Etiket: Gayrimeşru

  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş: “Gayrimeşru ilişkileri özendiren, sadakati önemsizleştiren yayınlar aileyi tahrip etmektedir”

    Diyanet İşleri Başkanı Erbaş: “Gayrimeşru ilişkileri özendiren, sadakati önemsizleştiren yayınlar aileyi tahrip etmektedir”

    Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, medyanın aile üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekerek, “Mahremiyeti hiçe sayan, şiddete teşvik eden, gayrimeşru ilişkileri özendiren, sadakati önemsizleştiren, sorumluluk duygusunu hiçe sayan yayınlar aileyi tahrip etmektedir” dedi.

    Diyanet İşleri Başkanlığının Aile ve Dini Rehberlik Büroları ve Merkezlerinde görevlendirilen personele yönelik düzenlenen hizmet içi eğitim, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’ın verdiği ilk dersle başladı. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğünce online olarak düzenlenen eğitimin ilk dersini veren Erbaş, hizmet içi eğitim programının hayırlara vesile olması niyazında bulunarak, programın hazırlanmasında emeği geçenlere ve eğitime katılanlara teşekkür etti. Erbaş, insanın yeryüzü serüveninin Hz. Adem ve eşi Havva ile bir aile olarak başladığını ifade ederek, “Rabbimiz, aynı hedefe yürüyen, aynı emeli büyüten, aynı erdemleri yücelten, aynı ideallerle hayata bakan bir bütün olabilmek için bizlere aile olmayı emretmiş, hatta Kur’an-ı Kerim’de geçen Vedûd ismi celilinden meveddet gibi katıksız ve karşılıksız bir sevgiyi, varlığının bir delili olarak aileye lütfetmiştir” dedi.

    Ailenin varlığında sayısız hikmetler barındığını dile getiren Erbaş, “Aile; sevgi, merhamet, sadakat, adalet ve ihsan gibi temel değerler üzerine inşa edildiğinde insanın sekinet bulduğu, güvende olduğu, korunaklı bir yuvaya dönüşecektir” değerlendirmesinde bulundu.

    “Aile bir medeniyet nüvesidir”

    Prof. Dr. Erbaş, ailenin bireyin kimlik ve kişiliğinin oluştuğu en temel eğitim ocağı olduğunu belirterek, “Bu ocak bir milletin hafızasını istikbale taşıyan, inancını, kültürel değerlerini, mirasını, gelecek nesillere aktaran bir köprüdür. Dolayısıyla bir milletin kaim ve daim olmasının yolu sorumluluk sahibi ahlaki erdemlerle bezenmiş muhkem bir aile yapısının inşa edilmesi ile mümkündür. Aile bu anlamda bir medeniyet nüvesidir ve bu nüve aynı zamanda toplumun mihenk taşıdır” diye konuştu.

    Erbaş, bugün bireysel, sosyal ya da küresel boyutta yaşanan bütün sıkıntıların ya da güzelliklerin aileyle bir ilişkisinin olduğuna dikkat çekerek, “Dolayısıyla daha iyi bir hayat için muhtaç olduğumuz temel değerler öncelikle ailede hayat bulacak, oradan topluma ve dünyaya huzur katacaktır” ifadelerini kullandı.

    “Yüce dinimiz ailede eşlerin birbirine güven duymasını ve bağlılık göstermesini emretmektedir”

    Ailede fedakârlık ve sorumluluk bilincinin egemen olması gerektiğinin altını çizen Erbaş, şöyle devam etti:

    “Dünya ve ahiret saadeti için bizlere yol gösteren yüce dinimiz ailede fedakârlığın, sorumluluk bilincinin, istişarenin, karşılıklı yardımlaşma, saygı ve anlayışın hâkim kılınmasını; eşlerin birbirine güven duymasını ve bağlılık göstermesini; sevinç, keder, yorgunluk ve sıkıntıların paylaşılmasını, ortaya çıkan birtakım problemler karşısında sabırlı ve anlayışlı davranılmasını emretmektedir. Nitekim Yüce Rabbimiz, ’Evlere girdiğiniz zaman birbirinize Allah katından mübarek ve hoş bir esenlik dileği olarak selam verin’ ayet-i kerimesiyle ailenin bir esenlik kaynağı olduğuna dikkatimizi çekmektedir. Her konuda insanlığa en güzel örnek olan yüce Peygamberimiz ise, ’Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım’ hadis-i şerifiyle bizlere ailede güzelliğin, iyi davranışın, güler yüz ve nezaketin önemini hatırlatmaktadır.”

