Etiket: Gazetesi

  • Türkiye Gazetesi Genel Müdürü Gümüşer, Kastamonu’yu ziyaret etti

    Türkiye Gazetesi Genel Müdürü Ukaşe Gümüşer ve Türkiye Gazetesi Dağıtım Müdürü Osman Algül, ‘İstişare Buluşmaları’ kapsamında geldikleri Kastamonu’da Türkiye Gazetesi çalışanlarıyla bir araya geldi.

    Kastamonu’da Türkiye Gazetesi çalışanları ile bir araya gelen Türkiye Gazetesi Genel Müdürü Ukaşe Gümüşer’e, Türkiye Gazetesi Kastamonu Bölge Temsilcisi Ali Savaş’ta eşlik etti. Türkiye Gazetesi’nin misyon ve vizyonunun konuşulduğu ziyarette talepler titizlikle not edildi. İhlas Holding’in kurucusu merhum Enver Ören’in yad edildiği toplantıda, Kastamonu ekibine çalışmalarından dolayı teşekkür eden Türkiye Gazetesi Bölge Temsilcisi Ali Savaş, Türkiye Gazetesi Genel Müdürü Ukaşe Gümüşer’in ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

    Abone gündemli toplantının verimli ve heyecanlı geçtiğini ifade eden Gümüşer ise, Türkiye Gazetesi’nin kurulduğu günden bu yana doğru, dürüst, tarafsız yayıncılık çizgisinden taviz vermediğini kaydetti. Gümüşer, “İstişare Buluşmaları” kapsamında il il ziyaretlerde bulunduklarını ifade ederek, “İnşallah merhum Enver ağabeyimizin gösterdiği hedeflerle ilerleyerek ruhunu şad ederiz” dedi.

  • Türkiye Gazetesi Yazarları Trabzon’da okuyucularıyla buluştu

    Türkiye Gazetesi Yazarları Okuyucularıyla Buluşuyor’ adı altında ‘Türkiye Toplantıları’nın ilki Trabzon’da yapıldı.

    Türkiye Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmail Kapan, Türkiye Gazetesi yazarları Rahim Er ve Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Ramazan Ayvallı’nın konuşmacı olarak katıldığı toplantı Hamamizade İhsanbey Kültür Merkezi’nde gerçekleşti. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yürüttüğü ‘Zeytin Dalı Harekatı’ başta olmak üzere gündemle ilgili konulara açıklık getiren yazarlar, fikirlerini okuyucuları ile yüz yüze paylaşma imkanı buldu.

    Toplantının açılış konuşmasını yapan Türkiye Gazetesi Bölge Temsilcisi Metin Güneş, Türkiye Gazetesi’nin kurulduğu günden bugüne yaklaşık yarım asırlık tarihinden kesitler vererek merhum Enver Ören beyefendinin 34 yıl önce sarfettiği “Bir gazetenin arkasında dev sermaye yoksa reklam verilmiyorsa kadrosu vatan toprağı kadar temiz bir avuç Anadolu çocuğundan ibaretse ve bu çocuklar parası, sıhhati, mesaisi, kalemi ve vücuduyla var olma mücadelesi veriyorsa o bir gazete değil bayraktır, diyebilmektir” sözünü hatırlattı. Güneş, Türkiye Gazetesi’nin “İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olandır” düsturunu ilke edinen ve bu doğrultuda iş ve aş veren bir müessese olduğunu söyledi. Güneş, Türkiye Gazetesi’nin unutturulmaya çalışılan Anadolu Evliyaları’nı tekrar insanlara hatırlatarak önemli bir görevi ifa ettiğini belirterek “Osmanlı’nın tahkir edildiği bir dönemde Osmanlı’ya sahip çıkan ve bedel ödemek uğruna Abdülhamid Han’ın Kızıl Sultan değil, Ulu Hakan olduğunu ve Vahidettin Han’ın da vatan haini olmadığını haykırabilmektir. Türkiye Gazetesi demek ‘Rabbinin emirlerine uy günah işleme, devletin kanunlarına uy suç işleme’ diyebilmektir” ifadelerini kullandı.

    Büyükşehir Belediye Başkanı Orhan Fevzi Gümrükçüoğlu “Bir ev sahipliği yapabiliyorsak, ağırlayabiliyorsak ne mutlu bize. Şehrimize ve bölgemize ok yararlı olacağına inanıyorum” diyerek toplantıda emeği geçenlere teşekkür etti.

    TBMM Çevre Komisyonu Başkanı ve AK Parti Trabzon Milletvekili Muhammet Balta ise İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun selamını ileterek başladığı konuşmasında “Biz buraya aslında dinlemeye geldik. Fatih’in fethettiği, Yavuz’un valilik yaptığı, Kanuni’nin doğduğu bu şehre sizlerin buraya gelerek Türkiye Gazetesi’nin okurlarıyla buluşmak için Trabzon’u seçmenizden ötürü çok teşekkür ederim. Trabzon; vatanı bayrağı, dini uğruna kalpleri çarpan insanların yaşadığı bir şehir. Türkiye Gazetesi sadece bir gazete olarak değil ihlas Haber Ajansı ile eğitim ve sağlık kurumları ile birlikte çok güzel hizmetler yapan milli bir duruş sergileyen, Türkiye’nin birliğini beraberliğine katkıda bulunan ve insan yetiştiren bir kurum. Söz sizin” diyerek konuşmasını tamamladı.

