Etiket: Fakültesi

  • Ereğli Eğitim Fakültesi 2016 Akademik Genel Kurul Toplantısı Yapıldı

    Kdz. Ereğli Eğitim Fakültesi 2016 Akademik Genel Kurul Toplantısı Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Özer’in katılımıyla gerçekleştirildi.

    Ereğli Eğitim Fakültesi akademik personelinin katılımıyla fakülte yemekhanesinde düzenlenen kahvaltı ile başladı. Kahvaltının hemen ardından Rektör Prof. Dr. Mahmut Özer, Eğitim Fakültesinin Etüt Merkezini açtı. Açılış sonrasında Fakülte Konferans Salonunda Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Azar, Eğitim Fakültesinin bir yıllık değerlendirme sunumunu yaptı. Dekan Azar, göreve başladığında 17 olan öğretim üyesi sayısının bugün toplamda 74 öğretim elemanına yükseldiğini bu öğretim elemanlarının da 51’inin öğretim üyesi olduğunu ifade etti. Dekan Azar, eğitim fakültesi öğretim kadrosunun deneyimli ve konularında uzman kişilerden oluşuyor olmasından ve öğretim elemanları tarafından yürütülen akademik yayınlardan bahsetti. Dekan Azar, KPSS puanlarına göre mezun olan öğrencilerin yaklaşık yüzde 40’ının ilk atamada, yüzde 60’ının da ikinci atamada atandığını belirtti.

    Son olarak, SCI, SSCI ve AHCI gibi uluslararası indexlerce taranan dergilerde 2014 yılında yayın yapan Prof. Dr. Ali Azar, Doç. Dr. İlhan Karataş, Yrd. Doç. Dr. Ezgi Taylan Koparan, Yrd. Doç. Dr. Abdullah Koray, Yrd. Doç. Dr. Betül Demirdöğen, Yrd. Doç. Dr. Emre Ünlü, Yrd. Doç. Dr. Timur Koparan ve Arş. Gör. Özgür Murat Çolakoğlu’na teşekkür belgeleri Rektör Prof. Dr. Mahmut Özer tarafından takdim edildi. Ayrıca, SCI, SSCI ve AHCI gibi uluslararası indexlerce taranan dergilerde 2015 yılında yayın yapan Doç. Dr. Selda Polat Hüsrevşahi, Yrd. Doç. Dr. Betül Demirdöğen ve Yrd. Doç. Dr. Ezgi Taylan Koparan’a teşekkür belgeleri yine Rektör Prof. Dr. Mahmut Özer tarafından takdim edildi.

    Toplantının son bölümünde, Rektör Prof. Dr. Mahmut Özer, öğretim elemanları ile soru-cevap şeklinde sohbet etti.

    Ereğli Eğitim Fakültesi’nin üniversite bünyesindeki en hızlı büyüyen fakülte olduğundan bahseden Rektör Özer: “Eğitim öğretim ile ilgili alt yapı çalışmaları Üniversitemizin hemen hemen tüm bölümlerinde tamamlanmış durumdadır. Hem yerleşkelerimizle hem de birimlerimiz bünyesinde ve üniversite genelinde yaptığımız akademik ve sosyal çalışmalarla Zonguldak’a ve ilçelerine katkı sağlamaya çalışıyoruz. Bir üniversitenin marka değerini arttıran şeyler, topluma sunmuş olduğu hizmetler ve araştırmalardır. Ayrıca, üniversitemiz bünyesindeki her fakültede en az üç uluslararası öğretim elemanının olması gerekir. Uluslararası bir üniversite olmamız gerekir. Teknolojinin ilerlemesiyle küçük bir köy haline gelen dünyaya kendimizi kapatmadan, tüm dünyadan haberdar olarak ve onun ilerlemesine eş zamanlı olarak gelişme göstermeliyiz” dedi.

    Aynı gün Alaplı Meslek Yüksekokulu’nda yapılan Bülent Ecevit Üniversitesi Senato toplantısında Eğitim Fakültesindeki Etüt Merkezinin adının “Şerafettin Akbulut Etüt Merkezi” olmasına karar verildi.

  • KTO Karatay Üniversitesi Tıp Fakültesi Yeni Eğitim-öğretim Dönemine Hazır

    Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi’nde, Tıp Fakültesi Laboratuvarları ve Mühendislik Fakültesi Ar-Ge Laboratuvarları’nın açılışı düzenlenen törenle gerçekleşti.

