Etiket: Fakültesi

  • Ziraat Fakültesi Entegre Süt Ünitesinde Üretime Başladı

    Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Ziraat Fakültesi, entegre süt ünitesinde üretime başladı.

    Adnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi, entegre süt ünitesinde üretim faaliyetlerine başladı. ADÜ Ziraat Fakültesi’nden üretilen süt ürünlerine Merkez Kampus ADÜ Çarşı içerisinde bulunan Ziraat Fakültesi satış noktasından veya Güney Kampüsü Ziraat Fakültesi içindeki satış noktalarından ulaşılabilecek.

    ÜRETİMİN HER AŞAMASINDA UZMAN KONTROLÜ

    Perakende satış olduğu gibi toptan olarak da ürünler satın alınabilecek. Süt ürünleri üretimi ADÜ Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisi ve Veteriner Hekimleri tarafından İSO 22000 HACCP sistemine uygun bir şekilde üretilmekte ve üretimin her aşamasında birebir kontrol ediliyor.

    KALİTELİ, SAĞLIKLI VE UYGUN FİYATA SÜT ÜRÜNLERİ

    Buna göre ürünler ve fiyatları şöyle: Köy Peyniri 12 TL, Tulum Peyniri 20 TL, Tereyağı 20 TL, Dondurma Bardak 1 TL, Ayran Bardak 0,50 Krş, Süzme Yoğurt 7 TL, Taze Yoğurt 3 TL, Pastörize Süt 2 TL, Kesik 8 TL, Keçi Beyaz Peynir (% 40 keçi sütü) 15 TL, Keçi Tulum Peynir (% 40 keçi sütü) 20 TL, Bal 22 TL, Yumurta 7,50 TL, Yumurta Tane 0,50 Krş, Pikan Ceviz 15 TL, Zeytin Yağı 15 TL.

  • Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hilmi Demir:

    Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hilmi Demir, selefiler ve Avrupa’daki bir çok devletin Irak ve Suriye topraklarında bir Kürt devletinin kuruluşu için mücadele ettiğini ve özellikle selefi Arapların Kürt devleti istediğini belirterek, “IŞİD’in asıl fonksiyonu burada Sünni bir devlet kurmak değil. IŞİD’in asıl fonksiyonu bir Kürt devletinin kuruluşunu meşru hale getirmek. Ve buna zemin hazırlamak” dedi.

    Türk Ocakları Çorum Şubesi tarafından “İslam Coğrafyası’nda Radikalizm ve Radikalist Eğilimler” konulu konferans düzenlendi. Konferansa konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Hilmi Demir, Ortadoğu’da yaşanan değişimler, bu değişimlerin İslam dünyası ve Türkiye’ye yönelik etkileri üzerine açıklamalarda bulundu.

    19. yüzyıldan itibaren Selefilik ile Vahhabilik akımlarının sürekli geliştiğini, Vahhabilikle Şii hareketinin de büyümeye başladığına işaret eden Prof. Dr. Demir, bu hareketler sürekli alan kazandıkça Ehli Sünnet’in erimeye başladığına dikkat çekti.

