Etiket: Farkı

  • Tarım’da Erzurum farkı

    Tarım’da Erzurum farkı

    Erzurum’un tarım sektörünün yatırımlarına yönelik bölgesel zirai kredi payı arttı. FİNTÜRK 2020-6 sonuçlarına göre ilin tarım sektörü bölgesel kredi payı yüzde 16.18’e yükseldi. İlde bu yılın 6 aylık kesitinde 1 milyar 338 milyon TL tutarında tarım sektörü kredi kullandı.

    Fintürk – 6 Tarımsal Veriler

    FİNTÜRK-6 verileri üzerinden DOSİAD tarafından kaydedilen araştırma sonuçlarına göre yılın ocak – Haziran ayları bölümünde Erzurum’da 1.3 milyar, KUDAKA istatistik Bölgesi illeri toplamında 2 milyar 107 milyon, Kuzeydoğu Anadolu istatistik Bölgesi illerinde 4 milyar 432 milyon, Doğu Anadolu Bölgesinde ise 8 milyar 273 milyon TL tutarında tarımsal kerdi kullanımı gerçekleşti.

    Erzurum’un Bölgesel Payları

    DOSİAD tarafından BDDK FİNTÜRK-6 verileri üzerinden yapılan hesaplamalara göre Erzurum’un bölgesel tarım kredisi payı KUDAKA İstatistik Bölgesi illeri toplamında yüzde 63,50, Kuzeydoğu Anadolu istatistik Bölgesi illeri toplamında yüzde 30,18, Doğu Anadolu Bölgesi illeri toplamında ise yüzde 16,1 olarak belirlendi.

    Erzurum Lider İl

    Erzurum tarımsal kredi kullanım hacmi bakımından Bölge illeri içinde liderliğini sürdürdü. Tarım kredisi kullanım tutarı yüksekliği bazında ili Malatya, Kars, Elazığ ve Van illeri takip etti. Verilere göre, Tarımsal sektör kredisi kullanımının en düşük olduğu iller ise Bingöl, Tunceli ve Hakkari illeri olarak belirlendi.

    Erzurum’un Bölgesel Payı

    Sektörel tarım kredisi Bölge payı Erzurum bazında yüzde 16.1 olarak hesaplandı. Tarım kredisi bölge payı Malatya ölçeğinde yüzde 12,74, Kars ili düzeyinde yüzde 10,67, Elazığ kaydında yüzde 9,0, Van ili bazında yüzde 8,44, Ardahan bazında yüzde 7,32, Erzincan ili kapsamında yüzde 6,46, Muş ili düzeyinde ise yüzde 5,40 olarak kaydedildi.

    İller Dağılımı

    FİNTÜRK verilerine göre 6 aylık düzeyde Erzurum’da 1.3 milyar, Malatya’da 1.1 milyar, Kars’ta 883.2 milyon, Elazığ’da 750.3 milyon, Van’da 699.0 milyon, Ardahan’da 605.6 milyon, Erzincan’da 534.6 milyon, Muş’ta 447.4 milyon, Bitlis’te 434.1 milyon, Iğdır’da 424.2 milyon, Ağrı’da 411.4 milyon, Bingöl’de 240.9 milyon, Tunceli’de 209.9 milyon, Hakkari’de 174.7 milyon TL meblağında tarımsal kredi kullanımı kaydedildi.

  • Fiyat farkı azaldı, dizel araçlar gözden düştü

    Geçtiğimiz gün benzinin litre fiyatında yapılan 19 kuruşluk indirimle benzin ile motorin arasındaki fiyat makası daraldı. Bu neticeyle benzin ile dizel araç tercihleri gündeme geldi. Benzinli araçlar, hem karbon salınımının daha az oluşu hem de bakım maliyetinin düşüklüğü sebebiyle yakıtta fiyat avantajını da kaybeden dizel araçlara göre daha cazip hale geldi.

