Etiket: Gelmeli’’

  • CHP Milletvekili Metin İlhan: “Sporu geliştirmek devlet politikası haline gelmeli”

    Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili Metin İlhan, 2019 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin hesap Kanunu Tasarısı Gençlik ve Spor Bakanlığı bütçesi üzerine grubu üzerine TBMM’inde yaptığı konuşmada sporu geliştirmenin devlet politikası haline gelmesi gerektiğini söyledi.

    İlhan TBMM’inde yaptığı konuşmada, “Ülkeler bütçelerini oluştururken reel yaşamın tüm unsurlarını planlı bir şekilde dikkate alırlar çünkü insan yaşamındaki her unsur sosyal açıdan da ekonomik açıdan da birbiriyle ilintilidir.

    Spor sosyal hayatın en önemli alanlarından birini oluşturmaktadır. Dolayısıyla yürütmenin bu konuda üstüne düşen görevin farkında olup sporu geliştirmeyi bir devlet politikası haline getirmesi gerekir. Profesyonel olmayan bir anlayış sebebiyle maalesef ülkemiz uluslararası spor müsabakalarında gereken ivmeyi bir türlü sağlayamamaktadır. Bu da bütçeden spora ayrılan payın verimli kullanılamadığını ortaya koymaktadır.”dedi.

    Gençlik ve Spor Bakanlığının Milli Eğitim Bakanlığı ile iş birliği halimde olması gereğini ifade eden İlhan, açıklamasını şöyle sürdürdü:

    “Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın özellikle Milli Eğitim Bakanlığı ile iş birliği ve iletişim kanallarını sürekli açık tutması gerekmektedir. 10 – 11 yaşındaki bir öğrencinin sabah 08.00’den akşam 17.00’ye kadar okulda bulunması ve sürekli akademik eğitime maruz kalması inanın derslerdeki başarıyı da oldukça olumsuz etkilemektedir. Akademik hayat sosyal hayat ile eş güdümlü yürütülmediği sürece hayatla barışık olmayan, hareketsiz, yılgın, içine kapanık asosyal bireyler yetiştirirsiniz. Bu bağlamda gençlerimizin zararlı alışkanlıklardan uzak durmalarında düzenli bir spor hayatının varlığı da önemli yer tutmaktadır. Sporun farklı alanlarının da tanıtılıp desteklenmesi büyük önem arz etmektedir. Bu konularda her iki bakanlığa da hem ekonomik yatırım hem de gençlerimizdeki potansiyelin ortaya çıkarılabilmesi adına önemli vazifeler düşmektedir.”

  • Demirel: “Hızlı tren 2019 yılında Bursa’ya gelmeli”

    Demiryolu Sevdalıları Derneği Başkanı Kemal Demirel, 2016 yılından 2019 yılına ertelenen hızlı trenin daha fazla ertelenmemesi gerektiğini söyledi.

    Demiryolu Sevdalıları Derneği Başkanı ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 22 ve 23. Dönem Bursa Milletvekili Kemal Demirel, CHP Bursa İl Başkanlığını ziyaret etti. 2016 yılında Bursa’da açılması planlanan demiryolunun 2019 yılına ertelenmesi ve şimdilerde de tasarruf paketine alınacağı bilgisini değerlendiren Demirel, “19 Ocak 1997 yılında Bursa’ya ve Türkiye’ye trafik terörüne karşı hızlı trenin gelmesi ve yaygınlaşması adına bir kampanya başlatmıştım. Yaklaşık 21 yıl geçti. O günden bugüne Türkiye’yi karış karış gezdim. Bu anlamda, 40 il, 22 ilçe ziyaret ettim. 310 kilometre yol yürüdüm. Bu proje çerçevesinde dünyada ilk yürüyen milletvekili seçildim. Bu anlamda da 88 bin kilometre yol kat ettim. Bursa’ya hızlı trenin gelmesi için 100 binlerce imza topladım. STK’lardan milletvekillerine, bakanlardan derneklere kadar ziyaretlerde bulundum. Geçmişte var olan, ancak Bursa’nın elinden alınan bu trenin yeniden kazandırılması için herkes destek oldu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de gündeme getirdim” diye konuştu.

