Etiket: Etmenin

  • Ekonomik özgürlüğünü elde etmenin keyfini yaşıyor

    Şehitkamil Belediyesinin sunduğu imkanları değerlendiren Nesrin Özusta, bugünlerde kurduğu hayalini gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşıyor. Kendine ait işletmesini açan Özusta, “Aldığım eğitimlerle işletmemi açtım. Artık kendi aile bütçeme katkıda bulunuyorum” dedi.

    Şehitkamil Belediyesi bünyesinde hizmet veren Hanımlar Lokali’nde açılan kursa katılan ev hanımı Nesrin Özusta, aldığı eğitimle yapmayı öğrendiği lezzetli pastaları satacağı işletmeyi açtı. Ekonomik özgürlüğünü elde ettiği için kendine olan özgüveninin arttığını dile getiren Özusta, hayatında çok önemli değişimlerin yaşandığını anlattı. İşletmeci olan 3 çocuk annesi Nesrin Özusta, elde ettiği kazanımlarda Şehitkamil Belediyesinin ve ailesinin desteklerinin büyük rol oynadığını ifade etti.

    “Kursta yeteneğimi keşfettim“

    Şehitkamil Belediyesi tarafından açılan kurslara katıldıktan sonra kendini çok daha sağlıklı, huzurlu ve mutlu hissettiğini kaydeden Nesrin Özusta, “Hayallerimin başladığı yer, Şehitkamil Belediyesi bünyesinde hizmet veren Hanımlar Lokali Pastacılık Kursu oldu. Pastacılık kursuna katıldım. Kursta yeteneğimi keşfettim. Pastacılık konusundaki yeteneğimi değerlendirmek maksadıyla küçük bir pasta evi açtım. Şimdi açtığım pasta evini işletiyorum. Artık bir işyerim var. İşletmemde sipariş üzerine kuru pasta, yaş pasta, şeker hamurlu pastalar, kurabiyeler, köfte çeşitleri yapıyorum. Yaptığım ürünleri satarak artık kendi aile bütçeme katkıda bulunuyorum” şeklinde konuştu.

    “Kendimi kanıtlamak istiyorum“

    Sürekli olarak kendini geliştirmeyi hedeflediğini dile getiren Nesrin Özusta, “Benim ilk dışarı çıkışım, pasta kursuna gitmekle oldu. Otobüse dahi binmeyi bilmiyordum. İlk olarak kursa katıldım. İnsanların benim arkamda olması, ‘yapabilirsin nesrin’ demesi, desteklemesi, beni bu noktaya kadar getirdi. İlkokul mezunuydum. Ortaokul okudum, şimdi de lisede okuyorum. Daha sonra üniversiteyi okuyup, kendimi daha çok geliştirip, daha çok yükselmek istiyorum. Kendimi kanıtlamak istiyorum. Bize sağladıkları imkanlardan dolayı Şehitkamil Belediyemize, Belediye Başkanımız Sayın Rıdvan Fadıloğlu’na, kurs hocalarıma çok teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.

    Evde oturarak boşa zaman geçiren kadınlara seslenen Özusta, “Şehitkamil Belediyesinin sosyal tesislerini bütün hanımlara öneriyorum. Gitsinler, çok güzel işler, yetenekler, ürünler ortaya çıkıyor. Ben, aldığım eğitimlerle işletmemi açtım. Tüm ev hanımlarının da çok güzel bir şekilde bunu başaracağına inanıyorum. Ev hanımlarımız, sosyal hayata atılsın” diye konuştu.

  • Erteleme hastalığıyla baş etmenin yolları

    Psikoterapist / Aile Çift ve Evlilik Terapisti Uzmanı Psikolog Naciye Tokaç, erteleme hastalığına dikkat çekerek, “Sık sık yapmanız gereken işlerinizi, faaliyetlerinizi erteliyor, kendinizi daha sonra yaparım derken buluyorsanız erteleme hastalığınız olabilir” dedi.

