Etiket: Etmeli

  • Şahin: “Bu kardeşlik hukukumuz her zaman devam etmeli”

    Bafra Belediye Başkanı Zihni Şahin, “Hep beraber 15 Temmuz hain ve alçakça FETÖ darbe girişimine karşı dimdik ayakta durduk. Bu sarsılmaz birlikteliğimiz ve kardeşlik hukukumuz her zaman devam etmelidir” dedi.

    FETÖ’nün darbe girişimi sonrası sokağa dökülen vatandaşların meydanlardaki “demokrasi nöbeti” Samsun’un Bafra ilçesinde de devam ediyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla meydanları dolduran halk, 17. günde de demokrasi nöbetine coşkuyla devam ediyor. Yeni Kent Meydanı’na toplanan vatandaşlar ellerinde Türk bayraklarıyla darbe girişimini protesto etti.

    Bafra Belediye Başkanı Zihni Şahin, Bafra Kent Meydanı’nda devam eden Demokrasi Nöbeti’nde yaptığı konuşmasında Bayrak şiirini okudu. AK Parti ailesi yanında MHP ve CHP liderleri ile mensuplarına teşekkür etti. Başkan Şahin’in birleştirici konuşması meydanı dolduran vatandaşlar tarafından alkışlandı. Şahin, “Asil ve aziz milletimiz 15 Temmuz’da bir destan yazmış ve bu destanı devam ettirmektedir. Tüm Türkiye’de olduğu gibi Bafra’mızda da 15 Temmuz’da demokrasimize, millet iradesine, ülkemizin geleceğine, birlik ve beraberliğimize, seçilmiş hükümetimize, Cumhurbaşkanımıza, Başbakanımıza yarınlarımıza sahip çıktınız. İlk andan itibaren kenetlendiniz, meydanlarda oldunuz hepinize ayrı ayrı çok teşekkür ediyorum. Hep beraber 15 Temmuz hain ve alçakça FETÖ darbe girişimine karşı dimdik ayakta durduk. Millet iradesi, demokrasi, Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız ve hükümetimizin yanında olduk. Bu sarsılmaz birlikteliğimiz ve kardeşlik hukukumuz her zaman devam etmelidir. Bizler bir ve beraber oldukça hiç bir ihanet başarıya ulaşamayacaktır. Cumhurbaşkanımız ve Başkomutanımız Recep Tayyip Erdoğan’dan gelecek emre göre demokrasi nöbetimizin devam edeceğini hep birlikte söyledik. 7 Ağustos’a kadar inşallah meydanlarda olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

  • Aort anevrizması hastaları yaz ayına dikkat etmeli

    Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Özlem Balcıoğlu Tunalı, yaz aylarının gelmesiyle hava sıcaklıklarının arttığını ve bunun yüksek tansiyona sebep olabileceğini belirtti.

    Halk arasında “balonlaşma” olarak bilinen Aort Anevrizmasının rüptüründe (patlama, yırtılma) ise başlıca risk faktörünün, yüksek tansiyon olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Özlem Balcıoğlu Tunalı, yüksek tansiyon hastalarının yaz döneminde, tansiyonlarını sıkça kontrol ettirerek, riskli davranışlardan kaçınmaları gerektiğini vurguladı.

    Aort anevrizması hakkında bilgi veren Tunalı, ‘’Aort, kalpten çıkan ve tüm vücuda kanı sağlayan damarların kaynağı olan ana atardamardır. Aort anevrizması ise, aort duvarının (ana atardamar) normal çapından yüzde 50 daha fazla genişlemesine denir. Aort anevrizması halk arasında “balonlaşma” olarak bilinir. Aort anevrizması aortun herhangi bir kısmında gelişebilir. Geliştiği bölgeye göre isimlendirilir. Aortun kalpten çıkan ilk kısmının balonlaşması Assendan Aort Anevrizması, göğüs boşluğu içindeki kısmının balonlaşması Torasik Aort Anevrizması, karın içindeki bölümünün balonlaşması ise Abdominal Aort Anevrizması olup, abdominal aort anevrizması en çok görülen anevrizma türüdür’’ dedi.