    “Türkiye Gazetesi bir sevda hareketidir”

    Trabzon Valisi Yücel Yavuz ise yaptığı konuşmada çok güzel bir etkinlikte bulunduğunu belirterek “Bu müessese kurulduğu günden beri rahmetli Enver beyle birlikte bu bir kadro hareketidir, Türkiye sevdası hareketidir. Daha çok Türkiye Gazetesi ile tanınmıştır ama bir çok sektöre öncülük etmiştir. Türkiye için Türk milleti için hareket eden gönül insanlarının oluşturduğu bir harekettir. Bu sevda ve gönül işidir. Türkiye meselesidir” diye konuştu.

    “Çok kritik bir dönemden geçiyoruz”

    Türkiye Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmail Kapan ise konuşmasına “Karadeniz’in bu şirin köşesinde şehzadeler şehrinde sizlerle bir araya gelmekten son derece mutlu ve bahtiyarım. Bu buluşmamızı sağlayan bütün arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum” diyerek başladı. Kapan, çok kritik bir dönemden geçtiğimizi belirterek “Aslında Türk milleti ve genelde İslam alemi 200 seneden beri çok sıkıntılı dönemlerden geçiyor. 19. asır Osmanlı Devleti’nin en uzun asrıydı. Neredeyse tamamı savaşlarla geçti. İmparatorluk yıkıldı ama imparatorluğun cenazesi yüz yıldır kaldırılamıyor. Bugün kim nereye bir adım atarsa Osmanlı ile burun buruna geliyor, Osmanlı ile yüz yüze geliyor. İslam aleminde büyük sıkıntı var. Oysa bildiğimiz yer altı ve yer üstü zenginlikleri aslında İslam dünyasında. Bilinen enerji kaynaklarının ispatlanmış petrol rezervlerinin yüzde 80’i islam coğrafyasında. Bilinen doğal gaz kaynaklarının yüzde 50’si yine İslam coğrafyasında. Dünya ticareti için en önemli geçiş noktaları olan 13 tane stratejik boğazdan 9 tanesi İslam ülkelerinde. Yani jeopolitik üstünlük, tabii zenginlikler hepsi İslam dünyasında ama İslam dünyasında kanayan yaralar bir türlü kapanmıyor. Maalesef müslümanlar büyük çapta büyük sıkıntı ve eziyet içerisinde, büyük baskı altında. Mesleğimiz icabı ülkeleri geziyoruz, dünyayı dolaşıyoruz. Son olarak Sayın Cumhurbaşkanımızla birlikte Kuzey Afrika’da, Cezayir, Moritanya, Senegal ve Mali’ye gittik. Cezayir bir nebze ama Moritanya, Senegal ve Mali maalesef Afrika’nın en fakir ülkeleri. Oradaki fakirliği, oradaki yoksulluğu orada sömürülen, ezilen insanların dramını bire bir gördük. Hepsinin Türkiye’den bir beklentisi var. Türkiye deyince hepsinin gözleri parlıyor, içleri ümit ile dolu çünkü yüzyıllarca Afrika kıtasına giden Batılı sömürgeciler onların zenginliklerini sömürdükleri gibi onların hürriyetlerini de bertaraf ettiler. Onun bir istisnası Türk milleti oldu. Türk milleti nereye giderse Türkiye devleti ondan öncesi Osmanlı, nereye giderse oralara bir şey vermek için oraya bir hizmet sunmak için yardım etmek için karşılık beklemeksizin gidiyor. Onlarda bunun çok iyi farkında” şeklinde konuştu.

    “Trabzon kalbi iman ve vatan aşkı ile dolu olan insanlar yetiştirir”