    Ertelemenin bir diğer nedeninin ise depresyon olduğunu ifade eden Tokaç, “Çoğu kişi öğrencilik yıllarında ödevlerini son güne bırakmış, sınavlara son gece hazırlanmıştır. Bu durumun öğrencilik dönemlerine özgü olduğunu düşünüyorsanız aile, iş, sosyal hayat ve ikili ilişkilerinizdeki tepkilerinizi gözden geçirerek tekrar düşünebilirsiniz. Sabahları çalar saatinizi ertelediğiniz için işinize geç kaldığınız, bitirmeniz gereken projeyi son güne bıraktığınız için yetiştiremediğiniz yada istediğiniz gibi yapamadığınız, yazlık kışlıklarınızı ayırmayı ertelediğiniz için dolabınızın dolup taştığı olmuştur. Buraya kadar söylediklerimizi birçok kişi zaman zaman yapmaktadır. Herkesin okuyacağı kitaplar, izleyeceği filmler, gideceği yerler, sevdikleri için yapmak istediği şeyler listeleri uzayıp gitmektedir. Telefonu çaldığında sonra ararım diye erteleyenler, görüşme taleplerini ertelemeler sıklıkla yapılmaktadır. Ancak daima yapılan bu ertelemeler, yapılacaklar listesi zaman geçtikçe artar gider” diye konuştu.

    Ertelemeyi aslında hiç kimsenin yapmak istemediği, hatta ertelemeden yaptığında iç huzurunun olduğu ve işler bitince ise oldukça mutlu hissettiği bir durum olduğunu kaydeden Psikolog Naciye Tokaç, “Ertelemenin birçok nedeni olmakla birlikte en önemlisi mükemmeliyetçi yapıdır. Mükemmeliyetçi bireyler herhangi bir işe başlamak için tüm şartların oluşmasını bekler ancak çoğu zaman şartlar işe koyulduktan sonra tamamlanır. Bu beklenti işe başlamayı geciktirdiği gibi başlanan işlerin ise tamamlanmasını erteler. Ertelemenin bir diğer nedeni ise depresyondur. Depresyondaki kişi yaşam enerjisini kaybetmiş, eski yaptıklarından zevk alamayan ve isteksizdir. Bu durum kişinin sorumluluğu olan konularda bile kendini gösterir. Kişi eskiden zevk aldığı faaliyetleri, yapması gereken sorumluluklarını yapmakta zorlandığından son ana kadar ertelemeyi tercih edecektir. Bir diğer önemli neden ise; kişinin yapacağı şeye nereden ve nasıl başlayacağı ve kendisinden beklenenin tam olarak ne olduğu konusunda yaşadığı belirsizlik ve kararsızlıktır. Her insan belirsizlikten hoşlanmaz. Bunun için de başına gelebilecekler hakkında önceden önlem almaya ve geleceği hakkında yatırım yapmaya çalışır ki başına gelebilecek olumsuz durumlara hazırlıklı olabilsin. İşte bunu yapamadığı ve belirsiz bir durum içinde kaldığı durumlarda ise çözümü ertelemekte bulur. Oysa ki ertelemek sorunu kemikleştirerek çözümü imkansız hale getirecektir” şeklinde konuştu.

    Tokaç, “Ertelemek aslında bir alışkanlık olsa da yapılma sıklığı ertelemenin patolojik bir hal almasını ve artık Procrastination olarak anılmasını sağlar. Patolojik ertelemek en küçük işlerden en büyük işlere kadar hayati önemi olan işlerde bile sürekli gerçekleşen ve kişinin kontrolünde olmayan bir bozukluktur. Ancak patolojik durumda olunmasa da ertelemek sıklıkla karşılaştığımız ve kişinin hayatını oldukça olumsuz etkileyen bir durumdur. Ertelenen şeye başlamak kişi için ne kadar zor ve istenmeyen bir durum ise ertelenen şeyin yapılmadığında ortaya çıkan durumu da istememektedir” dedi.

    Psikoterapist / Aile Çift ve Evlilik Terapisti Uzmanı Psikolog Naciye Tokaç, erteleme durumu değerlendirildiğinde eğer patolojik erteleme yani Procrastination bozukluk olduğunu düşünenler için psikolojik destek alınması tavsiyesinde bulunarak şöyle konuştu:

    “Erteleme ile etkin baş edebilmek için yapılmak istenen birçok iş ve hedefin öncelikle gerçekçi bir analizinin yapılması önemlidir. En az 5 ünite olan matematik dersinin son gecede çalışılarak sınava hazırlanılması pek de gerçekçi gibi görünmemektedir. Kendinize soracağınız ilk soru “Ben bu işi ne kadar zamanda bitirebilirim?” sorusudur. Size başlangıç noktanızın ne zaman olması gerektiği konusunda gerçekçi bir sonuç çıkaracak bu soru; erteleseniz dahi ne kadar erteleyebileceğiniz konusunda ortaya gerçekçi bir süre çıkaracaktır. Bir ders, ödev veya proje için hazırlık yapacağınız zaman dikkat dağıtıcı etkenleri çevrenizden uzaklaştırmanız; çalışma sırasında konsantrasyonunuzu sağlamanıza yardım edecektir. Özellikle telefon, bilgisayar gibi materyaller ile sosyal medya gibi daima dikkatinizi ve merak duygunuzu yönlendireceğiniz etkenlerden uzak durmanızda fayda var. Sabahları saati ertelemek, görüşeceğiniz bir kişi ile planlarınızı ertelemek, sizi arayan birini geri aramayı erteleme durumlarında ise görmekteyiz ki; çoğunlukla o iş yapıldıktan sonra huzurlu hissedilmekte ve mutlu olunmaktadır. Böyle durumlarda ise daha çok yapacağınız şeyin ardından karşınıza çıkacak durumu düşünmenizde fayda var ki; bu daha çok rahatlama, ferahlama ve mutluluk olacaktır.”

  • Seyahat Analisti Ekinay, Havalimanlarında Rahat Etmenin Püf Noktalarını Açıkladı

    Enuygun.com Seyahat Analisti Murat Ekinay, seyahatimizi sorunsuz tamamlamak için havalimanında, uçuş öncesi ve sonrasında dikkat edilmesi gerekenleri açıkladı.

    Her yıl çok sayıda yolcuyu ağırlayan havaalanlarında bazı kurallara dikkat ederek çok daha rahat ve keyifli bir yolculuk yapmanın mümkün olduğunu belirten Enuygun.com Seyahat Analisti Murat Ekinay, uçakla seyahat ederken havalimanında seyahatimizi sorunsuz tamamlamak için havalimanında, uçuş öncesi ve sonrasında dikkat etmemiz gerekenleri açıkladı. Uçuş öncesi, havalimanında en sık karşılaşılan sorunlardan birinin bagajda yasak malzemelerin taşınması olduğunu söyleyen enuygun.com Seyahat Analisti Murat Ekinay: “Bavulunuzda veya el bagajınızda uçakta taşınması yasak eşyalar varsa bunları güvenlik kontrolüne girmeden bavulunuzdan çıkarın. Örneğin sıvı gıdalar, 100 mililitreden büyük ilaçlar, bıçak, çakı gibi kesici ve delici aletlerin kabin içinde taşınması yasak. Eğer düzenli kullandığınız ilaçlar varsa, bu ilaçların kabinde taşınması ile ilgili öncesinde havayolu ile görüşerek bilgi almalı, yolculuk sırasında da reçete veya raporlarınızı yanınızda bulundurmalısınız” dedi.

    “YANINIZDA METAL TAŞIMAYIN”

    Güvenlik kontrolünde en fazla sorun çıkaran eşyaların saat, kemer gibi metaller ve bozuk paralar olduğunu belirten Ekinay, “Öyleyse bunları yanınızda bulundurmaya gerek var mı? Eğer uçaktan indikten hemen sonra önemli bir toplantıya katılmayacaksanız, kemer ve saat gibi metal parçaları olan eşyalarınızı bavula yerleştirin. Böylece güvenlik kontrolünden çok daha hızlı bir şekilde geçebilir ve uçağa yetişme stresini azaltabilirsiniz” ifadelerini kullandı.

    Murat Ekinay, havalimanlarının alışveriş yapmak veya yemek yemek için oldukça pahalı yerler olduğunu belirterek, “Uçakta yemek verilecek olsa dahi önceden yanınıza alacağınız kraker, bisküvi gibi atıştırmalıklar, uçak beklerken açlığınızı yatıştırabileceğiniz harika alternatifler olabilir. Böylece karnınızı doyurmak için havalimanındaki büfe ve restoranlara küçük bir servet ödemek zorunda kalmazsınız” dedi.