    Akaryakıt fiyatları Türkiye’nin gündemini meşgul etmeye devam ediyor. Son yapılan 19 kuruşluk indirimle benzinin litre fiyatı ile motorinin litre fiyatındaki fark 5 kuruşa kadar indi. Bazı ilçelerde ise bu iki yakıtın fiyatı aynı seviyelerde bulunuyor.

    Türkiye Gazetesi Otomotiv Editörü Ali Çelik, yaşanan bu süreci değerlendirdi. Çelik, yakıt fiyatlarında farkın azalmasıyla ‘Dizel mi, Benzinli mi ?’ sorusunun içinden çıkılmaz bir hal aldığını kaydetti. Çelik, benzinli araçların bakım maliyetlerinin ve çevreye verdiği zararlı etkilerin dizele göre daha az olmasından ötürü tercih edilebilirliğini artırdığını aktardı.

    Bazı yerlerde fiyat farkı kalmadı

    Ali Çelik, “Son yapılan indirim beraber mazot ile benzin fiyatları arasında neredeyse bir fark kalmadı. Hatta bazı istasyonlarda dikkat ediyorum benzin ile dizelin fiyatları birebir aynı ama mevcut durumda 5 kuruşluk fark var. Aradaki bu küçük fark artık ‘Dizel mi? Benzinli mi?’ sorusunu içinden çıkılmaz bir hale getiriyor. Daha önce dizelin yakıt ekonomisinden dolayı tercih edildiğini hepimiz biliyoruz. Fakat şu anda yakıt değerleri benzin ile hemen hemen aynı oranlara geldi. İstanbul gibi yoğun trafik olan bir şehirde yakıt ortalaması nasıl kullanırsanız kullanın 5 ila 5,5 litreler arasına sıkışıyor. Dolayısıyla yakıt fiyatları birebir örtüştü diyebilirim” dedi.

    Dizel ve benzinli araç seçiminde karar verirken artık aracın bakımı ve yürütme maliyetlerinin dikkate alınacağını vurgulayan Çelik, “Dizel araçların popülaritesi Avrupa’daki yasaklarla düşmeye başladı. Çevre kirliliğinden dolayı bazı belediyeler dizel araçları şehrin içine sokmama kararı aldı. Bununla ilgili ciddi yaptırımlar uygulanmaya başlandı. Hem şehir içindeki trafiği rahatlatmak hem de hava kirliliğini dengelemek adına böyle bir çözüme gidildi. Bu dizel araçlardaki tercihi biraz düşürmeye başladı, bunu pazar payı olarak ülke ülke değerlendirirsek ciddi bir düşüş var” ifadelerini kullandı.

    Çelik, Türkiye’de benzinli araçlar daha çok revaçta olmaya başladığını söyleyerek “Önceden yakıt ekonomisinden dolayı tercih ediliyordu ama arada bir fark kalmadığı için benzinli araçlar daha gürültüsüz, daha performanslı ve bakım maliyetleri daha düşük olduğu için çokça tercih edilmeye başladı” ifadelerini kullandı.

    Benzinli ve elektrikli araçlara uyum süreci nasıl olur?

    Ali çelik, benzinli ve elektrikli araçlara geçiş ile ilgili şunları dile getirdi: “Dizellerin hemen bir anda ortadan kalkması mümkün değil. Elektrikli ve hibrit araçları günümüzde daha fazla görmeye başladık. Bana göre dizel araçlar az 15 yıl daha kullanılır. Avrupa’da 2020 yılında yeni regülasyonlar uygulanmaya başlayacak. Halen dizel araç üreticileri 2020 regülasyonlarını karşılayan motorlar üretmeye devam ediyorlar. Süreci birlikte izleyip göreceğiz.

    Benzinli ve elektrikli araçlara geçişte yarar noktasında ilk akla gelen; çevre kirliliğini azaltması ve doğaya olan faydasıdır. Dizel araçların karbon salınımı benzinli araçlara göre biraz daha fazla. Elektrikli ve hibrit araçlarda karbon salınımı hibritte daha düşük, elektriklilerde zaten yok. Benim aklıma ilk gelen faydalar çevre sağlığı ve oksijen kalitesi geliyor. Benzinli, araçlar kesinlikle dizel araçlara göre daha mantıklı bir seçim olarak geliyor.”