    Anevrima oluşumunun temel nedenini damar duvarının yapısının bozularak zarar görmesi olduğunu dile getiren Tunalı, ‘’Hipertansiyon, sigara kullanımı, kolesterol yüksekliği ve ateroskleroz temel nedenler olarak bilinmesine rağmen, enfeksiyonlar, travma ve genetik yatkınlık da anevrizmalara yol açan diğer nedenler olarak sayılabilir. Damar çapı, normalin iki katına ulaştığında damarın çatlaması, yırtılması ya da damar tabakalarının ayrışması gibi tehlikelere sık rastlanır. Bu nedenle, anevrizma tespit edilen hastalar yakından takip edilmeli ve aort çapının iki kata çıktığı ya da 5.5 santimetreyi aştığı durumlarda aktif tedavi uygulanmalıdır’’ ifadelerinde bulundu.

    Karın ve sırt ağrıları abdominal anevrizmaların belirtisi olabilir

    Anevrizmaların belirtileri hakkında da bilgi veren Tunalı, ‘’Bulundukları bölgeye bağlı bası oluşturabilirler. Kalpten hemen çıkışta meydana gelirse aort kapak yetmezliğine, soluk borusuna bası yaparsa nefes darlığına, abdominal aort anevrizmaları ise karın ve sırt ağrılarına neden olabilirler. Bazen de hiçbir belirti vermeden yıllarca çapları artmaya devam eder ve tesadüfen başka tetkikler yapılırken tespit edilirler. Anevrizmalar bazen de patlamış olarak acil servislere başvuran hastalarda tespit edilirler. Bu durumlarda hayati risk çok fazladır ve acil girişim şarttır’’ diye konuştu.

    Tunalı, Aort anevrizmasının risk gruplarını; ailesinde anevrizma hastası olanlar, anevrizma nedeniyle hayatını kaybetmiş birinci derece yakını olanlar, ailesinde sebepsiz ani ölüm olanlar, yüksek tansiyon hastaları, sigara içenler, yüksek kolesterol hastaları, obez hastalar ve genetik bağ dokusu hastalığı olanlar (ehler danlos ve marfan hastalıları gibi) şeklinde sıraladı.

    ‘’Anevrizmalar genelde belirti vermedikleri için tesadüfen tanı konabilir’’ diyen Tunalı, ‘’Abdominal aort anevrizmaları karın bölgesinde muayene sırasında fark edilebilirler. Bunun dışında tanı koymak için en kolay ve ucuz yöntem ultrasonografidir. Fakat günümüzde konvansiyonel veya BT anjiyo ile tanı rahatlıkla konabilmektedir. BT anjiyo aynı zamanda takip altındaki hastaların değerlendirilmesinde de en sık tercih edilen yöntemdir’’ dedi.

    Aort anevrizmalarının tedavisi

    Aort anevrizmalarının iki şekilde tedavi edilebileceğini ifade eden Tunalı, ‘’İlki konvansiyonel yöntem olarak bilinen açık ameliyet tekniğidir. İkincisi ise endovasküler yöntem denen, açık cerrahi yapmadan anevrizmanın olduğu bölgeye periferik damarlardan giriş yaparak damar içerisine stent yerleştirilmesi işlemidir. Hangi tedavi şeklinin uygulanacağına anevrizmanın olduğu kısım, hastanın yaşı, anevrizmanın boyutu, çevre organlarla olan ilişkileri ve hastanın yandaş hastalıkları göz önüne alınarak karar verilir. Özellikle, yaşlı, obez, sigara içen ve çok fazla yandaş hastalığı bulunan hastalarda endovasküler yöntem tüm dünyada daha fazla tercih edilen tedavi seçeneği haline gelmiştir. Endovasküler tedavi uygulanan hastalar yoğun bakım süresini daha hızlı atlatır ve daha erken taburcu olurlar. Bunun yanında hala daha endovasküler yönteme uygun olmayan anevrizmalar da mevcuttur ve bu tür anevrizmalar açık cerrahi teknikle opere edilirler. Patlama riski yüksek bir anevrizmanın tespiti ve uygun zamanda yapılan ameliyat ile hayat kurtarmak mümkündür. Aort anevrizması patlamadan önce tespit edilen ve ameliyat gereken olgularda, ameliyata bağlı ölüm oranı, tecrübeli kalp – damar cerrahlarının elinde yüzde 5’ten azdır’’ diyerek sözlerini sürdürdü.

