Etiket: Etkileri

  • Hatay’da “15 Temmuz’un Sosyolojik ve Kültürel Etkileri” paneli

    Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Genel Başkanı Musa Kazım Arıcan, “Belki bundan sonra 15 Temmuz’a rahmet okutacak bazı hadiseler de olabilir. O nedenle gerçekten bu coğrafyada çok uyanık olmak zorundayız, birlik, dirlik içinde olmak zorundayız” dedi.

    Mustafa Kemal Üniversitesi Atatürk Konferans Salonu’nda düzenlenen “15 Temmuz’un Sosyolojik ve Kültürel Etkileri” konferansı, Kur’an-ı Kerim okunmasıyla başladı. Ardından İl Müftüsü Hamdi Kavillioğlu, şehitler için dua okudu. Panelde konuşan TYB Genel Başkanı Musa Kazım Arıcan, “Belki bundan sonra 15 Temmuz’a rahmet okutacak bazı hadiseler de olabilir. O nedenle gerçekten bu coğrafyada çok uyanık olmak zorundayız, birlik, dirlik içinde olmak zorundayız” dedi.

    Arıcan, darbe girişiminin bilimsel olarak incelenmesi gerektiğini ifade ederek, “Esasen son 15-20 yılda ülkemizde darbeler dönemi bitti deniliyordu. Ben de böyle inanıyordum. Son geldiğimiz nokta itibarıyla artık bu ülkede darbe sözünü bile ağza almanın hoş olmadığını düşünüyorduk. Bundan sonrası ne olur, bundan sonra nasıl bir durumla karşılaşırız? Esasen bu soruyu sorarak ileriye dönük 10, 20, 50, 100 yıllık projeksiyonlar oluşturmamız gerekiyor” diye konuştu.

    Zor bir coğrafyada yaşanıldığına işaret eden Arıcan, “Bu coğrafyalarda her millet yaşayamaz. Bugünün Avrupalısı, bu coğrafyada yaşamış olsaydı, şu hadiseleri yaşamış olsaydı paranoyak olurdu, kliniklere yatardı belki de. Avrupa’da birkaç patlama olduğunda ortaya çıkan durumu görüyorsunuz. O nedenle küresel akıl, küresel güç, belki de aklımıza gelmeyecek yeni hadiseler peşinde. Bir komplo teorisi oluşturmaya çalışmıyoruz. 15 Temmuz’dan itibaren dahi yaşadığımız birkaç kritik hadise bunu gösteriyor. Belki bundan sonra 15 Temmuz’a rahmet okutacak bazı hadiseler de olabilir. O nedenle gerçekten bu coğrafyada çok uyanık olmak zorundayız, birlik, dirlik içinde olmak zorundayız” dedi.

  • Denizli’de “15 Temmuz Darbesi ve Toplumsal Etkileri” paneli

    Pamukkale Üniversitesi’nde “15 Temmuz Darbesi ve Toplumsal Etkileri” konulu panel düzenlendi. Vali Ahmet Altıparmak ve Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Alper, darbe girişimi gecesi yaşananları ve süreci nasıl yönettiklerini ilk kez anlattı.

    Kongre ve Kültür Merkezinde yapılan panele öğrenciler yoğun ilgi gösterirken, Denizli Valisi Ahmet Altıparmak, Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Alper, Dumlupınar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüseyin İnanç, Pamukkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Araştırma Görevlisi Doç. Dr. Ferhat Ağırman ve Pamukkale Üniversitesi Rektör Danışmanı İbrahim Akman konuşmacı olarak katıldı.

    Panel öncesi genel hatlarıyla yaşanan süreci değerlendiren ve 15 Temmuz gecesi yaşananların çok tartışıldığını belirten moderatör Dumlupınar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüseyin İnanç, bu kalkışmanın darbeden çok iç savaşı andırdığını kaydetti. Yakın tarihte değişen dünya düzeninde Türkiye’nin yeri, dönüm noktası kabul edilen gelişmeler ve bu sürece Osmanlı ve Türkiye’nin dahil edilmemesini, nedenleri ve sonuçlarıyla anlattı.

    Salonun beklediğinden çok daha kalabalık olması nedeniyle konuşmasına hem soru hem de teşekkürle başlayan Vali Ahmet Altıparmak, 15 Temmuz sürecini Vali’den öte yaşamı boyunca Ahmet Altıparmak olarak öğrenciliğinden bu yana yaşadıkları ve izlenimleriyle değerlendireceğini söyledi.

