Etiket: Gebelikte

  • Gebelikte Kan Şekerinin Yükselmesine Dikkat

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op.Dr. Aslı Alay, gebelikte kan şekerinin yükselmesine dikkat çekti.

    Yiyeceklerle alınan karbonhidrat olarak adlandırılan gıdaların vücutta glukoz olarak tanımlanan şekerlere dönüştüğünü ifade eden Op.Dr. Aslı Alay, “Glukoz yani karbonhidratların en küçük parçacıkları yaşamımızı devam ettirmemiz için gereken enerjiye dönüşür. Bu dengede en ufak bir bozulma çeşitli hastalıklara yol açar. Metabolik hastalık olarak bilinen bu hastalıklardan toplumda en sık görüleni diyabettir. Diyabet, kanda var olan şekeri hücrelerimizin kullanamamasından kaynaklanır. Kanda şeker yüksek ama işe yaramıyor. Çünkü şekeri kullanmamızı sağlayan insülün ya vücutta yok yada etkisini gösterememektedir.” dedi.

    Gestasyonel diyabetin ise gebelikte tanı koyulan şeker hastalığı olduğunu belirten Op.Dr. Aslı Alay, şöyle konuştu:

    “Görülme sıklığı yüzde 2-5 olup kadının sonraki gebeliklerinde tekrarlama ihtimali çok yüksektir. Gebelikte insülün salgısı artmakla beraber 6. aydan itibaren plesantadan salgılanan hormonlar insülüne karşı direnç gösteririr. Bu direnç diyabet açısından risk taşıyan kadınlarda kan şekerinin yükselmesine yol açar. Kontrolsüz yükselen kan şekeri fetüstede şekerin yükselmesine, artan insülün salınımına ve bu durumun yol açtığı sorunları beraberinde getirir. Bu nedenle gebelik şekeri mutlaka teşhis edilmesi ve doğru takibi gereken bir hastalıktır. Özellikle 35 yaş sonrası hamilelikler, kilolu kadınlar, 4000 gr dan fazla bebek doğuran ve diyabetik aile öyküsü olan gebelerde risk artmıştır. Tanı için gebeliğin 24-28. Haftaları arasında şeker yükleme testi yapılır. Şeker yükleme testi tüm gebelere önerilmekte, eğer gebe yüksek risk grubunda ise gebelik tespit edilince bu test yapılmalıdır. Genel olarak tek aşamada yapılan 75 gr yükleme testi olarak uygulanır. Şeker yükleme testi öncesinde 3 gün gebenin normal diyetle beslenmesi önerilir . 8-12 saatlik açlık ardından sabah saatlerinde uygulanır. Öncelikle açlık kan şekerine bakılır. Ardından 75 gr şeker içeren solüsyon içirilir. Açlık kan şekeri ?93, 1.saat tokluk ?180 mg/dl, 2.saat tokluk ? 153 mg/dl değerlerden biri yüksek ise gebelik şekeri tanısı konur. Gebelik şekeri tanısı konulan kadınlarda diyet düzenlenmeli, gerekli durumda insülün tedavisine geçilmelidir. Diyet hastanın kilosuna, boyuna, ek hastalık mevcudiyetine ve fizksel aktivitesine göre değişir. Her gebe için hazırlanan diyet listesi farklı olup diyet kişiye özeldir. Önemli olan karbonhidratın azaltılması, protein ve sebzenin artırılmasıdır. Karbonhidratlı gıdalar kan şekerini yükselttiği için tek seferde tüketilmemeli, gün içinde farklı öğünlerde küçük porsiyonlar şeklinde alınmalıdır. Beyaz şeker, un ve ürünleri, yağ oranı yüksek yiyecekler kısıtlı miktarda tüketilmelidir. Gebelerde çok sık gördüğümüz tatlı isteği taze ve kuru meyveler ile karşılanmalıdır. Ana ve ara öğünlerde hedef şeker düzeyini sağlayacak besin tüketilmesi, fiziksel aktivite planlanması, evde şeker takip sisteminin geliştirilmesi tedavinin amacıdır. Her kontrolde kilo artışı takip edilmelidir.”

    Doğum ile beraber gebelik şekerinin kaybolacağını kaydeden Op.Dr. Aslı Alay, “Ancak tip 2 diyabet adayı olan bu kadınlar doğumdan 6 hafta sonra şeker yükleme testini tekrarlamalıdır. Normal çıktığı takdirde 3 yılda bir şeker yükleme yapılır. Gebeliklerinde gebelik şekeri tanısı alan kadınlar doğum sonrasında da yaşam tarzını değiştirmeli, Akdeniz mutfağının hakim olduğu bir diyet ile beslenmeli, sigara içmemeli, hayatından sporu ve özellikle yürüyüşü eksik etmemelidir” diye konuştu.

