Etiket: Fındıkta

  • Fındıkta gübreleme sürüyor

    Fındıkta azotlu gübreleme dönemi devam ediyor.

    Fındığın doğum gerçekleştirdiği Şubat ve Mart ayında yapılan birinci gübreleme dönemi tüm hızıyla sürüyor. Ziraat Mühendisi Haluk Şensoy, fındığın yapısı gereği, gelecek yılki mahsulün, bir yıl önceden görmenin mümkün olduğunu ve bu açıdan gübrenin öneminin daha da arttığını vurguladı. Üreticilere tavsiyelerde bulunan Şensoy, “Analiz neticesinde ocak başına 1 kg azotlu gübre tavsiyesinde bulunulmuşsa da bunun yarısı olan 500 gramını bahçemize uygulamalıyız. Diğer kalan 500 gram da Mayıs ayı sonunda uygulamalıyız. Şöyle ki; azot yapı itibariyle çok hareketlidir ve bitki tarafından çok gereksinim duyulan bir besin elementidir. Bu yüzden sezonda en az iki defa azotlu gübre uygulaması öneriyoruz. Fındığımız dönem itibariyle canlanmaya ve karanfiller patlamaya başlayacaktır. Bu yüzden gereksinim duyacakları azotu toprağımıza eklemiş olmamız gerekmektedir. Azot özellikle bitkilerimizin sürgün sürmelerini tetiklediğinden ne kadar fazla sürgünümüz oluşursa o oranda da fındığımızın verimi artacaktır. Unutulmamalıdır ki, iyi meyve iyi bitkide, iyi bitki iyi toprakta yetişir” dedi.

    Şensoy, şu bilgileri verdi: “İlk gübreleme ile uzun sürgün sayıları artar ve karanfil büyümesi daha iyi olur. İkinci gübreleme ile de meyveler büyür ve gelişir, yaprak koltuklarında bulunan tomurcuklar daha çok dişi çiçeklere dönüşür bu da gelecek yılın verimine etki eder. Azotlu gübrelerin verilme yerleri ocak dipleri değil dalların izdüşümünün 30-40 santimetre gerisidir. Yani bu alan ocak diplerinin uzağıdır. Verilen gübreyi 3-5 santimetre toprağa karıştırmak gübreden beklenen verimi üst seviyelere çıkartabiliriz.”

  • Stefano Gagliasso: “Fındıkta kalite ve verimliliği birlikte arttırabiliriz”

    Ferrero Fındık Genel Müdürü Stefano Gagliasso, fındığın Türkiye ve dünya için çok değerli bir ürün olduğunu belirterek, “Bu üründe kalite ve verimliliği hep birlikte arttırabiliriz” dedi.

    Trabzon Ticaret Borsası Meclisi’nin Mehmet Cirav’ın başkanlığında yapılan aylık toplantısına katılan ve aynı zamanda meclis üyesi de olan Stefano Gagliasso, fındığın Türkiye ile özdeşleşmiş bir ürün olmasına rağmen, başka ülkelerde de üretime ağırlık verilmeye başlandığına dikkat çekti.

    Ferrero Fındık Fabrikalar Direktörü Devrim Yangın ile birlikte katıldığı toplantıda Gagliasso, borsanın fındıkta verim ve kaliteyi arttırmak için yaptığı çalışmaların takdire değer olduğunu dile getirerek, “Türk fındığında kalitede istikrarlı bir sürdürülebilirlik oluşturmak için, Ferrero olarak Değerli Tarım Uygulamaları’nı 5 yıldır sürdürüyoruz. Bu zinciri hep birlikte daha da güçlendirmeliyiz. İyi tarım uygulamaları, diğer ülkelerde üretim yapılsa bile Türk fındığının pazardaki payını ve rekabet gücünü arttıracaktır. Türk üreticisi ve ihracatçısı olarak kalite ile bu yarışta hep önde ve avantajlı konumda olunması gerekiyor” şeklinde konuştu.

