Etiket: “Geleceği

  • Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş: “Sistem değişikliği Türkiye’nin geleceği ile ilgili bir meseledir”

    Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, “Sistem değişikliği Türkiye’nin geleceği ile ilgili bir meseledir” dedi.

    Fatsa Belediyesi Kültür Sarayında düzenlenen “Hedef 1.111.111 üye, Memur-Sen’e Davet Tercih Evet” programında konuşan Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, “Her gün biraz daha evet üst üste koyarak yükseliyor. Son haftalarda bu durumun yükselişini sahalarda görüyoruz. Anadolu’nun farklı illerinde gayretli bir şekilde çalışmalarımızı tüm arkadaşlarımızla sürdürüyoruz. Bu parti meselesi ya da şahıs meselesi değildir. Sistem değişikliği Türkiye’nin geleceği ile ilgili bir meseledir. Türkiye’nin bekası meselesidir. Güçlü Türkiye’nin meselesidir. Anayasa değişikliğini tek başımıza değil Milliyetçi Hareket Partisi vekillerinin de oyları ile Mecliste geçmiş olan bir teklif var. Bu teklifle birlikte inşallah milletimiz evet diyecek ve Türkiye yeni bir yol almış olacak. Bu teklif eski Türkiye’nin hastalıklarından kurtulmak üzere oluşmuş bir tekliftir. Millet yeni gelecek olan sistemi çok iyi anladı. Türkiye’de artık seçim akşamları 2 sandık kurulacak, çıkan sonuç 5 yıl ülkenin yönetimi için yeterli olacaktır. Seçim akşamı kim hükümetin başı olacak onu millet seçecek. Hükümet pazarlığı yok, Güneş Motel pazarlıkları yok, milletvekili satın almak yok” diye konuştu.

    Program sonunda Memur-Sen Ordu İl Başkanı İsmail Çelenk, Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş’a folyo kabartmalı tablo hediye etti. Kurtulmuş, daha sonra Ünye ilçesine hareket etti.

  • ’Suriye-Irak bağlamında Orta Doğu’nun geleceği’ paneli

    Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Tarih Araştırmaları Kulübü ile Orta Doğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği’nin ortak düzenlediği “Orta Doğu ve Kuzey Afrika Konuşmaları” başlıklı panel serisinin üçüncüsü “Suriye-Irak Bağlamında Orta Doğu’nun Geleceği” paneli, Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Davut Hut ve Orta Doğu Uzmanı Dr. Ahmet Emin Dağ’ın katılımıyla Üsküdar Yerleşkesi’nde yapıldı.

    Orta Doğu’nun geleceğine yönelik tarihi süreçte yaşananları hatırlatarak Irak özelinde değerlendirmelerde bulunan Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Davut Hut, dostun, düşmanın, belirsiz ilişkilerin iç içe geçtiği Orta Doğu’da, Irak’ın bugünkü durumunu terör, kaos ve mezhep mücadelesine batmış bir ülke olarak özetledi. Hut, dünya petrol rezervinin yüzde 9’unu elinde bulunduran Irak’ta petrol var oldukça emperyalist güçlerin de var olacağını, dolayısıyla fikren ve fiilen bölünmüşlüğün sona ermeyeceğini belirtti.

    Orta Doğu’daki siyasi ve ekonomik istikrarsızlığın sebeplerinden biri olan, iktidar çekişmelerinin merkezde olduğu mezhep mücadelesinde İran’ın rolünü detaylandıran Hut, İran’ın 2003 yılıyla birlikte Şiiliği siyasi bir hâkimiyet olarak Irak üzerinde kullanıp ülke üzerindeki nüfuzunu arttırdığını ifade etti.

    Irak’ın geleceğiyle ilgili muhtemel senaryolar

    Ülkede Şii propagandası var olduğu sürece Irak’ın, Şii-Sünni çatışmasından kurtulmasının mümkün görünmediğini söyleyen Hut, Irak’ın geleceğiyle ilgili muhtemel senaryolar üzerine de konuştu. Hut, Barzani’nin bölgede bir Kürt devleti kurulması için merkez yönetime referandum kartını tehdit unsuru olarak göstermesinin kısa vadede Barzani lehine sonuçlanmayacağını düşündüğünü belirtti.

