Etiket: Food

  • Fast food ve hazır gıdalara dikkat

    Koru Hastaneleri Üroloji Kliniği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hasan Biri, aşırı ve dengesiz beslenme, malnütrisyon, hazır gıda ve fast food tüketiminin ürogenital kanserlerine yakalanma riskini arttırdığını söyledi.

    Uygun diyet ve beslenme alışkanlığının ürogenital tümörler üzerinde anti-tümöral etkisi olduğunun bilindiğini belirten Koru Hastaneleri Üroloji Kliniği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hasan Biri, bunun yanında aşırı ve dengesiz beslenme, malnütrisyon, hazır gıda ve fast food tüketiminin ürogenital kanserlerine yakalanma riskini arttırdığını söyledi. Obezite ve yağlı beslenmenin prostat ve mesane kanseri üzerinde olumsuz etkilerinin değerlendirildiği geniş çaplı çalışmalar bulunduğunu ifade eden Biri, “Obezite prostat kanseri gelişimindeki en büyük çevresel risk faktörüdür. Amerika kökenli ve geniş katılımlı bir çalışmada vücut kitle endeksinin 30 kg/m2’nin üzerinde olan prostat kanseri saptanmış hastalarda kanserin daha ileri derecede ve daha ölümcül seyrettiği bildirilmiştir. Benzer bir çalışmada ise 10 yıl içinde kontrollü olarak 5 ve üzeri kilo veren hastalarda prostat kanseri gelişme sıklığının azaldığı vurgulanmıştır” şeklinde konuştu.

    “Vücut kitle endeksinin 30 kg/m2’nin üzerinde olduğu insanlarda böbrek kanserine yakalanma riski artıyor”

    Böbrek kanserlerinin de incelendiğinde prostat kanserine benzer sonuçlar gözlendiğini vurgulayan Biri, “Yani vücut kitle endeksinin 30 kg/m2’nin üzerinde olduğu insanlarda böbrek kanserine yakalanma riskinin arttığı belirtilmiştir. Obez hastalarda prostat kanseri ve böbrek kanseri görülme sıklığının arttığı bilinse de beslenmesi bozulmuş, düşkün ve vücut kitle endeksi düşük hastalarda mesane kanseri görülme sıklığının daha yüksek olduğu düşünülmektedir. Ancak Koebnick ve arkadaşları, 1995 ile 2003 yılları arasında geniş katılımlı bir çalışma sonucunda obezitenin mesane kanseri riskini bir miktar arttırdığını ancak bunun istatistiksel olarak anlamlı olmadığını vurgulamış olup, benzer bir çalışmada ise vücut kitle endeksi ile mesane kanseri arasında bir ilişki olmadığı belirtilmiştir. Bu konuyla ilgili en ilginç çalışmada ise mesane kanseri gelişmesinde rol oynayan TP53 gen mutasyonunun görülme sıklığının obez ve yüksek kilolu hastalarda daha az olduğu ortaya konulmuştur” ifadelerini kullandı.

    “Yüksek oranda hayvansal yağlar ve doymuş yağlarla beslenen erkeklerde prostat kanseri gelişme sıklığı arasında ciddi bir ilişki bulunuyor”

    Batı Avrupa ve Amerika’da yapılan geniş katılımlı çalışmaların yağlı beslenme ile prostat kanseri görülme sıklığı arasında ciddi bir ilişki olduğunu tespit ettiğini anlatan Biri, konuya ilişkin şunları dedi:

    “Buna ek olarak yağlı beslenmenin prostat kanseri tanılı hastalarda prostat kanseri ölüm sıklığını da arttırdığı vurgulanmıştır. Bu konunun detayına inilen çalışmalarda ise diyetle alınan tüm yağların değil ağırlıkla doymuş yağ oranı yüksek olan gıdalarla beslenen erkeklerde prostat kanseri gelişme riskinin arttığı savunulmuştur. Bu alanda Giovannucci ve arkadaşlarının yaptığı benzer bir çalışmada ise beslenmesinde yüksek oranda hayvansal yağ tüketen ve kısmi olarak da kırmızı ette bulunan alfa-linoleic asitin sadece prostat kanseri değil birçok kanserin gelişmesinde önemli bir risk faktörü olduğu belirtilmektedir. Bunun sonucunda yüksek oranda hayvansal yağlar ve doymuş yağlarla beslenen erkeklerde prostat kanseri gelişme sıklığı arasında ciddi bir ilişki bulunmaktadır. Prostat kanserine neden olan bu yağların kanseri nasıl tetikledikleri incelendiğinde androjen seviyelerini arttırdığı, proinflamatuar sitokinler olarak adlandırılan ve vücudun savunma hücrelerinden salgılanan löktrien ve prostaglandini ve kanser gelişiminde rol oynayan serbest radikallerin salınımını arttırdığı tespit edilmiştir.”