    Üretim aşamasının yanı sıra hasat sonrası uygulamalarında iyileştirilmesi gerektiğini kaydeden Stefano Gagliasso, “Biz üzerimize düşeni yapmaya hazırız, yapıyoruz. Şirketimizin merkezini de Entegre işletmemizin bulunduğu Trabzon’dan başka yere de taşımadık” diye konuştu.

    TTB Meclis Başkanı Mehmet Cirav da Türk fındığının en büyük kullanıcısı olan Ferrero’nun, üretimden tüketime kadar her aşamada yer almasının büyük bir avantaj olduğunu vurgulayarak, Trabzon’un fındık ticaret ve ihracatında öncü bir merkez olduğunu söyledi. Cirav, “Ferrero’nun fındık ticaretinde olduğu kadar üretim aşamasında ve üreticilerle birlikte olması, projeler uygulaması sektöre yararlı olacaktır” ifadelerini kullandı.

    TTB Yönetim Kurulu Başkanı Eyyüp Ergan ise özellikle fındık üretiminde projeli çalışmalarla Türk fındığının kalite ve veriminin daha da yükseleceğini ifade ederek, “Verim ve kaliteyi yeni teknolojiler ve bilimsel çalışmalarla arttırmalıyız. Biz borsa olarak, Ferrero şirket olarak çaba gösteriyor. Başkaları da yapıyor. Bunları bilinçli ve planlı yaparsak söz sahibi olduğumuz fındıkta dünyada bizimle rekabet edebilecek ülke olamaz” dedi.

  • Fındıkta yapraklar açtı, riskli dönemler başladı

    Filiz ve yaprakların erken açması fındıkta uyanmalara neden olurken, üreticilerin her hangi bir doğal afetten dolayı maddi zarar uğramaması için fındık bahçelerini sigortalatmaları istendi. Tarım sigortası içinse son gün 10 Mart olarak açıklandı.

    İklimsel değişikliğin fındık bahçelerinin dengesini bozduğunu belirten Giresun Ziraat Odası Başkanı Nurittin Karan, üreticilerin 10 Mart’tan önce poliçelerini tanzim etmeleri uyarısında bulundu. Hava sıcaklıklarının 0 ile 23 derece arasında gidip geldiğini ifade eden Karan, “Bu yıl mevsim normalleri üzerinde hava sıcaklığı devam ediyor. Bir bakıyorsunuz 0 dereceler kadar inmiş bir bakıyorsunuz 23 derecelere kadar çıkıyor. Yapraklarda şu anda açıt artık riskli dönemler başladı. Bundan sora ki yağacak olan bir kar da akabinde olacak ayazda ciddi manada sıkıntılar olacağını düşünüyorum” dedi.

    Üreticilerin değişik yöntemler ile don afetine karşı önlemler aldığını kaydeden Karan, bunların her zaman başarılı olmadığını ifade etti. Sigortanın en azından maddi kaybı önleyeceğini vurgulayan Karan “Tabi üreticiler değişik yöntemlerle önlem alıyor ama bu önlemlerin dışında biz Tarım Sigortaları havuzundan sigorta poliçelerini tanzim ettirmelerini gerektiğini düşünüyoruz. Bu en azından maddi kaybın önüne geçmiş olur çünkü geçmiş yıllarda acı tecrübeler yaşadık bunun yolu da sigorta yaptırmaktan geçiyor” ifadelerini kullandı.

  • Şahin: “Her kar yağdığında fındıkta don olmaz”

    Keşap Fındık Üreticileri Birliği Başkanı Mustafa Şahin, zirai don ve yanma olayında ezberleri bozan açıklamalarda bulundu.

    Keşap Fındık Üreticileri Birliği Başkanı Mustafa Şahin, spekülatörlerin kar yağsa da yağmasa da ürün rekoltesinden başlayıp yanıp donmasına kadar çiftçiler üzerinde bir baskı oluşturulduğunu ileri sürdü.

    Her yıl, fındık üretiminin belli bölümlerinde bazı ilgili, ilgisiz kişilerin müneccim gibi açıklamalarda bulunduğunu ifade eden Keşap Fındık Üreticileri Birliği Başkanı Mustafa Şahin, zirai don ve kuraklık hadisesinin, illa da karın yağıp, yağmamasına bağlamanın önemli bir eksiklik ve yanlış bilgilendirme olduğunu söyledi.