    Erbaş, günümüzde değerlerin zayıflamasından en fazla aile kurumunun etkilendiğini ifade ederek, “Bencilliğin ve çıkar ilişkilerinin girdabı içinde huzurun kaybedildiği, sevginin maddi kaygılar içerisine hapsedildiği bir dünyada şüphesiz bu durumdan en çok aile değerleri zarar görmekte, sevgi ve rahmetin merkezi olan aile, maalesef şiddet ve nefretin mekânı haline gelmektedir” şeklinde konuştu.

    “Dünyanın hiçbir yerinde kendi milletinin değerlerini yıpratan bir medyanın varlığı düşünülemez”

    Ailelerde yaşanan olumsuzlukların zamanla toplumun genel problemleri haline geldiğine ve medyanın bu konudaki etkisine dikkati çeken Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, şunları söyledi:

    “Aile değerlerimize uygun, ailemizi korumaya ve güçlendirmeye yönelik yayınlar yapması medyanın en büyük ve başta gelen sorumluluğudur. Esasen, dünyanın hiçbir yerinde kendi milletinin değerlerini yıpratan bir medyanın varlığı düşünülemez. Fakat bugün aile kurumunun zayıflamasında ve ailevi sorunların yaygınlaşmasında maalesef medyadaki özensiz yayınların önemli bir etkisinin olduğu açıktır. Zira olumsuzlukları sıradanlaştıran, mahremiyeti hiçe sayan, şiddete teşvik eden, gayrimeşru ilişkileri özendiren, sadakati önemsizleştiren, özellikle eşler arasındaki sadakati önemsizleştiren, sorumluluk duygusunu hiçe sayan yayınlar aileyi tahrip etmektedir. Ayrıca medeniyetimizden tevarüs ettiğimiz aile ahlakı ve değerlerini yozlaştıran ve yıpratan her türlü söylem, tavır ve politika nesillerimize ve geleceğimize en büyük kötülüğü yapmaktadır.”

    “Boşanmalardaki en büyük sebep sorumsuz ve ilgisiz davranma”

    Bir sorunu çözmek için önce sorunun gerçek sebeplerini bulmak gerektiğini dile getiren Erbaş, “Bugün Türkiye genelinde yapılan araştırmalara göre boşanmalardaki en büyük sebep sorumsuz ve ilgisiz davranma olarak ortaya çıkmaktadır. Hangi açıdan düşünürsek düşünelim hiçbir gerekçe ya da meşgale aile olmayı ertelemeye ve aileyi ihmal etmeye, ilgisizliğe mazeret olamaz. Hiçbir meslek ya da hedef aile olmaktan, anne olmaktan daha önemli kabul edilemez. Hiçbir sorumluluk baba olma sorumluluğundan daha büyük olamaz” diye konuştu.

    Erbaş, hayatın her alanında olduğu gibi ailede de zaman zaman zorluklar, kırgınlıklar ve gerilimlerin olmasının mümkün olduğunu belirterek, “Önemli olan karşılaşılan sıkıntıları haksızlığa yol açmadan, sabır, fedakârlık ve adalet duygusuyla aşmaya çalışmaktır. Ailede herhangi bir sorun ortaya çıktığında gerek kadın, gerekse erkek için başvurulacak ilk merci akl-ı selim olmalıdır. Vicdan, güzel ahlak, sorumluluk bilinci ve fedakârlık olmalıdır” ifadelerini kullandı.

    Erbaş, aile yapısını özünü yitirmekten ve yozlaşmaktan korumanın herkesin ortak ve en temel sorumluluklarından olduğunu hatırlatarak, “Dolayısıyla öncelikle ailede hayat bulacak, oradan topluma yayılıp dünyaya huzur katacak iyilikleri ve ahlaki değerlerini inşa etme ve yaşatma idealini kuşanan herkese önemli yükümlülükler düşmektedir” şeklinde konuştu.