    Güncel benzin ve motorin fiyatları

    Bazı akaryakıt firmalarından alınan rakamlara göre benzinin litresi İstanbul’da ortalama 6,39 liradan, Ankara’da 6,50 liradan ve İzmir’de ise 6,49 liradan depoya dolduruluyor. Motorin ise İstanbul’da ortalama 6,35 liradan, Ankara’da 6,45 ve İzmir’de de 6,34 liradan satılıyor.

    Dağıtım firmalarının belirlediği fiyatlar rekabet ve serbesti nedeniyle şirketler ve kentlere göre küçük değişiklikler gösteriyor.

  • GTO’dan inşaat sektörü için “fiyat farkı” girişimi

    Gaziantep Ticaret Odası (GTO) inşaat maliyetlerindeki artışları nedeniyle zor durumda olan kamuya iş yapan müteahhitlere fiyat farkı ödenmesi ve sektörün yaşadığı sorunlara çözüm bulunması için girişimlerini sürdürüyor.

    Gaziantep Ticaret Odası (GTO) Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Yıldırım, ülke ve Gaziantep ekonomisinde oluşturduğu katma değer ve istihdam olanaklarıyla kaldıraç görevini üstlenen inşaat sektörünün son dönemlerde dövize bağlı kur artışından kaynaklı olarak yapı malzemelerindeki artış ve maliyetlerden dolayı zor durumda olan inşaat sektörüne “fiyat farkı” ödenmesi için girişimde bulunduklarını söyledi.

    İnşaat sektöründe faaliyet gösteren oda üyeleri ile sektörde odanın paydaşları olan kurumlardan gelen talepler üzerine, özellikle kamuya iş yapan müteahhitlere fiyat farkı ödenmesi için bakanlıklar başta olmak üzere ilgili kurum ve kuruluşlar nezdinde girişimlerini sürdüklerini belirten GTO Yönetim Kurulu Başkanı Yıldırım, “Şimdiki fiyatlarla, ihale hazırlıklarının yapıldığı dönemdeki fiyatlar arasında yaklaşık yüzde 100’lük ciddi bir fark oluşmuştur. İhaleyi alan müteahhidin, piyasada oluşan yeni fiyatlarla işi tamamlaması mümkün görülmüyor. Müteahhitler zamlanan demir, çimento ve diğer yapı malzemelerindeki artış karşısında zor duruma düşmüş ve sektör büyük sıkıntılar yaşamaya başlamıştır. Oda olarak, İnşaat sektöründe yaşanan sıkıntının krize dönüşmemesi için özellikle kamu da devam eden işler için devlet tarafından belli bir fiyat farkı verilmesi için girişimlerde bulunduk” dedi.

    Yapı malzemelerinde yaşanan olağanüstü fiyat artışlarının sektördeki firmaları zor durumda bıraktığını, devleti de zarara sokmayacak şekilde fiyat farkı ödenmesinin ekonominin yararına olduğuna dikkat çeken GTO Yönetim Kurulu Başkanı Yıldırım konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “İnşaat sektörü ülkemiz ekonomisinin adeta lokomotif sektörüdür. Döviz kurlarının yükselmesi ile aşırı artan demir, çimento ve diğer inşaat malzeme fiyatlarının yükselişi inşaat sektörünü adeta kilitlemiştir. İnşaat sektörüne bağlı 250 diğer ilişkili alt sektöründe bu durumdan etkilenmemesi mümkün değildir. Geçtiğimiz günlerde yetkililerce açıklanmış olan “Fiyat Farkı ve tasfiye kararnamesi” ile hükumetimiz bir çalışma başlatmış, sektörde bulunan herkesi memnun etmiştir. Fiyat farkının çıkarılması, devletimize ek bütçe yükü getiriyor görünse de, bunun uzun vadede ülke yararına olacağını düşünmekteyiz. Devam eden işler için devlet tarafından belli bir fiyat farkı verilerek, işi üstlenmiş olan yüklenici ile bitirilmesi ekonominin yararınadır. Eğer devlet tarafından fiyat farkı verilmesi istenmiyorsa, ancak zorunlu hallerde tasfiye imkanı sağlanmalıdır. Yapı malzemelerindeki fiyat artışlarının 2017 yılı ortasından itibaren yaşandığı bilinmektedir. Ekonominin lokomotif durumundaki inşaat sektörünün durması, diğer sektörlere de dolayı olarak yansıyacak ve büyük ticari sorunlar oluşacaktır. Bu sorunun daha da derinleşmemesi için kamuya iş yapan firmalara fiyat farkı ödenmeli ve bunun bir an önce hayata geçirilmesi elzem hale gelmiştir. İnşaat ve yapı sektörünün sorunlarının bir an önce çözülmesi, ekonomiye ivme kazandıracaktır” diye konuştu.