    Ardından söz alan Türkiye Gazetesi yazarı Rahim Er, Elazığlı olmasına rağmen zaman zaman karşılaştığı insanların kendisini sürekli Trabzonlular’a benzettiğini belirterek “Hemşehrinin hası burada” diyerek toplantıya katılanları selamladı. Yazar Rahim Er, “Trabzon denilince benim aklıma şu gelir. Her yörenin kendine has hususiyetleri vardır, karakteristik tarafları vardır. Trabzon’un anlatırken, onun merkezi, şunun merkezi diye anlattılar ama bir şeyi unuttular. Trabzon insan yetiştirir. Trabzon kalbi iman ve vatan aşkı ile dolu olan insanlar yetiştirir. Trabzon bu ülkenin teminat varlıklarından biridir. Bu Trabzon öyle insanlar yetiştirmiştir ki bunlardan biri gönül sultanıdır, diğeri de cihan sultanıdır. Yavuz Sultan Selim Han Trabzon valisidir. Burada valiyken burada bir çocuğu dünyaya gelir daha sonra tarihin adına Kanuni Sultan Süleyman Han diyeceği bir cihan sultanı doğar. Aynı günlerde bir de bir komşu çocuk doğmuştur. Yahya Efendi dünyaya gelir. ‘Biraderim’ demesi sebibi bu. Süt kardeşler. Yahya Efendi’nin annesi Kanuni Sultan Süleyman Han’ı emzirmiştir. Bu itibarla Trabzon bu nedenle tesadüfü yaşamamaktadır. O yerli duruşun milli duruşun kaynağı var, membaı var. Beslendiği bir merkez var, oradan geliyor. Büyükşehir Belediye Başkanı Orhan Fevzi Gümrükçüoğlu ile görüşmemizde de Trabzon’da bir caddeye ‘Yahya Efendi’ caddesi verileceği müjdesini bize verdi” dedi.

    “Bugün bize ‘Afrin’de ne işiniz var’ diyenlere…”

    Fatih Sultan Mehmed Han, Yavuz Sultan Selim Han ve Kanuni Sultan Süleyman Han’ın padişahlıkları döneminde yaptıkları önemli hizmetlerden kesitler sunan Rahim Er, 2. Viyana Kuşatması’ndan itibaren ülkenin içine düştüğü duruma vurgu yaparak “Viyana’yı feth edemeyen Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Belgrad’a çekilmiştir. Belgrad istanbul’un tabi hududuydu. Trabzon’da payitahtın tabi hududuydu. Kerkük’te tabi huduttur. Bugün bize ‘Afrin’de ne işiniz var’ diyenlere ekranlardan yazılarımızda, bu tür toplantılarda işte bunu anlatmaya çalışıyoruz; Ankara’nın müdafası Afrin’den geçer. Afrin’i, Fırat’ın batısını ve doğusunu elinde tutamazsan tabiatta boşluğa yer yoktur. Başkaları gelir orayı doldurur ve seni taciz ederler. Bir günde istiklalinden olursun allah korusun. Allah bugün bu vatanın birliği huzuru için uğruna orada can veren aslan Mehmetlerimizden razı olsun, gazilerimizden ve o aslan doğuran analardan razı olsun. Bu aslanlar bu ülke için ve bu din için mücadele veriyorlar. Peki bu mücadele ne zaman bitecek ? Bu mücadele Sevgili Peygamberimizin Mekke Meydanı’na çıkıp ‘La ilahe İllallah, Muhammedün Resulullah’ demesi ile başladı, kıyamete kadar devam edecektir. Bu hilal ile haçın mücadelesidir” diye konuştu.

    Rahim Er, toplantı sırasında kendisinin fotoğrafını çekmeye çalışan ve 5 yaşında Kur’an-ı Kerim’i ezberlediğini belirten Tunahan isimli çocukla yakından ilgilenirken, onunla fotoğraf çektirdi.

    Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Ramazan Ayvallı da konuşmasında “Peygamber Efendimizin İstanbul hakkındaki müjdesine layık olan büyük sultan Fatih Sultan Mehmet Han’ın feth ettiği ve bizlere hediye ettiği Trabzon’da sizlerle bir araya gelmekten çok bahtiyarlık duydum. Trabzon Yavuz Sultan Han gibi şehzadelerin diyarıdır. Burası Kanuni Sultan Süleyman’ın doğduğu yerdir. Burası vatanını, milletini ve dinini sevenlerin yurdudur” diyerek kendisine yöneltilen suallere cevaplar verdi.

    Toplantıya Trabzon Valisi Yücel Yavuz, Büyükşehir Belediye Başkanı Orhan Fevzi Gümrükçüoğlu, AK Parti Trabzon Milletvekilleri Muhammet Balta, Adnan Günnar ve Salih Cora, AK Parti İl Başkanı Haydar Revi, Vakfıkebir Belediye Başkanı Muhammet Balta ile çok sayıda davetli katılırken, toplantının ardından konuşmacı yazarlara çeşitli hediyeler verildi.

  • Türkiye Gazetesi yazarı ve Tarih Profesörü Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil: “Osmanlı Devleti Bilecik’te kuruldu”

    Türkiye Gazetesi yazarı ve Tarih Profesörü Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Bilecik’te katıldığı sempozyumda rahmetli Prof. Dr. Halil İnalcık’ın “Osmanlı’nın Söğüt’te değil Yalova’da kurulduğu” iddiasını eleştirerek, “Osmanlı Devleti Kayı Boyu’ndan gelmiştir. Osmanlı Devleti’nin kurulduğu topraklar Bilecik’tir, Söğüt’tür” dedi.