    “Aile ve Dini Rehberlik Bürolarının hizmetleri hayati bir öneme sahiptir”

    Diyanet İşleri Başkanlığının her alanda millete rehberlik eden bir teşkilat olduğunu ifade eden Erbaş, şöyle devam etti:

    “Milletimizi ailenin önemi hakkında dini açıdan doğru bilgilendirmek, bu alanda manevi destek sunmak Başkanlığımızın sorumluluk alanına girmektedir. Başkanlığımız, bir taraftan vaaz ve hutbelerle devam eden cami içi din hizmetlerinde ahlâkî değerlere yönelik vurgusunu sürdürürken, diğer taraftan da cami dışı din hizmetlerinde bu değerlerin pratiğe dönük yüzü ile toplumu tanıştırmayı hedeflemektedir. Kur’an kurslarında yıl içinde kadınları, yaz sürecinde ise çocukları muhatap alan sosyo-kültürel etkinlikler, yaşarken öğrenme ve modelleme yoluyla ahlak gelişimine katkı sağlamaktadır. Yürütülen tüm bu hizmetler içerisinde Aile ve Dini Rehberlik Bürolarının hizmetleri hayati bir öneme sahiptir. 81 il ve ilçe müftülükleri bünyesinde hizmet veren 401 Aile ve Dini Rehberlik Bürolarımız ve burada görev yapan 3 bin 70 hocamızla ailelerin korunması ve güçlendirilmesi hususunda manevi danışmanlık ve dini rehberlik hizmeti sunmaktayız.”

    “En etkili irşadımız aile yaşantımızla örnek olmamızdır”

    Erbaş, aileyi koruyan ve ayakta tutan dini ve ahlaki değerlerin yaşatılmasının kuru bir eğitim müfredatından ziyade “gönül dilini” kullanmayı ve projeler eşliğinde “erdemlerin, faziletlerin” hayata geçirilmesine yönelik adımlar atmayı gerektirdiğini söyledi. Kalplere etki etmek ve akılları doğruya yöneltmek için temel dayanağın Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyye olması gerektiğine işaret eden Erbaş, şöyle konuştu:

    “Elbette sözümüzü tesirli kılmak için temel kaynağımız Kur’an ve sünnet olmalıdır. Bunun yanında tabii ki aktüel bilgiyi de ihmal edemeyiz. Sosyal bilimler, edebiyat, tarih, psikoloji, sosyoloji ve teknoloji, okumalarımız bize çok farklı kazanımlar sağlayacaktır. Bilhassa çalıştığınız alana dair aile konularında okumalar yapmanız sizi çağın ihtiyaçlarına cevap verme ve projeler üretme noktasında güçlendirecektir. Elinizde, masanızda, gündeminizde her daim aileyle ilgili bir kitap, bir araştırma, bir makale olmalıdır. Sizler aileyle ilgili her çalışmayı, her gelişmeyi takip etmeye çalışmalısınız. En etkili irşadımız aile yaşantımızla örnek olmamızdır. Nebevî bir görevi ifa etme sorumluluğuna sahip olanların dikkat etmeleri gereken en önemli husus, sözün en doğrusunu ve güzelini söylemek, ahlakı ve yaşantısı ile de çevresine en güzel örnek olmaktır.”

    Ailenin kurulması, korunması ve güçlendirilmesine yönelik hizmetlerde görevlendirilen personelin katıldığı eğitimler 4 hafta sürecek. Açılış programına 250 personelin yanı sıra Din Hizmetleri Genel Müdürü Bünyamin Albayrak da katıldı.

  • Gayrimeşru çocuklarını ölüme atan sevgililere ikinci kez müebbet cezası

    Bursa’da gayrimeşru olarak dünyaya getirdiği bebeğini çöp konteynerine atıp ölüme terk ettiği öne sürülen sevgililere verilen müebbet hapis cezasını İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi bozdu. Yeniden hakim karşısına çıkan sanıklar yeniden aynı cezayı aldı.

    Merkez Osmangazi ilçesi Tuna Mahallesi’nde erkek arkadaşı Sezai D. (39) ile yaşayan Çiğdem Ş. (20), 20 Ocak’ta evde kendi kendine doğum yaptı. Tuvalette gerçekleşen doğumun ardından kordon bağını kesen Sezai D.’nin erkek bebeği bir çöp poşetinin içine koyarak evin çatı katına çıkardığı, 12 saat sonra bebeği gece saatlerinde Veysel Karani Mahallesi’ndeki bir çöp kutusuna atarak olay yerinden uzaklaştığı ileri sürüldü. Kanaması devam ettiği için Çekirge Devlet Hastanesine giden Çiğdem Ş.’nin şüpheli hareketleri üzerine polis soruşturma başlattı ve iki sevgili tutuklandı.

