Etiket: Formülü

  • Diyet yapanlara ’aşure’ formülü

    Diyetisyen Cansu Kargu, diyette olup da aşure tüketmek isteyenlere önerilerde bulunarak,”Diyet yapanların aşurenizi ana öğün yerine tüketip o gün kendinize böyle manevi değeri yüksek bir şımartma yapabilirsiniz. Ya da arada tatlı yerine yiyebilir, gün içerisindeki ekmek ve ekmek yerine geçen besinlerden, doğal şeker kaynağı meyvenizden kısıtlama yaparak telafi etmeye çalışabilirsiniz” dedi.

    Muharrem ayı dolayısı ile evlerde yapılan aşurenin yanı sıra belediyeler, vakıflar ve özel kuruluşlar tarafından vatandaşlara aşure ikramı yapılırken, diyette olanların aşureyi ne kadar tüketebileceği sorusunun cevabını uzmanı verdi. Diyetisyen Cansu Kargu, diyet yapanların maneviyatı yüksek olan aşureyi bugüne özel tüketebileceklerini ifade ederek,”Aşure diğer tatlılar gibi basit karbonhidrat dediğimiz kalitesiz karbonhidrat yerine kalorisini kompleks karbonhidrattan ve zengin meyve içeriğinden dolayı vitamin ve mineralden alıyor. İçeriğindeki aşurelik buğday ise B grubu vitaminlerinde zengin ve bu sebeple faydalı bir tatlı. Ancak faydalı olması maalesef sınırsız ekstra tüketilebilecek bir tatlı olduğu anlamına gelmiyor. Orta boy bir kase aşure 350-400 kalori civarında. Bunu diyet menüsünde sonraki öğünde telafi etmek imkansız” dedi.

    Diyet yapanlara aşure tüketimi ile ilgili önerilerde bulunan Kargu,”Diyet yapanların aşurenizi ana öğün yerine tüketip o gün kendinize böyle manevi değeri yüksek bir şımartma yapabilirsiniz. Ya da arada tatlı yerine yiyebilir, gün içerisindeki ekmek ve ekmek yerine geçen besinlerden, doğal şeker kaynağı meyvenizden kısıtlama yaparak telafi etmeye çalışabilirsiniz. Fakat tam anlamıyla yine karşılayamamış olma ihtimaliniz yüksek. O yüzden imkanı olanlar aşure tükettiği gün içerisindeki fiziksel aktivite düzeyini artırabilirlerse çok daha iyi olur” diye konuştu.

  • (Özel Haber) Peynirin doğal yollarla raf ömrünü uzatacak formülü buldular

    Uludağ Üniversitesi öğrencileri, peynirin doğal yollarla raf ömrünü uzatacak formül buldu.

    Özellikle çabuk küflenen ve bozulan kaşar peynirinin ömrünü uzatmak için bir takım kimyevi maddeler kullanılıyor. Bursalı, öğrenciler ise, hiçbir katkı maddesi karıştırmadan kaşarın raf ömrünü artırmayı başardı. Uludağ Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksek Okulu Süt Ürünleri ve Teknolojileri Bölümü öğrencileri Berkay Aydın ve Samet Ali Kurt, tuzsuz olması sebebiyle çabuk bozulan ve küflenen kaşar peynirinin üzerini bal mumuyla kapladı. Öğrenciler, hiçbir katkı maddesi kullanmadan doğal yollarla kaşar peynirinin raf ömrünü 15 gün uzatmayı başardı.

    Bir arı ürünü olan bal mumunu sıcak su vasıtasıyla eriten öğrenciler, bunu kaşarın üzerine sürdü. Balmumuyla kaplanan ve soğuyunca kalıp şeklini alan bal mumu peynirin ömrünü 15 gün uzattı. Bıçakla kesilince peynirden kolay bir şekilde ayrılan bal mumu kaşarı muhafaza ediyor.