    Omega-3 prostat kanserini önlüyor

    Ritch ve arkadaşlarının yaptığı bir çalışmada yağ asitlerinin prostat kanseri üzerindeki etkilerinin araştırıldığını ve Omega- 6 yağ asitleri içeren besinlerle beslenen erkeklerde prostat kanseri gelişiminin daha sık, Omega-3 yağ asitleri ile beslenen erkeklerde prostat kanseri gelişme sıklığının ise daha az olduğunun tespit edildiğini ifade eden Biri, şunları kaydetti:

    “Omega-3 yağ asitleri en çok soğuk iklimlerde yetişen somon, sardalya, uskumru, ton balığı gibi balıkların yağ dokusunda bulunmakta olup Omega-6 ise bitkisel yağlarda daha çok bulunmaktadır. Aslında bu iki yağ asidinin vücutta dengeli olarak bulunması gerekir. Bu oran Omega-6 lehine bozulduğundan kanser riskini arttırdığı savunulmaktadır. Omega-6 ayçiçek yağı, susam yağı ve ceviz yağı gibi besinlerde yüksek oranda bulunmaktadır. Prostat kanserindeki gibi mesane kanserinin gelişmesinde de doymuş yağ asitleri ile beslenmenin ve beslenme ile alınan farklı tip lipitlerin rolü bulunmaktadır. Yapılan çalışmaların ortak noktası yüksek yağ oranına sahip hayvansal et tüketiminin yüksek olduğu bireylerde mesane kanserinin görülme sıklığında artış olduğudur.”

    “Yağlı besinlerin günlük enerji ihtiyacımızın yüzde 30’dan fazlasını içermemesine dikkat etmeliyiz”

    Yağların, doymuş yağlar ve doymamış yağlar olarak iki grupta incelendiğini aktaran Biri, “Daha çok hayvansal besinlerde bulunan doymuş yağlar, insan sağlığı için zararlı yağlardır. Daha çok bitkisel besinlerde ve balıklarda bulunan doymamış yağlar ise insan sağlığı için yararlıdırlar. Yağlı besinleri tüketirken günlük enerji ihtiyacımızın yüzde 30’dan fazlasını içermemesine dikkat etmeliyiz” diye konuştu.

    “Doymamış yağlar vücudun gereksinim duyduğu zorunlu yağ asitlerinin en iyi kaynaklarıdır”

    “Doymamış yağlar vücudun gereksinim duyduğu zorunlu yağ asitlerinin en iyi kaynaklarıdır” diyen Prof. Dr. Biri, “Oda sıcaklığında sıvı haldedirler ve büyük çoğunluğu bitkisel kaynaklıdır. Zeytin ve kabuklu yemişler (fındık, fıstık, ceviz), kabuklu yemiş yağları (yer fıstığı ve badem yağları) ve avokado gibi besinler doymamış yağları içerir. Oda sıcaklığında katı olan yağlar ‘doymuş yağ’ adını alır. Hayvansal ürünlerde bulunan veya bu ürünlerden yapılan yiyeceklerdeki yağlar bu grup içinde yer alır. Tereyağ, margarin, iç yağ (et, sakatat), süt ve süt ürünleri (süt-peynir-yoğurt-krema-kaymak, dondurma), Hindistan cevizi, palmiye yağı, kakao yağı, kümes hayvanlarının derisi ve yumurta sarısında bulunur” değerlendirmesinde bulundu.