    Bursa 5’inci Ağır Ceza Mahkemesinde Çiğdem S. ile Sezai D. hakkında ’ihmali davranışla kasten adam öldürme’ suçundan 25 yıla kadar hapis cezası talebiyle dava açılmıştı. Sezai D., daha önceki ifadesini tekrarlayarak, “Hamile olduğundan haberim yoktu. Tuvalete gitti. Bir süre sonra çıktı. Hela taşının üzerine düşen bebek ölüydü. Çöp poşetine koydum. Koridora bıraktığım çöp poşetini üst kata çıkardım. Çiğdem akrabalarına gittiğinden dolayı ben de evde alkol aldım. Gece saat 01.00 sıralarında Çiğdem’in eve gelmeyeceğini anlayınca poşeti eski Yalova yolunda bir çöp konteynerine attım. Eve geri döndüm. Çiğdem hastaneye gidince olay ortaya çıktı. Çiğdem’i doğum yaparken görmedim. Bebeğin canlı mı cansız mı olduğunu bilmiyorum. Beraatımı ve tahliyemi istiyorum.”

    “Sezai makasla çocuğun kordonunu kesti” dedi.

    Çiğdem Ş. ise, “Sezai ile birlikte yaşıyordum. Uyuşturucu ve sigara kullanmaz iken, Sezai yüzünden başladım. İlk zamanlar hamile olduğumu anlamadım. Son zamanlarda hamile olduğumu bildiğim için alkol ve sigara almıyordum. Hamile olduğumu Sezai’ye söyledim. Sezai, alkolün etkisiyle karnımın üzerine oturdu. Evden çıkmıyordum. Çocuğu dünyaya getireceğimi söyledim. O da arkadaşına telefon ederek çağırdı. Ben tuvalete girince yeniden arkadaşını arayıp gerek kalmadığını söyledi. Ayakta çocuğu dünyaya getirdim. Aşırı kan kaybım vardı. O da makasla çocuğun kordonunu kesti. Ben kendimi daha sonra banyoya attım. Baygınlık geçirdim. Kendime geldiğimde gece eve çağırdığım yakınlarımla hastaneye gittim. Ameliyata aldılar. Bebek dünyaya getirdiğimi söyledim. Sezai bana, ’Beni bu olaya karıştırma. Çocuğun başkasından olduğunu söyle. Ben sana yardım ederim’ dedi” diye konuştu.

    Yeniden aynı ceza

    Canlı dünyaya gelen bebeğin kan kaybından dolayı ölümüne sebep olan sanıklara cumhuriyet savcısı mütalaasında önce müebbet, daha sonra 25 yıla kadar hapis cezası istemişti. Karar duruşmasında mahkeme heyeti, avukatların indirim isteğine rağmen iki sanığa müebbet hapis cezası verdi. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı avukatı duruşmaya katılmadığı ve evrakta eksik olduğu için kararı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi kararı bozdu. Yeniden hakim karşısına çıkan sanıklar aynı cezayı aldı.

  • Gayrimeşru çocuklarını ölüme atan sevgililerin cezası bozuldu

    Bursa’da gayrimeşru olarak dünyaya getirdiği bebeğini çöp konteynerine atıp ölüme terk ettiği öne sürülen sevgililere verilen müebbet hapis cezasını İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi bozdu.

    Merkez Osmangazi ilçesi Tuna Mahallesi’nde erkek arkadaşı Sezai D. (39) ile yaşayan Çiğdem Ş. (20), 20 Ocak’ta evde kendi kendine doğum yaptı. Tuvalette gerçekleşen doğumun ardından kordon bağını kesen Sezai D.’nin erkek bebeği bir çöp poşetinin içine koyarak evin çatı katına çıkardığı, 12 saat sonra bebeği gece saatlerinde Veysel Karani Mahallesi’ndeki bir çöp kutusuna atarak olay yerinden uzaklaştığı ileri sürüldü. Kanaması devam ettiği için Çekirge Devlet Hastanesine giden Çiğdem Ş.’nin şüpheli hareketleri üzerine polis soruşturma başlattı ve iki sevgili tutuklandı.

    Bursa 5’inci Ağır Ceza Mahkemesinde Çiğdem S. ile Sezai D. hakkında ’ihmali davranışla kasten adam öldürme’ suçundan 25 yıla kadar hapis cezası talebiyle dava açılmıştı. Sezai D., mahkemede şu ifadeleri vermişti:

    “Hamile olduğundan haberim yoktu. Tuvalete gitti. Bir süre sonra çıktı. Hela taşının üzerine düşen bebek ölüydü. Çöp poşetine koydum. Koridora bıraktığım çöp poşetini üst kata çıkardım. Çiğdem akrabalarına gittiğinden dolayı ben de evde alkol aldım. Gece saat 01.00 sıralarında Çiğdem’in eve gelmeyeceğini anlayınca poşeti eski Yalova yolunda bir çöp konteynerine attım. Eve geri döndüm. Çiğdem hastaneye gidince olay ortaya çıktı. Çiğdem’i doğum yaparken görmedim. Bebeğin canlı mı cansız mı olduğunu bilmiyorum. Beraatımı ve tahliyemi istiyorum.”