    Peyniri balmumu ile kaplamanın kilo başına 1 lira ek maliyet getirdiğini ifade eden öğrenciler, “Hocamız gıdaların doğal yollarla raf ömrünün nasıl uzatılacağıyla alakalı ödev verdi. İki kişi araştırmaya başladık. Bal mumunun gıdaların ömrünü uzatabileceğini düşündük. Çabuk bozulan ve küflenen kaşar peynirinin doğal yollarla raf ömrünü uzatmak için çalışma başlattık. Sıcak suda erittiğimiz bal mumunu kaşar peynirinin üzerine sürdük. Soğuyunca kalıp şeklini aldı. Bu şekilde kaşar peynirinin raf ömrü 15 gün uzadı. Kaşar peynirini kesince balmumu kolayca peynirden ayrılıyor. İstenirse doğal bir ürün olan balmumu da tüketilebilir” dedi.

  • Fındıkta verim artışına gidya formülü

    Ordu’da fındıkta verimliliği artırmaya yönelik yapılan çalışmalar kapsamında “Fındık Tarımında Yeni Bir Ürün: Gidya” konulu panel düzenlendi.

    Ordu Büyükşehir Belediyesi, Ordu Üniversitesi, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi ile Ordu İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünün düzenlediği panel, Ordu Üniversitesi Cumhuriyet yerleşkesinde bulunan Müzik ve Sahne Sanatları Konferans Salonunda gerçekleştirildi.

    Panele konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Kadir Saltalı, “Gidya ve Tarımda Kullanımı”, Prof. Dr. Faruk Özkutlu, “Fındık Tarımında Beslenme Problemleri” ve Prof. Dr. Kürşat Korkmaz ise “Fındık Tarımında Gidya Uygulamaları” konusunda katılımcılara bilgi verdi.

    “Gidya doğal kireçtir”

    Gidyanın tarımda kullanımı ile ilgili bilgiler veren Panel Başkanı Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak ve Bitki Besleme Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kadir Saltalı, şöyle konuştu: ”Karadeniz Bölgesi’nde yağışın fazla olması nedeniyle topraktaki kireç, kalsiyum, magnezyum ve potasyum gibi besin maddeleri yıkanıyor ve toprakta asitleşme görülüyor. Bu asitleşme, özellikle fosforun yarayışlı olmasını önemli ölçüde düşürürken, fındıkta verimi ve kaliteyi de olumsuz yönde etkiliyor. Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi’nde genellikle toprakların ph değeri 5’in altında ve kireç içeriği düşüktür. Ordu ilimizde toprakların yüzde 83’ünün kireç içeriği yüzde 1’in altındadır. Toprakların PH değerini yükseltebilmek için 2-3 yılda bir yaklaşık 300 kg/da kireç (CaCO3) uygulanmaktadır. Uygulanan kireç, fosforu yüksek oranda tutarak bitkilerde fosfor noksanlığına neden olmaktadır. Gidya kireçle karşılaştırıldığında, gerek organik madde içeriği gerekse maliyet açısından değerlendirildiğinde Karadeniz Bölgesi için oldukça faydalı olabilecek bir üründür.”

    “Toprağın PH’sını yükseltiyor”

    Gidya uygulamalarının fındık verimi ve toprak özellikleri üzerine etkisinden bahseden Prof. Dr. Kürşat Korkmaz, şu bilgileri verdi: “Ülkemiz için fındık tarımsal açıdan stratejik bir üründür. Ülkemizde fındık verimi son beş yılda yüzde 40 oranında azalmıştır. Verimi azaltan faktörlerden birisi doğru ve dengeli bir gübreleme programının yapılamamasıdır. Gidya uygulamasıyla toprağın örtücü yani yarayışsız hale getirici etkileri baskılanabiliyor. Fındık yetiştiriciliğinde gidya, toprağın pH’sını düzenler, besin elementi ve fosfor yarayışlılığını artırır, bitkilerin kök gelişimini, toprağın su tutma kapasitesini artırır. Tarım kirecinin tonu 250-300 TL ve kireç üretimi için kullanılan enerji maliyetleri ve kullanım oranı da dikkate alındığında gidyanın yüksek organik madde içeriği ile fiyat avantajı nedeniyle rahatlıkla asit topraklarda kullanılabileceği çevre ve insan sağlığı açısından da değerlendirildiğinde oldukça yararlı olacağı düşünülmektedir. Azotlu gübrelerin önemli bir çevre kirletici olarak değerlendirildiği günümüzde gidya, bölgemizde fındık tarımının yanı sıra çay ve kivi tarımında da kullanılabilecek organik bir kaynaktır.”

