Etiket: Etkisi

  • Hayvan hastalıklarının ekonomiye etkisi

    Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Veteriner Fakültesi Hayvancılık Ekonomisi ve İşletmeciliği Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Berrin Şentürk, Türkiye için salgın hastalık sorununun belirli bir dereceye kadar çözülmeksizin hayvansal üretim artışlarının sağlanamayacağını ve hayvan hastalıkları nedeniyle hayvancılık sektörünün ağır ekonomik kayıplar yaşadığını söyledi.

    Salgın hayvan hastalıklarının ülke ekonomisine ciddi kayıplar verdiğini belirten Yrd. Doç. Dr. Berrin Şentürk, bu konuda alınan önlemlerin dünyada hayvan hastalıkları yönetiminde yeni yaklaşımlar paralelinde risk tabanlı yaklaşımlar içermesi gerektiğini ve bu doğrultuda ciddi önlemlerin geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Şentürk, “Gelişmekte olan ülkelerin toplam hayvansal üretim değerinin yüzde 30’unu, hayvan hastalıkları nedeniyle kaybettiği bildirilmektedir. Bu durumun üretimini yüksek girdi maliyetleri ve düşük verimlilikle gerçekleştirildiği bu ülkeler için hayvan hastalıklarının çözümü yüksek öncelikli hale getirilmesi gerekir. Yapılan bilimsel çalışmalarda salgın hastalıklar kapsamında seçilen bazı önemli hastalıkların (şap, brusella, sığır tüberkülozu, antrax) mihrak sayılarının gelişmiş ülkeler ile kıyaslandığında örneğin, İngiltere (sığır tüberkülozu mihrakları haricinde) ve Fransa’nın mihrak sayılarının oldukça üzerinde. Türkiye’de de bu durumun nedenlerinin ve çözümlerinin ortaya konulmasını gerekir” dedi.

    Hayvan hastalıklarından kaynaklanan üretim kaybının ülke ekonomisine büyük zararı olduğunu belirten Şentürk, “Türkiye’de hayvan hastalıklarının yönetimini amacıyla önemli bütçe ayrıldığını fakat bu bütçe kullanımında kaynak kullanımında etkinlik dikkate alınmadığından hayvan hastalıklarını önlemede yeterince yol alınamıyor. Hayvan hastalıklardan oluşan üretim kaybı yalnızca üreticinin kaybı olarak algılanıyor, bu kaybın toplumda vergi veren tüm vatandaşlar tarafından karşılandığı görmezden geliniyor, salgın hayvan hastalıkları hem tüketici hem üretici hem de ülke ekonomisi kayba uğratan bir meseledir” şeklinde konuştu.

    Günümüzde dünya ticaretinin liberalleşmesinin gelişmiş ülkelerin salgın hastalık kontrolünde geçmiş dönemlerde sağlamış oldukları başarıların devamlılığını olanaksız hale getirdiğini söyleyen Şentürk şunları söyledi:

    “Sınır koruma önlemleri ve tampon bölge uygulamaları hastalıkların küresel ölçekte yayılmasının önüne geçememektedir. Bu durum salgın hastalık yönetim planlarında bilim insanlarının farklı bakış açıları geliştirmesini ve yeni yaklaşım modellerinin ortaya konulmasını sağlamıştır. Türkiye’de merkezden yürütülen salgın hastalık yönetim anlayışı bu yeni modellere uymamaktadır. Merkezi kararlara dayalı hastalık yönetim anlayışı kıt kaynakların etkin yönetimi sorununa yol açmaktadır. Salgın hastalık kontrolünde risk ve risk düzeyinin, yapılan hayvancılığın şekli ve yapısal özelliklerinin dikkate alınmaması, sosyoekonomik koşullar, hastalık yönetiminde teknik ve ekonomik fizibilite yapılmadan hastalık kontrolü sağlanmaya çalışılması gibi faktörler hastalık kontrolünde başarısızlığa ve büyük ekonomik kayıplara yol açmaktadır. Türkiye hayvancılığının en ivedi çözüm bekleyen konusu, salgın hastalık çözümlerine yönelik bu yeni yöntemlerin hayata geçirilmesidir.”

  • 15 Temmuz’un turizm sektörüne olumsuz etkisi

    Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Eskişehir Bölgesel Yürütme Kurulu II. Başkanı Hüseyin Kutlu Özekçin, 15 Temmuz darbe girişimi sürecinin kendileri için de zorlu geçtiğini ve sektördeki işletmelerin milyonlarca lira zararları olduğunu dile getirdi.