    Yağlı beslenme böbrek kanserini tetikliyor

    Böbrek kanseri ile yağlı beslenme arasındaki ilişki incelendiğinde diğer ürolojojik kanserler gibi yağlı beslenmenin kanser gelişme riskini arttırdığının tespit edildiğini söyleyen Biri, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Böbrek kanseri patogenezini araştıran İngiliz araştırmacılar çalışmalarında balık yağı içinde bulunan DHA maddesinin böbrek kanseri dokusunda Metalloproteinaz-1 maddesinin oranını arttırarak kanser dokularının böbrek dışına doğru ilerlemelerini azalttığını tespit etmişlerdir.”

    “Kolesterol ile böbrek kanserleri arasındaki ilişki halen araştırma konusu”

    Biri, hiperkolesteroleminin prostat kanserini arttırıcı bir risk faktörü olduğuna dikkat çekerek, “Hiperkolesteroleminin tedavisinde statin olarak adlandırılan ilaç grubu kullanılır. Statinlerin kanser hücreleri üzerindeki etkilerini araştıran hayvan ve insan çalışmaları mevcuttur. Bu çalışmalarda statinlerin hücre büyümesini G1 fazında durdurup kanser hücrelerinin bölünmesini yavaşlatıcı etkide bulunduğu öne sürülmüştür. Geniş katılımlı çok merkezli bir çalışmada ise hiperkolesterolemi nedeni ile statin grubu ilaç kullanan hastalarda prostat kanseri gelişme riskinin kullanmayanlara göre yüzde 7 oranında daha düşük olduğu bildirilmiştir. Mesane kanserinde de hiperkolesterolemi tedavisinde kullanılan statinlerin anti-proliferatif, antioksidan ve anti-inflamatuar etkilerinden dolayı mesane kanserinden koruyucu ve görülme sıklığını azaltıcı etkileri olduğunu bildiren çalışmalar mevcuttur. Kolesterol ile böbrek kanserleri arasındaki ilişki ise halen araştırma konusudur” ifadelerini kullandı.

    “Diyabetik hastalarda sık tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları mesane kanseri gelişme riskini arttırıcı etki yapıyor”

    “Yüksek glikoz içeren besinlerle beslenme sonucu oluşan yüksek kan şekeri düzeyleri kanser oluşumunda risk faktörü olarak bilinmektedir” diyen Prof. Dr. Biri, “Epidemiyolojik çalışmalar göstermiştir ki Tip II Diyabet; pankreas, karaciğer, meme, kolon ve kadın üreme organları kanserlerini arttırmaktadır. Ürogenital sistem kanserleri için yapılan çalışmalarda da kontrolsüz diyabetin özellikle böbrek ve mesane kanserlerinin riskini arttırdığı gözlenmiştir. Diyabetik hastalarda sıkça gözlenen hiperinsülinemi, obezite ve hipertansiyon bir süre sonra böbrek fonksiyonlarını bozmaya başlayarak böbrek kanseri gelişmesinde öncü bir hal alır. Öte yandan hiperinsülinemi mesane kanserlerinde de riski arttırıcı bir etkendir. Diyabetik hastalarda sık tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları da mesane kanseri gelişme riskini arttırıcı etki yapmaktadır” şeklinde konuştu.

    Kanser türlerini önleyici gıdalar

    Bazı minerallerin kanser oluşumu riskini arttırırken, bazı minerallerin kanser oluşum riskini azalttığına dikkati çeken Prof. Dr. Biri, “Örneğin kirli hava koşullarının yoğun olduğu sanayi bölgelerinde yaşayan insanların sıkça maruz kaldığı kadmiyum, nikel, asbest, kurşun ve arsenik gibi mineraller ürogenital sistem kanserlerinin görülme sıklığını arttırmakla beraber diğer tüm kanserlerin oluşmasında da öncü moleküllerdir. Kanserden koruyucu minerallerden bahsedecek olursak; kepekli tahıl ürünlerinde ve su ürünlerinde bulunan selenyum, ayçiçeği, yumurta ve kuru bakliyat içinde bulunan çinko, yeşil sebzelerde bolca bulunan molibden ve bunların yanında demir ve kalsiyum gibi minerallerin de vücut için uygun miktarlarda tüketildiğinde ürogenital kanserlerle birlikte diğer kanser türlerini de önleyici etkiler oluşturduğu bildirilmiştir. Ürogenital kanserlerden olduğu kadar diğer kanser türlerine yakalanma oranın da obeziteden ve yağlı besinlerden kaçınarak, hayvansal gıdaların tüketimini azaltarak, yeterli ve dengeli beslenip 4 besin grubundan yiyeceklerin mevcut olduğu menüler hazırlayarak, işlenmiş yüksek yağlı et tüketimini sınırlandırıp, balık, tavuk, sebze, meyve ve kuru bakliyatı tercih edilerek, doymuş yağ oranı yüksek besinlerden uzak durularak ve yüksek oranda glikoz içeren ve boya ile renklendirilmiş içeceklerden uzak durularak en aza indirilebilir” bilgilerini aktardı.