    “PANOLARI VE ANONSLARI TAKİP EDİN”

    Murat Ekinay, sözlerine şöyle devam etti: “Bavulunuzu teslim edip biniş kartınızı aldınız ve kapıya yakın bir yerde uçağınızı beklemeye başladınız. Bu arada bir şeyler okuyarak veya müzik dinleyerek zaman geçirebilirsiniz. Ancak uçuş saati yaklaştığında dikkatli olmakta fayda var. Çünkü biniş kartınızın üzerinde yazan kapı numarası uçuştan önce değişebilir ve sizin bunu, havalimanında yer alan panolardan takip etmeniz beklenir. Özellikle İstanbul, Ankara ve New York gibi büyük havalimanlarında biniş kapıları birbirine oldukça uzak mesafede yer alabilir. Böylesi bir durumda uçağa binmek için kalktığınızda kapınızın değişmiş olduğunu öğrenebilir ve ’boarding’e yetişemeyip uçağı kaçırabilirsiniz. Bunun önüne geçmek için uçağınıza binene dek belirli aralıklarla panoları ve yapılan anonsları takip edin. Böylece uçağın kalkış saatinde veya biniş kapısında bir değişiklik olup olmadığından emin olabilirsiniz. Özellikle iş seyahatlerinden dönerken yorgun ve uykusuz olabiliriz. Havalimanında uçak beklerken bu süreyi biraz dinlenmek için ayırmak oldukça cazip görünebilir. Ancak bunu yaparken yanımızda bulunan değerli eşyaları emniyete almalıyız. Eğer arkadaşlarınız veya ailenizle birlikte seyahat ediyorsanız, biraz daha rahat olabilirsiniz. Ancak tek başınıza yolculuk yaparken bu konuya daha fazla dikkat etmelisiniz. Üstelik biraz şekerleme yapayım derken uçağı kaçırma riski de var”.

    “BAVUL AĞIRLIĞINA DİKKAT EDİN”

    Bavul ağırlığının da havalimanında en fazla sorun yaşatan konulardan biri olduğunu belirten Ekinay, “Her havayolu firmasının uçuş sınıfı ve rotaya bağlı olarak belirli bir ağırlık sınırı var. Bavulunuzu hazırlamaya başlamadan önce uçacağınız havayolundan rotanıza ve uçuş sınıfınıza göre bu sınırı öğrenebilir ve bavulunuzu buna göre hazırlayabilirsiniz. Eğer bavulunuzun ağırlığı sınırın üzerindeyse ek ücret ödemeniz gerekir. Bu ücreti azaltmak veya hiç ödememek için bir yöntem de eşyalarınızın bir kısmını el bagajı olarak yanınıza almak. Eğer yanınızda küçük bir sırt çantası varsa bazı eşyalarınızı yanınıza alabilir ve bu sayede fazla bagaj ücreti ödemekten kurtulabilirsiniz. Yanınızda çantanız yoksa, havayolundan bunun için bir çanta veya poşet isteyebilirsiniz” dedi.

    Seyahat Analisti Murat Ekinay, havaalanında valiziniz hasar gördüyse yapılması gerekenleri ise şöyle açıkladı: “Eğer valizinizin hasar görmüş veya kırılmış olduğunu fark ederseniz hemen havalimanında bulunan kayıp eşya bölümüne başvurun. Kısa süren bir hasar tespitinin ardından oluşan zararın telafisi için havayolu yetkililerinden yeni bir bavul temin edilmesini veya nakit ödeme yapılmasını talep edebilirsiniz. Havayolu, hasar tespitinden sonra inceleme için süre de isteyebilir. Bu gibi durumlarda, yapılan incelemenin sonunda verilen hasar tespit belgesini saklamanız oldukça önemli. Böylece hasarın telafisi için gerekirse sonradan tekrar başvuru yapabilirsiniz”.

  • İkna Etmenin Yolu Sol Kulak

    Uludağ Üniversitesi Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin düzenlediği konferansta konuşan Davranışbilimci Psikolog Kunter Kurt, iletişim hakkında önemli tavsiyelerde bulundu.

    Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Ulcay’ın yanı sıra çok sayıda akademisyen ve öğrencinin takip ettiği konferansta, Davranışbilimci Psikolog Kunter Kurt, insan ilişkilerinde renklerin, beden dilinin ve bazı davranışların karşı tarafta nasıl algılandığını esprili bir şekilde anlattı. İlgi ile izlenen sunumunda Kunter Kurt, “Korku kültüründe vicdan değil bağımlılık, yaranma zekâsı gelişir. Korkutulan insan bağımlıdır, kendisini seçeneksizliğe mahkûm edilmiş hisseder. Suçu cezalandırılan insan cezalandırılmış olmanın gönül rahatlığı ile yeni bir suça yönelir. En sevdiği şeylerden mahrum ederek cezalandırmayı seçin. Cezaevlerindeki tutuklularla yaptığım çalışmalar sonucunda, suçun babadan kaynaklı olduğunu gördüm. Anneden kaynaklı suç yok. Baba ahlâk merkezidir, anne sevgi merkezi. Sevgi merkezi doğru davranışlar sergileyip temeli sağlam tutuyorsa bunun üzerine sağlam bina yapılabiliyor” diye konuştu.