    Hüseyin Kutlu Özekçin, demokrasiye müdahale girişiminin yaşandığı 15 Temmuz’dan bu yana turizm sektöründeki insanlar olarak kendilerinin büyük sıkıntılar yaşadıklarını ifade etti. Geride bıraktığımız günlerde işlerinin neredeyse durma noktasına geldiğini belirten Özekçin, Kurban Bayramının yaklaşması ve memurların izin yasağının kalkmasıyla sektöre az da olsa canlılık geldiğinin altını çizdi. Eskişehirli seyahat acentesi sahiplerinin yaşanan süreçte zararlarının çok olduğuna dikkat çeken Özekçin, “Öyle ki şu üç hafta için tatil planı yapan müşterilerimizin yarısından fazlası iptal talebiyle geldi bize. Bunun yanı sıra bizim bir diğer işimiz de yurt dışı uçak bileti satışı. Yaşanan süreçte birçok müşterimiz bilet iptali de yaptı. Temmuz ayı biliyorsunuz ki biz turizm işiyle uğraşan insanlar için kazancımızın en iyi olduğu aydır fakat bu sefer öyle olmadı. Eskişehirli seyahat acentesi sahiplerinin milyonlarla ifade edebileceğim rakamlarda zararı oldu bu süreçte” dedi.

    “İndirimle birlikte kalite de düştü”

    Kendileriyle birlikte benzer sıkıntıları otel sahiplerinin de yaşadığına dikkat çeken TÜRSAB Eskişehir Bölgesel Yürütme Kurulu II. Başkanı Hüseyin Kutlu Özekçin, şöyle konuştu;

    “Bazı oteller sırf doluluk oranları azalmaması uğruna indirimler yaptı, fakat indirimle birlikte kalitelerinden de ödün vermek zorunda kaldılar. İndirim yapan otellere giden müşterilerimizden bu yönde birçok şikâyet aldık. Önümüzde Kurban bayramı var, memurlara izin yasağı da kalktı, Rusya ile ilişkilerde de mesafe kat ediliyor öyle sanıyorum. İşlerimiz ufak ufak düzeliyor, daha da iyiye gitmesini umuyoruz.”

  • BMD Başkanı Kariyo: “Kartta daha çok taksit ekonomiye doping etkisi yapar”

    Birleşmiş Markalar Derneği Başkanı Sami Kariyo, BDDK’nın kredi kartı taksit sayısını artırmaya yönelik çalışmasını desteklediklerini belirterek “Bu dönemde tüketimi teşvik edici tedbirlere ihtiyaç vardı. Ekonomiye doping etkisi yapacağı gibi, yaşadığımız üzücü olayların ardından normalleşmeyi de hızlandıracaktır” dedi.

    Kredi kartı taksit sayısının artırılmasına yönelik düzenlemeyi heyecanla beklediklerini bildiren Birleşmiş Markalar Derneği (BMD) Başkanı Sami Kariyo, Bankacılık Düzenleme Ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) kredi kartı taksit sayısını artırmaya yönelik çalışmasını değerlendirdi. Kariyo, çalışmalara ilişkin “Çok mutlu olduk. Bu dönemde tüketimi teşvik edici tedbirlere ihtiyaç vardı. Ekonomiye doping etkisi yapacağı gibi, yaşadığımız üzücü olayların ardından normalleşmeyi de hızlandıracaktır” dedi.

    Kredi kartı kullanımının her aşamada desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Sami Kariyo şöyle devam etti: “Kayıt dışı ekonomi nedeniyle gerçekleşen haksız rekabet, ancak kredi kartlarının yoğun olarak kullanıldığı bir sistemle önlenebilir. Ekonominin kayıt altına alınması ve izlenebilmesi açısından kredi kartları büyük önem taşıyor. Kredi kartı dışındaki nakit alışveriş çoğu zaman pazarlıklara açık bir yapıya sahip oluyor. Nakit sistemde yapılabilecek pazarlıklar veya belgesiz satışa yönelik çaba ve girişimler, kayıt dışılığı ne yazık ki teşvik ediyor. Bu açıdan, kayıt dışının panzehri olan kredi kartlarının yoğun kullanımını teşvik eden her türlü çalışmayı destekliyoruz.

