Etiket: etmişlerdir”

  • Cumhurbaşkanı Danışmanı Topçu: “Ermenistan hükümetleri tarihin her döneminde faşist, ırkçı, Nemesis, Taşnak-Hınçak, ASALA anlayışı ile hareket etmişlerdir”

    Cumhurbaşkanı Danışmanı Topçu: “Ermenistan hükümetleri tarihin her döneminde faşist, ırkçı, Nemesis, Taşnak-Hınçak, ASALA anlayışı ile hareket etmişlerdir”

    Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yalçın Topçu, “Ermenistan hükümetleri tarihin her döneminde faşist, ırkçı, Nemesis, Taşnak-Hınçak, ASALA anlayışı ile hareket etmişlerdir” dedi.

    Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yalçın Topçu, Azerbaycan ve Ermenistan arasında yaşanan çatışmalarda gelinen son durumu Azerbaycan televizyon kanallarına değerlendirdi. Ermenistan’ın Karabağ genelinde, Hocalı özelinde işgal ve insanlık suçu işlediğini, dünyanın ise bu vahşeti sadece seyrettiğini aktaran Topçu, “Ermenistan hükümetleri tarihin her döneminde faşist, ırkçı, Nemesis, Taşnak-Hınçak, ASALA anlayışı ile hareket etmişlerdir. Mütecaviz bir yol izleyerek bölge ülkelerine saldırmışlar, maşalığını yaptıkları Ermeni diasporası ve birtakım güçlerin telkini ile de saldırılarını Türkiye ve Azerbaycan üzerinde yoğunlaştırmışlardır. 1915’de Türkiye topraklarında Ermeni çetelerin Müslümanlara karşı işlemiş oldukları insanlık suçları dünya tarafından seyredildiği için 70’li ve 80’li yıllarda Ermenistan hükümetleri ve Ermeni diasporası destekli ASALA terör örgütü eliyle dünya genelinde Türk elçilerini şehit etmiş ve birçok ülkede vahşi terör olayları yapmışlardır. Ermeni asıllı Artin Penik adlı vatandaşımız, ASALA’nın düzenlediği Esenboğa Havalimanı saldırısını protesto etmek için Taksim Meydanı’nda kendini yakarak gayrimüslim şehitler arasına katılmıştı. Dünyanın ve uluslararası kuruluşların bu olaylara karşı sessiz kalmasından cesaret alan Ermenistan hükümetleri ve Ermeni diasporası destekli terör güçleri bu defa da Azerbaycan’ın öz toprağı Karabağ genelinde, Hocalı özelinde işgal ve insanlık suçu işlemiş, dünya bu vahşeti de sadece seyretmiştir” diye konuştu.

    Bölgede insanlık suçu işlemiş olan Ermenilerin tazminat ödemeye mahkum olması gerektiğini ifade eden Topçu, “Bu günlerde de Ermenistan’ı yönetenler PKK-YPG terör örgütü ile birlikte Azerbaycan’ın Tovuz bölgesine ve birçok sivil yerleşim merkezlerine saldırarak sivilleri katledip yine uluslararası hukuku çiğnemektedir. BM, AB, MİNSK, NATO ve dünyanın bütün devletleri öncelikle 30 yıldır Ermenistan’ın çiğnediği Birlermiş Milletler Genel Kurulunun Karabağ ile ilgili kararını Ermenistan’a derhal uygulatmalı, Azerbaycan’ın öz toprağı Karabağ’daki 30 yıllık işgal kalkmalı ve bölgede insanlık suçu işlemiş olan Ermeniler tazminat ödemeye mahkum olmalıdır” dedi.

  • ASİMED Başkanı Eğilmez: “Türklerin hoşgörüsüne karşı batılı devletler Türk eserlerini yerle bir etmişlerdir”

    ASİMED Başkanı Eğilmez: “Türklerin hoşgörüsüne karşı batılı devletler Türk eserlerini yerle bir etmişlerdir”

    Asılsız Soykırım İddialarıyla Mücadele Derneği (ASİMED) Başkanı Savaş Eğilmez, Ayasofya’nın cami olmasına tepki gösteren ülkelere Türk hoşgörüsünü anlatmak için 100 bin elektronik posta göndereceklerini söyledi. Eğilmez, “Türklerin hoşgörüsüne karşı batılı devletler Türk eserlerini yerle bir etmişlerdir” dedi.