    “Sezai makasla çocuğun kordonunu kesti”

    Çiğdem Ş. ise, “Sezai ile birlikte yaşıyordum. Uyuşturucu ve sigara kullanmaz iken, Sezai yüzünden başladım. İlk zamanlar hamile olduğumu anlamadım. Son zamanlarda hamile olduğumu bildiğim için alkol ve sigara almıyordum. Hamile olduğumu Sezai’ye söyledim. Sezai, alkolün etkisiyle karnımın üzerine oturdu. Evden çıkmıyordum. Çocuğu dünyaya getireceğimi söyledim. O da arkadaşına telefon ederek çağırdı. Ben tuvalete girince yeniden arkadaşını arayıp gerek kalmadığını söyledi. Ayakta çocuğu dünyaya getirdim. Aşırı kan kaybım vardı. O da makasla çocuğun kordonunu kesti. Ben kendimi daha sonra banyoya attım. Baygınlık geçirdim. Kendime geldiğimde gece eve çağırdığım yakınlarımla hastaneye gittim. Ameliyata aldılar. Bebek dünyaya getirdiğimi söyledim. Sezai bana, ’Beni bu olaya karıştırma. Çocuğun başkasından olduğunu söyle. Ben sana yardım ederim’ dedi” demişti.

    Müebbet hapis cezası bozuldu

    Canlı dünyaya gelen bebeğin kan kaybından dolayı ölümüne sebep olan sanıklara cumhuriyet savcısı mütalaasında önce müebbet, daha sonra 25 yıla kadar hapis cezası istemişti. Karar duruşmasında mahkeme heyeti, avukatların indirim isteğine rağmen iki sanığa müebbet hapis cezası verdi. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı avukatı duruşmaya katılmadığı ve evrakta eksik olduğu için kararı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi kararı bozdu. Sanıklar önümüzdeki günlerde yeniden hakim karşısına çıkacak.

    Konuyla alakalı İhlas Haber Ajansına (İHA) açıklamalarda bulunan Çiğdem Ş.’nin avukatı Mihriban Ünal, “Müvekkilimle cezaevinde konuştum. Bana, ‘İçimde bulunduğum zor şartlar ve benden 20 yaş büyük her türlü hayat tecrübesine sahip adam tarafımdan sömürüldüm. Aslında olayın bir diğer mağduru olmam dikkate alınmadan hiçbir indirime gidilmeden karar verildiğini düşünüyorum’ dedi. Müvekkilim bebeği istiyordu. Onu öldürme kastı yoktu. İsteseydi daha önce düşürürdü” diye konuştu.

  • Kamu Başdenetçisi Malkoç: “15 Temmuz 28 Şubat’ın gayrimeşru çocuğudur”

    Kamu Başdenetçisi (Ombudsman) Şeref Malkoç, 15 Temmuz’un 28 Şubat’ın gayrimeşru çocuğu olduğunu belirterek, 28 Şubat’taki ilişkilerin 15 Temmuz’un temelini attığını söyledi.

    Türkiye’de cunta kuranların ya da biraz güçlenenlerin devleti ele geçirmeye çalıştıklarını belirten Kamu Başdenetçisi Şeref Malkoç, “28 Şubat’ın özeti şudur; milletin helal oyları ile seçilmiş meşru bir iktidara karşı, parlamentodan güven almış bir hükümete karşı gayri meşru ilişkilerin sonucunda Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) içindeki cuntacılar, eşkıyalar, basınla, sermaye çevreleriyle ve sivil toplum örgütleri ile iş birliği yaparak meşru hükümeti iktidardan indirmişler, milletin hak ve özgürlüklerini kısıtlamışlar, milletin çocuğunun geleceğini onlara haram etmişlerdir” dedi.

    Malkoç, Türkiye’nin mülteciler konusunda yaptığı çalışmaların bütün dünyaya ombudsmanlar aracılığı ile duyurulması için 2-3 Mart’ta uluslararası bir sempozyum düzenleyeceklerini, sempozyumun konusunun göç ve mülteciler olduğunu söyledi.