    Zirai don ve kuraklık olaylarıyla ilgili dikkat çekici açıklamalarda bulunan Şahin “Her yıl, fındık üretiminin belli bölümlerinde bazı ilgili, ilgisiz kişilerin müneccim olmuşçasına fındıkta ürün rekoltesinden başlayarak, yanıp, donmasına kadar, kendi amaçları doğrultusunda hareketle sürekli çiftçinin üzerinde bir baskı oluşturduklarını görmekteyiz. Burada amaç, çiftçiyi bilgilendirmek ve zirai don hadisesinden çiftçiyi korumak ise don ve kuraklık hadisesinin, illa da karın yağıp, yağmamasına bağlamak önemli bir eksiklik ve yanlış bilgilendirmedir. Bu meyanda sözüm, spekülatörler ile konuyu bilmeden konunun içinde olanlaradır” dedi.

    “Zirai don veya yanmanın karla ilgisi yoktur”

    Zirai don ve yanma olayının kar yağışı ya da yağmamasıyla ilgisi bulunmadığını da kaydeden Şahin; “Don hadisesi, bitkilerin içinde tutulan suyun miktarına göre kısmen etkilenme veya donma, bitkilerin içindeki hücreler arasındaki su miktarına bağlı olarak da buz tutma olayları ile gerçekleşir. Bu gerçekleşme, birçok korunma yöntemlerine bağlı kalmak kaydıyla, standart siper içi hava sıcaklığının sıfır derece veya altına düşmesi sonucunda meydana gelmektedir. Diğer taraftan bitkiler, kış dönemine girerken bünyelerindeki suyu bırakırlar ve cinslerine göre eksi 30 derecelere kadar zarar görmezler. Kış uykusundan uyanan bitkiler, hücreleri arasındaki boşluğa su çekerek, aldıkları su oranına göre sıfır dereceden başlamak üzere risk almaya başlarlar. İşte, donma veya yanmalardaki ana kural tolerans faktörlerine bağlı kalmak kaydı ile donmalarda suyun çokluğu, yanma da ise suyun yokluğudur. Kısaca, bir yerde donmadan bahsediyorsak su çok, yanmadan bahsediyor isek su yok demektir. Bitkilerin donma ve yanma olayı, illaki karın yağması ve güneş ısısının şiddeti de bağlı değildir. Diğer tabiat olayları olan konveksiyon, radyasyon, çiğ, kırağı, kırağı donu, donlu gün, buzlu gün gibi ısı değişimlerine yol açan her olaylar karşısında da korunma ve durum özelliklerine bağlı olarak da bitkilerde, yanma veya donmalar her zaman olabilir ve de olmaktadır” diye konuştu.

    Zirai donda dikkat çeken tarihler

    Fındıkta bugüne kadar zirai don olaylarının görüldüğü yıllar arasında araştırılması gereken bir bağ olabileceğine de dikkat çeken Keşap Fındık Üreticileri Birliği Başkanı Şahin “Araştırılması gereken bir konu var ki o da önemli don olaylarının yaşandığı 1994, 2004 ve 2014 yıllarıdır. Don olayları, her on yılda bir ve dörtlü rakamlarda olmuştur. Dahası, bunların gerçekleşme tarihleri, üç ve dört nisan geceleridir. Kimileri bu tarihleri bilimsel bulmaz tesadüf der, kimilerinin de umurunda olmayıp, sadece endişe ve korku pompalar. Bana göre de bu tarihler, tesadüften ziyade tevafuktur. Ben, üniversitelerdeki değerli bilim adamlarının, bu konunun araştırmaya değer olduğunu düşünerek, konuyu, araştırmalarını arzu ediyorum. Çeşitli yayınlarda bu olayların, tesadüf olmadığı, gök cisimlerinin hareketlerine bağlı olduğu yazılmaktadır. Örneğin, Kitabu’l Filaha’da Güneş, Ay, Zühre ve Süreyya Yıldızları gibi cisimlerin, arzdaki bitkiler üzerinde olumlu ve olumsuz etkilerinden bahsedilmektedir. Bu yayınların bazıları Kurtuba Medresesi’nde, bazıları da Osmanlı Medreselerinde Ziraat Kitabı olarak okutulmuş ve çeşitli dillere tercüme edilmiş yayınlardır” ifadelerini kullandı.