    Sünni-Şii başlığı altındaki mücadelenin daha da şiddetlenmesi ve IŞID, El Kaide gibi Selefi örgütlerin daha da güç kazanmasıyla, Irak’ın güneyinde Şii-Irak devleti, Irak’ın batısında ise Sünni-Irak devletinin kurulmasının orta ve uzun vadedeki senaryolar olduğunu aktaran Hut, “Irak bir bütün olarak kalsa da üç devletli bir yapıya gelse de emperyalizmin bu ülkeden elini çekmesi gerekiyor. Türkiye gibi bölgede tarihsel nüfuzu olan ülkelerin, Irak’ta tarafları adil, eşit bir yönetim ve eşit bir siyaset çerçevesinde bir araya getirmesi gerekiyor.” diyerek konuşmasını tamamladı.

    Suriye bağlamında Orta doğu

    Orta Doğu’nun geleceğini Suriye bağlamında yorumlarken yakın geçmişe dönen Dr. Ahmet Emin Dağ, askeri, ekonomik ve siyasi kimliğini Sovyetler ile şekillendiren Suriye için Sovyetlerin dağılmasının ardından doğan varlık krizi, ülkenin, Irak’ın Kuveyt’i işgali sırasında ABD yanında yer alarak durumdan sağladığı siyasi ve ekonomik avantaj ve Irak’ın Kuveyt’ten çıkarılmasıyla ülke için başlayan Batı’yla uzlaşmacı yeni dönem hakkında detaylı bilgi verdi.

    Bir dönem revizyonist ülkeler olarak tanımlanan İran, Suriye ve Irak’ın 2010’lara doğru, İsrail ve Mısır gibi statükocu ülkelere evrilmelerine, 20 yıl önce düşman olan ABD, İsrail, Rusya ve İran’ın Ortadoğu’daki mevcut kaosun devamı için anlaşmalarına dikkat çeken Dağ, uluslararası sistemin bölgede üçüncü harita düzenlemesi yaptığının altını çizdi.

    “Orta Doğu’da 4. Dünya Savaşı yaşanıyor”

    1920’de ortaya çıkan Fransa ve İngiltere hâkimiyetindeki iki parçalı yapı ile 1945’ten sonra 15 parçaya bölünmüş yapının, 1970’lerden sonra devlet sahibi olmayan grupların ortaya çıkmasıyla üçüncü kez değiştiğini söyleyen Dağ, “Mesele, Şam yönetimiyle onun muhalifleri üzerinden yeni bir düzen oluşturma mücadelesidir. O yüzden bu uluslararası bir savaştır, kendi çapında 4. Dünya Savaşı’dır” diye konuştu.

    “Orta Doğu ve Kuzey Afrika Konuşmaları” üst başlığında 23 Şubat’ta başlayan panel serisi 6 Nisan’da “ABD’nin Orta Doğu Politikaları ve İran” paneliyle sona erecek.

  • Almanya seçimleri ve AB’nin geleceği

    Almanya 24 Eylül’de sandığa giderek ülkenin yeni idarecilerini seçecek. Avrupa’nın en güçlü ekonomisine sahip olan Almanya’nın yıllık ihracatı 1 trilyon 207 milyar 500 milyon Euro. İhracatının 707 milyar Euro’sunu AB ülkelerine gerçekleştiriyor. Bu nedenle AB ve Euro, Almanya için çok büyük önem arz ediyor. AB, Almanya’nın en büyük pazarı konumunda olması nedeniyle Almanya, birliğin dağılmaması için elinden geleni yapıyor. Birliğin dağılması durumunda Almanya’nın bu rakamlara ulaşması mümkün değil. Bu nedenle de AB karşıtlığı, Euro düşmanlığı Almanya düşmanlığı ile eş değerde değerlendiriliyor. Diğer yandan, AB kılıfı altında her türlü oyun tezgahlanarak ‘birliğin kararı’ denilerek Almanya işin içinden sıyrılıyor. Fakat var olan bir gerçek ise Almanya’da da AB karşıtlığı politik söylemleri bulunanlar gittikçe oylarını yükseltiyor ve federal mecliste söz hakkına kavuşuyor.