    İKNA ETMENİN YOLU SOL KULAK

    İkna yollarını da anlatan Kurt, şunları söyledi:

    “Sol kulaktan söylenen cümleler sağ beyinde kabul görüyor. İkna etmenin yolu sol kulağa çalışmaktan geçiyor. İnsanda iki görünümlü tek bir akıl vardır. Erkek yönetici düşünceyi kullanır, kadın yapıcı düşünceyi kullanır. Takım olduklarında her şeyi yönetecek güce sahiplerdir. Kadınların önceliği psikolojik ihtiyaçlardır. Sevgi ve şefkat, ilgi ve destek, istendiğini hissetme, terk edilmeyeceğine inanma, güvenlik ve korunma, iletişim ve danışma, takdir edilip onurlandırılma, maddi güven ve çocukların büyütülme aşamalarında sorumluluk paylaşımı. Erkeklerin psikolojik ihtiyaçlarında ilk sırada bağımsızlık ihtiyacı var. Ardından kendine güven, cinsel mutluluk, saygı görme, mücadele, adalet ve maddi bağımsızlık. Her cins birbirine ihtiyacı olanları vermekten imtina etmesin”.

    KADIN DAHA ÇOK MU KONUŞUR?

    Kurt, “Kadınlar günde 20 bin, erkekler ise günde 7 bin kelime ile konuşuyorlar. Ama buna gevezelik denmez. Aklınızdan geçirilen şeyler bile konuşma sayılır. Kadın aklından daha fazla şeyler geçirir. Kadın detaycıdır, süreç odaklıdır. Erkekse sonuç odaklıdır.

    – Kaygı, korku ve endişe anında dilin durumu ilginç. İnsanın korkudan dili tutulur mesela. Böyle bir anda damağa uygulanan bir baskı ya da dili damağın üstüne yapıştırma beynin sağ ve sol lobunun her ikisini birden çalıştırır ve korkuyu atlatmaya yardımcı olur. Sinirli olduğunuz anda bir söz söylemeden önce yutkunun. İkinci kez yutkunduğunuzda dilinizin damağınıza yapışmış olduğunu göreceksiniz” dedi.

    TİMUS BEZİNİZİ DÖVÜN

    Bağışıklık sitemini ayakta tutan timus bezini Japonların günde dört defa dövdüğünü kaydeden Kurt, “Bizde ağıt yakan kadınlar ona keza. İçli şarkılar dinlerken sinemize vurduğumuz yumruklar ona keza… Timus bezi üç şekilde aktif oluyor: Vurduğunuzda, kahkaha attığınızda ve dilinizi üst damağa yapıştırdığınızda. İnsan 21 gün içinde öğrenir ya da unutur. 21 gün sabrederseniz hedeflediğiniz her ne ise ona ulaşabilirsiniz. Çünkü 21 günde hepsi davranışa ve alışkanlığa dönüşür” şeklinde konuştu.

    ORGAN DİLİYLE KONUŞMAYIN

    “Beni kanser edeceksin, kalbimi kırdın, sana gençliğimi verdim ve benzeri laflar organları biyolojik anlamda yorar” diyen Kurt, “Sizden olmayan bir şeyi bilinçaltınız fark ettiği anda direnciniz düşer. Doğru olmayan bilgileri organlarınız reddeder. Organ dilini kullanmaya başladığınız anda beyin o cümleyle ilgili organlarınıza kötü mesajlar gönderir.

    En çok organ dilini kullanan da kadınlardır. O yüzden ağrıları hiç bitmez. Bu dili terk eden insanlar sağlıklarına kavuşurlar” dedi.

    ÖN LOBUNUZU ÇALIŞTIRIN

    Ön lobun çalıştırılmasını tavsiye eden Kurt, “İşin içinden çıkamadığımızda elimizi alnımıza götürüp kaşırız ya, işte o ön lobu çalıştırma hareketidir. Ön lob konsantrasyon, plan yapma ve problem çözme merkezidir çünkü. Büyüklerin elini öptükten sonra da o eli ön loba koyarız, secdeye varınca da ön lobumuzu yere yapıştırırız. Ellerinizi kilitlediğinizde sağ baş parmak mı üstte, sol baş parmak mı? Sağ baş parmağı üstte olanlar biraz daha duygusaldırlar. Sol baş parmağı üstte olanlar ise daha detaycıdır. Tepeden tırnağa her ayrıntıya dikkat ederler” dedi.