    Zirai donun belirtileri

    Zirai don olaylarının riskli olduğu belirtilerden de bahseden Şahin “Diğer taraftan, don olayına karşı alınacak tedbirler de bilinmektedir. Don olayı, genellikle gün içinde sıcaklığın düşüşü ile başlayarak, gece yarısından sonra etkileyebilir seviyelere kadar düşer. Bu düşüş, gökyüzünün açık veya kapalı olmasına, rüzgârın yön ve şiddetine, havadaki nispi nem oranına bağlı kalmak kaydı ile en kritik zaman tanyerinin ağarmasına kadar olan zamandır. Genelde don hadiseleri, bu zaman diliminde ve açık havada meydana gelir” şeklinde açıklamalarda bulundu.

  • Fındıkta bilinçli budamanın meyveleri bu yıl alınacak

    Türkiye’de 700 bin hektarın üzerinde üretim alanı bulunmasına rağmen, son yılların ortalaması ile yılda 600-650 bin ton civarında kabuklu fındık üretilen Karadeniz Bölgesi’nde giderek düşen verim ile birlikte kaliteyi arttırmak için gösterilen çabaların başında bilinçli ve tekniğine uygun budama yapılması geliyor.

    Özellikle fındığın ana üretim bölgesi olan Ünye’nin doğusunda kalan kısımda dekar başına ortalama verimin 70 kilogram civarlarına kadar inmesi üzerine sektörle ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından başlatılan iyi tarım uygulamaları içinde tekniğine uygun budamaya öncelik tanınıyor.

    Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl ve ilçe müdürlükleri, bazı Ziraat Odaları, Ticaret Borsaları, Büyükşehir Belediyelerinin yanı sıra Fındık Tanıtım Grubu İhracatçı Birlikleri ile Ferrero gibi özel kuruluşlar tarafından son 3 yılda bilinçli budayıcı yetiştirmek üzere sertifikalı kurslar düzenlendi. Bu kurslarda yaklaşık 5 bine yakın üretici atadan kalma usullerin yerine tekniğine uygun verim ile kaliteyi arttıran fındık budamasını öğrenip, hem kendilerine ait bahçeleri, hem de ücreti karşılığında talep eden üreticilerin bahçelerini budadılar.

    Budama konusunda kurslarda öğretici-uzman olarak görev alan Giresun’un Keşap ilçesi Fındık Yetiştiricileri Birliği Başkanı Mustafa Şahin, tekniğine uygun budamanın söylenenden daha fazla üretimi arttırdığını söyledi. Şahin “Budama gerektiği gibi yapılsın, fındıkta yüzde 30-40’dan çok daha fazla verim artışı sağlanır. Bu artış oranı budama ile birlikte hastalık ve zararlılarla da bilinçli mücadele yapıldığında yüzde 60’a kadar çıkabilmektedir. Ama, bunun için kesinlikle zamanında doğru ve tekniğine uygun budama yapmak gerekiyor. Fındık ağacını, en küçük yaştan verimden düşeceği zamana kadar budamak lazım. Kök ile gövde arasındaki oranı iyi bilmek, ağacın ışık almasını sağlamak, döllenme ve tozlanmayı son derece gelişmiş şekilde tutacak budamayı sağlamamız gerekiyor” dedi.

    Mustafa Şahin, son yıllarda açılan kurslarla yetiştirilen budamacıların oluşturduğu farklılığın, bu yıldan başlamak üzere önümüzdeki dönemlerde rakamsal olarak görüleceğini, bunun da üretimin şimdiden dekar başına en az 100 kilogramın üzerine çıkması ve randımanın da artması demek olduğunu sözlerine ekledi.