    Anketler, Almanya için iki ihtimalli koalisyonu işaret ediyor

    AB karşıtlığını dillendirenler genellik aşırı sağ kesimin oylarını alıyor. Merkez partiler, Hıristiyan Demokratlarından Sosyal Demokratlarına kadar aşırı sağa veya aşırı sola kayan oyları toparlamanın peşine düşünce seçimde alacakları bir kaç puan uğruna onlar da kendi değerlerini hiçe sayarak yabancı, İslam ve Türkiye düşmanlığı için birbirleriyle yarışmaya başladılar. 24 Eylül’de gerçekleşecek olan genel seçimler için araştırma kuruluşlarının yaptığı anketler, Almanya için iki ihtimalli koalisyonu işaret ediyor. Hıristiyan Birlik Partileri CDU/CSU ile Sosyal Demokrat Parti SPD’nin birlikte kuracağı büyük koalisyon ihtimali ki bu durumda hükümeti, seçimden birinci çıkan partinin önderliğinde kurulması gerekiyor. Bu durumda bir iki puan büyük önem arz ediyor. Çünkü, 2013 genel seçimlerinde yüzde 41 oyla CDU/CSU birinci parti olarak seçimin galibi olurken, Sosyal Demokrat Parti SPD yüzde 25.7 oranında oyda kalmıştı. İlk iki sırayı paylaşan zıt görüşlü partiler hükümeti kurarak Almanya’yı dört yıl boyunca sorunsuz idare ettiler. 2017 seçimleri için Sosyal Demokratlar Başbakan adayı olarak Avrupa Parlamentosu eski Genel Başkanı Martin Schulz’u aday yapınca SPD 7 puan artışla Hıristiyan Birlik Partilerinin önüne geçti. Bugün yapılan kamuoyu araştırmalarının sandığı yansıması durumunda, Almanya’da kurulacak koalisyon hükümetinin Başbakanı Martin Schulz olacak.

    Almanya için Alternatif Parti, seçim çalışmalarını üç ana konu üzerinden yürütüyor

    Merkel’in Başbakan adayı olduğu birlik partileri, bir iki puana acil ihtiyaç duyuyorlar. Oy alabilecekleri tek parti ise halen federal mecliste olmayıp eyaletler meclisine girmeyi başaran aşını sağcı Almanya için Alternatif Parti (AfD) olarak öne çıkıyor. Parti, AfD’nin alacağı tepkiyle oyları kendilerine çevirmenin gayreti içerisinde. Diğer yanda ise SPD bir iki puan daha yükselebilmek için ise aşı sol oylar için çapa harcıyor.

    Yukarıda iktidar mücadelesi olurken, ezilenlerin başında ülkedeki yabancılar ve Müslümanlar geliyor. Almanya için Alternatif Parti (AfD), seçim çalışmalarını üç ana konu üzerinden yürütüyor. “Almanya’da radikal Müslümanlar istemiyoruz”, “Almanya’da mültecileri istemiyoruz”, “Sınırlama getirilsin”, “Almanya, Euro’da ayrılsın”. Bazı araştırmalara göre, bu söylemlerle partinin şu andaki oy oranları yüzde 12 seviyesinde bulunuyor. Bu netice sandığı yansırsa İslam karşıtı ve yabancı düşmanı söylemleri bulunan bir parti, federal mecliste söz sahibi olacak.

    Hıristiyan Demokrat parti AfD’nin ilk iki söylemini kullanarak radikal oyları kendi partisine çekerek sosyal demokratların önüne geçmeyi ve bir dört yıl daha Merkel’in başbakanlığında ülkeyi idare etmeyi hedefliyor.

    2013 yılında tepki oyları ile önce bir eylem hareketi olan AfD, şimdi ise ülkenin siyasetine belirleyici rol oynamaya başladı. Türk bakanlarının Almanya’da Türk vatandaşlarıyla bir araya gelmelerini engelleyen zihniyetin kime ve neye hizmet ettiğini şimdi daha açıkça görebiliyoruz. Her gün Türkiye ile alakalı yüzlerce haber Alman gazete ve televizyonlarında yer alırken Cumhurbaşkanı Erdoğan üzerinden yapılan düşmanlık diğer yandan İslam’la terörü bir araya getirerek yapılan İslam düşmanlığı bir kaç puan oy alabilmek için radikalliğe prim veriliyor.