    Bu akımların güçlendiği dönemde Amerika’nın Saddam’a müdahale ettiğini ve Irak’ı yerle bir ettiğini hatırlatan Prof. Dr. Demir, “Amacı demokrasi getirmekti. Irak’ta yapısal bir hata yaptı. Irak ordusunu tamamen dağıttı. Irak ordusu Arap Sünnilerden oluşuyordu. Irak ordusunda Baas Partisi çok güçlüydü. Biz bunları bertaraf etmedikçe Irak’ta Saddam’ı ciddi anlamda temizleyemeyiz dediler. Askerle tasfiye etmekle birlikte Sünni nüfusu da ciddi anlamda baskı uygulamaya başladı. Ülkenin büyük çoğunluğu Şii olmasına rağmen Saddam yönetimi Sünni olduğu için Irak’ta Sünni egemenlik vardı. Amerika geldi Sünnileri tasfiye edince Şiiler dediler ki biz sizinle çalışırız dediler. İkinci partneri kimdi Kürtler. Bu süreçte Sünnileri tasfiye ederken ezmeye başladı. Bunların bir çoğu askerdi. Yeraltına çekilerek direnmeye başladılar. Irak’ta direniş örgütlerinin hepsi Sünni değil. Araların da Kürt örgütler vardı. Sünni Kürtler Amerika ile birlikte çalışmaya biraz direndiler. Direniş örgütleri kurdular. Bunlardan bir tanesi Irak El Kaidesi. El Kaide’yi biz nerden biliyoruz Afganistan’dan. Afganistan’da kurulmuştu. 11 Eylül saldırıları ile birlikte dünyada El Kaide bir marka haline geldi. Bu markayı daha sonra başka yerlerde gördük. Bütün savaşlarda El Kaide’yi gördük. Bütün savaşlarda öne çıktılar. Irak’ta da hemen anında geldiler ve buradaki direnişe katıldılar. ABD’ye karşı direndiler. Irak El Kaidesi’nin başında isim dikkat çekiyor. Ebu Musa El Zerkavi. Aslında Zerkavi, Afganistan’da idi. Usame Bin Ladin’e en yakın isimlerdendi. 2003 yılında Irak’taki direnişe örgütlemek için buraya geçti. 2004 yılında bir eyleme damgasını vuruyor. Boğazı kesilen bir esirin videolarını başladı. Şimdi kim kesiyor IŞİD. Zerkavi bunu Bağdat’ta yapmıştı. Bu olmayan bişey değil. El Kaide’nin kullandığı önemli eylem tarzlarından birisiydi. Zerkavi, 2006 yılında öldürüldü” dedi.

    “BUKKA KAMPI IŞİD’İN KURULUŞ KAMPIDIR”

    Bukka kampının IŞİD’in kuruluş kampı olduğunu anlatan Prof. Dr. Hilmi Demir, “IŞİD’in kurucusu Ebu Bekir El Bağdadi El Huseyni El Kureyşi o tarihlerde nerdeydi. 2003 yılında üniversiteden yeni mezun olmuş bir öğrenciydi. O dönemde bir protesto gösterisine katılmış 2004 yılında tutuklanarak Irak’ın güneyindeki Bukka kampına gönderildi. Bukka kampı ilginç bir kamp. 2009 yılında kapatıldı. Bağdadi 2009 yılında bu kamptan gönderiliyor. Serbest bırakılıyor. 2003-2009 yılları arasında ne kadar El Kaideci, Baas generali, komutanı askeri varsa hepsi bu kampa gönderiliyor. Bukka kampı IŞİD’in kuruluş kampıdır. Bugün IŞİD gibi bir çok örgütün üst düzey yöneticisi Bukka kampında bulunmuştur. 2010 yılında Bağdadi IŞİD’in başına geçiyor. Bu kadar rastlantı ilginç bir şeydir. Irak El Kaidesi’nin başına geçer geçmez örgütün ismini değiştirerek Irak Şam İslam Devleti’ne çeviriyor. Artık hedefimiz sadece Irak değil Şam’ı da istiyoruz diyorlar. Peki nedir hedefiniz? El Kaide örgütünün en temel özelliklerinden bir tanesi düşmanı zarara vermektir. Devlet kurma ideolojisi yoktur. Fakat IŞİD örgütü kurulduğu andan itibaren hilafet devleti kuracağı iddiasını gündemine alıyor. Merkezine taşıyor. Hilafet devletini Şam ve Irak’ta kurmaya çalışıyor. Niye burada kuruyorsunuz. Niye Afganistan’da değil. Niye Pakistan’da değil. Neden geldiniz bu coğrafyaya. Neden burada İslam Devleti kurmaya çalışıyorsunuz. Bu sorular Ortadoğu’yu anlamamız açısından çok önemli” diye konuştu.