    Kendisinin de katıldığı 2012 yılındaki temel atma töreniyle Bursalıların 2016 yılında hızlı trenle buluşacağı müjdesini aldıklarını hatırlatan Demirel, “Bursa’ya 2016 yılında hızlı tren geleceğinin sözünü aldık. Ancak olumsuzluklar sebebiyle trenin 2019 yılında biteceği açıklandı. Şimdi ise tasarruf tedbirleri çerçevesinde hızlı tren projesinin 2019 yılından daha ileri bir tarihe ötelendiği konuşuluyor. Tekrar kamuoyunda birlik, beraberlik ve dayanışma ortaya koyarak 2019 yılında trenin Bursa’ya gelmesini sağlamak için kolları sıvadık. İlk ziyaretimi CHP Bursa İl Başkanlığı’ndan başlatıyorum. Daha sonra AK Parti, MHP ve İYİ Parti’yi de ziyaret edeceğim. İlerleyen günlerde milletvekilleri, bakanlar ve daha önce ulaştırma bakanlığı ve başbakanlık yapmış olan TBMM Başkanı Binali Yıldırım’ı ziyaret edeceğim. Bu projeler yapılır, temeli atılır ve verilen tarihte biter. 2019‘da Bursalıların bu hasrete son vermesini istiyoruz. Bursa katma değer üreten, tarım ve sanayi kenti. Bursa kazandıkça Türkiye kazanıyor” şeklinde konuştu.

  • Topçu; “İdam Cezası Gelmeli”

    AK Parti eski Milletvekili Adayı Abdullah Topçu, Nisan ayında yapılması planlanan Anayasa değişikliğiyle ilgili referandumun ülkenin geleceği için önemli bir milat olacağını belirterek, idam cezasının da bu referandumda halka sunulmasını istedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın idam konusunda milletimize sözü olduğunu ifade eden Topçu, “İdam cezasının geri getirilmesine dair bir yasa meclisten çıkarsa ben bu yasayı onaylarım demişti. İdam cezasının geri getirilmesi için 367 milletvekilinin imzası gerekiyor. Bu mümkün görünmüyor. Ama 330 milletvekilinin imzasıyla iş referanduma götürülebiliyor. Bu da MHP’nin desteğiyle mümkün. O halde Nisan ayında yapılacak referandumda idam cezasının da halka götürülmesi tam da zamanıdır.” dedi.

    Topçu, bazı hukukçuların Türkiye’nin 1954 yılında Avrupa İnsan Hakları sözleşmesine (AİHS) imza attığını ve Avrupa Konseyinin kurucu 47 üyesinden birisi olduğunu söyledi. Bu ülkelerin hiçbirisinde idam cezasının olmadığını, dolayısıyla idam cezasının geri getirilmesiyle beraber Avrupa Birliğine üyelik sürecinin olumsuz etkileneceğini, İnsan Hakları sözleşmesine aykırı hareketten birçok konuda sıkıntı yaşanılacağını ileri süren Abdullah Topçu, “İdam cezasının geri getirilmesinin doğru olmayacağını söylemekteler. Bu Hukukçuların kaygılarını anlamakla birlikte, Bu işi milletimizin derin ferasetine, derin vicdanına havale etmek en doğrusu. Sn. Cumhurbaşkanımız demiyor mu? bu ülkede kararları artık dışarının Conileri, Hansları değil. Ahmetler, Mehmetler, Fatmalar, Ayşeler karar verecek diye. Beş yaşında ki çocuğa kelepçe vuran, milyonlarca mazlumun katledilmesine göz yuman, Her fırsatta terörü destekleyen, onları besleyen, onlara hamilik yapan Avrupa ve Batı, İnsan hakları konusunda çoktan sınıfta kalmıştır. Çoktan miadını doldurmuş olan Avrupa Birliğine girmenin de bir esprisi kalmamıştır.” diye konuştu.

    Topçu, “Milletin meclisini bombalayan. Evlatlarımızı katleden. Bu milletin ekmeğini yeyip bu devlete hainlik yapanların kellesi koparılmalıdır. Beş yaşındaki çocuğun ırzına geçip sonrada onu kör kuyuya atan canilerin kellesi koparılmalıdır. Avrupa şunu der, batı bunu der, canı cehenneme bu Avrupa’nın. Canı cehenneme bu NATO’nun ve kıralım artık bu esaret zincirlerini. Avrupa ve Batı adeta bizi bir kaşık suda boğmak istiyor. Onun değerleri kendisine kalsın. Biz kendi değerlerimize ve kendi medeniyet kodlarımıza dönelim artık. Benim değerlerim de, zalime hoşgörü, mazluma eziyet yoktur. Avrupa ve Batı bugün zalimi koruyor kolluyor ve hoş görüyor, ama mazlumun katledilmesine ses çıkarmıyor. Batının bu kültürü benim değerlerim olamaz. İnsan Hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü gibi laflar sözden öteye ne yazık ki geçmiyor. Batı bu değerler arkasına sığınarak. Adeta insanlığın kanını emiyor. Onun için Batının ne dediği beni ilgilendirmiyor. Batı siz eğer güçlüyseniz size saygı duyar. Yoksa 5 yaşında terörist ilan eder kolunuza kelepçeyi vurur. Sadece Müslüman olduğunuz için. Uyanmak için daha ne kadar bekleyeceğiz.” şeklinde konuştu.