    Prof. Dr. Biri, kanser riskini arttıran ve azaltan besinleri ise şöyle sıraladı:

    “Yaşlı koyun, sığır, keçi, tavuk, domuz eti, domuz pastırması, hamburger, sucuk, salam, sosis, tereyağı, iç yağı, yağda kızartılmış besinler, tuzlanmış besinler, tütsülenmiş besinler, nitrit, nitrat eklenmiş besinler, ateşe çok yakın pişirilmiş kebaplar kanser riskini arttıran besinlerdir. Soğan, sarımsak, lahana, havuç, ıspanak, marul, kıvırcık, salatalık, pazı, asma yaprağı, karnabahar, pırasa, şalgam, turp, biber, maydanoz, tere, nane, roka, taze-kuru fasulye, bezelye, bakla, mantar, patlıcan, enginar, kabak, yenebilen otlar kanser riskini azaltan sebzelerdendir. Portakal, greyfurt, limon, kuşburnu, böğürtlen, kızılcık, elma, armut, ayva, erik, kiraz, vişne, çilek, kavun, karpuz, üzüm, incir, nar, dut, muz, hurma, yeni dünya kanser riskini azaltan meyvelerdir. Kanser riskini azaltan kuru yemişler ise; leblebi, kestane, badem, fındık, fıstık, ceviz.”

  • Slow Food Köyü Germiyan, taş ocaklarına direniyor

    Açılan davalar sonucu ruhsatı iki kez iptal edilen taş ocağında kırma eleme tesisi yapmak için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na başvuruda bulunulması, Germiyanlıların sabrını taşırdı. Köy kahvesinde yapılan tepki toplantısına çok sayıda Germiyanlı katıldı.

    Türkiye’nin ilk ve tek Slow Food Köyü olan Germiyan’ın yıllardır süren taş ocağı mücadelesi, hukuki kazanımlara karşın, şirketin bakanlığa yaptığı başvuru üzerine yeniden alevlendi. Germiyanlıların tepkilerini göstermek için köy kahvesinde düzenledikleri toplantıya CHP Yüksek Disiplin Kurulu Üyesi Avukat Şehrazat Mercan, CHP Çeşme İlçe Başkanı Ekrem Oran, Çeşme Kent Konseyi Yürütme Kurulu Üyesi Suzan Çırağ, Karaburun Kent Konseyi Başkanı İpar Buğra, Çeşme Doğu-Der Başkanı Salih Kaya, Ildır Mahallesi Muhtarı Erdem Yavuz, Germiyan Slow Food Sözcüsü Sosyolog Engin Önen, Birgi, Uzunkuyu, Nohutalan köylüleri, çevreciler ve çok sayıda Germiyanlı katıldı.