    Terör örgütü IŞİD’in 2014 yılında Musul eylemiyle en büyük başarısını elde ettiğini anlatan Prof. Dr. Demir, “Musul, Irak’ın en büyük şehirlerinden bir tanesi. Güçlerin dağıldığı bir şehir. Musul’da IŞİD’e lazım olan para, silah ve petrol var. Musul’u ele geçirir geçirmez Irak ve Şam ile bütün uluslararası anlaşmaları kaldırdığını, hilafet devleti kurduğunu, Ebu Bekir El Bağdadi’nin de halife olduğunu kabul ediyorlar. İsim ne Ebu Bekir El Bağdadi El Huseyni El Kureyşi. Huseyni neyi ifade ediyor şiayı. Hz. Ali soyundan, peygamber soyundan. Kureyşi, halife Kureyşi’den olacak iddiası var ya onu taşıyor. Bu bize mesaj. Bu Türkler hilafeti gasp etmişlerdi. Bizim elimizden aldılar. Halife bundan sonra Araplardan olacak. Türkiye’ye de mesaj yolluyorlar, isterseniz size de bir emirlik verelim diyorlar. Boşuna hilafet hayali falan kurmayın. Dolaysıyla hilafet bizim hakkımız Arapların hakkı diyorlar. İlginç bir şekilde bu coğrafyada güç kazanıyorlar. IŞİD kimlerle savaşıyor. IŞİD en çok muhalif gruplarla Suriye hükümeti arasında gidip geliyor. Kimlerle savaşmadı Kürtlerle. IŞİD’i anlama kılavuzlardan en önemli birisi burada. Kürtlerle savaştı. Nerede Kobani’de. Peki ne oldu. Yenildi. Geri çekildi, kim geldi. Kürtlerle savaşması ve yenilmesi neyi değiştirdi. Bu da çok ilginç” ifadelerini kullandı.

    “IŞİD, İSLAMİ DEĞİL. SÜNNİLİĞİN İZZETİNİ KİRLETTİ”

    IŞİD’in Suriye’de yaptığı değişimleri de anlatan Prof. Dr. Demir, “Batı’nın İslam’a karşı düşmanlığını kışkırttı mı? Bugün İslam dünyası, İslam dendiği zaman kelle kesen eli kanlı bir terör örgütü olarak anılıyor mu? Ve İslam terörle eş anlamlı hale geldi mi? IŞİD, İslami değil. Sünniliğin izzetini kirletti. İkincisi, İslam dünyasında temsil krizi yarattı. Müslümanları kim temsil ediyor. Geçen karşılaştığım batılı gazeteciler ve büyükelçilerin ilginç bir çıkışı oldu. dediler ki ’Siz böyle Sünnilik, Hanefilik diyorsunuz ama Şiilik inanın sizinkinden daha ılımlı bir mezhepmiş’ dediler. Sünnilik eşittir IŞİD. Şiilik öyle değil. Hiç siz Batı’ya saldıran bir Şii gördünüz mü? Temsil krizi derken kast ettiğim o. İslam dünyasında Şiiliği güçlendirdi. Batı medyasında Şiilik çok güçlü. Ne kadar Batı’da sahada IŞİD’le mücadele eden tek güç Kürtler gözüküyor. Bu ister istemez Kürtleri ciddi anlamda batı medyasında meşru hale getiriyor. IŞİD, Suriye topraklarının yüzde 67’sini elinde tutarken şuanda hızla geri çekiliyor. IŞİD’in geri çekildiği yerlere kim yerleşiyor? Kürtler. 7-8 yıldır iddiam buydu. Dedim ki hem Selefiler hem de Avrupa’daki bir çok devlet burada bir Kürt devletinin kuruluşu için mücadele ediyor. Boşuna umutlanmayın özellikle Selefi Araplar Kürt devleti istiyorlar. Ve IŞİD’in asıl fonksiyonu burada Sünni bir devlet kurmak değil, olabilir de. IŞİD’in asıl fonksiyonu bir Kürt devletinin kuruluşunu meşru hale getirmek. Ve buna zemin hazırlamak. Irak ve Suriye coğrafyasında bir Kürt devleti kurarsanız İran önünde bir tampon oluşturursunuz. İran’a karşı hem Selefi Vahhabileri hem de İsral’i korursunuz” ifadelerini kullandı.