    BAŞINIZ NE YANA EĞİK?

    İlginç bilgiler veren Kurt, “Serbest duruşunuz esnasında başınız sağda ise gelecek endişeniz vardır, solda ise geçmişle ilgili sıkıntılarınız devam ediyordur. Karşı tarafa “ezik” mesajı vermemek için dik durup çenenizi yere paralel tutmakta fayda var. Einstein’ın ölümünün ardından onu bu kadar zeki yapan şeyin ne olduğunu merak eden nörolog arkadaşı Dr. Harvey, iki yıl boyunca Einstein’ın beynini incelemiş ve bu incelemelerin sonunda yayınladığı raporda, Einstein’ın beyninin diğerlerinden farksız olduğunu belirtmiş. Einstein’ın farklı yaptığı tek şey, her iki elini de mükemmel derecede kullanması imiş. Kullanmadığımız elimizle her gün yapacağımız on dakikalık bir çalışma başarıya götürür. Sağ el kısa süreli bellek ve öğrenme, sol el uzun süreli bellek ve hatırlama, her iki elinizi sıktığınızda yapabilme ve edebilme gücünü yani beyninizdeki her iki lobu birden faal edersiniz. Beyin loblarınızı kontrol edebilmeniz için kaşlarınızı kontrol edebilmelisiniz. Sizi küçük düşürmeye yönelik kasti soruları net olarak reddedin ve soruya soru ile karşılık verin. Mesela; “Bu soruyu neden sorduğunu öğrenebilir miyim?” ya da “Tam olarak ne istediğini söyler misin?” cümlelerinin sihrini tecrübe edin.Kendini önemsetmek mi istiyorsun, korktun mu, yoksa ne yapacağını mı bilemiyorsun? İnsanlar bu üç sebepten ötürü bağırır. Karşınızdakinin neden bağırdığını anladığınız anda kontrol sizdedir. İnsanda ters etki yapan me’leri, -ma’ları hayatınızdan kaldırın ki herşey istediğiniz gibi olsun. Malum, dayatılan her şeyin tersini inadına yapar insanoğlu. Olumlu cümlenin sonuna kondurduğunuz ama ile tüm olumlu sözleri bir anda olumsuz hale getirebilirsiniz. Hatırlamak istediğinizde gözlerinizi düz bir çizgi üzerinde sağa ve sola kaydırın, tarama yapar gibi yani, hatırlarsınız. Karşınızda size olumsuz konuşan bir insanın alın bölgesine atacağınız şizofrenik bir bakış onu dağıtacaktır” şeklinde konuştu.

    BEDEN VE DİL AYNI KONUŞSUN

    Beden diliyle lisanın aynı olması gerektiğini savunan Kurt, “Beden diliniz ile konuşma diliniz müsemma olsun. Diliniz tamam derken, bedeniniz istemezükçülük etmesin. Önemli kararları sabah alın. Sabahın hayrını yadsımayın. Beyin sabah öğrenir, öğrendiklerini akşam yorumlar. Neden” sözü zihni kapatıcı, “Nasıl” sözü ise zihni açıcıdır. Ön lobunuzu aktif hale getirmek için sebep yapamıyorum yerine, nasıl yapabilirim sözünü kullanın. Bir bardak çay iki bardak suyu, bir bardak kahve dört bardak suyu vücudumuzdan dışarıya atar. Kaybettiğiniz suyu yerine koymayı unutmayın. Susuzluğun bedeninizde sebebiyet verdiği yıkımı bilin ve onu susuz bırakmayın. Hatalarınızı kendinize samimiyetle itiraf ederseniz eğer o hatayı bir daha tekrarlamazsınız. Bilinçaltı ikna olduğu zaman bunu size tekrarlatmıyor” dedi.