    “28 Şubat’ın yaralarının hala kapandığını söylemek mümkün değildir”

    İHA muhabirinin gündeme ilişkin sorularına cevap veren Ombudsman Malkoç, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin çadır ya da aşiret devleti olmadığını belirterek, “Kökleri Osmanlı’ya ve Selçuklu’ya dayanmaktadır. Köklü bir geleneğin devletidir. Milletimiz asil bir millettir. 28 Şubat gibi gayrimeşru işlerle ilişkiler içerisinde bulunanları bu memleketin savcıları yakasından tutmuş, sanık sandalyesine oturtmuş ve yargılamıştır. Milletimizde yargının yaptığı bu güzelliğin yanı sıra 28 Şubat’ı AK Parti’yi iktidara getirerek tasfiye etmiştir. 28 Şubatçılara, milletin iradesini yok sayanlara, ortadan kaldırmaya çalışanlara siyasi alanda dersi vermiştir. 28 Şubat’ın yaralarının hala kapandığını söylemek mümkün değildir” diye konuştu.

    28 Şubat’tan sonra 15 Temmuz olaylarının yaşandığını ve 15 Temmuz’da da 28 Şubat’taki gibi TSK’nın içerisindeki bir grup cuntacının milletin uçağı, tankı, tüfeği ile milleti öldürmeye kalktığını belirten Şeref Malkoç, “Milletimiz yine ayağa kalktı. Cumhurbaşkanımızın dirayeti, cesareti ve tecrübesi ile millet harekete geçti. Cuntacılara haddini bildirdiği gibi çöken devlet kurumlarını da teker teker ayağa kaldırdı. 15 Temmuz, 28 Şubat’ın gayrimeşru çocuğudur. Oradaki ilişkiler 15 Temmuz’un temelini atmıştır. Milletimle iftihar ederek söylüyorum ki, 15 Temmuz’un hesabını millet sormuş ve üstesinden gelmiştir. Yargı üzerine düşeni yapmaya devam etmektedir. 28 Şubat’ın hesabını yargı soruyor. Millet sandıkta 28 Şubat’ta AK Parti’yi iktidara getirerek tasfiye etti” şeklinde konuştu.

    “Gelecekte darbelerin olmaması için umut verici gelişmeler”

    “TSK’nın içerisinde bir araya gelen bazı unsurlar hemen cunta kurup devleti ele geçirmeye çalışıyorlar, darbe yapmaya kalkıyorlar” açıklamasında bulunan Malkoç, bunun ahlaka, hukuka, anayasaya ve insan haklarına aykırı olduğunu söyledi. Malkoç, “TSK’da yavrularımıza askeri okullarda, harp okullarında ne yedirip içiriyorlar da bunlar cuntacı oluyor veya ne okutuyorlar da bunlar darbeci oluyor. Bunları iyi araştırıp tedbirini almak gerekiyor. 15 Temmuz’dan sonra Cumhurbaşkanımızın başkanlığında Başbakanımızın da gayretleri ile bununla ilgili tedbirler alındı. Askeri liseler, harp okulları buralarda çok güzel düzenlemeler yapıldı. Bunun yanı sıra TSK’nın insan kaynağı çeşitlendirildi. Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı İçişleri Bakanlığına bağlandı. Bütün gelişmiş ülkelerde olduğu gibi Kara Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı Milli Savunma Bakanlığına bağlandı. Gelecekte darbelerin olmaması için umut verici gelişmelerdir. TSK kantin işletecek, içindeki cuntacılarla uğraşacak veya askere bot temin edecek veya mühimmat temin edecek. Bunlar artık Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılacak. TSK ülkenin savunması konusunda titiz çalışmalar yapacak. Bunar güzel adımlar, bu adımların desteklenmesi gerekiyor. Bu adımların önünün açılması gerekiyor. Önemli bir şey daha var, 15 Temmuz’a millet çöken devlet kurumlarını ayağa kaldırmak için sokağa çıktı, tanka karşı yumruk attı, bomba atan uçağa karşı slogan attı. Çocuğunun geleceğini korudu, demokrasiyi kurtardı, anayasayı korudu. En büyük etken Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır. Meclisten anayasa değişikliği geçti, 16 Nisan’da milletimiz en isabetli tercihini yapacaktır. TSK’nın düzeni 15 Temmuz’da getirilen düzen şeklinde olsaydı, rahmetli Erbakan Hocaya Genelkurmay Başkanlığında rütbesi düşük bir asker omuz atamazdı. Şimdiki hükümetin yaptığı düzenleme gibi TSK’nın içerisinde hukuki düzenlemeler o gün olmuş olsaydı rahmetli Erbakan Hoca Başbakan olarak hacca gittiğinde ona küfür eden, hakaret eden generaller olmazdı. Kulağından tutulup gereken cezalar verilirdi. Erbakan Hocaya omuz atan askere de hiçbir şey yapılmadı, küfür edene de yapılmadı. Hoca şikâyet etti küfür eden, hakaret eden generali. Dönemin Genelkurmay Başkanı ‘Gerekirse daha ağırını yapacağız’ dedi. Türkiye bu kepazeliklerden kurtulmuştur. Bundan sonrası daha da güzel olacak. Umudumuz budur. Biz darbe görmek istemiyoruz. Biz demokrasiyi en geniş şekilde kurumsallaştırmak istiyoruz. Biz hukukun üstünlüğünü yerleştirmek işitiyoruz. Biz insan haklarının en kâmil manada bu ülkede yaşanmasını istiyoruz. Bunun için de mutlaka herkesin anayasaya ve anayasanın üstünlüğüne sahip çıkması gerekir. O açıdan 16 Nisan’da milletimiz neyi tercih ederse hepimizin kabulüdür” ifadelerini kullandı.