    2013 genel seçimlerinde 44 milyon sandığa gitti

    26 Mart Saatrland eyaletinde, 7 Mayıs’ta Schleswig Halstein ve 14 Mayıs’ta ise Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde eyalet seçimleri yapılacak. Bu seçimler 24 Eylül’de yapılacak genel seçimlerin ön seçimi olacak.

    80 milyon 520 bin nüfusa sahip olan Almanya’da oy kullanabileceklerin sayısı 61 milyon 950 bin. 2013 genel seçimlerinde sandığı gidenlerin yüzde 71.5 oranında. Bu, 44 milyon seçmenin sandığa giderek iradesini yansıtmış olduğu anlamına geliyor. Oy kullanma hakkı olup sandığı gitmeyenlerin oran yüzde 28.5. 17 milyon 640 bin kişinin sandığa gitmediği görülüyor.

    Almanya’da 1 milyonun üzerinde Türk kökenli genel seçimlerde oy kullanma hakkı bulunuyor. Eğer Türk kökenliler sandığı gider ve oylarını kullanırlarsa sandığa gidenlerin yüzde 2.3’lük bölümü Türk kökenli oylar olacak. Bu rakam ise bir partiye yöneltildiğinde ise o parti hiç şüphesiz bir kaç puan öne geçecek.

  • Bakan Zeybekçi “Evet” oylarınızı Türkiye’nin geleceği için verin

    Almanya’da yaşayan vatandaşlarımıza 16 Nisan’da yapılacak Anayasa referandumu ile ilgili olarak AK Parti Yurtdışı Seçim Koordinasyon Merkezi tarafından organize edilen “Cumhurbaşkanlığı ve Hükümet Sistemi ” isimli toplantılara bütün engellemelere rağmen devam ediyor. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin Köln’de yapacağı salon toplantısı iki kez güvenlik gerekçe gösterilerek iptal edildi. “Gerekirse kahvehane kahvehane gezer vatandaşımıza ulaşırız” diyerek kararlığını dile getiren Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’nin kararlı tavrı netice verdi.

    Almanya’ya teşekkür etti.

    Bakan Zeybekçi Köln şehir merkezindeki Senats Hotel’de vatandaşlarımızla bir araya gelerek “Cumhurbaşkanlığı ve Hükümet Sistemi ” hakkında vatandaşlarımıza hitap etti. Bakan Zeybekçi konuşmasında Almanya’ya teşekkür etti. Zeybekçi, “Almanya gibi dost bir ülkede milyonlarca Türk vatandaşımız yaşıyor 1 milyonun üzerende Türk seçmenin bulunduğu bu ülkede bizim vatandaşlarımıza hitap etmemiz kadar doğal ne olabilir. B bu hakke hem misafir eden ülkenin kullandırma gibi bir görevi vardır. Bu hakkı kullandırmada gösterdikleri gayretlerden dolayı Almanya’ya teşekkür ediyorum. Biz her şeye Yunusça yaklaşıyoruz. Biz gelmedik kavga için Bizim işimiz sevi için. Dostun evi gönüllerdir gönüller yapmaya geldik. Biz dost eline geldik. Sevdiklerimizle kardeşlerimizle birlikteyiz. Artık yeni çağlardayız dünya değişiyor. 1990’dan sonra dünyada bütün dengeler değişti. Birbirinden zorla ayrılan iki Almanya birleşti. Devasa yıkılmaz denen SSCB yerle bir oldu. İçinden onlarca devlet çıktı. İdeolojik bütün tapular yerle bir oldu. İki ülke birbirinden ayrıldı Birleşmeden sonra Batı Almanya doğu Almanya’da görevli 500 binin üzerindeki memurunu hiç bir gerekçe göstermeden işten çıkardı. İşten çıkarılanlar İnsan Hakları Mahkemesine gitti ve mahkeme Almanya’yı haklı buldu. Demokrasi insan hakları özgürlükler ve hukukun üstünlüğü dünyanın her yerinde evrensel bir standart ise eğer ki terörizmim de aynı başlık altında ele alınıp dünyanın her yerinde de aynı standarda yer almalıdır. Başka bir yerde terörizmim olup ta başka bir yerde terörizmim değildir derseniz sonra söylediğiniz sözlerin kıymeti kalmaz inandırıcı olamazsınız” dedi.