    “Günümüze evirilmiş haçlı seferi”

    12 Eylül’deki plan neyse, 15 Temmuz’da ortaya konmak istenen senaryonun aynı olduğunu ifade eden Vali Altıparmak, “Cumhuriyet Savcıları dava açacaklarsa FETÖ’ye ülkenin en zeki çocuklarını alıp, kendi çıkarları için şahsiyetsizleştirdiği için de dava açmalılar. 12 Eylül’de olduğu gibi amaçları beşeri sermayemizi yok etmek istediler. İster tapınak şövalyeleri deyin, ister illüminati deyin, günümüze evirilmiş bir haçlı seferidir. Bu İngiltere’de yetişmiş, Amerikan genlerine sahip bir Yahudi işidir. Bu burada bitmeyecektir, devam edecektir. Belki oyuncular zamanla değişecek, kurbanları Türk ve Müslüman olacak. Bu yapılanmayı 1980’li yıllardan sonra bu tanıyoruz. Asla fikirlerini beyan etmezler, sadece dinlerler. Nasıl bir talimat aldılarsa kendilerini asla ortaya koymuyorlardı. Ta ki 2010’a kadar. Bu tarihten sonra cesaretlendiler ve konuşmaya başladılar. 90’lı yıllarda bakanlıktayken cemaatten olduğunu bildiğim bir arkadaşım geldi, ‘cemaat ile ilgili çok konuşuyorsun. Ben seni seviyorum, ne söylersen kaydediliyor’ dedi. Mademki inandığınızı söylüyorsunuz, kendi dar çerçeveniz dışında kalan herkesi harcıyorsunuz. Kendinizden olanı her türlü ahlaki kurallardan yoksun olsa da sahipleniyorsunuz. İnandığınızı iddia ettiğiniz dinin gereklerini yerine getirmiyorsanız ya siz sahtekarsınız, ya da dininiz sahte. Böyle bir resim ile karşı karşıyadır, nasıl bir insan diye soruyorduk. Nasıl bir şeytani plan içinde olduklarını gördük” dedi.

    “Bir gün kafatasçı milliyetçi, bir gün Fetullahçı dediler”

    2002 yılında İçişleri Bakanlığı Özel Kalemi’ne atandığından itibaren farklı bir sürecin başladığını anlatan Vali Altıparmak, “Etrafımda anlamadığım bir fırtına kopmaya başladı. Bir anda bize selam verenler farklı bir renge büründüler, bizlerden hummalı gibi kaçmaya başladılar. Fırtına neden o atandı diye sormaya başladılar. Hakkımda ne tür yayınlar varsa bakana götürmeye başladılar. Bir gün kafatasçı milliyetçi oluyorum, bir gün doğudan göçen biri, bir başka gün Fetullahçı oluyorum. Bunlara karşı devlet, devlet olma refleksini çok hızlı göstermesi gerekir. Bu refleksi gösterirken devletin acımasız olması gerekir. Aksi halde bu coğrafyada tutunmamız mümkün değil. Suyun kaynağının özümüzde olduğunu bilmemiz lazım” diye konuştu.

    “Eşimle helalleştim ve çıktım”

    15 Temmuz akşamı bir vali olarak gerekeni yapması gerektiğinin bilincinde olduğunu anlatan Vali Altıparmak, abdestini aldığını, eşi ile helalleştiğini ve akrabalarının yanına gitmesini istediğini ifade etti. Daha sonra valiler için özel ekipler oluşturduklarını ve infaz kararı verdiklerinin görüldüğünü belirten Vali Altıparmak, o gece yaşananları ilk kez paylaştı. Çardak Havaalanı’nda hareketlenme yaşandığını ve bunun için önlemler aldıklarını belirten Vali Altıparmak, Cumhurbaşkanı’nın televizyondan yaptığı konuşmanın da kendilerine umut ve cesaret verdiğini kaydetti.

    “Halk Tugay’a geliyor dedik”

    Meydanlarda halkın toplanmaya başladığını öğrendikten sonra cesaretlerinin daha da arttığını dile getiren Vali Altıparmak, “FETÖ’cü grubun girişimi olduğunu anladık ve bunun başarısız olması için tüm gücümüzü ortaya koymamız gerekiyordu. Bu doğrultuda çalışmaya başladık. Toplanan halkın Tugay’a yürümemesi gerekiyordu, kan akabilirdi. Bunun engellenmesi için ilgililerle temasa geçtik. Aynı anda Tugay’a da bin 5¬20 bin kişinin toplandığını, oraya yöneldiğini, hemen tankları içeri çekmeleri gerektiğini, aksi halde çok kan akacağı tehdidinde bulunduk. Onlar da tankları içeri çektiler. Kalkınmanın içinde olduğuna yüzde 100 emin olduğumuz halde, değilmiş gibi Tugay Komutanı ile görüşmelerimizi sürdürdük, o da hiçbir zaman saygısızlık etmeden sabaha kadar konuştuk” şeklinde konuştu.