  • Özkan: “Çukobirlik tekrar aktif hale gelmeli”

    Seyhan Ziraat Odası Yönetim Kurulu Üyesi Yaşar Özkan, ortaklarının ürününü satın alarak onları serbest piyasa koşulları ve haksız rekabetten korumak olan Çukobirlik’in tekrar aktif hale gelmesi gerektiğini söyledi.

    Avrupa Birliği genelinde bulunan toplam 125 bin kooperatifin, 32 binini tarımsal kooperatiflerin oluşturduğuna dikkat çeken Özkan, “Çukobirlik, Türkiye’de Mithat Paşa tarafından kurulmuş olan Memleket Sandıkları ile başlayıp Cumhuriyet döneminde gelişim gösteren kooperatifçilik hareketinin en önemli yapı taşıdır. 1940 yılında Çukurova bölgesinde pamuk üreticilerinin ürünlerini değerlendirmek ve üreticiye destek sağlamak amacı ile Adana, Ceyhan ve Tarsus Tarım Satış Kooperatifleri’nin bir araya gelerek, 275 ortakla oluşturdukları bir kooperatifler birliğidir”

    “Adana ekonomisi geriledi”

    Çukobirlik’in piyasadan çekilmesi ile birlikte tarımsal sanayinin gerilediğini, tarımsal istihdamın azaldığını ve bunun sonucunda Adana ekonomisinin Türkiye’de 4. sıradan 26. sıralara gerilediğini belirten Özkan, “Türkiye’nin pamuk üretiminde ve ihracatında etkili olmasında piyasada önemli bir denge unsuru olan Çukobirlik, Antbirlik, Tariş gibi kooperatiflerinde payı bulunmaktaydı. Ancak zaman içerisinde bilinçli siyasi tercihlerle bu kooperatifler işlevsizleştirilmiş ve piyasada denge unsuru olunmasının önüne geçilmiş, meydan tüccarlara bırakılmıştır. Örneğin, 2002 yılında Türkiye’de üretilen pamuğun Çukobirlik yüzde 5.10’unu, Antbirlik yüzde 1,32’sini, Tariş yüzde 13’ünü alırken, 2015 yılında Çukobirlik yüzde 0,8, Antbirlik yüzde 0,9’unu, Tariş yüzde 1,1’lik bir alım yapmıştır. Özetle bu üç kooperatifin pamuk alım piyasasındaki payı 2002 yılında yüzde 19,42 iken 2015 yılında yüzde 2,8 olmuştur. O çok övülen Avrupa Birliği kooperatiflerden geçilmezken Türkiye’nin önemli kooperatifleri neden bu hale gelmiştir? Burada bilinçli siyasi bir tercih bulunmaktadır.”

    “Çukobirlik’e ihtiyacımız var”

    Pamuk ekim alanlarının daralmasıyla Türkiye’de mısır üretiminin 1980’lerden sonra Akdeniz Bölgesine kaydığına vurgu yapan Özkan, “Türkiye’nin mısır üretimi son 10 yılda yüzde 52 oranında artarak 6 milyon tonun üzerine çıktı. 2006’da 3,8 milyon ton olan mısır üretimimiz 2015 yılında 6,4 milyon tona ulaştı. Bu gelişmeleri de dikkate alarak Çukobirlik’in boşta olan depolarını da aktif hale getirerek faaliyet alanına mısırı da eklemelidir”

    Bölge çiftçisi açısından Çukobirlik’in çok önemli bir üretici kooperatifi olduğuna da değinen Özkan sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Siyasi tercihler koca bir kuruluşun birçok fabrikasını atıl ve içler acısı hale getirmiştir. Türkiye şuan ürettiği kadar pamuk lifini ithal etmektedir. Adana tekrardan pamuk açısından eski günlerine dönmelidir. Bunun içinde kooperatifleşmeye ve Çukobirlik’e gereken önem verilmeli, bu yönde politik adımlar atılmalıdır. Çünkü Adana’nın Çukobirlik’e, Türkiye’nin de Adana’ya ihtiyacı vardır.”