    Uluslararası Marka Değerleriyle Bilecik Sempozyumu’nun ikinci gününde Bilecik Şeyh Edebali Kültür ve Kongre Merkezi’nde “Osmanlı’nın Doğuşu ve Kayı Boyu” adlı tarih oturumuna, Araştırmacı Yazar Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Araştırmacı Yazar Prof. Dr. Yavuz Bahadıroğlu, eski Milli Saraylar ve Müzecilik Tanıtım Başkanı Prof. Dr. Bülent Arı ve moderatör Serdar Tuncer konuk oldu. Açılış sonrası ilk sözü alan Türkiye Gazetesi yazarı ve Tarih Profesörü Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Kayı Boyu’nun tam manasıyla nereden hareketlendiğini bilmediklerini söyledi. Net bir bilginin de kaynaklarda yer almadığını aktaran Şimşirgil, “Ancak Gazneliler ve Oğuzların çarpışmaları Selçukluların ve o zaman Oğuz boylarının Anadolu’ya doğru hareketlenmesi var Selçukluyla beraber. Kayıların da bu hareketlenmede beraber geldiklerini biliyoruz. Moğol baskını esnasında Moğolların yeniden Ahlat’a ve Anadolu’ya doğru hareketlenmeleri esnasında hareketlendi. Ertuğrul ile beraber ki babası tabii Süleyman veya Gündüz bu konuda bazı şeyleri söyleyebiliriz. Ama şunu bilelim. Süleyman diyen de doğrudur, Gündüz diyen de doğrudur. Her ikisi de kaynaklarda vardır. İkisi de kaynaklarda, hatta kaynaklar dürülmüştür. Biz Ertuğrul’un üç evladından birine Gündüz denildiği için Gündüz’ü günümüz tarihçileri biraz daha öne alıyorlar, öne çıkarıyorlar. Babasının ismini oğluna vermek gelenek olduğu için muhtemelen bu diye ifade ediyorlar. Hatta ben ona başka bir yoldan daha bakıyorum. Belki birisi bir ismini, diğerleri diğer ismini kullanır ama ikisi de aynı şayeste. Süleyman Gündüz Alp dahi olabilir. Süleyman veya Gündüz Alp’in veya Süleyman Gündüz Alp’in liderliğinde işte hareketlenen Kayılar, Ankara’ya doğru, Anadolu’da o muazzam imparatorluğu kuracak olan bir ailedir” dedi.

    “Söğüt ve Domaniç Alaaddin’in, Selçuklunun Osmanlı’ya vermesiyle toprak olmadı”

    Kayıların Ankara’nın Karacadağ mıntıkasında uzun süreli kaldıklarını anlatan Şimşirgil, “Ama burada kendilerini yeterli bulmuyorlar ve Alaaddin’den, Selçuklulardan yer istiyorlar. Söğüt ve Domaniç’i Selçuklu verdi diye ifade edilir. Aslında vermedi. Yani Söğüt ve Domaniç Alaaddin’in, Selçuklunun Osmanlı’ya vermesiyle toprak olmadı. Osmanlı’ya buraları cihat alanı olarak gösterdi ve Osmanlı geldi bu toprağı kendi kılıcıyla açtı. Kendi aldı, kendi yurt tuttu, kendi yerleşti. Onun için Osmanlının hiçbir yerden aldığı bir toprak yoktur. Bazen son derece yanlış bilinen bir şeydir. Buraları verdi. Hayır bu bölgeye doğru gönderdi. Buraları yurt açmaya gönderdi ve Osmanlı geldi. Buralarda tamamen Bizanslılar, tekfurlar, araziler ve topraklar var. Zaten Osmanlı burada bir yurt ediniyor Söğüt’te, Domaniç’te, kendine bir yurt ediniyor. Uzun süre o tekfurlar ile muhabbet içerisinde, yani karşılıklı saygı ve sevgi esasına dayalı bir muhabbeti var. Yayla, kışla buraları kullanıyorlar. Bu şekilde devam ediyor” dedi.

    “Türkiye’de diziler aslında sadece tarihi daha fazla merak ettiriyor”