    Aort anevrizması hastalarının dikkat etmesi gereken unsurları da sıralayan Tunalı, ‘’Bu hastalığa sahip olanlar; düzenli olarak doktor kontrollerine gitmeli, düzenli olarak tansiyon takibi yapmalı, kilo almamalı, kabızlıktan kaçınmalı, ağır yük kaldırmamalı, ağır spor yapmamalı ve yüksekten atlamamalı’’ dedi ve ekledi: ‘’Ülkemizde aort anevrizmalarının görülme sıklığı tam olarak bilinmemesine rağmen, aort anevrizması nedeniyle hastaneye ulaşamadan ani ölümler olmaktadır. Hastaneye ulaşabilen hastalarda zamanında yapılan müdahale ve operasyonlar hayat kurtarıcı olmaktadır. Özellikle yaz aylarının gelmesi ve tansiyon yükseklikleri, anevrizma rüptürleri için (baloncuk patlaması) başlı başına risk fakörüdür. Hekimler olarak tavsiyemiz, yüksek tansiyon hastalarının özellikle yaz aylarında tansiyonlarını sıkça kontrol ettirmeleri ve riskli davranışlardan kaçınmalarıdır.’’

  • Obeziteler Gebelik Dönemine Dikkat Etmeli

    Kadın Hastalıkları Ve Doğum Uzmanı Op.Dr.Aslı Alay, obezitelerin gebelik dönemine dikkat etmesi gerektiğini belirtti.

    Dünya sağlık örgütünün obeziteyi sağlığı bozacak aşırı miktarda yağ birikimi olarak tanımladığını söyleyen Op.Dr.Aslı Alay, “Kronik ve toplum sağlığını etkileyen sıklığı gün geçtikçe artan bir hastalıktır.. Nedenleri arasında genetik faktörler, hormonal faktörler, beslenme alışkanlığı, aile yapısı, hareketsiz yaşam ve yaş önemli bir yer alır. Ayrıca diyabetik anne çocuğu olmakta riski arttırır. Obezite önemli bir sorun olup, özellikle gebelikte hem anne hemde bebek sağlığını etkiler. Obez annelerin bebeklerinde yoğun bakıma girme, anne karnında kayıp, erken doğum ve doğumsal anamolilerin görülme sıklığı obez olmayan kadınlardan daha yüksektir. Bu nedenle obez olan kadınlar gebelik öncesi ve gebelik döneminde yüksek doz folik asit almalıdır. Obez gebelerde şeker hastalığı, gebelik zehirlenmesi, emboli, kalp damar hastalığı riski yüksektir. Ayrıca bu kadınlarda sık tekrarlayan vajinal ve idrar yolu enfeksiyonları görülür. Obez annelerin doğum eylemi sırasında hem bebeklerinin daha büyük olması, hemde aşırı yağ dokusundan dolayı müdahaleli doğum ve sezaryan doğum oranları artmıştır. Cerrahi müdehale sırasında uygulanılan anestezi şekli spinal veya epidural yöntem olmalı, genel anesteziden kaçınılmalıdır. Doğum sonrası kadınların mutlaka aktif harekete başlaması sağlanmalı, gereğinde varis çorabı ve kan sulandırıcılar kullanılarak emboliden korunulmalıdır” diye konuştu.