    Türkiye’nin geleceği için “evet”

    Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi konuşmasını devamında 16 Nisanda yapılacak referandumda neden evet denileceği farklı örnekler vererek izah etti. Cumhurbaşkanlığı sitemini detaylı olarak anlattı. Yaşanılan her sıkıntının ardında sitemin yetersizliğinin geldiğin bundan dolayı da bu sitemin değişmesi gerektiğini bundan dolayı Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmesi gerektiği bundan dolayı da evet denilmesini istedi. Referandumun bir siyası seçim olmadığını belirten Bakan Zeybekçi “Verilecek oyların AK Parti için değil, Recep Tayyip Erdoğan’ için değil, Türkiye’nin geleceği için evet değin. Türkiye’nin yaşadığı bu badirelerin bir daha yaşanmaması için evet deyin” dedi. Gerek ekonomik gerekse siyasi ve diğer terör sıkıntılarının mevcut sistemden kaynaklandığını söyleyen Bakan Zeybekçi, ” Tek başına güçlü bir iktidar döneminde bir savcının bir iddianame hazırladı ve hazırladığı iddianame 1080 sayfa çuvallar dolası deli ve belgeler var. Bir mahkemeye verdi bu belgeleri mahkeme 15 dakika sonra kararını açıklayarak aşağıda ismi bulunan şirketlerin ve kuruşlara el konulmasına faaliyetlerinin durdurulmasına hükmetti. Bu karar 17-25 Aralık ihanetidir. Yine 2015 yılında terör örgütünün uzantısı olun bir partiyi allayıp boyalayıp bu millete pazarlamadılar mı?. Ellerine sav verip demokrasi türküleri söyletmediler mi? Onlar biz Türkiye’de hukuk sisteminde içinde kalacağız. Türkiye’ye bölmeden parçalamadan parlamentoda siyaset yapacağız sözü vermediler mi? Bu millet oy vermedi mi. 80 milletvekili ile meclise taşıdılar. Daha sonra bunlara gelen talimatla siz kimsiniz Türkiye’de siyaset yapıyorsunuz. Biz alttan siz de içerden Türkiye’yi sardık. Tek başına iktidar yok Şimdi tam zamanı sizde silahı takacaksınız bu işi hep birlikte bitireceğiz Türkiye’yi kan gölüne çevireceğiz. Çukurlar, öz yönetim safsatalarıyla şehirleri yerle bir ettiler. Bunlar değil mi oramızı buramızı Kandil’e dayıyoruz diyenler. İç barışa zararı olduğu gibi ekonomiye büyük zarar verdiler” dedi. Yaşanılan her sıkıntının ardında sitemin yetersizliğinin geldiğin bundan dolayı da bu sitemin değişmesi gerektiğini bundan dolayı Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmesi gerektiği bundan dolayı da evet denilmesini istedi. Referandumun bir siyası seçim olmadığını belirten Bakan Zeybekçi “Verilecek oyların AK Parti için değil, Recep Tayyip Erdoğan’ için değil, Türkiye’nin geleceği için evet değin. Türkiye’nin yaşadığı bu badirelerin bir daha yaşanmaması için evet deyin” dedi.

  • Kıbrıs’ın geleceği için uzmanlar GAÜ’de bir araya geldi

    Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ) Mimarlık, Tasarım ve Güzel Sanatlar Fakültesi tarafından “Kıbrıs’ta Kentleşme Politikaları” paneli düzenlendi.

    Girne Amerikan Üniversitesi Mimarlık ve Güzel Sanatlar Öğretim üyesi Doç. Dr. Hossein Sadri ve Doç. Dr. Senem Zeybekoğlu Sadri’nin daveti üzerine gerçekleştirilen panelde, ülkesel fiziki plan, fasıl 96, Lefkoşa Master planı, Girne Emirnamesi ve imar planı süreci gibi çeşitli konular üzerine sunumlar yapıldı.