    Türkiye Gazetesi yazarı ve Tarih Profesörü Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Türkiye’de dizilerin aslında sadece tarihi daha fazla merak ettirdiğini ifade ederek, “Gerçekten böyle mi diye ifade ediyoruz. Şimdi ben gerçekten muzdaripim. Çünkü bu muzdariplik bizim Muhteşem Süleyman ile başladı. Hatta ben televizyonlarda da şunu söylemiştim, ’Doğru tek bir karesi olmayan dizi’ demiştim. Bana tek bir doğru kare gösteremezsiniz. Ben her karede 3, 5, 7 hata gösterebilirim her karede. Ama bana doğru tek bir kare gösteremezler. Bunlar kendi giysilerini, kendi elbiselerini kanun diye Hürrem Sultan’a giydirdiler ve böyle gösterdiler. Şimdi Ertuğrul şahsiyetle oynamıyor. Yani Diriliş dizisi Ertuğrul’un şahsiyetiyle oynamıyor. Bu yönüyle eyvallah. Yani güzel, hoş. Şimdi diğer bir şahsiyetle oynuyor. Fakat burada Ertuğrul mu sorusuna Ertuğrul bu diyemiyoruz. Sıkıntı burada. Ben isterim ki 1 yıl çekilsin. Ama izleyici benim evladım, milletim, gencim bu Ertuğrul desin ve onu gerçekten hakkıyla bilsin, hakkıyla öğrensin. Ona sen olmadık şeyleri kattığında bu da bir yanlış. Bunu dedirtme ya. Baycu Noyan karşısına elhamdülillah diyecek adam Ertuğrul’u çıkarmadı. Yoksa hayatta kalmayabilirdi. Ama Baycu Noyan’ı Ertuğrul’la karşılaştırıyorsun ve öldürttürüyorsun. Kayı Boyu sığıntı değildir. Kayı Boyu’nu Dodurga Boyu’na sığıntı yapma. Bunu yaptığın zaman Kayı Boyu’nu sığıntı gibi gösteriyorsun ve gencin kafasında Kayı Boyu Dodurga Boyu’na sığındı. Yok böyle bir şey. O zaman başka senaryolar yapabilirsin. Bunları çok daha güzelleştirebilirsin. Çok daha hoş ama 3 yıl olmasın da 2 yıl olsun. Benim tarihim bitmez, benim tarihim tükenmez. 3 bin yıllık tarih. Ben Amerikalı mıyım, iki tane işte bilmem Rambo filmi ile 30 sene idare edeceğim. Ben her yıl da bin tane tarihim var, bin yıllık tarihim var” dedi.

    “Osmanlı Devleti Kayı Boyu’ndan kurulmuştur”

    Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Bilecik’te katıldığı sempozyumda rahmetli Prof. Dr. Halil İnalcık’ın “Osmanlının Söğüt’te değil Yalova’da kurulduğu” iddiasına eleştirerek, “Halil Bey gezdi, anlatıyor gerçekten duayen ama bir şeye katılmıyorum. Halil Bey FETÖ’cüleri az gezdirmedi. Az gezdirmediler ve Kayı Boyu’nu Kayı Boyu’ndan değil dedirttiler. Bu da yine birilerinin oyunuydu. Halil Bey, Türkiye’de bütün Türkiye’nin tanımış olduğu, kabul etmiş olduğu bütün ilim adamlarının tartıştığı, net bir şekilde ortaya koyduğu Osmanlı Kayı Boyu’dur. Bunu cümle tarihçiler son yüz yıl içerisinde tartıştılar. Büyük tartışmalara sebep oldu bu. Fuat Köprülü, Şahabettin Tekindağ, nice nice tarihçilerimiz bunları tartıştı. Bir kısım Avrupalı tarihçiler, ’Osmanlı işte Osmanlı Rum mudur? Osmanlı Moğol mudur? Osmanlı şu mudur?’ söyleyince bizim tarihçilerimiz bunlara yerinde ve hakkıyla cevap verdiler. Bu artık bitmişti. Ama bir gün geldi, Halil İnalcık Bey çıktı. Yüzde yüz tarihçilerin duayenidir. İyi bir tarihçimizdir. Bütün tarihçilerin kabul ettiği bir tarihçidir. Ama her sözü doğru değildir ve en tepede bir adam da olsanız kullanılmaya müsait olabiliyorsunuz. Bir gün çıktı acaba neydi bunun maksadı belki çok çok düşünmek lazım. Bundan 12 sene önce, 8 sene önce, tabii 10 sene oldu benim tahminim. Dedi ki Osmanlı Kayı Boyu’ndan değildir dedi” dedi.

    “Hakikate yönelirsek filmin büyüsü bozulur”

    Bu sözler sonrası Prof. Dr. Halil İnalcık’a 18 yıl asistanlık yapan eski Milli Saraylar ve Müzecilik Tanıtım Başkanı Prof. Dr. Bülent Arı araya girerek, “Dizi ve filmlerden yola çıkacak olursak yapımcılar şöyle der; hakikatin filmin büyüsünü bozmasına izin verme. Hakikate yönelirsek filmin büyüsü bozulur. Büyü bozulmasın yine de. Ama bu Kayı Boyu meselesi çok enteresan bir mevzu fakat ne zamanımız buna müsait ne ortam müsait. Bu ayrı bir tartışma konusu. Bununla ilgili yeni okumalar yapmak gerekiyor” dedi.