    Germiyanlıların taş ocakları mücadelesinde avukatlığını da yapmış olan CHP Yüksek Disiplin Kurulu Üyesi Avukat Şehrazat Mercan, toplantıda yaptığı konuşmada, 2008 yılı başlarında taş ocakları için dava açmak üzere Germiyan Muhtarı Şadan Kaya’nın kendisini bulduğunu belirterek, “Durumu incelediğimde, Germiyan’da 32 yıllık taş ocağı olduğunu gördüm. Taş ocağına kırma eleme tesisi eklemek için bakanlıktan ’ÇED gerekli değildir’ kararı vermişler. Ben bu kararın iptali için dava açtım. Davayı kazandık. Danıştay onadı. Bir süre sonra, o davadaki sakıncaları giderdiklerini belirterek, ’ÇED olumlu’ kararı verdiler. Ona da dava açtık. O davayı da kazandık. Üçüncü defa ’ÇED olumlu’ kararı çıkardılar. Dava açarak onu da iptal ettirdik. Aynı zamanda ruhsatını da iptal ettirdik. Taş ocakları ile ilgili toplamda 9-10 tane açtık. Hepsini kazandık. Sanki bu davalarda hiç kaybetmemişler gibi yeniden bir ÇED süreci başlattılar. ÇED raporunu incelediğim kadarıyla, tesis duruyor. Tesisin etrafını saçlarla biraz daha kapatmışlar, Ocağı da onun arkasına, biraz daha uzağa alınmış gibi bir ÇED hazırlamışlar. Bu tamamen bir kandırmaca. O taş ocağı içerisinde tesisi nereye yaparsanız yapın, bu köy tozdan kurtulmaz. Zeytinlikler tozdan kurtulmaz. Artık bu ocağın tamamen kapatılması gerekir” diye konuştu.

    Germiyan Slow Food Sözcüsü Sosyolog Engin Önen de toplantıda yaptığı konuşmada, amaçlarının ’istemezükçülük’ ve şov yapmak olmadığını vurgulayarak, “Taş ocağı köyümüzün içinde. 2 defa mahkeme kapattı. Üniversiteler, halk sağlığına da, tarıma da zararlı diye rapor verdi. Buna rağmen bakanlığa tekrar başvuruda bulunarak açmaya çalışıyorlar. Burada sadece taş ocakları için toplanmadık. Yarımada şu anda havadan, karadan, denizden kuşatılmış durumda. Köyün içinde yıllarca taş ocağı faaliyet gösterdi, evlerimizin duvarları çatladı. Sizlere şaka gibi gelecek ama, taş ocağında patlama yapılacağı zaman minareden ’evlerinizden çıkın’ diye anons yapılırdı. Patlama sırasında, köyün girişindeki okulun yanına kadar taşlar gelirdi. Bunları yaşadık. Taş ocağına yakın 3 tane evden 5 tane gırtlak kanseri hastası çıktı. Biz birilerinin kazancına karşı değiliz. Servet düşmanı değiliz. Ama yaşam alanlarımızı tehdit etmesinler. Denizden de kuşatıldık. Balık çiftliklerinin sayısı durmadan artıyor. Ildır’dan Karareis’e kadar bütün plajlarda kirlilik üst boyutlara vardı. Balıkçılarımız, ’denizin dibinde yeşil yosun kalmadı’ diyorlar. RES’ler deseniz her tarafımızı sardı. Bütün bu kuşatmaya karşı yarımada olarak birlikte olmak zorundayız. Bütçemiz yok, gücümüz yok, ama dayanışma içerisinde mücadeleye girerek bu kuşatmaya karşı çıkmalıyız. Burası bizim yaşam alanımız. Mücadele etmek zorundayız” diyerek herkesi duyarlı davranmaya davet etti.

    Germiyanlılara destek olmak için yönetim kurulu üyeleri ve kadın kolları üyeleri ile birlikte toplantıya katılan CHP İlçe Başkanı Ekrem Oran da yaptığı konuşmada, yarımadanın çevre sorunlarına duyarlı olduklarını, RES’ler, balık çiftlikleri ve taş ocakları ile ilgili yapılan tüm toplantılara CHP olarak katıldıklarını vurgulayarak, “Germiyan Köyü bir rüyayı gerçekleştirdi. Türkiye’nin ilk Slow Food Köyü oldu. Sadece yerel basında değil, ulusal basında da adından söz ettirdi. Germiyan, yerel ve geleneksel ürünlerini öne çıkarmaya çalışırken, bu taş ocakları nereden çıktı? Bırakın da Germiyanlılar bir lokma ekmek yesinler. Ildır’da balık turizmi gelişsin diye proje geliştirdik. Beton resifler yolu ile balık sayısının arttırılması için çalıştık. Ama beton resiflerin attırılmasını başaramadık. Engellendik. Ama aynı yerde balık çiftliklerinin yapılmasına hükümet razı oldu. Şu anda Çeşme’nin karşısında balık çiftliklerinden, RES’lerden, taş ocaklarından daha büyük bir tehlike var. Çeşme’deki bütün doğal SİT’ler kalkıyor. Buraları parsellenecek, Melih Gökçek’in Ankara’da yaptığı gibi parsel parsel yandaşlara satılacak. Bütün bu sorunlara karşı yüzler değil, binler olalım. Çeşme’nin yağmalanmasına hep beraber karşı duralım” diye konuştu.