  • Gebelikte Hipertroidi Bebeğin Gelişimi Etkiliyor

    Memorial Antalya Hastanesi Endokrinoloji, Diyabet ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Gökhan Yazıcıoğlu, gebelik planlayan anne adayları için tiroid bezinin normal çalışmasının büyük önem taşıdığını belirterek, gebeliği olan kadınlarda tiroid bezinin muayene edilmesi ve gerekli incelemelerin yapılması gerektiği uyarısında bulundu.

    Memorial Antalya Hastanesi Endokrinoloji, Diyabet ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Gökhan Yazıcıoğlu gebelik öncesi, sırası ve sonrasında oluşan hipertiroidi hakkında bilgi verdi. Gökhan Yazıcıoğlu, unutkanlık, kilo artışı, yorgunluk gibi şikayetlerle ortaya çıkan tiroid hastalığı, tiroidin az ya da çok çalışmasından kaynaklandığı bildirdi. Özellikle gebelik döneminde tiroid bezlerinin hem fonksiyon hem de boyutlarında oluşan değişiklikler hipertiroide yol açabileceği belirtilen Yazıcıoğlu, bebekte gelişim bozukluğuna ve zeka geriliğine neden olabilen hastalığın tedavisi dikkat ve özen gerektirdiğini ifade etti.

    20-40 YAŞ ARASI KADINLAR TİROİD KONTROLÜNDEN GEÇMELİ

    Gebelik planlayan anne adayları için tiroid bezinin normal çalışması büyük önem taşıdığının altını çizen Yazıcıoğlu, “Gebelik planlayan ya da erken dönemde gebeliği olan kadınlarda tiroid bezinin muayene edilmesi ve gerekli incelemelerin yapılması gerekir. Hipertroidizm diye adlandırılan tiroidin aşırı çalışması, metabolizmayı büyük oranda etkilemekte ve en çok doğurganlık çağında olan 20 ile 40 yaş arasındaki kadınlarda görülmektedir” diye konuştu.

    AİLESİNDE GUATR VE TİROİD HASTALIĞI OLANLAR DİKKAT

    Gebelik sırasındaki hipertiroidi, hem anne hem de bebek açısından risk oluşturduğunu açıklayan Yazıcıoğlu, “Bu dönemde tiroid fonksiyonları kontrol edilmediğinde, anne adayında yüksek tansiyon gelişebilir. Bu durum, düşük, erken doğum ve düşük doğum kilosuna sahip bebek riskine yol açmaktadır. Hipertiroidi hastalarında kanda T3 ve/veya T4 hormon düzeylerinde artış saptanmaktadır. Bu nedenle özellikle gebelik döneminde düzenli kan tahlili yapılarak tiroid seviyeleri takip edilmelidir. Ailesinde guatr, tiroid ve şeker hastalığı olan gebelerin bu hastalığa yakalanma riski daha yüksektir” dedi.

    TEDAVİDE GEÇ KALINMAMALI

    Tedavide geç kalındığı takdirde, hastalık anne adayında tiroid krizine yol açabileceği uyarısında bulunan Yazıcıoğlu,”Gebelikte hipertiroidisi olan anne adaylarının bebekleri, kalp atışlarının ve boyun kısmının incelenmesi gibi işlemler için ultrason ile araştırılmalıdır. Bu durumda ateş, bilinç bulanıklığı, havale geçirme, bulantı-kusma, ishal ve kalpte ritim bozuklukları görülebilir. Hastalık için tanı konulduğunda gecikmeden tedaviye başlanmalı ve krizin başlama sebepleri araştırılmalıdır. Tedavide sıvı dengesinin sağlanması, ateşin düşürülmesi ve oksijen verilmesi gibi destekleyici önlemlerin dışında, tiroid hormonlarını düşürücü ve nabzı azaltıcı ilaçlar kullanılmaktadır” şeklinde konuştu.

    Gökhan Yazıcıoğlu, tiroidin aşırı çalışması durumunda Nabızda yükselme, Ellerde titreme, Yeterince beslenmeye rağmen kilo kaybı, Kronik yorgunluk, hissi ve rahat uyuyamama, Kendini sinirli ve endişeli hissetme ve ateş basması gibi şikayetlerin oluştuğunu söyledi.