    “Osmanlı Devleti Bilecik’te kuruldu”

    Ardından tekrar söz alan Prof. Dr. Şimşirgil, Prof. Dr. Halil İnalcık’ı eleştirmeye devam ederek, “Osmanlının ilk camisinde Kayı Boyu’nun damgası var. Osmanlının ilk parasında Kayı Boyu damgası var. Osmanlının ilk dönem ilk tarihçileri ’Osmanlı Oğuz Boyu’ndan’ der ve bu tartışmasızdır. Osmanlının yine ikinci dönem yani ikinci dönem dediğim onlar da çağdaş tarihlerdir hemen hemen. Tamam yani Aşık Paşazade olsun, Necbi olsun, İdris-i Bekir olsun, Kemal Paşazade olsun Osmanlının bütün kaynakları Osmanlı Kayı Boyu’ndandır der. Bakın net bir şekilde bunu ifade ederler. Bunun tartışılacak zerre kadar bir yönü yok. Ve ben Halil Bey’e şunu ifade ettim. Halil Bey yaşıyordu 6 sene önce. Ben 40 senedir bunu söylüyorum dediği zaman televizyonlarda şunu söyledim. Bu sözü söyleyen bir kişiye tek bir soru sorarlar. Hangi boydan? Yani Kayı değilse hangi boydan? Halil Bey’in buna verilecek cevabı yok işte. Osmanlı Kayı’dır bunu böyle bilelim, net. Başka bir boy söyleyemezsin. Hocam şimdi farklı söylüyor tartışılabilir ama neyi tartışacağız. Moğol mu diyeceğiz? Bugün hocamın söylediği 15 Temmuz sokağa çıkmakla sadece önlenecek bir şey değil. 15 Temmuz’un fikir dünyası var. 15 Temmuz bu milletin 40 yıldır diniyle, tarihiyle oynuyor. Bunları çözmezsek hiçbir şeyi çözemeyiz. Halil Bey Osmanlı Kayı’dan değildir dediği zaman Osmanlı Rum’dur, Osmanlı Pontus’tur, Anadolu Pontus’tur, Anadolu Rum’du diye altını döşemeye başladılar. Bugün Türk milleti o hale getirilecekti ki 15 Temmuz olsa dinen Peygamber Efendimizin yok sayıldığı, tarihin Osmanlı Rum ve Pontus olduğu bugün konuşuluyor olacaktı. Onun için bunları bu milletin gençlerinin, fertlerinin öğrenmesi lazım. Bunu bilmemiz lazım. Yalova’da ben 10 sene Osmanlının bu topraklarda kurulduğunu biliyor musunuz diye Yalova’da görmedik mi biz askılarda Osmanlının bu topraklarda kurulduğunu biliyor musunuz? Bunu kim söyledi Türkiye’ye. Halil Bey değil mi? Yalova 1326’da fethedildi. 1326’da fethedilen bir yerde 1302’de nasıl devlet kurarsınız? Sadece şu soruyu söyleyeceksin. Osmanlı bu topraklarda kuruldu Bilecik’te, net” dedi.

    “Osmanlı Devleti’nin adı Osmanlı Devleti olmasaydı gaziler devleti olurdu”

    Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, son olarak Osmanlı Devleti’ni farklı kılan çok unsurun olduğunu belirterek, “Osmanlıları farklı kılan gerçekten çok unsurlar var. Bana Osmanlı Devleti’nin adı Osmanlı Devleti olmasaydı ne olurdu diye sorsanız tek bir söz var. Gaziler devleti olurdu. Bütün kaynaklarda tek bir ifade geçiyor. Bunlar gazilerdir. Yani bunları ilahi kelimetullah aşkına savaş yapan insanlar. Bunlar hak yoluna gidicilerdir. Bunları yetimleri, garipleri sevicilerdir. Bunlar kafirleri, azileri ezicilerdir. Hep böyle güzel ifadelerle Osmanlıyı hoş anlatırlar. Ama bu şu demek değil. Birinin elindeki toprağı gasp etmek, birinin malını almak, çarpmak manasında asla alamamalı. Gündüz Alp Osmangazi’ye diyor ki; ’Bilecik’i alalım.’ Osmangazi’de ’Biz bu ile garip geldik. Bunlar bizimle hoş komşuluk yaptılar. Biz malımızı, mülkümüzü buraya döktük yaylaya çıkarken. Neden saldıralım’ der. Bakın aradan zaman geçiyor Bilecik’te Osmangazi’yi ortadan kaldırmak istiyor. Osmangazi o gün Bilecik’i alıyor. Çok gerçekten bu kadar önemli. Bazıları sanki Osmanlı onun bunun toprağını almak için Kanuni der ki; ’Üzerimize yağmur bulutları gibi tehdit bulutları yağdırmasalardı Allah şahidimdir ben hiçbir yere sefere çıkmazdım. Benim üzerime yağmur bulutları gibi tehdit bulutları yağdırdılar.’ Nicea’nın (İznik) Osmanlı’ya, tekfurunun saldırışı, İkizce Savaşı’nın sebebi bizim şu Bilecik’i Osmanlının fethetmesi hep tehdit sebebiyledir. Buda yine gözden kaçırılmaması lazım olan çok önemli olan hususlardan birisidir” dedi.