  • Manisa Memur-Sen’den enflasyon farkı çağrısı

    MANİSA (İHA) – Memur Sen Manisa İl Temsilcisi Mustafa Irgatoğlu, enflasyon farkı için yılsonunun beklenmemesi gerektiğini belirterek, “Kamu görevlilerinin maaş ve ücretlerinde yapılan artışın enflasyonun altında kaldığı aylardaki gelir kaybının maaşlardaki reel ücret azalışının hesaplanarak, 2018 yılı enflasyon tazminatı olarak 2019 ocak ayı maaşlarıyla birlikte ödenmesini sağlayacak bir yaklaşım hayata geçirilmelidir” dedi.

    Memur Sen Manisa İl Temsilcisi ve Sağlık Sen Manisa Şube Başkanı Mustafa Irgatoğlu, enflasyon farkıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu. Irgatoğlu, “Kamu görevlileri dahil olmak üzere ücretlilerin enflasyona ezdirilmemesi sorumluluğunun, sadece maaşları değil göreve-kadroya bağlı olarak yararlanılan diğer mali ve sosyal hakları da kapsadığı kabul edilmelidir. 2018 yılı genelinde ve özellikle de yılın ikinci altı aylık döneminde enflasyonun maaş ve ücret geliriyle hayatlarını idame ettiren kesim üzerinde oluşturduğu baskı ve yaşattığı mağduriyet, yıl sonu itibariyle yapılacak enflasyon farkı hesabı ve 2019 yılı ocak ayında bu farkın maaşlara yansıtılması suretiyle giderilebilecek düzeyi aşmıştır. Yılın ilk altı aylık dönemi için nisan-haziran döneminde ikinci altı aylık döneminde ise ekim-aralık döneminde maaşların enflasyon altında kaldığı, kalacağı kesinleşmiştir. Bir başka ifadeyle ocak ayında maaşı 100 birim olan bir kamu görevlisinin maaşı nisan-haziran döneminde 91-99 düzeyine, eylül-ekim aylarında 78-83 seviyesine kadar gerilemiştir. Somut olarak, anılan aylarda kamu görevlilerinin hem maaşlarında, satın alma güçlerinde hatırı sayılır oranda bir azalma meydana gelmiştir. Elbette 2018 Temmuz ayında enflasyon farkı maaşlara yansıtılmış ve şüphesiz ki 2019 Ocak ayı itibariyle de 2018 yılı ikinci altı aylık dönemdeki enflasyon farkı maaşlara yansıtılacaktır. Fakat bu durum sadece enflasyon kaynaklı kaybın sonraki altı aylık dönemin başlangıcı itibariyle devamını engellemeye dönük bir hamle olacak, geçmiş dönem kayıplarını telafi ve tazmin edecek bir sonuç üretmemektedir. Bu nedenle, hedeflenen enflasyon ile gerçekleşen enflasyon arasındaki dört katı aşan farklılık nedeniyle kamu görevlileri başta olmak üzere ücretlilerinin enflasyon kaynaklı mağduriyetlerinin geçmişe etkili olacak şekilde tazminini sağlayacak bir uygulama, kamu görevlileri için haklı talep siyasi irade açısından ise hakkı teslim sorumluluğudur. Bu bakış açısıyla, kamu görevlilerinin maş ve ücretlerinde yapılan artışın enflasyonun altında kaldığı aylardaki gelir kaybının maaşlardaki reel ücret azalışının hesaplanarak, 2018 yılı enflasyon tazminatı olarak 2019 ocak ayı maaşlarıyla birlikte ödenmesini sağlayacak bir yaklaşım hayata geçirilmelidir” dedi.