    KTO Karatay Üniversitesi’nde yoğun katılımla gerçekleştirilen açılışa Konya Valisi Muammer Erol, KTO Karatay Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkan Vekili Ramazan Biberci, KTO Karatay Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bayram Sade, KTO Karatay Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyeleri, Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı Ali Gökpınar, NEÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Tahir Yüksek, KTO Karatay Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Neyhan Ergene, Konya İl Sağlık Müdürü Yrd. Doç. Dr. Hasan Küçükkendirci, Medicana Konya Hastanesi Genel Müdür Yardımcısı Dr. Mustafa Demirel, protokol üyeleri, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.

    KTO Karatay Üniversitesi’nin nitelikli üniversiteler arasında yerini aldığına vurgu yapan Rektör Prof. Dr. Bayram Sade, “Üniversite olarak araştırma gerçekleştirilebilecek 5 laboratuvarımızı öğrencilerimizin hizmetine sunduk, onların daha verimli çalışabilecekleri alanları oluşturduk. Açılışını gerçekleştirdiğimiz laboratuvarların hayırlı olmasını diliyorum. Hekimlik mesleği, saygın ve evrensel bir meslek olmanın yanı sıra, teknoloji ile birlikte gelişim ve değişim gösteren, tek değişmeyen öğesi insana hizmet olan kutsal bir meslektir. Üniversitemiz araştırma merkezleriyle ortak projeler yapabilecek iyi eğitimli, dünya standartlarında bilimsel bilgi üretebilecek nitelikli akademisyenleri bünyesinde barındırmaktadır. KTO Karatay Üniversitesi olarak siz değerli öğrencilerimizi yarının, ülkemizin en iyi doktorları olarak görmek arzusundayız. Açılışını gerçekleştirildiğimiz laboratuvarımız nitelikli, ülkeye katkılar sağlayacak bilim insanları yetiştirecektir” dedi.

    Etkinlikte KTO Karatay Üniversitesi öğrencilerinin eserlerinden oluşan sergi de protokol üyelerinin beğesini topladı. Açılışın ardından KTO Karatay Üniversitesi Tıp Fakültesi 1. sınıf öğrencisi Gülsüm Arslan, kronik hastalıkları olan çocukların dileklerini gerçekleştirmek için üç tıp öğrencisinin başlattığı Türkiye genelinde de 22 tıp fakültesine yayılan “Leyla’dan Sonra” projesi hakkında katılımcılara bilgi verdi. KTO Karatay Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Neyhan Ergene’ye üniversite öğrencilerinin eseri olan hat sanatı tablosu hediye edildi.

    Programın sonunda “Fotoğraflarla Hekimlik” yarışmasında dereceye girenlere ödülleri verildi.

  • İstanbul Esenyurt Üniversitesi İşletme Ve Yönetim Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Bilginoğlu:

    Gelişen olumsuz etkenler doğrultusunda beklenen küresel kriz hakkında değerlendirmelerde bulunan İstanbul Esenyurt Üniversitesi İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Ali Bilginoğlu, “2016 yılında küresel anlamda ekonomik kriz beklentisi gerçekçi değil” dedi.

    Prof. Dr. Mehmet Ali Bilginoğlu, 2015 yılı ortalarından itibaren gerek Çin ekonomisinde yaşanan olumsuz etkiler gerekse Ortadoğu’daki olumsuz etkiler dolayısıyla dünya ekonomisinde bir kriz beklentisi olduğunu vurguladı. Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Mehmet Bilginoğlu, “Bu konudaki görüşler iki ana başlık altında toplanıyor. Birinci ihtimalde ekonomik krizin 2016 yılında ortaya çıkabileceği düşünülürken diğer ihtimalde de böyle bir krizin ortaya çıkmaması var. Ekonomik krizin ortaya çıkacağını düşünen iktisatçılar, bu krizi belli temellere dayandırıyorlar. Dayandırdıkları temellerden biri, 2016’da dünya ekonomisinde son beş yılın en düşük büyüme oranlarının öngörülmesi. Bir başka neden, özellikle Çin’deki ekonomik dengelerin bozulması ile birlikte döviz rezervleri azalıyor ve bu sebepten dolayı ülkeden sermaye kaçış riski var. Çin, enerji başta olmak üzere dünya talebini besleyen bir ülkedir. Dünya petrol fiyatlarındaki düşüşle beraber petrol ihraç eden ülkelerin gelir kaynakları azalıyor ve talebini düşürüyor. Düşen taleple birlikte büyüme hızları da azalıyor. Dünyadaki diğer mallara olan talepleri de aynı oranda değişim gösteriyor. Buradan kaynaklanan bir durgunluk söz konusu. Bir başka neden de, düşük büyüme, negatif faiz ve düşük enflasyon üçlüsünü içeren bir tuzağa düşürülmüş olduğu iddiasıdır. Ülkeler düşük büyüme, negatif faiz ve düşük enflasyon sarmalına düşmüş durumdalar ve çıkamıyorlar. Başka bir sebepte, gelişmekte olan ülkelerdeki büyüme oranlarının yavaşlamasıdır. Bu yavaşlamanın sebepleri arasında, sermaye arzının düşmesi ve yabancı sermayelerinin ülkelerden kaçma eylemine girişmesinin de rolü var. Amerikan Merkez Bankası’nın faizleri yükseltme sürecine girmesi de bu işi hızlandırıyor. Gelişmiş ülkelerdeki olumsuzluklar gelişmekte olan ülkelerde de görülmekte. Düşük faiz politikası bankaların mali yapılarını bozuyor. Bankaların mali yapıları bozuldukça kredi verme olanakları azalıyor. Yine buna paralel olarak verilen kredilerin geri dönme riski de artıyor” dedi.

