Etiket: Fırsata

  • Rusya Krizi Fırsata Çevrilebilir

    Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Samsun Temsilcisi Mehmet Yazıcıoğlu, Türkiye ile Rusya arasındaki krizin elektrik yönünden fırsata çevrilmesi gerektiğini söyledi.

    Türkiye ile Rusya arasındaki krizin nedeninin Rusya’nın sorumsuz tavrı olduğunu belirten Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Samsun Temsilcisi Mehmet Yazıcıoğlu, “Rusya’nın sorumsuz tavrı iki ülke arasındaki krizin nedenidir. Türkiye’nin bu konudaki haklı tavrını sonuna kadar destekliyorum. Türkiye hiçbir ülkenin tehditlerine boyun bükecek bir ülke değildir. Onurumuz için yaşayan bir milletiz. Bu krizi birçok yönden bizi uyandıracak hatta fırsata çevrilecek bir kriz olarak görüyorum. Bu kriz bize ‘Kötü komşu insanı ev sahibi yapar’ atasözümüzü hatırlattı. Tabiatta insana lazım olan her şey var yeter ki faydalanmasını bilelim. Yaratıcının insanoğluna bedava sunduğu ve hiçbir ülkenin tekeline alamayacağı bu kaynaklardan azami ölçüde yararlanabiliriz” dedi.

    Türkiye’nin Paris’te katıldığı İklim Değişikliği konferansına değinen Yazıcıoğlu, “Türkiye, Paris’te düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Taraflar Konferansının ardından mutlaka inovasyonla strateji geliştirerek sürdürülebilir yani bitmeyen ve çevreye zarar vermeyen tabii enerji kaynaklarına yönelmelidir. Sürdürülebilir ve çevreci enerji kaynakları ile kalkınma hedefleri küresel iklim değişikliğini olumlu anlamda etkileyecektir. Bu konuda daha fazla somut adımlara ihtiyaç vardır. Bu potansiyel kaynaklarımız stratejik eylem planı hazırlanarak orta ve uzun vadede inovasyon, AR-GE ve projelerle hayata geçirilebilir. Ülkemizin sürdürülebilir ve çevreci enerji potansiyel kaynaklarından bazıları şunlardır. Güneş enerjisi, yeşil binalar, jeotermal enerji, toprağın güneşten depoladığı ısı, biyokütle enerji ve hidrojen enerjisidir” diye konuştu.

    AVRUPA VE TÜRKİYE’NİN GÜNEŞ ENERJİSİNDEN FAYDALANABİLME KAPASİTELERİ

    Türkiye’de güneş enerjisi kullanımının yaygınlaştırılması gerektiğini belirten Yazıcıoğlu, “Güneş enerjisi, kaynağı güneş olan bu enerji, ısınmak, aydınlanmak için doğrudan kullanılıyorken, elektrik üretmek için de kullanılmaktadır. Enerji ihtiyacımızı karşılama da önemli alternatiflerden biri olduğunu düşünüyorum. Almanya, güneş enerjisi kullanımında başı çekiyor. Güneş enerjisi potansiyeli Türkiye’den çok daha düşük olmasına rağmen bu alandaki enerji üretimi Türkiye’den çok daha fazladır. Almaya Fraunhoger ISE Enstitüsü tarafından yürütülen bir araştırmada güneş panellerinden Haziran ayında gündüz 13.00 ve 14.00 saatleri arasında enerji üretimi pik değerine ulaşarak 24,24 GW üretim gerçekleştirdiği tespit edildi. Almanya bizden daha kuzey enlemde ve çok daha az güneş enerjisi potansiyeline sahip olmasına rağmen bizden çok daha fazla güneş enerjisi kullanmakta. Gelecekte de toplam enerji üretiminin yarısından fazlasını güneş enerjisinden üretmeyi planlamaktadır. Bu da gösteriyor ki bizim güneş enerjisine daha fazla yönelmemiz gerekiyor. Kurulum maliyetleri şu an için pahalı görünse de zaman içinde daha da düşecektir. Ülkemizde Konya’da başlatılan güneş enerjisi kullanımını yaygınlaştırmalıdır. Tarım amaçlı kullanılamayan arazilerimizde enerji üretim amaçlı kullanılabilir” şeklinde konuştu.