    Öte yandan son günlerde yaşadıklarımız düşünüldüğünde, bir dizi tedbirlerin alınması gerekiyordu. Gerek vergi ve prim borçlarının yeniden yapılandırılması, gerekse kredi borçları ve kredi kartlarına ilişkin düzenleme çalışmaları toplumun hemen her kesimi için moral olacaktır. Türkiye’nin markalarını çatısı altında bulunduran BMD olarak alınan kararlar nedeniyle çok mutlu olduk. Bu dönemde tüketimi teşvik edici tedbirlere ihtiyaç vardı. Bu kararlar ekonomiye doping etkisi yapacağı gibi, normalleşmeyi de hızlandıracaktır”.

    Sami Kariyo, kredi kartı kullanımının en yüksek olduğu perakende sektörünün çatı örgütü olarak talep edilmesi halinde önerilerini ilgililerle paylaşabileceklerini sözlerine ekledi.

  • Darbe girişiminin insanlar üzerindeki travmatik etkisi on yıllar sürebilir

    Darbe girişiminin toplum üzerindeki etkileri ile ilgili açıklamalarda bulunan Uzman Psikolog Ömer Yavuz Yetiş, girişimin vatandaşlardaki travmatik etkisinin on yıllar sonra da ortaya çıkabileceğini söyledi.

    TSK içinde yuvalanmış bir grup cuntacı, 15 temmuz akşamı darbe girişiminde bulunmuş, savaş uçakları alçak uçuş yaparak TBMM’ye bomba atmış, helikopterler de halkın üzerine ateş açmıştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir televizyon programına cep telefonu üzerinden görüntülü bağlanarak halkı sokağa çağırmasının ardından darbe püskürtülmüş, çıkan olaylarda 237 kişi şehit olmuştu.

    “Bu çok büyük bir travmaydı”

    Darbe girişiminin ardından, kalkışmanın toplum üzerinde bırakabileceği travmatik etkiler ile ilgili İHA muhabirine açıklamalarda bulunan Uzm. Psk. Yetiş, Türkiye’nin çok zor günler geçirdiğini belirterek, darbe girişiminin toplumun tüm kesimlerini öyle veya böyle etkilediğini söyledi. Etkinin kişiden kişiye değiştiğini belirten Uzm. Psk. Yetiş, travmanın huzursuzluk, öfke nöbetleri, yerinde duramama, birden bire korkuya kapılma, mutsuzluk, iştahta azalma ve uyku bozukluğu gibi belirtilerle ortaya çıkabileceğini söyledi. Bu belirtilerin bazı insanlarda geçici olabildiği gibi bazı insanlarda da uzayabildiğini aktaran Uzm. Psk. Yetiş, bu durumu yaşayan vatandaşların destek alması gerektiğini kaydetti.

    “Televizyonda izleyenlerde de travma belirtileri görülebilir”

    15 temmuz akşamında çıkan olaylarda yakınlarını kaybedenlerin olduğunu aktaran Uzm. Dr. Yetiş, “Bazen içinde olan kişinin yaşadığı duygular ile onu dışarıdan haber alanın yaşadığı duygular farklı olabiliyor. Televizyonda izleyen ya da ikinci birinden haber alanlarda bazen hiç farkında olmadan ciddi travma belirtileri ortaya çıkarabiliyor. Travma nesiller boyu taşınan bir şeydir. Bunun örnekleri hem dünyada hem de Türkiye’de çokça var. Bunun nesillere aktarılmaması için travma ile baş etmeyi öğrenmemiz lazım. Bunu mesela yaşayanlar özellikle bu belirtileri yaşadıkları duyguları arkadaşları yakınlarıyla paylaşmaları gerekiyor” diye konuştu.

    “Ciddi çalışma ve araştırmalar yapılmazsa etkileri 15-20 yıl sürebilir”

    Bireysel travmaların nesiller boyu taşındığını belirten Uzm. Psk. Yetiş, şöyle konuştu:

    “Bu toplumsal büyük bir travmaydı, 15 yıl sonra tam olarak nasıl bir şey olur bunu bilmiyorum. Ama şunu biliyoruz eğer ki bu travmayı yaşayanlar hatta tüm ülke bununla ilgili gerçekten ciddi iyi çalışmalar ve araştırmalar yapılmazsa 15-20 yıl daha bunun etkileri sürebiliyor.”

  • Darbe girişiminin çocukların ruh sağlığına etkisi

    Ondokuz Mayıs Üniversitesi(OMÜ) Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Koray Karabekiroğlu, “Asker üniformalı terörizm, polis ile askerin çatışması gibi görüntüler özellikle toplum içindeki temel güven duygusunu zedelemiştir” dedi.