  • 109’luk Reşit dededen uzun yaşamanın formülü

    Samsun’da yaşayan 109 yaşındaki Reşit Duzak, uzun ve sağlıklı yaşamanın sırrını ’az yemek, az uyumak, çok yürümek ve çok çalışmak’tan geçtiğini söyledi.

    109 yaşındaki Reşit Duzak, Samsun’un Kavak ilçesine bağlı Çukurbük Mahallesi’nde dünyaya geldi. Osmanlı döneminde doğan Reşit dede, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına askerde tanık oldu. Bir asrı aşan yaşıyla yıllara meydan okuyan Reşit dedenin iki evliliğinden 13 çocuğu ve 100’den fazla torunu var. Torunun torununu da gören Reşit dedenin en büyük oğlu 67 yaşında. İki çocuğu kaybeden Reşit dedenin ufak sağlık sorunları dışında ciddi bir rahatsızlığı bulunmuyor. Bu zamana kadar köyde doğal ürünlerle beslenen Reşit dede, her sabah mutlaka çiğ yumurta içtiğini belirtti. Hayatı boyunca çok çalıştığını ifade eden Reşit dede, uzun ve yaşamın sırrının az yemek, az uyumak, çok yürümek ve çok çalışmak olduğunu söyledi. Çocukları ve torunları Reşit dedenin soyağacını çizerek duvara astılar. Torunlarının da torunları olduğunu belirten Reşit dedenin oğlu Şerif Duzak, babasının sağlığının yaşına göre gayet yerinde olduğunu söyledi.

    Annesini iki yaşındayken kaybettiğini belirten Reşit Duzak, “Ben bebekken Rum çeteleri köyümüzü bastı. Evimizi yaktılar. İki köyü yaktılar. Ama askerlerimiz gelerek çeteleri köyden temizledi. Babam o zaman askerdeydi. Çanakkale’de olmak üzere birçok yerde savaşlara katıldı. 7 yıl askerlik yaptı. Askerliğini Erzurum’da bitirdi. Askerliği bitince Erzurum’dan yaya Samsun’a 30 günde geldi. Annem öldüğü için beni bir yakınım büyüttü. Babam gelince yeni bir ev yaptık. Ben de askerliğimi 3,5 yıl yaptım. Samsun’da 4 ay askerlik yaptım. Daha sonra Malatya’ya gönderdiler bizi. Oradan da Aydın’a giderek askerliğimi orada bitirdim. Ormanlık bir alandaydık. Sürekli savaşa hazır bir durumda 2 ay botlarımızı çıkarmadan bekledik. Askerden geldikten sonra evlendim. İki evliliğim oldu. İki çocuğum ve eşlerim vefat etti. Köyde hayvancılık ve tarımla uğraştım. Sonra Devlet Demir Yollarına işçi olarak girdim. 12 yıl orada kazma kürekle çalıştım. Daha sonra emekli oldum. Hep doğal beslendim. Sabahları çiğ yumurta içerdim. Fazla yemek yemezdim. Çok çalışırdım. Az uyurdum. Kulaklarım biraz ağır işitiyor. Yazıları okuyamıyorum. Şükürler olsun bunun dışında bir sağlık sorunum yok” dedi.

  • Mutlu olmanın formülü

    Dr. Turhan Güldaş, mutsuzluğa sebep olan durumlar ve mutluluğun formülü hakkında önemli bilgiler verdi.