  • Gebelikte Sık Karşılaşılan Yakınmalar

    Tekirdağ Çerkezköy Özel Optimed Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Fatma Türkan Ayan, gebelik sırasındaki ufak tefek yakınmaların çoğunun hasta eğitimi ve hızlı tedavi ile en alt düzeye indirilebileceğini belirtti.

    Gebelikte eğitimin ve kontrollerin önemli olduğuna vurgu yapan Opr. Dr. Fatma Türkan Ayan, “Gebelik sürecinde bilinçli olmak önemlidir. Belli bir bilince ulaşmak için de hasta eğitiminden geçmek gerekir. Böylelikle yaşanabilecek olumsuzlukları en alt düzeye indirebiliriz” dedi.

    Aşırı tükürük salgılama gebelerde görülen nadir, ancak baş edilmesi zor bir durum olduğunu söyleyen Opr. Dr. Fatma Türkan Ayan, sebebi bilinmemekle birlikte aşırı tükürük salgılamanın bulantı kusma ile yakından ilişkili olduğunu belirtti.

    Besin değeri taşımayan veya sağlıksız maddelerin yenilmesinin de gebelik dönemlerinde olan bir durum olduğunu belirten Opr. Dr. Fatma Türkan Ayan, buz ve toprak yeme en sık karşılaşılan örnekler olduğunu söyledi.

    Gebelik sırasında sık sık idrara çıkma gebelik süresi boyunca sık karşılaşılan bir sorun olduğunu ifade eden Op. Dr. Ayan, “Erken gebelik haftalarında idrar yollarının dolaşımının artmasına bağlıdır. İlerleyen gebelik haftalarında büyüyen rahmin mesane üzerine baskı oluşturması ve kapasitesini azaltması daha sık idrara çıkılmasına yol açmaktadır. Ancak idrarda yanma, yaparken zorlanma, idrarda kan görme gibi belirtiler enfeksiyonu işaret edebilir” diye konuştu.

    Gebelikte tekrarlayan mantar enfeksiyonları, hormonların etkisiyle vajinal salgılarda artışa sebep olabileceğine dikkat çeken Op. Dr. Ayan, vajinal yanma ve kaşıntı olması durumunda lokal etkili ilaçlarla tedavi edilebileceğini söyledi.

    ”BACAKLARDA VE GENİTAL BÖLGEDE VARİSLER ÇIKABİLİR”

    Gebelik sürecinde bacaklarda ve genital bölgede varislerin de çıkabileceğini aktaran Opr. Dr. Fatma Türkan Ayan, “Rahimin büyümesi ve baskı yapması nedeniyle bacakların kan dolaşımının yavaşlaması varisin gelişmesinde ana etkendir. Bacakların yükseltilmesi ve elastik varis çorapları gebeliğin erken dönemlerinden itibaren önerilir” ifadelerini kullandı.

    Sırt ağrılarının da gebelik döneminde karşılaşılan önemli bir problem olduğunu, duruşun düzeltilmesinin sırt ağrılarına çözüm olabileceğini söyleyen Opr. Dr. Fatma Türkan Ayan, şöyle devam etti:

    “Karnın dışarı doğru büyümesi hastanın dengesini sağlamak amacıyla, omuzlarını geriye doğru çekmesine bu da kafasını dik tutmak için başını öne doğru çıkarmasına neden olur. Sonuçta hem bel hem boyun bölgesindeki fizyolojik eğrilikler artmaktadır. Gebelik Kore’si ve 5 santimetre topuklu bir ayakkabı duruşu düzelterek sırt ağrılarını hafifletebilir. Lokal sıcak uygulamadı ve sırt masajı kasları gevşetebilir ve huzursuzluğu giderebilir. Sırt güçlendirici egzersizlerle daha iyi sonuçlar elde edilebilir.”

    Bacak kramplarının gebeleri rahatsız eden ciddi bir sorun olduğunu vurgulayan Op. Dr. Fatma Türkan Ayan, bu krampların nedeninin kesin olarak bilinmediğini söyleyerek, ağrıların magnezyum içeren ilaçlar ile azaltılabileceğini kaydetti. Masaj ve lokal sıcak uygulamasının da yakınmaları azaltacağını belirten Opr. Dr. Fatma Türkan Ayan, ayrıca topuklara basarak yürüme egzersizlerinin de yapılabileceğini söyledi.