    Darbe girişimin ardından toplumun içinden geçtiği dönemde çocukların ruh sağlığını korumanın yollarını anlatan Prof. Dr. Koray Karabekiroğlu, bir dizi önerilerde bulundu. Prof. Dr. Koray Karabekiroğlu yaptığı açıklamada, “Çok sayıda insanımızın ölümü ve yaralanması ile sonuçlanan darbe girişimi toplumda çok büyük bir duygusal tepki ile karşılanmıştır. Asker üniformalı terörizm, polis ile askerin çatışması gibi görüntüler özellikle toplum içindeki temel güven duygusunu zedelemiştir. Ne yazık ki toplum içi çatışmalar ve güvensizlik ortamı en çok çocuk ve ergenlere zarar veriyor” ifadelerini kullandı.

    “İnsanların diğer insanların gözünde en önemli kredileri dürüstlükleridir”

    Güven duygusunun, çok küçük yaşlarda, sağlıklı bir ebeveyn çocuk ilişkisi ile kazanılabileceğini söyleyen Prof. Dr. Karabekiroğlu, “Hayata ve insanlara karşı güven duygusu ve geleceğe dair umut ve iyimserlik bu güven temeli üzerine oturur. Umut, şimdi de­ğil­se bi­le ge­le­cek­te ge­rek­si­nim­le­rin kar­şı­la­na­ca­ğı­na, is­tek­le­rin ye­ri­ne ge­tiri­le­ce­ği­ne ve do­yu­mun sağ­la­na­ca­ğı­na inan­mak­tır. Toplumu da birbirine bağlayan bu güven duygusu ile ortak ideal bir gelecek umududur. Toplumda güven duygusunun zedelenmemesi için de ‘hukukun üstünlüğü’, ‘adaletin er geç yerini bulacağı’, ‘tehlikeli bireylerin kontrol altında tutulduğu’ vurgulanmalı. Toplum bireyleri arasında ortak değerlerin öne çıkarılması, sağlıklı iletişim ve doğru bilgi kaynaklarının çoğaltılması da toplumu tedavi edici olacaktır. İnsanların, diğer insanların gözünde en önemli kredileri dürüstlükleridir. Dürüstlüğünden, doğru sözlülüğünden emin olduğumuz bir insana daha çok güveniriz. Ancak, sadece bir yalan bile bazen yıllarca tamiri mümkün olmayan güven kaybına yol açar. Diğer bir deyişle, güven ve sevgi yılların emeği ile oluşur, bir anda yıkılabilir. Dürüstlüğü, doğru sözlülüğü asla kaybetmemeye çalışın. En ufak bir yalanımıza şahit olursa hem bize olan güveni zedelenir ve artık sözlerimize daha az önem verir. Hem de bir işi dürüstlükle, netlikle, kararlılıkla çözmek yerine, o da yalancılığı model alabilir” diye konuştu.

    “Ev halkı olarak şiddet ve kan içeren programları çocuğunuzla birlikte izlemeyin”

    Kötü olasılıklar üzerine düşünmekten ya da abartılı senaryolar kurmaktan kaçınılması gerektiğini belirten Karabekiroğlu, “Gerçeklere dayanan, gerçekçi önlemler almak aynı zamanda ruh sağlığınızı da koruyacaktır. Yaşadığınız olayı, duyguları yakınlarınızla konuşmaktan kaçınmayın. Travmatik olaylar sonrasında çocuklarınız aşırı korku, çaresizlik hissedebilir. Çevresinde olup bitenleri algılayamayabilir. Konuşmama ya da duygusal tepkilerinde azalma, donukluk, dalgınlık gözlenebilir. Yalnız kalmaktan, kapalı yerlerden, karanlıktan korkabilir. Uykusuzluk, korkulu rüyalar görme, ani seslerden irkilme olabilir. Anne babadan ayrılamama, altını ıslatma, ısrarcılık ve inatçılık gibi yaşından küçük bir çocukmuş gibi davranabilir. Çocuklarınıza yardımcı olabilmenizin ilk koşulu sizin, duruma hakim, sakin, güven verici, tutarlı bir tutum içinde olmanızdır. Bu olaylar sırasında ve sonrasında yaşadıklarını anlatması yönünde ona destek verin, anlatmaya yüreklendirin. Korku, kızgınlık gibi duygularını ifade etmelerine izin verin. Çok fazla etkilenen, davranış değişiklikleri azalmayıp süren ya da gittikçe artan çocuklarınızı en yakın ruh sağlığı uzmanına mümkünse çocuk ruh sağlığı uzmanına götürün” şeklinde konuştu.