    “Var olan tarih bilgileri Bursa’nın fethinde Timur tarafından maalesef yakılmış, yıkılmış yerle bir edilmiş”

    Araştırmacı Yazar Prof. Dr. Yavuz Bahadıroğlu ise, “Kayıların ve Osmanlı’nın kurulma tarihi hakkında çok az belgenin bulunduğu var olan belgelerle Bursa’nın işgalinde Timur tarafından maalesef yakılmış, yıkılmış yerle bir edilmiş. O bakımdan biraz el yordamıyla yürüyor kesinlik yok. Kesin olan şey 8-9 sene önce Ahlat’ta kaldıkları. Ben devletin demleme süreci olduğu olarak düşünüyorum. Devlet tefekkürü olarak düşünüyorum. Kafalarında bir şey var kayıp yurdu arıyor bu insanlar. İkinci istila döneminde yani Anadolu’ya geldiği zaman önlerinde iki şık var ya burada kalıp savaşacaklar veya Anadolu’nun daha başka kesimlerinde, başka kesim dediğimizde ne? Bizanslıların tercih ettikleri bir muammadır bunun çözülmesi lazım. İşte şimdi yeğenim noktası bu işin. Benim yorumum oradan kaçmıyorlar, onlar devlet adamıyla gelmişler. Yani Malazgirt zaferinden sonra Anadolu bir deniz olarak düşünülürse o akan ırmaklar hep Anadolu’da küreleniyor ve Kayılardan çok büyük aşiretler de var. Gene Türk boyları var. Onların hiçbirisine imparatorluk nasip olmuyor. Bunları da iki şey olarak düşüneceksiniz kafalarında taşıdıkları bir devlet var. Yüreklerinde kurdukları bir yürek devleti var. Hatta bazı unsurları böyle ülke göç ederken hocaların, mürşitlerin, müritlerin, o tarikatlar efendim hep beraber göç ediyorlar, sadece koyun sürüleriyle insan olarak değil” dedi.

    “Karacahisar’ın fethi Osmanlı Beyliği’nin kuruluşu için çok önemli”

    Son olarak söz alan eski Milli Saraylar ve Müzecilik Tanıtım Başkanı Prof. Dr. Bülent Arı, “Şimdi bu dönemle ile ilgili çok bilinmeyen var. Bununla ilgili 70-80 senedir üst adlar çalışıyor. Benim çalışma alanımdan biri değil bu fakat rahmetli hocamız Halil İnalcık çok uzun süre buna emek saffetti. Pek çok yeri biz birlikte gezdik. Osmanlı Beyliği’nin 1. Murat’a kadar olan dönemleri biliyorsunuz tarihler karmakarışıktır. Yani kronojide çok hatalar vardır. Çünkü pek çok menakıp name var, diğer tarihler var, terkip tarihçiler var ve rivayetler var. Bunların hepsi bir arada örtüşmüyor aslında belli bir noktaya varmıyor. İhtilaflar çok fazla, fakat bizim rahmetli Halil İnalcık hocamız şuna çalışmıştı, Osmangazi’nin izindeyim dedi. Onu bulacağım, en son bunu tarih kurumu yayınladı Belleten Dergisi’nde Osman Bey adlı makalesiydi. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey olarak tarih sahnesine çıkardı. Osman Bey dikkat ederseniz bu dizi falan olmadan önce Ertuğrul dizisi falan olmadan önce bundan 15-20 sene kadar önce hep bir aşiret reisi, koyun çobanı olarak tarihler yazardı. Bilhassa Batı’dan gelen tarihler. Yani nasıl oluyor da bu bir devlet kurabiliyor aşiret reisi, bir çoban sürüleri var, nasıl oluyor da bir devlet kurabilir. Evet ilk başlarda devlet çok küçüktü belki fakat bir strateji olan bir bey, Osman Bey bu safhaya gelene kadar pek çok merallerden geçti. Halil İnalcık hocamız bunların üzerinde çalıştı. Bu merallere nasıl geldi. Bununla ilgili olay mahallelerine keşifler yaptık. Bundan birkaç yıl önce Karacahisar Eskişehir’e 7 kilometre mesafede biliyorsunuz. Osmanlının ilk başkenti. Karacahisar’ın fethi çok önemli Osmanlı Beyliği’nin kuruluşu için çok önemli” ifadelerine yer verdi.

    Sempozyumu sonunda Bilecik Belediye Başkanı Selim Yağcı, katılımcılara plaket, üzerinde Kayı Kamgası, Osmanlı Devlet Arması ve Türk bayrağının bulunduğu flama hediye etti. Program sonunda Türkiye Gazetesi yazarı ve Tarih Profesörü Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil ve Belediye Başkanı Selim Yağcı dolu salonu arkalarına alarak selfie çekti. Ardından Prof. Dr. Şimşirgil sevenlerine kitaplarını imzalarken, uzun kuyruklar oluştu.

  • Sözcü Gazetesi davasında muhabir Gökmen Ulu cezaevinden tahliye edildi

    Sözcü Gazetesi sahibi firari sanık Burak Akbay ve gazetenin 3 çalışanının yargılandığı FETÖ davasında hakkında tahliye kararı çıkan tutuklu sanık Gökmen Ulu akşam saatlerinde Silivri Kapalı Cezaevi’nden tahliye edildi. Ulu’yu ailesi ve muhabir arkadaşları karşıladı.