    Gebelik sürecindeki meme ağrısı konusuna da değinen Op. Dr. Ayan, “Özellikle erken ve geç gebelikte hormonların da etkisiyle meme dolaşımının artması ağrı ve dolgunluk hissine yol açabilir. Sıkı iç çamaşırı ve soğuk uygulama geçici bir rahatlama sağlayabilir. Hormon tedavisinin yeri yoktur” dedi.

    GEBELİĞİN CİLDE ETKİSİ

    Gebeliğin ciltte de birtakım değişikliklere yol açtığını kaydeden Op. Dr. Ayan, “Ciltteki değişiklikler, gebelik maskesi, alın, burun kökü ve elmacık kemikleri üzerindeki deride koyulaşma olmasıdır. 16’ıncı gebelik haftasından sonra oluşur ve güneş ışığına maruz kalma ile artar. Gerilme çizgileri (çatlaklar) meme ve karın bölgesindeki çatlaklar alttaki kollajen dokunun ayrılması ile oluşur ve düzensiz nedbeler olarak görünürler. Bu çizgiler genellikle derinin gergin olduğu gebeliğin geç dönemlerinde ortaya çıkar. Gebeliğin 3’üncü ayından itibaren uygun şekilde tedavi ile oluşması engellenebilir” diyerek gebeliğin ciltte birtakım olumsuzluklara neden olabileceğini kaydetti.

    Ciltte yaygın kaşıntıların da gebelik sürecinin ciddi problemlerinden olduğunu ifade eden Op. Dr. Fatma Türkan Ayan, karın cildinde ve çatlayan cilt bölgelerinde kaşıntı normal olmakla beraber bazı anne adaylarında gebelik hormonlarının etkisiyle yaygın vücut kaşıntılarının da ortaya çıkabileceğini belirtti. Ayan, “Çoğu durumda selim tabiatlı olan bu kaşıntıların, altta yatan muhtemel bir karaciğer safra kanalları patolojisinin ortaya çıkarılması için doktora başvurulmasını gerektirir” dedi.

    Op. Dr. Ayan, ellerde ve parmaklarda aralıklı uyuşma ve karıncalanmaların özellikle akşamları ve sabah erken saatlerde belirgin bir şekilde yaşanabileceğini söyledi. Ayan, bunun nedeninin ise, ödem ve gebelik postüründen dolayı sinirleri belli noktalarda sıkışmasından kaynaklandığı düşünüldüğünü ifade etti.

    “DİŞ BAKIMINA ÖNEM VERİLMELİ”

    Gebelikte diş bakımına da önem verilmesi gerektiğini belirten Op. Dr. Ayan, “Diş bakımı gebelikte yaygın dişeti doku büyümesi ve kanama görülebilir. Gebeliğin ikinci 3 aylık döneminde lokal anestezi altında temizleme, dolgu, çekim işlemleri yapılabilir” dedi.

    Egzersizlerin gebelik süresince önemli olduğunu ve aşırıya kaçmadan yapılması gerektiğine dikkat çeken Op. Dr. Ayan, “Gebelik sırasında aşırıya kaçmadan yapılan egzersizler kabul edilebilir. Ancak düşme ve karın travması riski yüksek olan hareketlerden ve gereksiz fiziksel stresten kaçınılmalıdır. Gebeler için aerobik ve egzersiz kursları (gebe okulları) bulunmaktadır” ifadelerini kaydetti.

    Tekirdağ Çerkezköy Özel Optimed Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Fatma Türkan Ayan, son olarak seyahatin gebeliği olumsuz etkilemeyeceğini, ancak spontane düşük hikayesi olan ve mevcut gebelik sırasında vajinal kanama geçiren kadınların uzak mesafelere seyahat etmemeleri gerektiği konusunda uyarılarda bulundu.

  • Gebelikte Grip Ve Zatürre Hafife Alınmamalı

    Hamilelik dönemi kış aylarına denk gelen anne adaylarında bağışıklık sisteminin zayıflaması, grip ve üst solunum yolu enfeksiyonlarına zemin hazırlamaktadır. Bu süreçte birtakım önlemler alarak sağlıklı kalmak ve konforlu bir şekilde doğuma hazırlanmak mümkündür. Memorial Kayseri Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Nilgün Avşar Benzer, kış aylarında çok sık hastalanan anne adaylarının dikkat etmesi gereken noktalar hakkında bilgi verdi.