    Obez annelerin bebekleri izlendiğinde ilerleyen yıllarda obeziteye yakalanma risklerininde daha yüksek olduğu görülür. Bu kadınlar emzirmede de oldukça zorluk çekerler. Mutlaka emzirme sırasında hem fiziksel hemde psikolojik desteğe ihtiyaçları vardır. Obez olan gebelerin mevcut riskler düşünülerek yakın izlenmesi, beslenme eğitimi verilmesi ve psikolojik destek alması gerekir. Amaç gebelik ve obezite birlikteliğinde zayıflamak olmamalıdır.çünkü gebelikte 6 kg dan az olan artışlar bebekte gelişme geriliğine yol açabilir. Önce beslenme ile ilgili detaylı bir eğitim verilmelidir” diye konuştu.

    Op.Dr.Aslı Alay, eğitimde olması gerekenleri ise şöyle sıraladı;

    “Tükettiğiniz gıdaların içeriklerini okuyun. Kaç kalori olduğunu bilin ve öyle tüketin. Buzdolabınızı ilk açtığınızda görüş alanınızda genellikle sebze ve salata malzemeleri olsun. Açlıklarınız mevsim salatası yiyerek geçirin, ama bu salataları özenle hazırlayın ve zevkle tüketin. Salata içine koyacağınız peynir, kırmızı et ve balık ile sağlıklı ve tok olarak bir öğün geçirebilirsiniz.

    Porsiyonlarınızı küçültün, lokmalarınızı uzunca çiğneyin, 2, tabağı hiçbir zaman istemeyin.yemeğiniz bitince sofradan kalkın. Yemek saatlerine uyun, öğün atlamayın, aralarda bol su için.

    Zayıflamak için idrar söktürücü ilaçlar kullanmayın. Hem bebeğinize hemde vücudunuza zarar vermiş olursunuz.

    Süt ve yoğurdunuzu az yağlı tüketin, beyaz ekmek, beyaz şeker ve yağlı gıdalar tüketmeyin. Hedef protein ve sebze tüketimi arttırmak, karbonhidrat ve yağları azaltmak olmalı.

    Mutlaka yaşamımıza eklememiz gerekense egzersiz. Yüzme gebe bir kadının yapacağı en yararlı spor. Ama bu fırsatı olmayan veya yüzme bilmeyen kadınlar yürüyüş yapmalıdır . Yürüyüş sırasında bol su içmek, rahat kıyafetler ve spor ayakkabı giymek gereklidir. Yürüyüşünüzde eşinizinde eşlik etmesi motivasyonunuzu artırır.obez gebelerde bu önlerle sağlıklı bir gebelik geçirilir. Ancak amaç ve yapılması gereken her zaman ideal kiloyu sağlayıp öyle gebe kalmak olmalıdır.”

  • “Anne Adayları Hamilelikte Diyabete Dikkat Etmeli”

    Servergazi Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Kadriye Nilay Özcan, anne adaylarının hamilelikte diyabete dikkat etmeleri gerektiğini söyledi.

    Gebelikte salgılanan pek çok hormonun insülin hormonuna karşı bir etki göstererek kan şekerinin yükselmesine neden olduğunu söyleyen Op. Dr. Kadriye Nilay Özcan, kan şekerini azaltan insülin hormonuna karşı özellikle gebeliğin 24. haftasından itibaren bir direnç geliştiğini ve bu durumun risk faktörü taşıyan hastalarda kan şekerinin yükselmesine neden olduğunu söyledi.

    Annede yükselen kan şekerinin bebeğe de yansıdığını, gebeliğin son döneminde bebekte insülin salınımının artmasıyla bebekte fazla kilo almaya, akciğer gelişiminde gecikmeye, bazı kalp hastalıklarına ve sinir sistemi hastalıklarına neden olduğunu açıklayan Op. Dr. Kadriye Nilay Özcan, “Şişmanlık, bir önceki gebelikte diyabet öyküsü, daha önceden iri bebek doğurmuş olmak, önceki gebeliklerde doğumsal anomalili bebek dünyaya getirmiş olmak, nedeni bilinmeyen ölü doğum yapmış olmak, 35 yaşın üstündeki hamileler, ailede diyabet veya yüksek tansiyon bulunması ve açlık kan şekerinin 105 mg, tokluk kan şekerinin 120 mg’ın üzerinde olması risk faktörleridir” dedi.