    Toplantı, konukların ve Germiyanlıların konuşmalarının ardından sona erdi.

  • Food & Music Fest 1 Ekim’de başlıyor

    Food & Music Fest, gastronomi ve lezzet üzerine bugüne kadar Anadolu’da eşine rastlanmamış bir şehir festivali olarak Ekimin ilk haftasında Adana’da gerçekleşecek.

    Festival, 1 Ekim’de başlayacak Lezzet Haftası etkinlikleriyle start alacak. Hafta boyunca çeşitli söyleşiler ve mutfak atölyeleri gerçekleşecek. Festival, 9 Ekim pazar günü, Büyük Ziyafet’le zirveye ulaşacak. Seyhan Nehri kıyısında açık havada, Adana’nın o nefis Ekim havasında gerçekleşecek ziyafet, aralıksız 10 saat sürecek ve sınırsız tadımlık lezzetler, müzik grupları ve eğlenceye yer verecek.

    Büyük ziyafete, Adana’nın önde gelen markalarından 50’ye yakın lezzet noktası katılacak. Yerli ve yabancı müzik gruplarının sahne alacağı ziyafet, akşama doğru ünlü DJ’lerin yer alacağı bir after-hour parti ile son bulacak. Festivalin müzikal programında bu sene Ozora ve Symbiosis gibi dünya festivallerine de katılan New York merkezli Spy from Cairo, türler arası müziğiyle ön plana çıkan Luxus ve İbrahim Abiler Caz Orkestrası yer alıyor.

    9 Ekim Pazar günü gerçekleşecek büyük ziyafet için tüm konuklar festival alanındaki sayısız  tadımlık yiyecek ve içecek ve konserlerden alacakları tek bir biletle gün boyu faydalanabilecek.

  • Slow Food Avrupa Üyesi Ursula Hatson:

    Dünyanın zeytin coğrafyalarında düzenlediği toplantılarla uluslararası köprüler kurmayı hedefleyen “Slow Olive”, Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde devam ediyor.

    17 Nisan tarihine kadar sürecek olan programa Fransa, Tunus, Ürdün, Lübnan, Filistin, Fas, Yunanistan, İtalya, İsrail, İspanya, Portekiz ve Türkiye’den üretici, aktivist, basın mensubu, aşçı ve akademisyenlerden oluşan 60 kadar delege katıldı. Slow Food Avrupa Üyesi Ursula Hatson organizasyonun içerisinde bulunmaktan duyduğu memnuniyeti ifade ederek, Slow Food’u Akdeniz kültürünün biyo çeşitliliğinin yanı sıra tüm insanlık için tarımın ve kültürün geliştirilmesi alanında dev çalışmalar yaptığını kaydetti.

    Barış ve zeytinin bir arada olmasına rağmen yaşlı zeytin ağaçlarının imha edilmesi kültürel değerleri de yok etmekte olduğunu savunan Hatson, “Almanya’da nispeten gıda bolluğu var. Dünyanın dört bir yanından binlerce çeşit gıda ürünü geliyor. Oysa bu durum hiçte sağlıklı değil. Avrupa’da 81 milyon kişi iyi gıdaya erişemiyor. Avrupa’da obezite hızla yükseliyor. Bu yüzden de zirai gıdaların tüketilmesi çok önemli. Ancak söz konusu zirai gıdaların üretilmesi sırasında yer üstü ve yer altı suları hızla kirletildiği için üretim alanında yaşanılan çok ciddi sıkıntılar var. Bu durum verimli topraklarda destinasyon kaybına neden olabiliyor” dedi.

    Dünyada biyo çeşitliliğinin hızla daralmasının insanlık geleceğini yok edebileceğinden endişeli olduklarını ifade eden Ursula Hatson, “Gıdanın bağımsızlığı fertlerin değil, toplumların en büyük sorunudur. Küresel bir ağın oluşması ve yerel bileşenlerin bir araya geldikleri bir network gelecekte uluslararası anlamda çok önemli olacaktır” diye konuştu.