    “Bu manşetler iyi niyetli, hukuka uygun, demokrasiye uygun yorumlar değildir”

    Malkoç, “Karargah Rahatsız” manşetine ilişkin ise şu ifadeleri kullandı:

    “Bunlar yanlıştır, hukuka aykırıdır, fikir ve ifade hürriyeti kapsamının içine girmeyen şeylerdir. 15 Temmuz’dan sonra birçok şey yerine oturtulmaya çalışılıyor. TSK siyasetle uğraşmayacak artık, ona göre düzenleme yapıldı. TSK’nın başındakiler, komutanlar bakanlara, başbakana cevap yetiştirmeye kalkmayacaklar. Bunu özleyenler, bunun hasretini çekenler var. Demokrasi adına, hukuk adına, milli irade adına o günler geride kaldı. 15 Temmuz hukuk açısından, milli irade açısından bir milattır. Bir daha geriye gidilemez. 28 Şubat özlemi içerisinde olanlar yanıp tutuşabilirler ama bu millet hukuksuzluğa, anayasanın çiğnenmesine kesinlikle müsaade etmeyecektir. Böyle yayın yapanları akıllarını başlarına almaya, hukuka riayet etmeye, milli iradeye saygılı olmaya davet ediyorum. Bu manşetler iyi niyetli, hukuka uygun, demokrasiye uygun yorumlar değildir. Bu saatten sonra ülkeye kimse zarar vermeye kalkmasın. Millet 15 Temmuz’da, ‘ben oy verdiğim insanları cuntacılara teslim etmem, benim irademle seçtiğim insanlar beni yönetecek, kim bunları devirmeye kalkarsa karşısına çıkarım, yanlışları varsa sandıkta ben değiştiririm’ demiştir” dedi.

    “Türkiye’nin yaptığı bu güzel hizmetler bütün dünyaya ombudsmanlar aracılığı ile duyurulsun”

    2-3 Mart’ta düzenlenecek olan Uluslararası Ombudsmanlık Sempozyumu’na ev sahipliği yapacak olan Malkoç, sempozyumla ilgili olarak, “Türkiye bir taraftan ekonomik kalkınmasını sürdürüyor. Dünyanın en büyük havaalanlarını yapıyor, nükleer santraller, tüneller, yollar yapıyor. Ekonomik kalkınmayı sürdürüyor, FETÖ, PKK, DEAŞ gibi dünyanın en kanlı ve sinsi terör örgütleri ile mücadele ediyor. Bunların yanı sıra 3 milyon Suriyeli mülteci var, bu insanlara bakıyor. Türkiye’de 185 bin Suriyeli çocuk doğmuş. Türkiye’de 500 bin Suriyeli çocuk ilk ve orta öğretimde okuyor. Finlandiya’da bütün ilköğretim çağında olan çocukların 370 bin olduğu düşünülürse ne kadar hizmet yapıldığı ortaya çıkar. Biz arzu ettik ki, Türkiye’nin yaptığı bu güzel hizmetler bütün dünyaya ombudsmanlar aracılığı ile duyurulsun. İnsan hakları konusunda duyarlı olan kurumlar, kişiler bundan haberdar olsun. Bu vesile ile 2 ve 3 Mart’ta uluslararası bir sempozyum düzenledik, sempozyumun konusu göç ve mültecilerdir. Açılış 2 Mart Perşembe günü saat 14.30‘da Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Cumhurbaşkanımız tarafından yapılacaktır. 40 ülkeden 55’e yakın ombudsman ve yardımcısı geliyor. Türkiye’nin yaptığı hizmetleri o ülkelere anlatacağız, tanıtacağız. Bu anlamda mültecilere yapılan destek ve yardım konusunda Türkiye dünyanın itibarını kurtarıyor, onurunu temsil ediyor. Dünyadaki bütün insan hakları savunucularının seslerini daha çok yükseltmeye davet edeceğiz” diye konuştu.