    “Kıbrıs’ta Kentleşme Politikaları” paneli hakkında açıklama yapan GAÜ Mimarlık, Tasarım ve Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hossein Sadri, Kıbrıs’ta kentleşme politikaları paneli çerçevesinde gerçekleşen 5 oturumda mevcut yasalar, uygulamalar, plan ve projeler ve gelecek için gelişim vizyonları hakkında görüşlerin paylaşıldığını belirterek, şunları kaydetti:

    “İlk oturumda Prof. Dr. Şebnem Hoşkara ve Mimar Ali Yapıcıoğlu daha sürdürülebilir kentleşme politikalarının gelişmesi için gerekli stratejiler hakkında bilgi paylaşımında bulundu. Toplumsal, kültürel, çevresel, ekonomik ve ekolojik bir çok faktörün birlikte ve bütüncül ele alınmasının gerekliliğine dikkat çeken konuşmacılar sürdürülebilir uygulama örnekleri üzerinden kıbrıs iklimi ve kültürüne de uygun önerilerini katılımcılara aktardı.

    İkinci oturumda, Kıbrıs kentleşme yasaları hakkında Yrd. Doç. Dr. Pınar Uluçay Avrupa Birliği yasal mevzuatı ve kuralları çerçevesinde KKTC’de olan mevzuatı kıyaslayarak, gelecek için mevzuat bakımından yapılması gerekenler konusunda önerilerini sundu.

    Üçüncü oturumda, Lefkoşa master planı ele alınırken, Lefkoşa Türk Belediyesinden Lefkoşa master plan takımı lideri Ali Güralp ve Prof Dr. Naciye Doratlı, dünyada önemli bir örnek olan, iki toplumlu şehrin geliştirilmiş ve 3. varyasyonu hazırlanmakta olan Lefkoşa master planının hazırlanma süreci ve içeriği ile ilgili bilgi paylaştılar.

    Dördüncü oturumda, Doç. Dr. Cemil Atakara, Girne’deki kentleşme etkileri üzerine yaptıkları detaylı anket, analizler ve sonuçlarını paylaşırken, daha yeşil bir Girne için önerilerini sundu.

    Beşinci ve son oturumda şehir plancıları odası başkanı Merter Refikoğlu ve Doç. Dr. Senem Zeybekoğlu Sadri ve Hassina Nafa panelin sonuç değerlendirmesini yaparken mevzuattan planlama ve politikalar belirleme ve uygulamalara kentlerle ilgili yaşamın en ön planda tutulması gereken stratejiler hakkında düşüncelerini paylaştı.”

    Planlama Dairesi Başkanı Türkmen Yiğitcan ise yaptığı açıklamada, 1989 yılında da 2 yıl içerisinde ülkesel fizik planı yapılmasının ön görüldüğünü, fakat 2015 yılında ancak ülkesel fizik planı ilan edebildiklerini söyledi. Yiğitcan, “Ülkesel fizik planı demek büyük resimdir. Büyük resme odaklanabilmeniz için ise altını diğer alt planlarla ve kent planlarıyla bir şekilde tamamlamanız lazım. Şuanda yapmaya çalıştığımız budur. Bu alttaki eksik parçaları tamamlamaya çalışıyoruz. Ancak şu anki daire yapısıyla bunu benim personelle daire bütçesiyle yapmam mümkün değil. Biz bunu belediyelere, sivil toplum örgütlerine, Mimarlar ve Mühendisler Odasına ve üniversitelerin de iş birliğine yayarak erken zamanda sonuçlandırmayı planlıyoruz ve bunu yeni bir deneyim olarak yapacağız. Bununla ilgilide, 2016 yılında mekânsal planlamayla ilgili bakanlar kurulu kararı da mevcuttur ve bunu bize zorunlu kılmaktadır. Üniversiteler, yerel yönetimler ve odalar birliği ile bu planlamaya erken zamanda başlamayı planlıyoruz. Bu konuda rolün büyük kısmı belediyelerindir. Bu yolda belediyeler ile birlikte yürümeliyiz” şeklinde konuştu.