    YAPI SEKTÖRÜNDE TABİİ ENERJİ KAYNAKLARI KULLANAN “YEŞİL BİNALAR” ÜRETMELİYİZ

    Avrupa’nın enerjisini tabiattan alan ‘Yeşil Binaların’ Türkiye’de de teşvik edilmesi gerektiğini ifade eden Yazıcıoğlu, şöyle devam etti:

    “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bu konuda öncülük yapabilir. Her iki bakanlık sürdürülebilir ve çevreci enerji kaynaklarının yapı sektöründe kullanımının ilk etapta araştırmaların artırılması, kullanımının teşvik edilmesi ve ileriki safhalarda standart haline getirilmesi için çalışma başlatılabilir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı güneş enerjisi, yer ısısı gibi sürdürülebilir ve çevreci enerji kaynaklarının yapılarda kullanılması için model olacak binaların yaygınlaşmasını sağlayabilir. Öncelikle kendi binalarını bu standartlarda yaparak vatandaşlara da model olabilir. Unutulmamalıdır ki bu enerjinin sadece kurulum ve bakım maliyeti vardır. Sonrası ise bedava ve çevreci kaynaktır. Yapı sektöründe yeşil binaların artması için çevreci enerji kaynaklarına yönelmemiz ve standart haline getirmek amacıyla dönüşüm başlatılabilir. Tıpkı enerji verimliliğinin yani halkın bildiği anlamda binaların mantolamasının zaman içinde yaygınlaşması gibi zamanla gelişecek ve uygulaması artacaktır. Devlette binalarda enerji verimliliğini artırmak için sübvanse ve daha cazip teşvik sitemi getirebilir. Kentsel dönüşüm de çok iyi planlanırsa ülke için önemli yeniliklere de rol model olabilir. Nasıl ki Gölcük depreminden sonra yapılarda deprem için yeni standartlar geliştirildi aynı şekilde Rusya ile olan kriz de yapılaşmada yeni standartları geliştirmemizi sağlayabilir. En başta kamu kurumlarında sürdürülebilir ve çevreci enerji kaynakları kullanılarak vatandaşa rol model oluşturulabilir. Daha önce Çevre ve Şehircilik Bakanlığına inovatif bir proje önerimiz olmuştu. Bu önerimiz Iğdır’da uygulandı. Ancak devletin tanıtım konusunda daha aktif davranması gerektiğine inanıyorum. Eğer başarılı projeler geliştirilirse halkımız bu projeleri örnek alacaktır. İnovatif proje üretme konusunda ilgili kurumlarla çalışabiliriz. Mevcut tabii enerji kaynaklarımızı yeterince değerlendirmediğimizi düşünüyorum. Oysa gelecek bu enerji kaynaklarında.”

    Türkiye’nin faydalanması gerektiği diğer enerji kaynaklı potansiyellere de değinen Yazıcıoğlu şunları söyledi:

    “Jeotermal Enerjisi yer ısısı, anlamına gelen bu enerji çeşidi, yer kabuğu tarafından toprağın alt kısımlarında toplanmış ısının ısıtma ve soğutma için kullanılmasıdır. Fay hatlarının bulunduğu bölgeler ısı enerji kaynaklarıdır. Ülkemiz bu enerji kaynağını daha yaygın kullanabilir. Dünya’nın ısı akışı haritasında görüleceği gibi fay hatlarının olduğu yerlerde biriken potansiyel ısı aynı zamanda enerji anlamına geliyor. Ülkemizde dar anlamıyla sadece termal kaplıcalar biliniyor ve kullanılıyor. Oysa yer ısısı, sanılanın aksine sadece ısıtma için değil, soğutma içinde kullanılabilir. Toprağın güneşten depoladığı ısı, bu sistem yaz-kış yer kabuğunun ısı tutma kapasitesinden faydalanmayı esas alır. Nasıl ki taş ve toprak gibi doğal malzemeyle yapılmış evler yazın serin kışın ılık olur ya da topraktan çıkan pınar suyu yazın buz gibi soğuk, kışın nispeten daha ılık olur. Aynı şekilde tabii kaynak olan toprağın yine bu özelliğinden faydalanılır. Bunun için yer altına borular yerleştirilir ve toprağın ısısından yaz-kış faydalanılır. Binaların yer ısısından yararlanmasının farklı teknikleri var. Toprak ve su gibi tabii kaynakların depoladıkları ısı enerjileri yazın veya kışın kullanılabilir. Toprak veya su kaynaklı ısı pompası teknolojisi yeryüzünün belirli bir derinliğinde sıcaklığın yıl içinde nispeten sabit kalması prensibine dayanır. Bahsedilen derinlikte toprak tabakası kışın havadan daha sıcak, yazın ise daha soğuktur. Toprak – Su Kaynaklı Isı Pompaları kışın yeryüzünün altında veya yer altı sularında depolanmış ısıyı binaya, yazın bina içindeki ısıyı yeraltına taşıyarak doğanın bize verdiği bu avantajı kullanırlar. Kısaca yer altı kışın (sıcak) bir ısı kaynağı, yazın ise (soğuk) bir ısı çukuru olarak davranır. Toprak – Su Kaynaklı Isı Pompaları günümüzde ısıtma – soğutma ve sıcak kullanım suyu elde edilmesinde kullanılmaktadırlar. Bu sistemlerde ortalama verim yüzde 75 civarındadır. Yani bir birim enerjiye karşılık 3 birim enerji alınabilmektedir. Yani mevcut sistemlere göre verimliliği artırmış oluruz. Bu da verimliliğin artırılmasıyla daha az enerji tüketimi ve gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak demektir. Bu da küresel iklim değişikliğini olumlu anlamda etkileyecek bir durumdur. Biyokütle Enerjisi, biyokütle için mısır, buğday gibi özel olarak yetiştirilen bitkiler, otlar, yosunlar, denizdeki algler, hayvan atıkları, foseptik atıkları, gübre ve sanayi atıkları, evlerden atılan tüm organik çöpler (meyve ve sebze artıkları) kaynak oluşturmaktadır. Büyük – küçük tüm çiftliklerde ve evlerde kullanım potansiyeli vardır. Tavuk ve büyükbaş hayvan çiftlikleri buna uygundur. Ülkemizde çiftliklerde uygulanabilecek projeler vardır. Bunlar, çiftliklerde uygulanabilecek enerji üretim tesisleri modeli. Çiftliklerde atıklardan elde edilen biyogaz depoları. Biyogaz basit denebilecek yöntemlerle evlerde de kullanılabilmektedir. Özellikle kırsal kesimde uygulanması halinde köylümüz için birçok yönden olumlu etkisi olacaktır. Çöpten enerji üretimi konusunda Hollanda örneğinden sonra ülkemizde de önemli adımlar atılmaya başlanmıştır. Çöpün enerji olarak değerlendirilmesi ekonomiye katkısının yanında çevreci bir çözüm de sunması açısından önemlidir. Bu konuda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı atıkların enerjiye çevrilmesi konusunda özellikle küçük potansiyelli belediyelerin birleşerek çöpten enerji üretim tesisleri kurmalarını sağlayacak projeler geliştirebilir.”