    Gebelikte grip ve zatürre hafife alınmamalı

    Hamilelik nedeniyle dolaşım ve solunum sistemlerinde değişimler görülen kadınların vücut direnci de düşer. Bu aylarda sıklıkla görülen üst solunum yolları enfeksiyonlarındaki viral etkenler, normal koşullarda bebeğe geçmez ve bebeğin sağlığında beklenmeyen bir durum oluşturmaz. Ancak gebelik döneminde yüksek ateşe neden olabilen grip ve zatürre gibi hastalıklar önemsenmeli, mutlaka doktora başvurulmalıdır.

    Soğuktan korunmak için pencerelerinizi sıkı sıkı kapatmayın

    Üst solunum yolu enfeksiyonları denildiğinde genel olarak soğuk algınlığı ve grip akla gelir. Her iki hastalığa da virüsler neden olmaktadır. Soğuk algınlığına neden olan rhinovirüs enfeksiyonları sonbahar ve ilkbaharda, coronavirüs enfeksiyonları ise en çok kışın görülür. Grip ise Influenza A,B ve nadiren C adı verilen üç tür virüsten oluşur. Kış aylarında bu virüslerin doğada görülme sıklığı artar. Vücut direncinin düşmesi, kapalı ortamlarda daha fazla kalınması ve bu ortamların havalandırılmaması gibi nedenlerle kış aylarında bu enfeksiyonların görülme sıklığı yüksektir.

    Öksürük ve hapşırma bebeğe zarar vermez

    Gebelerdeki soğuk algınlığında en sık görülen şikayetler; burun akıntısı ve tıkanıklığı, hapşırma, boğaz ağrısı veya boğazdaki yanma ve öksürüktür. Grip ise ateş, öksürük, kas ağrısı, baş ve boğaz ağrısı ile 3 haftaya kadar sürebilen halsizliğe neden olur. Hamilelikte ateş genellikle 3 ya da 5 gün sürer, özellikle akşam saatlerinde derecesi yüksektir. Öksürük, başlangıçta kurudur ancak 3-4 gün sonra balgamlı olabilir. Anne adayları bu dönemde öksürük ve hapşırmanın bebeklerine zarar vereceği endişesini taşır. Ancak, çok aşırı ve adeta boğulurcasına olan öksürük nöbetleri hariç, öksürme ve hapşırma bebeğin düşme ya da erken doğum riskini arttıran bir durum değildir.

    Ateş 38 derecenin üzerinde ise doktora başvurmakta vakit kaybedilmemeli

    Hamileler için uygulanacak tedavide genellikle parasetamol gibi ağrı ve kırgınlık giderici ilaçlar kullanılır. Bol sıvı alınması, istirahat edilmesi, burun tıkanıklığı için okyanus suyu spreyleri ve boğaz pastilleri önerilmektedir. Gebelerdeki gribal ve üst solunum yolu enfeksiyonları söz konusu olduğunda, 1 hafta beklenmelidir. Eğer bir hafta içinde düzelme olmaz ve ateş 38 derecenin üzerinde seyrederse vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır. Bebeğe zararı olmayan antibiyotik ve diğer bazı ilaçların gebeliğin seyrinde olumsuz etki göstermesi beklenen bir durum değildir.

    Aşı anneyi de bebeği de koruyor

    Anne adayları gripten korunmak için dengeli ve sağlıklı beslenmeli, kış aylarında fazla dışarı çıkmamalı, öpüşme ve tokalaşma gibi yakın temastan kaçınmalıdır. Gebelikte, grip enfeksiyonunun ağır seyretme riskinden korunmak için aşı önerilmektedir. Grip aşısı canlı virüs içermeyen, hamilelikte ve emzirme döneminde kullanılabilen güvenli bir aşıdır. Aşı sonrası annede gelişen antikorlar bir miktar bebeğe geçerek yaşamının ilk aylarında bebeği de gribe karşı koruyacaktır.

  • Tekrarlayan Gebelikte, Tedavi Nedene Yönelik Olmalı

    Halk arasında “düşük” olarak bilinen gebelik kayıpları, bebek sahibi olma heyecanı ve hayali yaşayan çiftlerin korkulu rüyası. Özellikle anne adayı üzerinde travmaya yol açabilen ve tıp dünyasında “tekrarlayan gebelikler” diye adlandırılan bu kayıpların, iki kez gerçekleşmesi halinde, daha fazla beklenmeden araştırılması gerekiyor.