    “İSLAM, TERÖRLE ANILAN BİR DİN HALİNE GELDİ”

    Bugün Müslümanların, Batı’da rahat hareket edemediğini, artık İslam’ın terörle anılan bir din haline geldiğini vurgulayan Demir, “Paris saldırısıyla bunlar iyice keskinleşmeye başladı. Dünyanın her yerinde sıkıntılarımız var. Müslüman Türk kimliği pasaportu taşısanız bile sorgulanıyorsunuz. Bir zamanlar Avrupa İslamlaşacak Avrupa Müslümanlaşacak hayali görüyorduk. Oysa şimdi Avrupa’da ciddi sıkıntı içerisindeyiz. Müslüman olmak artık bir marka olmak değil. Radikalleşen İslam dünyası bir taraftan Selefilik bir taraftan IŞİD’le birlikte nasıl bir kuşatmanın içerisine düştü. Osmanlının yıkılışıyla birlikte Sünni dünyada adaletin temsil özelliği kaybedildi. Ehli Sünnetin yerini Selefilik ve Şiilik doldurmaya başladı. Coğrafyada bizden başka herkes mezhepçilik yapıyor. Ama biz Ehli Sünneti hala mezhep zannediyoruz. İslam dünyası Selefilik ve Şiilik arasına sıkıştı. İkisi kavga ediyor olan bize oluyor. Olan İslam’ın izzetine oluyor. Bu kavgadan sürekli Müslümanlar zarar örüyor. Sorunun kaynağını arıyorsak 19. yüzyıla gitmeliyiz. Çare bugün İstanbul. Eğer 18-19. yüzyılda düştüğümüz İstanbul’u yeniden Ehli sünnetin merkezi haline getirirseniz İslam dünyasına büyük bir iyilik yapmış olursunuz. 19. yüzyılda neler kaybettiğimiz iyi tetkik edilmeli. Kılavuzumuz ehli sünnetin ışığı olsun” sözleriyle konuşmasını tamamladı.

  • TÜBİTAK Projelerinde ‘Ziraat Fakültesi’ Farkı

    Ondokuz Mayıs Üniversitesi(OMÜ) Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Orhan Kurt, OMÜ’de Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu(TÜBİTAK) projelerinin yüzde 30’unu Ziraat Fakültesi’nin aldığını söyledi.

    Şimdiye kadar Ziraat Fakültesi’nin 5 bine yakın mezun verdiğini söyleyen Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Orhan Kurt, şu ana kadar mezunların birçok alanda görev yaptığını ifade etti. Özellikle yönetici ve akademisyen alanında OMÜ Ziraat Fakültesi mezunu olduğunu dile getiren Kurt, bu mezunların arasında milletvekili, rektör ve pek çok idareci olduğunu bildirdi. OMÜ Ziraat Fakültesi 9 bölümü ile birçok alanda çalışmalarını sürdürüyor. Ziraat Fakültesi öğretim üyelerinin lisans ve lisansüstü ciddi çalışmalar içinde olduğunu belirten Kurt, yoğun çalışma programına rağmen öğretim üyelerinin TÜBİTAK projeleri için ciddi çalışmalar yürüttüğünü söyledi. OMÜ’deki TÜBİTAK projelerinin yüzde 30’unun Ziraat Fakültesi öğretim üyeleri tarafından yapıldığını ifade eden Prof. Dr. Kurt, “Bu çok önemli bir rakam. Fakültemizde hemen her dönem bir ya da iki TUBİTAK projesi geçiyor. Bu gerçekten ciddi bir rakamdır. Hem fakültemiz hem de üniversitemiz adına bu çok olumlu bir durumdur. Çünkü bu çalışmalar uluslararası yayın camiasında yerini alıyor. Birçok araştırmaya da kaynak oluşturabiliyor” dedi.