    KARADENİZ’İN ALTI HİDROJEN ENERJİSİ

    Türkiye’nin hidrojen enerjisi bakımından da şanslı bir ülke olduğunun altını çizen Yazıcıoğlu açıklamasını şöyle tamamladı:

    “Karadeniz’in 30-40 metre altında bile sürekli olarak artan hidrojen-sülfür oluşumu bulunuyor. Araştırmacıların yaptığı fizibilite raporları, Karadeniz’deki mevcut potansiyelin, bölgenin en az 100 yıllık elektrik ihtiyacını karşılayabileceğini gösteriyor. Hidrojen-sülfür deniz altındaki biyoçeşitlilik içinde bir tehdit. Karadeniz’e yerleştirilecek platformlarla Samsun, Trabzon, Giresun, Zonguldak, Rize, Ordu, Sinop gibi liman şehirleri enerji terminalleri haline gelebilecektir. Buradaki hidrojenin ayrıştırılmasıyla enerji üretmenin yanında deniz biyoçeşitliliği dolayısıyla balıkçılık içinde bir kazanç olacaktır. Verimli olarak kullanılan enerji ve sürdürülebilir enerji kaynakları birbirinden ayrı düşünülemeyecek bir bütün gibidir. Verimli enerji kullanımı ve sürdürülebilir enerji kaynaklarının temel amacı karbondioksit salınımının azaltılmasını hedeflemektedir. Yenilenebilir ve tabii enerji kaynakları, günümüzün ve geleceğimizin en temel ihtiyaçlarından biri olan enerji ihtiyacımızı karşılamaya hazır, karbondioksit salınımı sorunu, küresel ısınma ve iklim değişiklikleri, çevre kirliliği gibi olumsuzlukların önüne geçerek ekosistemin bozulmasını engelleyecek geleceği olan enerji kaynaklarıdır.”

  • Diyabetlilere Tavsiye: ‘Hastalığı Fırsata Dönüştürün’

    14 Kasım Diyabet Günü’ne dair konuşan Diyabet Uzman Doktor Mustafa Gürkan Taşkale, diyabet tedavisini sağlıklı yaşamın adımları olarak düşünerek, uzun yaşam fırsatına dönüştürülebileceğini söyledi.

    1921 yılında insülini bularak diyabet hastası milyonlarca hastanın tedavisini mümkün kılan Fredrick Bantig’in doğum yıl dönümü anısına her yıl 14 Kasım’da düzenlenen Dünya Diyabet Günü’nde farkındalık oluşturmak için çeşitli etkinlikler yapılıyor. İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Öğretim Üyesi Endokrinoloji ve Metabolizma Diyabet Uzmanı Uzman Doktor Mustafa Gürkan Taşkale, diyabetin dünyada çok yaygın görülen bir hastalık olduğunu söyledi. Türkiye’de diyabet hastalığı yaygınlığından söz eden Taşkale, “Türkiye’de yüzde 7-8 diyabet hastası ve bir o kadar da diyabet hastalığının farkında olmayan gizli diyabet hastaları var. Toplamda ise 80 milyon nüfusun 12 milyonunda diyabet olduğunu gösteriyor” dedi.