    Enflasyon oranlarının yüksek seyri ile ortaya çıkan sonuçlardan birinin yeniden değerleme oranı tespitinde kendisini göstereceğini vurgulayan Irgatoğlu, “Enflasyon farkı kaynaklı artışlarla maaş bordrosundaki tutarları yükselen (gerçekte reel gelir kaybı yaşayan) kamu görevlilerinin gelir vergisi tutarları da buna bağlı olarak artmakta, bir yönüyle vergi yükü arterken maaşları azalmaktadır. Buna bağlı olarak, kamu görevlilerinin yılın çok daha erken aylarından itibaren yüzde 20-27 oranında gelir vergisi ödemek durumunda kalmaktadır. 2018 yılı enflasyon verisinin yüksek seyretmesine bağlı olarak yeniden değerleme oranı da yüksek çıkacağı kesindir. Buna rağmen matrahlarda, yeniden değerleme oranından daha düşük oranda artış yapılmaması halinde, 2019 yılında kamu görevlileri çok dana erken aylarda yükse orandan gelir vergisi ödemek durumunda kalacaktır. Bu çerçevede, 2019 yılı gelir vergisi matrahlarının da geçmiş yıllarda bu yönde yapılan hataları da telafi edecek şekilde belirlenmesi ve bu sayede kamu görevlilerinin gelir vergisi mağduriyetinin de giderilmesi gerekmektedir” diye konuştu.

  • Karşıyaka’da Mesut Toros farkı

    TFF 3. Lig 2. Grup’ta zor günler geçiren Karşıyaka, teknik direktörlük görevine Mesut Toros getirildikten sonra kendine geldi.

    38 yıl aradan sonra TFF 3. Lig’de mücadele eden ve ligin ilk 7 maçından 2 farklı teknik adamla yalnızca 5 puan çıkaran Karşıyaka’da Mesut Toros rüzgarı yaşanıyor. Sezona Ufuk İskender idaresinde giren Karşıyaka’da, 0-0 sona eren Van BBSK maçının ardından teknik direktörlük koltuğuna Aytekin Sümbül getirildi. İkinci hafta koltuğa oturan Sümbül ile de beklenen başarı gelmedi. Bu süreçte takım 7 maç sonunda 5 puan alınca, Sümbül ile de yollar ayrıldı ve geçtiğimiz hafta Mesut Toros takımın başına geçti. Karşıyaka, Mesut Toros ile çıktığı 2 maçta 4 puan toplayarak küme düşme potasından çıkmayı başardı.

    “Birlikte başaracağız”

    Osmaniyespor galibiyetini değerlendiren Karşıyaka Teknik Direktörü Mesut Toros, önemli bir galibiyet aldıklarını söyledi. Toros, “Sıkıntılı durumdan çıkmak adına çok önemli bir galibiyet oldu. Geçen hafta Kızılcabölükspor deplasmanından aldığımız puanı taçlandırmak için kazanmak istiyorduk. Osmaniyespor maçıyla öz güven kazandık” ifadelerini kullandı.

    Zorlu süreçten kurtulmak için kenetlenmek gerektiğinin altını çizen Toros, “Tüm camia kenetlenirsek başaramayacağımız hiçbir şey yok. Biz birlikte varız. Karşıyaka çok büyüktür ve bu süreci de hep beraber aşacağız” dedi.