    Geçmişte yaşanan olaylar ve gelecekten beklentilerin, insanları mutluluktan alıkoyan en önemli faktörler olduğunu belirten Dr. Turhan Güldaş, kaygıların insan zihnini meşgul ettiğini söyledi. Kaygının enerjiyi tüketen ve mutsuzluğa yol açan bir unsur olduğunun altını çizen Dr. Güldaş, bu hislerin, kişinin ruh halini olumsuz yönde etkileyebileceğini dile getirerek anı yaşamaya dikkat çekti.

    İnsanın elde ettiklerinin ve yaptıklarının farkında olması gerektiğinin altını çizen Dr. Güldaş, ’’Kariyer yapmak, üniversite bitirmek, aile kurmak, yatırım yapmak, çocuk sahibi olmak, iyi bir insan olmak, çevreye saygılı olmak ve daha pek çok durum insanın elinde olan ancak kıymetini bilmediği durumlardır. Tüm bunların farkında olunması insanı motive etmeli ve mutluluk sağlamalıdır.

    Dr. Turhan Güldaş, mutlu olmak için farkında olmaktan sonra yapılması gereken bir diğer durumun ise şükretmek olduğunu vurguladı. Dr. Güldaş, ’’İnsan sahip olduklarının, hayatın ona getirdiklerinin farkında olmalı ve hepsi için şükretmelidir. İnsanlara, evrene ve kendine teşekkür eden insan mutlu olur. Teşekkür ve şükür mutluluk kaynağıdır. İnsan birisine teşekkür ettiğinde nasıl mutlu oluyorsa, yaşadığı evrene, inandığı tanrıya şükrettiğinde de mutlu olur’’ dedi.

    Mutlu olmayan insanların diğer temel problemi de olumsuz olmalarıdır diyen Dr. Güldaş, ’’Sorunlar ortaya çıktığında insanlar her zaman bardağın boş tarafını görür. Bardağın yüzde 80’i doluyken yüzde 20’sinin boş olması rahatsız edicidir. Kimse bardağın yüzde 80’ini doldurdum, başarılıyım diye düşünmez. Neden yüzde 20’lik kısmın boş olduğunu düşünür. Herkes yaptığı şeyi mükemmel yapmak ister ama bu her zaman mümkün olmayabilir. Mükemmel olmayan bir sonuca ulaşmak insanı umutsuzluğa ve kararsızlığa itmemelidir. Başarıya ve mutluluğa giden yolda sahip olunması gereken düşünce; yüzde 80’ini doldurabiliyorsam kalan yüzde 20’yi de doldurabilirim olmalıdır’’ şeklinde konuştu.

    Motivasyon önemli bir anahtar

    Küçük hedeflerin motivasyon sağlaması mutluluğa giden yolda önemli bir anahtar olduğunun altını çizen Dr. Güldaş, ’’Küçük hedefleri başarmış olmanın verdiği mutluluk ve motivasyon, daha fazlasını elde etmeyi sağlamaya yardımcı olur. Sigara içen birisi, bırakma hedefi yerine her gün 1 sigara az içeceğim derse sigara bırakma konusunda daha motivasyonlu olur. Spora başlamak isteyen kişi 1 saatlik spor ile başlamak yerine 5 dakika ile başlar ve düzenli olarak artış yaparsa pes etmez, sürekli olarak devam eder. Kişinin kendi ile gurur duyması, küçük şeylerden mutlu olmayı öğrenmesi gerçek mutluluk için önemlidir. İnsanlar mutluluk için büyük resmi isterler. Örneğin büyük resim bir bina inşa etmek olsun. Bina bitmeden mutlu olamamak mı daha iyi hissettirir yoksa her gün eklenen bir tuğla mı mutlu hissettirir? Sonuçta tuğlaların bir araya gelmesi binanın yapılmasını sağlar’’ ifadelerini kullandı.