    Orta Asya’da yüzyıllar içerisinde oluşan Türk kültürünün İslami değerlerle kaynaştıktan sonra çok daha güçlü ve zengin bir yapıya kavuştuğunu belirten ASİMED Başkanı Savaş Eğilmez, “Bu zengin kültürel yapının en güçlü yanlarından biri şüphesiz Türk töresidir. Bu töre adalet, eşitlik, iyilik, hoşgörü gibi çok önemli dört ana prensipten oluşur. Kurulan Türk devletlerini sadece savaşçı bir yapıyla anlatmak mümkün değil. Türkler silah ve fiziki gücün yanında bir de gönülleri fethediyorlardı. Ayrıca insanların kalplerine dokunuyorlardı. Selçuklu Sultanı II. Gıyasettin Keyhüsrev’in evlendiği Gürcü prensesin Konya sarayına kendisine mensup bir papaz ve Hristiyanlığı sembolize eden eşya ile gelmesine izin vermesi, Müslüman oluncaya kadar kendisine sarayda bir ibadethane (şapel) ayrılması, Selçuklu Türklerindeki din özgürlüğü ve hoşgörünün en güzel örneklerinden biridir. Sultan böyleyse sıradan halk çok daha hoşgörülüdür” dedi.

    Müslüman Türklerin gayrimüslimlerin eserlerine bugüne kadar saygı gösterdiklerini ifade eden Eğilmez, “Gündemde Ayasofya, İstanbul’un fethi var. İstanbul’un fethinden sonra 1477 yılında bir nüfus sayımı yapılıyor. Eski İstanbul denilen mahallede 16 bin 324 hanenin olduğu gözüküyor. Bu hanenin yüzde 45’i Müslüman Türk değil. Bir hoşgörü politikası var ve insanlar o yerden göç etmeyi planlamıyorlar, ihtiyaç duymuyorlar. İslam hukuku gayrimüslimlere zimmet olarak bakıyor. Müslüman Türk devletleri de bunları bir emanet olarak görüyor. Bunlara ve maddi değerlerine büyük saygı gösteriyor. Kötü dönemlerden örnek verirsek Osmanlı Devleti, 19. yüzyılda en kötü zamanını yaşıyor. II. Mahmut’un şu sözü bunun en güzel göstergesidir; ’Ben tebamın Müslüman’ını camide, Hristiyan’ını kilisede, Musevi’sini de havrada fark ederim. Hepsi hakiki evladımdır.’ Hatta bazı dönemlerde gayrimüslimler, Türk-Müslüman ahaliden daha fazla hakka sahip olmuşlardır. Bu da Türkler arasında huzursuzluk çıkarmıştır. Batılı yazarlar da Batı’da kilisenin başka inançtakilere karşı oldukça hoşgörüsüz davrandığını, buna karşın Müslüman Türklerin kendi ülkelerindeki gayrimüslimlere tam bir hoşgörüyle yaklaştığını ve bunun büyük bir övgüye layık olduğunu belirtmek zorunda kalmıştır. 1492 yılında Avrupa’da Yahudilere karşı büyük bir katliam başlamıştı. 1492 yılında İspanya ve Portekiz’deki Yahudiler ülkelerini terk ederek Osmanlı Devleti’nin şefkatine sığındılar. Zira devrin padişahı Bayezid, ’Benim ülkemin sınırları dünyanın neresinde ızdırap çeken insan varsa onlara açıktır’ diyordu. Anadolu’ya baktığımızda insanın ilk yerleşim yerlerinin burada olduğunu görüyoruz. Anadolu’da bin yıldır Türk hakimiyetinin olduğunu düşünürsek eserlerin korunarak bu zamana kadar gelmesinin yegane sebebinin de Türk hoşgörüsü olduğunu söyleyebiliriz” diye konuştu.