    RENKLERİN DİLİ

    Renklerin dilinden de bahseden Kurt, “Renklerin diliyle bilinçaltımıza neler gönderildiğini ya da bizim bilmeden de olsa çevremize ne mesajlar verdiğimizi durup şöyle bir düşünelim bakalım. Ameliyat önlüklerinin yeşil olması güveni işaret eder mesela. Sarı geçici demektir ve taksiler sarıdır. Siyah arabaların sırrı hırs ve tutkuda gizlidir. Bazı şirketler, bu yüzden siyah tercih edenleri işe alır. Ergenlikte mor erotik duyguları tetikler. Kahverengi vasıfsızdır” dedi.

  • Torun: “Sınırları İhlal Etmenin Hiçbir Haklı Gerekçesi Olamaz”

    CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, Rusya’nın yaptığı sınır ihlalinin kabul edilemez olduğunu belirterek, “Rusya’nın sınırlarımızı ihlalini kabul edemeyiz ama bu noktaya getiren tedbirleri de almalıyız. Asla ve asla sınırlarımızı ihlal etmenin hiçbir haklı gerekçesi olamaz” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Ordu Milletvekili Seyit Torun, memleketi Ordu’da CHP İl Başkanlığı’nı ziyaret etti. Gerçekleşen ziyarette bir konuşma yapan Torun, Rusya’nın hava sahası ihlalini değerlendirdi. Yapılan ihlalin kabul edilemez olduğunu ifade eden Torun, “Dün yine Rusya’nın sınırlarımızı ihlali söz konusu oldu. Bunu kabul edemeyiz ama bu noktaya getiren tedbirleri de almalıyız. Asla ve asla sınırlarımızı ihlal etmenin hiçbir haklı gerekçesi olamaz. Rusya tarafından yapılan bu ihlal gerçekten bizi üzmüştür ve şiddetle kınıyoruz, gerekenin de yapılacağına inanıyoruz. Ama diplomasi çok farklı bir şeydir. Bugün sınırlarımızda sıfır sorunla geldik, hep sorun haline oturduk kaldık” diye konuştu.

    “GÖREVİNİ YAPMAYAN KAMU GÖREVLİLERİ İÇİN SUÇ DUYURUSUNDA BULUNMAK İSTİYORUM”

    Türkiye’de yaşanan terör olayları ile ilgili açıklamalarda bulunan ve çözüm sürecinde ortaya çıkan sorunların olduğuna dikkat çeken Torun, “Her gün şehitlerimizle karşı karşıyayız. İçimiz yanıyor. Geçmişte Oslo ile başlayan bir süreç Dolmabahçe’de imza ile devam etti ve bugün maalesef onun acısını çekiyoruz. Ben o süreçte, çözüm süreci içerisinde görevini yapmayan kamu görevlileri için suç duyurusunda bulunmak istiyorum. Gerçekten onların gözleri önünde ’süreç devam ediyor’ diyerek dağdaki terörist şehirlere indi, bina altları bodrum katlar cephaneliğe dönüştü. Şimdi de orada ciddi sıkıntılar devam ediyor ve her gün üzüntü ile karşı karşıya kalıyoruz. Bunları biran önce bitirmemiz lazım. Biz barış isteyince sanki kötü bir şey istiyormuşuz gibi, hemen muhalefet yapılmış gibi addediliyoruz. Diyoruz ki, ’insan canıdır, akan kan bizim insanımızın kanıdır bu anlamda bu akan kanı durdurup orada bir barış ortamı ortaya koymamız gerekiyor’ dediğimizde sanki biz kötü bir şey söylemişiz gibi farklı eleştirilere maruz kalıyoruz bunu kabul etmek mümkün değil. Biz bu ülkede Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’nda beraberdik” şeklinde konuştu.

    “DEVLETİN ARZ FAZLASI FINDIĞI ALMASI LAZIM”

    Son dönemde düşüş içerisinde olan fındık fiyatlarına değinen ve hükümetin bu konuda çalışma yapması gerektiğini altını çizen Torun, şöyle konuştu: “Fındık bu sezon 12-13 seviyelerinde açıldı, biz 15 lira olmasını beklerken bugün 10 liranın altına düştü. Üretici olarak her türlü meşakkate katlanmamıza rağmen bu konuda belirleyici olamadık. Devletin bu konuda üreticisine sahip çıkması lazım. Devletin mutlaka piyasadaki arz fazlası fındığı garanti etmesi lazım, alması lazım. Bizim bu konu ile ilgili taleplerimiz oldu. Hükümetin biran önce ya TMO’ya, ya Fiskobirlik’e bir şekilde kaynak aktarımında bulunarak piyasadaki arz fazlası fındığı aldırmasından başka bir çare yok.”