    Slow Food Biyoçeşitlilik Vakfı Başkanı Pierro Sardo konuşmasını İtalyanca yaptı.İtalya’da peynir ve şaraplara önem verdiklerini ancak zeytine gerektiği önemi vermediklerini belirten Sardo, “Oysa dünyada zeytin ağacı açısından İtalya çok şanslı. Sadece 100 yaşını aşmış durumda olan 7 bin adet zeytin ağacı var. İtalyan zeytinyağı dünyada bir numara, ama ne yazık ki son yıllarda bakıldığında biyo çeşitliliğe gereken önem verilmediği için zeytinyağı üreticisi başka sektörlere yönelmeye başladı. Zeytinyağı üretiminden çıkmaya başladı ve böylelikle İtalya’da zeytinyağı üretiminde hızlı bir daralma yaşandı. Bu dolayısıyla dünya zeytinyağı piyasasını olumsuz yönde etkiledi” dedi.

    Petrol ile zeytinyağının birbirinden farklı olduğunun altını çizen Sardo, “İtalyanlar olarak en büyük hatamız elimizde zeytinyağı gibi değerli bir ürün varken, bizler farklı üretim alanlarına kaydık. Oysa çocuklarımıza zeytin ağacının önemini ve zeytinin çeşitliliğini anlatmadık. Anlatamadık. Şimdi ise gerçeği görünce üreticimizi yeniden zeytinyağı üretimine çekebilmek için çabalarımız oluyor. Şimdi üreticilerimize ve gelecek nesillere zeytin ve zeytin çeşitliliğini ve bu çeşitliliğin İtalyan ekonomisine daha çok kazandırılması için çabalarımız sürüyor” ifadelerini kullandı.

    Küreselleşmenin uluslararası ekonomi adına önemli olduğunun düşünüldüğünü belirten Sardo, “Belki bazı piyasalar için bu geçerli olabilir. Ama bugün bakıldığında Avrupa genelinde süt üreticiliği aşırı şekilde daralmış durumda. Belki de bunun en büyük nedeni globalleşen dünyanın lokal üreticilere olumsuz yansımasıdır” diyerek, bu faaliyetten duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

    Ayvalıklı zeytin üreticilerinden İklim İçin Kampanyası aktivisti Ömer Madra, zeytinin tarihçesini anlatırken, yazar Artun Ünsal, Türkiye’nin bir zeytinyağı ülkesi olmadığını savundu.Türk insanının et yemeyi seven bir toplum olduğunu kaydeden Artun Ünsal “Bu yüzden de hiç kimse kimseyi aldatmasın. Bugün Yunanistan 20 kilo, İtalya 30-40 kilo kişi başı yağ tüketirken, ülkemizde zeytinyağı tüketimi sadece 1 litre civarında. Hal böyleyken zeytinyağı ülkesi olduğumuzu söyleyebilmemiz mümkün değildir. Dünyanın en pahallı benzinini yakan, dünyanın en pahallı etini yiyen bir ülkeyiz. Ama zeytinyağı bize pahalı geliyor” dedi.

    Cunda Kültür Merkezi, Taksiyarhis Anıt Müzesi ve Cunda pazar meydanı dahil olmak üzere ilçenin birden fazla noktasında gerçekleşecek etkinliklerin arasında çocuklar için atölyelerden film gösterimlerine, gastronomik sunumlardan panellere kadar çeşitil faaliyetler yapıldı.

  • Kaymakam ‘Slow Food Hasankeyf’te İncelemelerde Bulundu

    Batman’ın Hasankeyf İlçe Kaymakamı Faruk Bülent Baygüven, proje ekibiyle birlikte “Slow Food Hasankeyf” çalışmalarını yerinde denetleyerek, incelemelerde bulundu.

    Baygüven, “Ilısu Barajı nedeniyle ilçe merkezinin tamamı ileride su altında kalacağından yatırımlar yapılmıyor. Bu nedenle vatandaşlarımız için istihdam artırıcı projelere ağırlık verdik. Slow Food Hasankeyf’i bu yıl içerisinde tamamlayarak hizmete açacağız ve bu vesileyle birkaç vatandaşımızı daha iş sahibi yapabileceğiz” dedi