  • Doç. Dr. Berrin Pehlivan: “Baş Boyun Kanserleri İçin Proton Tedavisi Türkiye’ye Gelmeli’’

    Baş boyun kanserlerine dair farkındalığı artırmak ve bu alanda ortaya çıkan son teknolojik gelişmelerin konuşulması amacıyla düzenlenen Baş Boyun Kanserlerindeki Güncel Yaklaşımlar konulu sempozyum, İstanbul Kemerburgaz Üniversitesinde gerçekleşti. Baş boyun kanserlerinin tedavisinde kullanılan son teknolojik gelişmelere değinen Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Berrin Pehlivan, baş boyun kanserlerinde kullanılan ancak henüz Türkiye’de olmayan proton tedavisinin önemine dikkat çekti.

    İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Medical Park Bahçelievler Radyoloji Onkolojisi Bölümü ve Baş Boyun Kanserleri Derneği katkılarıyla düzenlenen sempozyuma pek çok yerli ve yabancı katılımcı yer aldı. Sempozyumda dikkat çekmek istedikleri yöntemlerden birinin de proton tedavisi olduğunu söyleyen ve bu konuda tecrübeli tek radyasyon onkoloğu olan İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve Medical Park Bahçelievler Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Berrin Pehlivan, “Proton tedavisi şu anda Türkiye’de yok ama olması için mutlaka çaba harcanmalı’’ dedi. Proton tedavisinin, teknoloji ve radyoterapinin geldiği en üst seviyeyi gösteren bir yöntem olduğunun altını çizen Pehlivan, tedavinin baş boyun kanserlerinde çok geniş bir katılım alanı olduğunu belirtti.

    FOTON YERİNE PROTON OLMALI

    Geleneksel radyoterapi tedavisini fotonla yaptıklarını ifade eden Pehlivan, şöyle konuştu: “Fotonun özelliği, vücudun bir yerine girdikten sonra diğer taraftan da çıkıyor ve yolu üzerindeki tüm dokuyu da ışınlıyor olması. Bu durum normal dokunun da belli bir doz olmasına neden olduğu için yan etki meydana getiriyor. Protonun ise vücuda belli bir giriş dozu var. Proton, enerjisinin, dozunun tamamını tümör içerisinde bırakıyor ve sıfır çıkış dozu var. Bunun bize getirisi ise dokularda yan etkiyi azaltması. Özellikle çocuk hastalarda beyin tümörlerinde, kritik yapıların etrafına yerleşmiş tümörlerde çok önemli bir tedavi şekli olduğunu söylemek mümkün.’’

    CERRAHİDE ROBOTİK TEDAVİLER ÖN PLANDA

    Son zamanlarda cerrahide robotik tedavilerin çok fazla öne çıktığını dile getiren Pehlivan, şunları söyledi:

    “Bu tedavi Türkiye’de de iyi bir şekilde yapılıyor. Robotik tedavinin faydası ise, önceden cerrahların elleriyle ulaşamadıkları noktalara artık robot yardımıyla girilebiliyor olması ve eskiye göre daha az kanamanın olduğu, kan ihtiyacının az olduğu ameliyatların yapılabiliyor olması olarak özetlenebilir.’’

    “AMACIMIZ KANSER TEDAVİ ORANINI YÜZDE 75’E ÇIKARMAK”

    İnsanlarda kanser konusunda farkındalık oluşturmak gerektiğini vurgulayan İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Erhun Eyüboğlu, “Farkındalık oluşturmanın amacı, insanların belli semptom ve şikayetleri olduğu zaman, bu tanının erkenden koyulabilmesi ve uygun bir tedavi ile yaşamlarının uzatılmasının sağlanmasıdır. Örneğin, bundan 10-15 yıl önce kanserlerin yüzde 25’ini tedavi edebiliyorken bugün yaklaşık yüzde 50’ye yakınını tedavi edebiliyoruz. Bundan sonraki hedefimiz 10 yıl sonra bu oranı yüzde 75’e çıkarmak. İnsanlarda en az organ kaybını sağlayarak en minimal tedavi ile en maksimum yararlılığı sağlayabilmek amacıyla bütün bunları yapıyoruz. İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Tıp Fakültesi olarak biz de daima en son teknikleri takip ediyor ve kullanmaya çalışıyoruz’’ dedi.