  • Gayrimeşru çocuklarını çöpte ölüme atan sanıklara 25’er yıl hapis cezası istendi

    Bursa’da gayrimeşru olarak dünyaya getirdiği bebeğini çöp konteynerine atıp ölüme terk ettiği öne sürülen genç kadın ile tornacı sevgilisine 25’er yıl hapis cezası istendi.

    Merkez Osmangazi ilçesi Tuna Mahallesi’nde erkek arkadaşı Sezai D. (39) ile yaşayan Çiğdem Ş. (20), 20 Ocak’ta evde kendi kendine doğum yaptı. Tuvalette gerçekleşen doğumun ardından kordon bağını kesen Sezai D.’nin, erkek bebeği bir çöp poşetinin içine koyarak evin çatı katına çıkardığı, 12 saat sonra bebeği gece saatlerinde, Veysel Karani Mahallesi’ndeki bir çöp kutusuna atarak olay yerinden uzaklaştığı ileri sürüldü. Kanaması devam ettiği için Çekirge Devlet Hastanesi’ne giden Çiğdem Ş.’nin şüpheli hareketleri üzerine polis soruşturma başlatmış ve iki sevgili tutuklanmıştı.

    “Çöp konteynerine attım”

    Bursa 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde ’ihmali davranışla kasten adam öldürme’ suçundan 25 yıla kadar hapis cezası talebiyle dava açılan Çiğdem Ş. ile Sezai D.’nin yargılanmasına devam edildi. Daha önceki ifadelerini tekrarlayan Sezai D., “Hamile olduğundan haberim yoktu. Tuvalete gitti. Bir süre sonra çıktı. Tuvalet taşının üzerine düşen bebek ölüydü. Çöp poşetine koydum. Koridora bıraktığım çöp poşetini üst kata çıkardım. Çiğdem akrabalarına gittiğinden dolayı ben de evde alkol aldım. Gece saat 01.00 sıralarında Çiğdem’in eve gelmeyeceğini anlayınca poşeti eski Yalova yolunda bir çöp konteynerine attım. Eve geri döndüm. Çiğdem hastaneye gidince olay ortaya çıktı. Çiğdem’i doğum yaparken görmedim. Bebeğin canlı mı, cansız mı olduğunu bilmiyorum. Beraatımı ve tahliyemi istiyorum” dedi.

    “Sezai makasla çocuğun kordonunu kesti”

    Yenişehir Cezaevi’nden SEGBİS kamera sistemiyle duruşmaya katılan Çiğdem Ş. ise daha önceki ifadelerini tekrarlayarak, “Sezai ile birlikte yaşıyordum. Uyuşturucu ve sigara kullanmaz iken, Sezai’nin sayesinde başladım. Birlikte yaşarken cinsel ilişkilerimiz oldu. İlk zamanlar hamile olduğumu anlamadım. Son zamanlarda hamile olduğumu bildiğim için alkol ve sigara almıyordum. Hamile olduğumu Sezai’ye söyledim. Sezai, alkolün etkisiyle karnımın üzerine oturdu. Evden çıkmıyordum. Çocuğu dünyaya getireceğimi söyledim. O da arkadaşına telefon ederek çağırdı. Ben tuvalete girince, yeniden arkadaşını arayıp gerek kalmadığını söyledi. Ayakta çocuğu dünyaya getirdim. Aşırı kan kaybım vardı. O da makasla çocuğun kordonu kesti. Ben kendimi daha sonra banyoya attım. Baygınlık geçirdim. Kendime geldiğimde gece eve çağırdığım yakınlarımla hastaneye gittim. Ameliyata aldılar. Bebek dünyaya getirdiğimi söyledim. Sezai bana, ’Beni bu olaya karıştırma. Çocuğun başkasından olduğunu söyle. Ben sana yardım ederim’ dedi” şeklinde konuştu.

    Savcı 25 yıl istedi

    Canlı dünyaya gelen bebeğin kan kaybından dolayı ölümüne neden olan sanıklara cumhuriyet savcısı mütalaasında, önce müebbet, daha sonra 25 yıla kadar hapis cezası istedi. Mahkeme heyeti, sanıkların avukatlarının savunma için süre talep etmesi üzerine davayı karara bağlamak için ileri bir tarihe erteledi.