    “Türklerin hoşgörüsüne karşı Avrupa’daki Osmanlı Devleti’nin yaptığı eserler yerle bir olmuştur”

    Osmanlı Devleti’nin eserlerinin üçte birini Avrupa’da yaptığını kaydeden Eğilmez, “Bunların çoğu şu anda yerle birdir. Mesela 1897 yılına kadar Türk hakimiyeti altında kalan Girit Adası’nda 105 kilise, 54 tane cami ve mescit var iken, 1897 yılından sonra Yunan hâkimiyeti içerisinde adada sadece bir tane harabeye dönmüş cami kalmıştır. Türklerin hoşgörüsüne karşı batılı devletler Türk eserlerini yerle bir etmişlerdir. Buna rağmen 30 millet varlığını halen devam ettiriyorsa 6 asır boyunca Osmanlı Devleti’nin göstermiş olduğu hoşgörüyle devam ettiriyorlar. Her zaman mazlumun yanında olmuşuz. Bugün bile Türk hoşgörüsüne sığınmalar devam ediyor. Günümüze baktığınızda 439 tane kilise, Hristiyan ve Museviler bu kilise ve sinagoglarda devletimizin koruması ve milletimizin engin hoşgörüsü ile özgürce ve güven içerisinde inançlarını yaşamaya devam ediyorlar” ifadelerini kullandı.

    “Ayasofya’nın cami olmasına karşı Avrupa ve Amerika ülkemiz hakkında kara propaganda başlattı”

    ASİMED Başkanı Eğilmez, açıklamalarına şöyle devam etti:

    “Geçtiğimiz günlerde Danıştay’ın Ayasofya’nın cami statüsünü yeniden tescil etmesinden sonra Avrupa ve Amerika’da ülkemiz hakkında başlayan kara propagandaya karşı Asılsız Soykırım İddialarıyla Mücadele Derneği olarak bir kampanya başlattık. Avrupa ve Amerika’nın önde gelen sivil toplum örgütlerine, basın yayın kuruluşlarına, siyasetçilerine, din adamlarına ve toplumun önde gelen kişilerine Türk kültürünün en önemli prensiplerinden biri olan hoşgörü anlayışını tarihi ve günümüz örnekleriyle kendi dillerinde anlatmaya başladık. Kampanya çerçevesinde 1 ay içerisinde 100 bin elektronik posta göndermeyi planlıyoruz. Amacımız tarih boyunca hayat bulan Türk hoşgörüsünün bugün de devam ettiğini anlatmak.”

  • Prof. Dr. Köktürk: “FETÖ’cüler bu ülkenin insan kaynağını imha etmişlerdir”

    Pamukkale Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Milay Köktürk, “FETÖ’cüler bu ülkenin insan kaynağını imha etmişlerdir. En büyük kötülükleri bu olmuştur” dedi.

    Prof. Dr. Milay Köktürk, Türk Ocağı Samsun Şubesi’nin düzenlediği “21. Yüzyılda Yeni Sorunlar ve Yeni Yükümlülükler” isimli konferansa konuşmacı olarak katıldı. 21 yüzyılda egemenlik vasıtası olarak kullanılan paranın savaş aracı olduğunu belirten Köktürk, FETÖ’nün insan kaynağını yok ederek Türkiye’ye en büyük ihaneti yaptığını söyledi.

    “Asıl ihanet bu”

    Bu çağı anlamak için öncelikle öncelikle sosyoekonomik düzeni anlamak gerektiğini belirten Prof. Dr. Milay Köktürk, “Çünkü her çağın egemen unsuru farklıdır. Mesela eski çağın egemen kültürü makineydi kendi savaş araçlarını üretti. Artık finansal kapitalizmle birlikte yeni savaş alanı ve aracı paradır. Ama bu markette kullandığımız, takas için kullandığımız manada para değil. Egemenlik vasıtası olarak kullanılan paradır. 2001 krizinde Türkiye gerçek manada iflas etmişti ve teslim alınmıştı. 2001 krizinden sonra Türk sanayisinin yüzde 50’lere varan oranda el değiştirdiğini kaç kişi biliyor. Özel sanayi kuruluşlarını kastediyorum. Baba Bush ve bir ekip krizin göbeğinde Atatürk Havalimanına gelerek şöyle bir demeç verdiler: ’Biz Türkiye’de ucuza kapatacağımız fabrika var mı ona bakmaya geldik’. FETÖ’cüleri tarihte görülmemiş bir ihanet hareketi olarak görürüz. Ama bir şeyi dikkatten kaçırıyoruz. FETÖ’cüler bu ülkenin insan kaynağını imha etmişlerdir. Bunun üstünde fazla durmayız. Halbuki en büyük kötülükleri bu olmuştur. Asıl ihanet bu. Çünkü siz fiili bir harekete karşı direnç oluşturursunuz ama elinizden kayıp giden insan kaynağını geri alamazsınız” diye konuştu.

    Konferansa; Türk Ocağı Samsun Şubesi Başkanı Doç. Dr. Serkan Şen ve vatandaşlar katıldı.