    Hakkında yakalama kararı bulunan Sözcü Gazetesi sahibi firari sanık Burak Akbay, gazetenin Mali İşler Müdürü Yonca Yücekaleli, internet sitesinin sorumlu müdürü Mediha Olgun ve davanın tek tutuklu sanığı muhabir Gökmen Ulu’nun yargılandığı davanın ilk duruşması sona erdi.

    Taleplerini dinledikten sonra ara kararını oluşturan mahkeme heyeti, atılı suça ilişkin delillerin büyük bir kısmının toplanmış olması, sanığın delilleri karartma durumunun bulunmaması, sabit ikametgah sahibi olması gerekçeleriyle tutuklu sanık Gökmen Ulu’nun tahliyesine hükmetti. Karar sonrası akşam saatlerinde Silivri Kapalı Cezaevinden minibüsle çıkarılarak Kınalı Gişelerde bırakılan Gökmen Ulu’yu ailesi ve yakınları karşıladı. Oğlunun üzerine atlaması üzerine yere düşen Gökmen Ulu, oğluna yerde sarılarak özlem giderdi.

    “Şerefimle girdiğim bu zindandan şerefimle çıkıyorum”

    Ailesi ve arkadaşlarıyla özle giderdikten sonra basın mensuplarına konuşan Gökmen Ulu, “Türkiye’nin acilen normalleşmeye ihtiyacı olduğunu gözlemliyorum. Türkiye’nin bütün renklerinin el ele tutuşması gerekiyor. Ayrıştırma politikalarının artık bir kenara bırakılması gerekiyor. Halk yorgun, Türkiye yorgun halk huzur istiyor. Az önce arkadaşıma da söylediğim gibi mapus yata yata bitti. Başım öne eğilmedi. Şerefimle girdiğim bu zindandan şerefimle çıkıyorum. Bir gazeteci olarak doğruları söylemeyi sürdüreceğim” dedi.

  • Sözcü Gazetesi davasında Gökmen Ulu’ya tahliye

    Sözcü Gazetesi sahibi firari sanık Burak Akbay ve gazetenin 3 çalışanının yargılandığı FETÖ davasında ara kararını açıklayan mahkeme, tutuklu sanık muhabir Gökmen Ulu’nun tahliyesine hükmetti. Mahkeme, tanık gazeteci Fehmi Koru hakkında yeniden zorla getirme kararı çıkardı.

    Hakkında yakalama kararı bulunan Sözcü Gazetesi sahibi firari sanık Burak Akbay, gazetenin Mali İşler Müdürü Yonca Yücekaleli, internet sitesinin sorumlu müdürü Mediha Olgun ve davanın tek tutuklu sanığı muhabir Gökmen Ulu’nun yargılandığı davanın ilk duruşması sona erdi.

    Dün sabah saatlerinde başlayan duruşmanın bugün görülen oturumunda tanıklar dinlendi ve sanıkların talepleri alındı.

    Taleplerin ardından ara karar oluşturan mahkeme heyeti, atılı suça ilişkin delillerin büyük bir kısmının toplanmış olması, sanığın delilleri karartma durumunun bulunmaması, sabit ikametgah sahibi olması gerekçeleriyle tutuklu sanık Gökmen Ulu’nun tahliyesine hükmetti. Ulu hakkında yurt dışına çıkış yasağı konuldu.

    Sanık Mediha Olgun hakkındaki, her ay bir kez adresinin bulunduğu karakola imza atma adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına, sanığın yurt dışına çıkış yasağının devamına karar veren mahkeme, firari sanık Burak Akbay hakkındaki tutuklamaya yönelik yakalama kararının devamına hükmetti. Tensip kararında zorla getirme kararı çıkarılan gazeteci Fehmi Koru hakkında yeniden zorla getirme kararı çıkaran mahkeme duruşmayı erteledi.

    Karar sonrası duruşma salonundaki Gökmen Ulu’nun meslektaşları ve aralarında Ulu’nun babası ve eşinin de bulunduğu yakınları sevinç gözyaşlarına boğuldu. İzleyiciler salon dışında birbirlerine sarılarak kararı sevinçle karşıladı.

    Gökmen Ulu’nun eşi Burcu Ulu, babası Mehmet Ulu ile avukatları Fahri Emeksiz ve İsmail Yılmaz, İstanbul Adalet Sarayı karşısındaki meydanda basın açıklaması yaptı. Burcu Ulu kararı sevinçle karşıladıklarını belirterek, “6 aydır bugünü bekliyorduk ve tahliye oldu. Adalet yerini bulsun artık” dedi. Mehmet Ulu ise “Adalet varmış ama adaletsizliği önlemek avukatlara ve basına kalıyor. Biz huzurluyuz. Benim oğlum delikanlı, FETÖ’cü değil” diye konuştu.