    DİYABET NEDİR?

    Diyabet hastalığını basit anlamıyla kan şekerinin yükselmesi ve vücudun şekeri kullanamaması olarak tanımlayan Uzm. Dr. Mustafa Gürkan Taşkale, hastalığın belirtileri hakkında bilgi verdi:

    “Zayıflama, aşırı su içme, aşırı idrara gitme diyabetin genel belirtilerdir. Hastalar şekeri kullanamadıkları için kendilerini halsiz, bitkin hissediyorlar. Aşırı kan şekerinin böbreklerde tutulamaması sebebiyle aşırı idrara çıkma, fazla su içme görülüyor. Şeker kaybında da vücudun kendinde sürekli şeker üretme ihtiyacı hissetmesi sonucu aşırı zayıflama görülüyor. Hastalar tedavilerini zamanında olmaz ve programlarını iyi uygulamazsa bu sorunlar ortaya çıkar”.

    EN BÜYÜK SORUN: HASTALIĞIN KABULÜ

    Bilinçlendirme çalışmalarının diyabet korkusunun dağılmasına katkısına değinen Taşkale, “Hastalarımızın çoğu bu konuda daha itidalli davranıyor ama hala diyabetini kabul etmek istemeyen ve bu yüzden hastaneye geç gelen hastaları görüyoruz.

    Hastalar şikâyetlerini televizyon ya da başka yerde duyduğunda şeker hastası olduğunu anlıyor; fakat kendine konduramıyor. Hastalığı kabul etmek istemedikleri için de doktora geç geliyorlar. Bu durumda göz problemleri, böbrek problemleri, kalp hastalığı, kolesterol yüksekliği gibi problemlerle daha fazla uğraşmak zorunda kalıyorlar” diye konuştu.

    DİYABET TEDAVİ EDİLMEDİĞİNDE…

    Diyabeti olan ve tedavi olmayan ya da tedaviyi geciktiren hastalarda kalp, böbrek ve göz rahatsızlıklarının da gelişebileceğini belirten Uzm. Dr. Taşkale,

    “Kan şekerinin bir toksik etkisi yok, çünkü o bir besin maddesi… Aşırılığın zaman içinde yol açtığı zehirleyici etkisi oluyor. Tedavisine uymayan hastalarda çoğunlukla olmak üzere diyabete bağlı olarak en yaygın kalp damar hastalıkları, kolesterol rahatsızlıkları, görme problemleri, böbrek yetersizliği, kiloya bağlı eklem rahatsızlıkları gibi hastalıklar görülmeye başlıyor. Tedavisini zamanında yaptırmış, diyetine dikkat eden ve doktor kontrolünü düzenli yapan hastalarda görülme oranı çok düşük” dedi.

    DİYET YOK, SADECE SAĞLIKLI BESLENME KURALLARI

    Diyabet diyeti algısına değinerek ‘diyabet diyeti’ değil ‘sağlıklı beslenme kuralı’ diyen Uzm. Dr. Taşkale,

    “Diyabetik hastanın diyeti genel sağlıklı beslenme kuralıdır, olması gereken kiloya getiren, kan şekerinin bozulmasını önleyen aynı zamanda da aşırı karbonhidrat alımını engelleyen bir diyet öneriyoruz. Bu diyeti de yalnızca şeker hastalarına değil herkese öneriyoruz.

    Her yıl diyabet sayısı artıyor ve artışın yaşam tarzıyla ilişkisi var. Hareketsiz yaşam, konforun artması, yiyeceğe daha kolay ulaşma ve bu yiyeceğin vücutta tüketilmemesi neden oluyor. Hazır gıdalardın katkı maddelerinin diyabeti hızlandırabileceğine dair şüpheler de var” ifadelerini kullandı.

    TEDAVİDE ÖNCELİK, DİYET VE EGZERSİZ

    Diyabetin uzun yaşam şansına nasıl çevrilebileceğini anlatan Taşkale, “Diyabet bazen bir şanstır, sağlıklı beslenmek ve düzenli doktor kontrolleri için bir şanstır. Hastalığı önleme çabası sayesinde bir nevi ömrünüz uzuyor aslında, bunu böyle bir fırsat olarak görmek lazım” dedi. Hastalara modern tıp tavsiyelerine uymalarını öneren Taşkale, ilaçların ikinci planda kaldığını önceliğin diyet ve egzersiz olduğunu söyledi.