara’ya iletildiği bilgisi kulislere yansıdı. HemenDışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin Moskova Büyükelçiliği, Ulaştırma Bakanlığı, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, Genelkurmay Başkanlığı ve İstanbul’da bulunan Başbakan Erdoğan’ın ofisi arasında yoğun bir trafik başladı. Mürettebatla birlikte 37 kişiyi taşıyan uçak Türk hava sahasına girdiği andan itibaren hem Türk jetinin düşürülmesinin ardından değişen TSK angajman kuralları hem de uluslararası hukuk ve BM kararları doğrultusunda izlemeye alındı.

     
    İlgili makamlar arasında alınan karar gereğince, uluslararası hukuk kurallarına aykırı olarak askeri kargo taşıyan sivil uçağın indirilmesi konusunda harekete geçildi. Sivil havacılık kuralları işletilerek uçağa acil iniş yapması yönünde ikazda bulunuldu. Eşzamanlı olarak Ankara Akıncı’daki 4. Ana Jet Üssü’nden kaldırılan iki F-16 savaş jeti havalandı.
    Türk jetleri uçağı 17.15’te Esenboğa Havalimanı’na indirdikten sonra, yolcular bekleme salonuna alındı. Özel harekat timleri, askeri uzmanlar, emniyet ve Dışişleri yetkilileri ile sivil havacılık uzmanları uçağa geldi. Bu sırada, kimyasal ve biyolojik silah araştırması da yapabilen çok sayıda hassas teknik cihaz da uçağın yanına getirildi.

     

    17.15’te indi
    Yolcuların bekleme salonuna geçmesinin ardından uçakta kapsamlı arama başlatıldı. Aramaya, uçağın kargo bölümündeki dev boyutlu mühürlü kolilerden başlanırken, uçaktaki diğer çantalar, kargo ve yolcu bölümleri de hassas cihazlarla didik didik arandı. Bu sırada çevrede geniş kapsamlı güvenlik önlemleri de alındı. Uçaktaki yolcular bekleme salonuna alındıktan sonra kimlikleri öğrenilerek sorgulandı. Yolcuların Suriye Ordusu ya da Suriye Gizli Servisi Muhaberat’la ilişkileri bulunup bulunmadığı araştırıldı.

     

    Silah sistemi parçaları
    Arama sonunda, uçaktan silah, füze sistemi parçaları olduğu değerlendirilen bazı malzemelerle, askeri haberleşme cihazları ve sinyal bozucu cihazlar çıktığı yönünde bilgiler geç saatlerde kamuoyuna yansıdı. Türkiye, cihazlara gece geç saatlerde, uluslararası hukuktan doğan haklar çerçevesinde, detaylı inceleme için el koydu.

     

     

     

    Ruslar da var
    Suriye’ye ait yolcu uçağında Rus yolcuların da bulunduğu iddia edildi. Russia Today’in, RusyaDışişleri Bakanlığı Enformasyon Dairesi Başkanı Maria Zakharova’ya dayandırdığı haberinde, uçakta ilk belirlemelere göre, arasında çocukların da bulunduğu 17 Rus vatandaşının olduğunu belirtti.

     

     

     

    Angajman kuralları değişmişti
    Türkiye, bir keşif jetinin 22 Haziran’da uluslararası hava sahasında Suriye tarafından düşürülmesinin ardından angajman kurallarını değiştirmişti. Bu kapsamda Suriye’ye askeri malzeme taşıyan askeri kargo uçaklarının Türk hava sahasını kullanması, malzemelerin sivil halka yöneleceği gerekçesiyle yasaklanmıştı. Bu doğrultuda, söz konusu yolcu uçağı, hem sivil havacılık kuralları doğrultusunda taşıdığı kargonun içeriğini beyan etmediği hem de askeri malzeme taşıdığı gerekçesiyle durduruldu.

     

     

     

    Uluslararası hukuka uygun
    Askeri uzmanlar, sivil uçaklarda askeri kargo taşınmasının hiçbir şekilde mümkün olmadığını, askeri uçaklarla taşınan kargolar için de havasahası kullanılan ülkeden mutlaka bildirimde bulunularak izin alınması gerektiğini belirttiler. Uzmanlar, Suriye krizinin patlamasının ardından Birleşmiş Milletler’in bu konuda spesifik kararlar aldığını ayrıca Türkiye’nin değişen angajman kuralları nedeniyle yaptığı uygulamanın uluslararası hukuka ve hükümranlık haklarına uygun olduğunu vurguladılar.

     

     

     

    Çatışma riski çıktı
    Haber uluslararası basında da geniş yer buldu. AP ajansı haberi, “Olay, Türkiye ile Suriye arasında gerilimin yükseldiği bir ortamda meydana geldi. Türk Genelkurmay Başkanı Necdet Özel, Suriye’den daha fazla bombalama gelmesi durunda daha güçlü cevap verileceğini söylemişti” diye duyurdu. New York Times’ta da “Türkiye, bir Suriye yolcu uçağını Ankara’ya indirerek Suriye’yle arasındaki gerilimi keskin şekilde yükseltti. Türkiye’nin son adımları, Suriye ile bozulan ilişkilerinde ciddi gerilim yarattı. Çatışma   riski ortaya çıktı” yorumu yer aldı.

     

     

     

    Türk uçaklarına acil bildiri
    Dışişleri Bakanlığı, istihbaratın geldiği saatlerde, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nü “acil” koduyla uyardı.
    Bakanlık, Suriye hava sahasında bulunan Türk uçaklarının Suriye’nin misilleme yapma olasığına karşı derhal geri döndürülmesini istedi. Sivil Havacılık da bu uyarı doğrultusunda, Türk havayolu şirketlerini uyararak, Suriye havasındaki bütün uçakların geri çağrılması ve havasahasına sivil uçak girmemesi gerektiğini bildirdi. Bunun üzerine, Bursa’dan kalkan ve Cidde’ye hac seferi yapan THY uçağı da Suriye hava sahasının kapanması nedeniyle 18.30 sıralarında Adana’ya indi.