    “ÖĞRENCİLERE TARIMSAL GİRİŞİMCİLİK DERSİ”

    Öğrencilerin motivasyonunu artırmak için ciddi çalışmalar içinde olduklarını söyleyen Prof. Dr. Kurt, “Bu anlamda üniversite senatosundan geçen Tarımsal Girişimcilik Dersi’ni bu yıl uygulamaya koyduk. Tarımsal girişimcilik dersi Ziraat Fakültesi’ndeki bütün bölümlerde uygulanacak. Kendi alanlarında yurt içi ve yurt dışında tanınırlıkları artmış marka, olmuş firma sahiplerini buraya davet ederek Tarımsal Girişimcilik dersinde öğrencilerimize başarı hikayelerini anlatmalarını sağlayacağız. Biz onlardan öğrencilerimize tarımı anlatmasını istemeyeceğiz. Biz onlardan öğrencilerimize başarı hikayelerini anlatmalarını isteyeceğiz. Böylelikle öğrencilerimizi tarım sektöründe, sadece akademik alanda değil tarımsal girişimcilik alanında da donanımlı hale getirmek istiyoruz. Öğrencilerimizin buradan edinecekleri izlenimler doğrultusunda, farklı tarım alanlarında yeni fikirler üretebileceğini düşünüyoruz. Amacımız donanımlı gençler yetiştirerek, gençlerimizin ülke ziraatine farklı katkı sağlamalarıdır” diye konuştu.

  • Turizm Fakültesi Mutfak Laboratuvarı’na Kavuştu

    Anadolu Üniversitesi Turizm Fakültesi, uzun zamandır yapımı devam eden ‘Mutfak Laboratuvarı’na kavuştu. Açılış törenine mutfak ve eğitim dünyasından önemli kişiler katıldı.

    Yunus Emre Yerleşkesi Turizm Fakültesi’nde hizmete giren laboratuvarın açılışına Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, Vali Yardımcıları Ömer Faruk Günay ve Abidin Ünsal, Anadolu Üniversitesi Rektörü Naci Gündoğan, Rektör Yardımcısı Adnan Özcan, Anadolu Üniversitesi Turizm Fakültesi Dekanı Semra Günay Aktaş, ülke çapından ünlü aşçılar, öğretim görevlileri ve çok sayıda davetli katıldı.

    4 BÖLÜMDEN OLUŞAN MUTFAKTA TÜM EKİPMANLAR MEVCUT

    2014 yılında yapımına başlanan ve alt yapı projeleri kapsamında Anadolu Üniversitesi kaynaklarıyla yapılarak Turizm Fakültesi içerisine kurulan Mutfak Laboratuvarı, eğitim mutfağı, ana mutfak, pastane ve bulaşıkhane olmak üzere 4 bölümden oluşuyor. Tüm alanlarında son teknolojiden faydalanılan Mutfak Laboratuvarı’nda, öğrencilerin eğitim sırasında rahat takip edilebilmesi için gerekli kamera ve ekran sistemi de yer alıyor. Açılışı gerçekleştirilen laboratuvarda, öğrencilerin uygulama yapabilmesinin yanı sıra profesyonel mutfaklarda karşılaşacakları tüm ekipmanlar mevcut durumda bulunuyor. Mutfakta, aynı anda 20 öğrenci bir eğitmen eşliğinde uygulama yapabilecek.

    “TÜRK MUTFAĞINI DÜNYAYA TANITMA KAPSAMINDA FAALİYETLERİMİZ DEVAM EDECEK”