    Başkent Üniversitesi Adana Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü Uzmanı Doç.Dr. Tayfun Çok, tekrarlayan gebelik kayıplarının tanı ve tedavisinin, kadın hastalıkları ile doğum uzmanları arasındaki en tartışmalı konulardan olduğunu kaydetti. Amerikan Üreme Sağlığı Cemiyetinin iki, Avrupa Üreme Sağlığı Cemiyetinin ise üç kayıptan sonra araştırma yapılmasını önerdiğini hatırlatan Doç.Dr. Tayfun Çok, tartışmanın yaygın boyutlarına dikkati çekti.

    İKİ YA DA DAHA ÇOK KAYIPTA PROBLEMLER AYNI

    Doç.Dr. Tayfun Çok, yapılan bir araştırmaya göre; iki gebelik kaybı olan hastalar ile daha fazla kaybı olan hastalar arasında bu soruna yol açan problemler arasında fark olmadığının tespit edildiğini bildirdi. Doç.Dr. Çok, “Bu yüzden iki gebelik kaybından sonra hastalarda araştırma yapılabilir. Kaldı ki, anne olma hayali ve heyecanıyla başlayan gebelik macerası iki kez hayal kırıklığı ile sonuçlanmış ve yine aynı sonuçla karşılaşma endişesi yaşayan bir kadına ‘bir düşük daha olduktan sonra araştırma yapılabileceğini’ söylemek çok kolay değil.” dedi.

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç.Dr. Tayfun Çok, tıp alanında dünya ölçeğinde yaşanan gelişmelere rağmen bu çiftlerin ancak yüzde 40-50’sinde gebelik kayıplarının sebebinin saptanabildiğini kaydetti. Doç.Dr. Çok, “Bu hastalarda araştırılması için hemfikir olunan bazı rahatsızlıklar da var. Bunlar, pıhtılaşma ve gebelik kayıpları ile seyreden otoimmün (bağışıklık sistemi kaynaklı) bir hastalık olan AFS (antifosfolipid antikor sendromu), rahim anormallikleri ve çiftlerin kromozom anormallikleridir” diye konuştu.

    RAHİM ANORMALLİKLERİ DÜZELTİLEBİLİR

    Antifosfolipid antikor sendromu tedavisinde, heparin ve aspirin gibi pıhtılaşmayı azaltıcı ilaçlar kullanıldığını kaydeden Doç.Dr. Tayfun Çok, “Rahim anormalliklerini ise rahimde perde ve rahimde şekil bozuklukları ( T veya Y şeklinde rahim) olarak sayabiliriz. Halk arasında rahim filmi olarak bilinen histerosalpingografi (HSG) ile tanısı konulmaktadır. Bu anormallikler, histeroskopi adı verilen vajinal yoldan kamera ile rahim içine girilerek yapılan dikişsiz bir ameliyatla düzeltilebilir. Tek taraflı rahim (unikornuterus) ve çift rahim (bikornuuterus) ise düzeltilemez, ancak bu rahimlerdeki gebelik kaybı oranı daha azdır.” bilgisini verdi.

    GEREKSİZ TEDAVİLERDEN KAÇINMALI

    Başkent Üniversitesi Adana Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü Uzmanı Doç.Dr.Tayfun Çok, çiftlerdeki kromozom anormalliklerinde ise tüp bebek ve genetik tanı tedavisi kullanılabileceğini söyledi. Doç.Dr. Tayfun Çok, “Bu tedavide tüp bebek tedavisi ile oluşturulan embriyoların bazı hücreleri alınarak genetik olarak incelenip sağlam olanlar rahim içine bırakılmaktadır. Bu hastalarda doğuştan olan tombofililerin (pıhtılaşmaya yatkınlık) araştırılması ve tedavisi tartışmalıdır ve önerilmemektedir. Yapılan çalışmalarda, bu hastalarda ve herhangi bir neden bulunamayan hastalarda uygulanan pıhtılaşmayı önleyici tedavilerin canlı doğum oranlarını arttırmadığı gösterilmiştir. Yine yakın zamanda açıklanan bir araştırmada; nedeni açıklanamayan tekrarlayan gebelik kaybı olan hastalarda sıklıkla kullanılan progesteron hormonu tedavisinin de bir faydasının olmadığı bulunmuştur” ifadelerini kullandı.

    Doç.Dr. Tayfun Çok, açıklamalarını; “Hastalar için oldukça üzücü bir durum olan tekrarlayan gebelik kayıpları araştırılmalı ve nedene yönelik bir tedavi planlanmalıdır. Faydası olmayan gereksiz tedavilerden de kaçınılmalıdır” diye tamamladı.