    Diyabet hastası olan anne adaylarının gebelik öncesinde endokrinoloji ve kadın doğum uzmanına başvurup muayene olması gerektiğini söyleyen Op. Dr. Özcan, “Gebelikte oluşan gestasyonel diyabet karbonhidrat alımına vücudun intolerans geliştirmesidir. Tüm gebelere rutin olarak 24-28. haftalar arasında diyabet taraması yapılmaktadır. Hastanın bu test için aç olmasına gerek yoktur. Önce 50 mg ağızdan glukoz yüklemesi yapıldıktan sonra birinci saatte kan şekerine bakılır. Eğer 140 mg üzerinde ise 100 gr oral glukoz tolerans testi yapılır. Bu test için hasta en az 8 en fazla 14 saat açlıkta olmalıdır. Bakılan kan şekeri değerlerinden 2 ve daha fazlası sınırın üstüne çıktığında gebeliğe bağlı diyabet tanısı konur. Bu hastalar 36. haftaya kadar 1-2 haftada bir 36. haftadan sonra haftalık kontrollere gelmelidir. Günde ortalama 2 bin-2 bin 200 kalori olacak şekilde 3 ana 3 ara öğün şeklinde beslenmelerini gerçekleştirmeli ve diyetisyen önerilerine uymalılardır. 40 haftaya kadar doğum olmazsa haftada 2 kez NST ile değerlendirme yapılır. Bebeğin ağırlığı, durumu ultrasonografi ile takip edilir. Ortalama ağırlık 4 bin 500 gr üzerinde olduğunda hasta sezaryenle doğum için değerlendirilir. Bir gebelikte oluşan diyabetin diğer gebelikte tekrarlama riski yüzde 60’dır” ifadelerini kaydetti.

  • Menopoza Giren Kadınlar Kemiklerini Takip Etmeli

    Medical Park Tarsus Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Pınar Müge Sarıkaya, kemik erimesi (osteoporoz) hastalığında risk gruplarının başında menopoza giren kadınların yer aldığını belirterek, bu gruptaki kadınların kemik erimesine karşı düzenli olarak hekim kontrolünden geçmesi gerektiğini söyledi.

    Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Pınar Müge Sarıkaya, kemik erimesi riski altındaki diğer grupların yumurtalıkları alınan kadınlar, ailede kemik erimesi, omurga ve kalça kırığı öyküsü bulunanlar, yılda 2,5 cm’den fazla boy kısalması olanlar, kemik kaybına yol açan ilaçlar kullananlar, röntgen filminde kemik erimesi veya omurga kırığı bulunan hastalar, tip 1 diabet, böbrek ve karaciğer hastalığı olanlar, aşırı sigara ve kahve tüketenler, kalsiyumdan fakir beslenenler ve 1 aydan uzun süreli hareketsiz kalanlar olduğunu belirtti. Kemik erimesinin belirlenmesinde en etkili yöntemin kemik dansitometri cihazı olduğunu vurgulayan Dr. Sarıkaya, “Kemik dansitometri ‘kemik yoğunluğu’ ölçümüdür. Kemik erimesi tanısında ve kemik kırılganlık riskini belirlemede kullanılır. Kemik erimesi tanısı konulan hastalarda tedavi takibi ve etkinliğinin saptanmasında da kullanılır” dedi.

    Dr. Sarıkaya, kemik erimesinin derecesine ve verilen tedaviye göre değişmekle birlikte yüksek riskli hastalarda 2 yılda bir kez, düşük riskli hastalarda ise 5 yılda bir kez kemik dansitometrisi yapılması gerektiğini kaydetti. Dr. Sarıkaya, diğer yandan kemik dansitometrisinin basit, kısa süren ve ağrısız bir yöntem olduğunu, en fazla 10 dakika sürdüğünü ve herhangi bir ilaç kullanmaya gerek kalmadan çekildiğini belirtti.