    “2008’DEKİ EKONOMİK KRİZDEN ÇIKMADIK, SADECE BAŞKA BİR EVRESİNE GEÇTİK”

    2016 yılında beklenen küresel ekonomik krizine karşı diğer iktisatçıların iyimser olarak böyle bir kriz beklentisi içinde olmadığını söyleyen Bilginoğlu, “Dünya ekonomilerinin bir durgunluk döneminde olduğunu ve bu durgunluğunda gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere yayıldığını söyleyebiliriz. Uzunca bir süre durgunluğun devam edeceği bekleniliyor. Fakat gerek Amerikan Merkez Bankası’nın gerek Avrupa Merkez Bankası’nın alacağı önlemlerle genişletici para politikaları yoluyla sorunun kriz boyutuna çıkmama ihtimali var. Çünkü krizin çıkmayacağına dair bazı nedenler var. Son dönemde Avrupa Birliği’ndeki parasal genişleme kaynaklı ekonomik canlanma, Amerikan Merkez Bankası’nın faiz artırım sürecini yavaşlatması buna bir örnektir. Merkez bankalarının ortak davranışlar sergilemesi durumunda bu durgunluk süreci sürecek fakat bir kriz boyutuna ulaşmayacak diye düşünüyorum” ifadelerinde bulundu.

    “TÜRKİYE’DE 2016 YILINDA EKONOMİK İSTİKRARIN OLACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM”

    Olası bir ekonomik kriz beklentisi içinde olmadığını fakat olsa da Türkiye’nin 2016 yılında ekonomik istikrar sağlayacağını düşünen Bilginoğlu, “Krizin çıkması karşılığında durumu, riskler ve avantajlar olarak ele almak gerekiyor. Risklere baktığımız zaman, cari açığın hala yüksek oluşu, enflasyonun tek rakamlı olmasına rağmen hala yüksek ve düşmemekte direnmesi, büyüme oranının beklentinin altında ve arttırılamaması, verimlilikte düşüşün olması ve işsizlik oranının oldukça yüksek bir düzeyde seyretmesi, dış borçlanmamızın hala iyileşmemiş durumda olması sorun olarak karşımızda duruyor. Buna karşılık olumlu göstergelere ve avantajlara bakacak olursak, mali disiplin sürmekte, cari açık yüzde 4,5 gibi bir düzeyde, enflasyon hala tek rakamda tutulabiliyor ve önümüzdeki yaz dönemiyle birlikte düşmesi muhtemel. Cari açıktaki iyileşmenin petrol fiyatlarındaki düşüşten de olumlu etkilendiğine dikkat çekelim. Bu dönemi düşük enerji fiyatlarıyla geçirmiş olmamız büyük bir avantaj. Bu yıl için değerlendirdiğimde avantajların risklerden daha etkili olacağını düşünüyorum. 2016 yılı mali denge başta olmak üzere ekonomik dengenin ve makroekonomik göstergelerin bozulmayacağını düşünüyorum. Muhtemelen alınacak yapısal önlemler de olumlu etkilerini göstermeye başlayacak. Eğer jeopolitik risk azalırsa bu dediğim öngörünün gerçekleşmesi daha büyük ihtimal taşıyor. Mülteci sorunundaki maddi külfet için Avrupa Birliği ile anlaşılıp paylaşılırsa bu da bizim ekonomimizi olumlu etkileyecek. Tabi bu mülteci sorunu ve onun getirdiği mali yük, riskler arasındadır. Bu alanda Avrupa Birliği ile olumlu anlamda bir adım atılırsa bu riskte minimuma iner” şeklinde konuştu.