    Mutfak Laboratuvarı’nın açılışında konuşan Anadolu Üniversitesi Rektörü Naci Gündoğan, son dönemlerde liselere yaptıkları ziyaretlerde öğrencilerle konuşma fırsatları olduklarını söyledi. Öğrencilerin meslek hiyerarşisinde üstte olan doktorluk veya mühendislikten başka aşçılığa da yönelmeye başladıklarını belirten Gündoğan, “Öğrencilerin aşçılığı tercih etmesi gerçekten bu mutluluk verici. Biz de bu işin akademik ayağı olan üniversite olarak var olmaya devam edeceğiz. Türk mutfağını dünyaya tanıtma kapsamında faaliyetlerimiz bundan sonra devam edecek. Her zaman federasyonumuzla ve aşçılarımızla işbirliği içerisinde öğrencilerimizi yönlendireceğiz. Topluma hizmet kapsamında ben Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü’nün Turizm Fakültesi içerisinde ilerleyen dönemlerde ülkemizde ses getiren faaliyetler yapacaktır. Sektöre nitelikli eleman yetiştireceği konusunda şüphem bile yok zaten. Bugünkü açılışın önce öğrencilere sonra da üniversitemize hayırlı olmasını diliyorum. Öğrencilerimiz İnşallah mutfakta kendilerini çok iyi geliştirecekler hocalarımızla beraber. Bu mutfaktan yetişen öğrenciler de lezzet dağıtacaktır. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi.

    Açılışın ardından, katılımcılar mutfağı gezerek laboratuvar hakkında bilgiler aldı.

  • Eczacılık Fakültesi Dekanları Konseyi, Özer’i Ziyaret Etti

    Eczacılık Fakültesi Dekanları Konseyi Üniversitelerarası Kurul Başkanı Prof. Dr. Mahmut Özer’i ziyaret etti.

    Bülent Ecevit Üniversitesi (BEÜ) Rektörlük makamında gerçekleşen ziyarete Eczacılık Fakültesi Dekanları Konseyinden (ECZDEK) Başkan Prof. Dr. Bülent Gümüşel (Hacettepe Üniversitesi) Başkan Yardımcıları Prof. Dr. Gülbin Özçelikay (Ankara Üniversitesi) Prof. Dr. Yusuf Öztürk (Anadolu Üniversitesi) Prof. Dr. İ. Tuncer Değim (Gazi Üniversitesi), Prof. Dr. Ş. Güniz Küçükgüzel (Marmara Üniversitesi), Prof. Dr. Gülaçtı Topçu (Bezmialem Vakıf Üniversitesi), Prof. Dr. Turay Yardımcı (Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi) ve Yrd. Doç. Dr. Ece Gürdal Hakgör (Yeditepe Üniversitesi)’den oluşan konsey üyeleri katıldı.

    Konsey üyeleri, Üniversitelerde yer alan Eczacılık Fakültelerinin bulundukları üniversitelere değer kattığını belirterek karşılaştıkları sorunların çözümü adına Üniversitelerarası Kurulun önemli bir misyon oluşturacağına inandıklarını ve başarılı çalışmalarıyla adından söz ettiren Üniversitelerarası Kurul Başkanı Prof. Dr. Mahmut Özer’den bu konuda destek istediklerini belirttiler. Konsey Üyeleri ve Üniversitelerarası Kurul Başkanı Özer, Eczacılık Bilim alanlarının ayrılması ve yenilerinin eklenmesi, taban puan sınırı (Ecz. Fak. giriş puanı) ve yeni açılacak eczacılık fakülteleri kriterinin güncellenmesi konularında görüş alışverişinde bulundular.

    Rektör Özer ziyaret dolayısıyla Eczacılık Fakültesi Dekanları Konsey üyelerine teşekkür etti. Özer, Üniversitelerarası Kurul olarak pek çok çalışmada tavsiye kararları aldıklarını belirterek Eczacılık Fakültelerinin karşılaştıkları sorunların çözümü konusunda gerekli hassasiyeti göstereceklerini belirtti. Prof. Dr. Özer: “Fakültelerin sorunlarına kalıcı çözümler getirmek için herkesin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerekmektedir. Eczacılık fakülteleri ile ilgili karşılaşılan sorunların çözümü adına bizler Üniversitelerarası kurul olarak her türlü katkıyı vermeye hazırız” dedi.

    Başkan Prof. Dr. Özer ziyaret anısına çeşitli hediyeler taktim etti. Ziyaretin sonunda Özer ve konuklar bir hatıra fotoğrafı çektirdiler.