    “OLASI KRİZ İÇİN YAPISAL ÖNLEMLER DÂHİLİNDE YASALAR ÇIKARTILMASI GEREKİYOR”

    “Olası bir krize karşı yapısal önlemler için yasaların çıkartılması gerekiyor” diyen Bilginoğlu, “Yapısal önlemler çeşitli mal, faktör ve para piyasalarında yapısal dediğimiz dar boğazların giderilmesidir. Bunun için ise yasa gereklidir. Çıkarılacak yasaların iyi düşünülerek hazırlanması ve sorunların çözümüne zemin hazırlayacak şekilde çıkarılması da önemli yoksa parlamentodan yapısal önlemlerin hukuki alt yapısını sağlayacak kararların çıkması kolay. Parçalı bir hükümet yapısı yok. Fakat aceleye getirilmeden ve iyi düşünülerek, sorunun çözümüne yönelik çalışmaların yapılması gerekiyor. İş gücü piyasasında esneklik ve etkinliğin sağlanmasına yönelik pek çok hukuki önlemlerin oluşturulmalı ve esnek ücret politikası, esnek çalışma vs. yani piyasadaki dar boğazları giderici önlemler alınmalı ki bunlar da zaman ve siyasi kararlılık gerektiriyor. Olayın sosyal güvenlik, çalışma koşulları, iş gücü verimini arttırıcı önlemleri ve performans denetim boyutları var. Kamu kesimine özellikle performans denetimini getirici yasal önlemler, yapısal önlemlerin önde gelenlerindendir” diyerek sözlerini tamamladı.

  • Uşak’ta Diş Hekimliği Fakültesi Kliniği Hasta Kabulüne Başladı

    Uşak Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Kliniği 30 Mart 2016 tarihinde hasta kabulüne başladı.

    Uşak Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sait Çelik hasta kabulünün yapıldığı ilk gün Diş Hekimliği Fakültesi Kliniği’ni ziyaret etti. Uşak’ın merkezinde, son teknoloji ve birinci sınıf malzemeleri ile Diş Hekimliği Fakültesi Kliniğinin hasta kabulüne başladığını söyleyen Rektör Çelik; “Diş Hekimliği Fakültesi Kliniğimiz Uşak’ımızın hizmetine açıldı. Çok mutlu ve gururluyuz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, Başbakanımız Sayın Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’na, YÖK Başkanımız Sayın Prof. Dr. Yekta Saraç’a, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Zafer Alper’e ve Valimiz Ahmet Okur’a, Diş Hekimliği Fakültemizin kurulmasında emeği geçen İsmail Güneş, milletvekillerimiz Mehmet Altay ve Alim Tunç’a teşekkür ediyorum. Milletvekilimiz Alim Tunç’a Diş Hekimliği Fakültesi Kliniğimizin ruhsatlandırma çalışmalarında verdiği destekten dolayı ayrıca teşekkür ediyorum. Uşağımız ve bölgemiz için hayırlı olsun.”dedi.

    Diş Hekimliği Fakültesi Kliniğinde diş hekimliğini ilgilendiren her türlü tedavinin yapılacağının altını çizen Rektör Prof. Dr. Sait Çelik, kliniğin şu an için randevu sistemine geçmediğini vatandaşlarımızın randevu almadan kliniğe giderek rahatlıkla tedavi olabileceklerini sözlerine ekledi.

  • (Özel Haber) ERÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Serdar Sakin:

    Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Edebiyat Fakültesi öğretim Üyesi Doç. Dr. Serdar Sakin, Lozan Antlaşması’nın 2023 yılında sona erdiği söylentilerini, ‘şehir efsanesi’ olarak niteledi.

    ERÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Serdar Sakin, Lozan Antlaşması’nın, gizli maddeleri olduğu ve 2023 yılında sona ereceğine dair söylentileri yalanladı. “Bu söylentiler tamamen, şehir efsanesinden ibaret, yalan-yanlış, uydurma söylentiler ve haberler.” diyen Doç. Dr. Serdar Sakin, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “DELİNİN BİRİ BİR KUYUYA TAŞ ATMIŞ…”

    “Delinin biri bir kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış. Bunu kim söyledi, kim uydurdu, siyaseten farklı birileri mi bunu yaptı, başka çevreler mi ortaya attı bilemiyoruz. Ama sıkıntılı bir durum. Toplum nezdinde dikkate alınan bir spekülasyon olduğunu üzülerek görüyoruz.”

    Lozan’da herhangi bir gizli madde olmadığını vurgulayan Doç. Dr. Serdar Sakin, 143 maddeden oluşan Antlaşmanın tamamının Türk Tarih Kurumu’nun internet sitesinden okunabileceğini söyledi. Antlaşmanın orijinal metninin Fransızca olduğunu da belirten Doç. Dr. Serdar Sakin, “Lozan toplamda 143 maddeden ibaret bir anlaşma metnidir. Herhangi bir gizli, ek, bilmediğimiz maddeleri yoktur. Açıp rahatlıkla orijinal metnini bulabilirsiniz. Üstelik orijinal metni Fransızca’dır. Orijinal Fransızca metni günümüzde Paris’te Dışişleri Bakanlığı’nda bulunmaktadır. Neden Paris’te derseniz, o dönemin resmi dili Fransızca’dır. Ama Türkçe metnini de, ‘düstur’ dediğimiz kanunnamelerin yazıldığı kitapta bulabiliyoruz. Bu düstur da Türk Tarih Kurumu’nun internet sitesinde bulunmaktadır” diye konuştu.

    “BOĞAZLAR MESELESİ VE SINIRLAR KONULARINDA LOZAN GEÇERLİ DEĞİL”

    Bunun yanı sıra, Lozan’ın her maddesinin günümüzde geçerli olmadığına da değinen Doç. Dr. Serdar Sakin, Lozan Antlaşması ile ilgili olarak, ‘Boğazlar Meselesi’, ‘sınırlar’ ve ‘halifelik’ konularına dair spekülasyonları şöyle değerlendirdi:

    “Boğazlar Meselesi ile ilgili, Lozan, günümüzde geçerli değildir zaten. Çünkü, Lozan’daki maddeye göre, Boğazlar için uluslararası bir komisyon kurulması kararlaştırılmıştır. Boğazların yönetilmesi için uluslararası bir komisyon kurulmuştur, Türkiye de, o komisyondaki ülkelerden biridir. İşte bu bağlılık, 1936’da değişmiştir. Yani günümüzde, 1936’da imzaladığımız Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne göre, geçiş hakkını ya da statüsünü gerçekleştirebiliyoruz. Sınırlar meselesine gelince; örneğin Suriye sınırı o dönemde, Fransızların egemenliği altındaydı. Dolayısıyla Suriye ile aramızda kabul ettiğimiz sınırlar, Fransa ile 1921 yılında imzaladığımız, Ankara İtilafnamesi doğrultusunda geçerli olan sınırlardır. Yani Lozan’da biz, Ankara İtilafnamesi sınırlarını kabul ettik. Yine, günümüzde Güney sınırları, yani Suriye ile olan sınırlarımız Lozan’a tabi değildir. Çünkü 1939 yılında, Hatay’ı Türkiye sınırlarına dahil etmek suretiyle biz o sınırları tekrar değiştirmişiz. Yine Irak sınırımızı da Lozan’a göre gerçekleştiremedik, sonrasına bıraktık. Lozan sonrasında 1926 yılında Türkiye ile İngiltere’nin imzaladığı Ankara Anlaşması’nda Irak sınırı belirlenmiş oldu.

    LOZAN NERE, HALİFELİK NERE

    “Spekülasyonlardan biri de, Lozan’da güya, halifelik kaldırılıyormuş gibi bir söylenti var. Bu da doğru değildir, biz Lozan’a bağlı ya da Lozan’dan güç alarak halifeliği kaldırmış değiliz. Lozan’ın yürürlüğe girdiği tarih Ağustos 1924’tür. Bütün taraf devletlerin meclisleri onayladıktan sonra yürürlüğe girmiştir. Ama halifelik Mart 1924’te, Lozan yürürlüğe girmeden yaklaşık 6 ay önceye denk gelmiştir. Dolayısıyla Lozan’dan güç alarak halifeliğin kaldırıldığı şeklindeki söylentiler de yanlıştır.”