    1980 ihtilalini yapanların yargılanmasının önemli olduğunu belirten Denizli Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Alper, yargılanmalarının ardından bir daha bunların olmayacağını tahmin ettiklerini söyledi. Bu süreçlerde hukukun öneminin ortaya çıktığını dile getiren Başsavcı Alper, 1961 Anayasası’nı hazırlayan bir hukukçunun sözlerini paylaştı. Alper, “Hukukçular monarşiye karşı hukuk devletini savunurlar. 1961 Anayasası’nı hazırlayan hocalardan birinin ‘siz bir ihtilal yaptınız, ceza kanunu ihlal ettiniz. Bunun cezası idamdır. Eğer siz bunları asmazsanız, yarın sizi yargılarlar’ diyor. 1980 darbesini gerçekleştirenlerin yargılanarak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmış olması çok önemliydi. Bir daha darbe girişimi olmayacağına inanıyorduk” dedi.

    “Bazıları ekmek almaya gidiyorlardı”

    Darbe girişimini öğrendiği anda lojmandan aşağı indiğini belirten Başsavcı Alper, “Biz bazı meslektaşlarımız ile darbe girişimine karşı ne yapabileceğimizi konuşurken, bazı meslektaşlarımız da ekmek almaya gidiyordu. Günlerce dışarı çıkamayacağız diyordu. Biz ülkemizi düşünüyorduk, onlar farklı düşünüyordu. Zaman içinde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 32 hakim ve cumhuriyet savcısını meslekten ihraç etti. Bu yapıdan olmayan meslektaşlarımızla görev bölümü yaptık, başımıza her şey gelebilirdi, görevlendirmeleri de yaptık. Geri dönmesek de önemli değildi. Bilinçli bir cesaret vardı, öldürülebileceğimi düşünüyordum. Bu doğal bir sonuçtu. Gün gelir bizi demokrasi şehidi olarak, demokrasi mezarlığına gömerlerdi. Denizli halkı ve görev yapanlar bir destan yazdı. Gece yarısı ihtilale karışan subay ve astsubaylar hakkında gözaltı kararı aldım” ifadelerini kullandı.

    “Masumiyet karinesi önemli”

    Bu süreçte masumiyeti ön planda tuttuklarını anlatan Başsavcı Alper, “Karar alma yetkisi olmayan, işlene suça karışmayanları ayrı bir yere koyduk. Buna göre davrandık. Türkiye’de ilk defa olmak üzere iddianameyi hazırladık, mahkemeye sunduk. Kabul ettikleri andan itibaren yargılama başlayacak” diye konuştu.

    Soruşturmayı yalnızca askerler için yapmadıklarını belirten Başsavcı Alper, bu suça karışanlar, bu yapının içinde olanlar ile ilgili de soruşturma yürüttüklerini kaydetti. Alper, “Delil olmadan hiç kimse hakkında işlem yapılmıyor. Hak ve adalet duyguları içinde hareket ediyoruz. Süreci, uzun yıllardır terör çalışmış, görev ve sorumluluklarının farkında olan savcılar yönetiyor” dedi.

    Pamukkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Araştırma Görevlisi Doç. Dr. Ferhat Ağırman ve Pamukkale Üniversitesi Rektör Danışmanı İbrahim Akman da darbe girişimini farklı yönleriyle ele aldı. Konuşmaların ardından panelistlere plaketleri sunuldu.

  • 15 Temmuz’un ekonomiye etkileri ABD’de tartışıldı

    Bahçeşehir Üniversitesi (BAU) bünyesinde kurulan BAU International Washington D.C. Üniversitesi’nde 15 Temmuz başarısız darbe girişiminin Türkiye ekonomisine etkilerinin tartışıldığı panel düzenlendi. Panelde genç Türk iş insanları, Moody’s’in not düşürme kararına en iyi cevabı Türkiye ekonomisini büyüterek vereceklerini söyledi.

    Bahçeşehir Üniversitesi Washington D.C. kampüsünde gerçekleştirilen panelde, 15 Temmuz başarısız darbe girişiminin Türkiye ekonomisine etkileri masaya yatırıldı. Türk iş dünyasından genç iş insanlarının konuşmacı olarak katıldığı panelde, darbe girişimi sonrasında yaşananlarla birlikte uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in Türkiye’nin uzun vadeli kredi notunu yatırım yapılabilir seviyesinin altına indirmesi değerlendirildi. Etkinliği aralarında diplomatlar, akademisyenler, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve iş insanlarının da olduğu geniş bir izleyici kitlesi takip etti. Program, 15 Temmuz gecesi yaşananların dakika dakika anlatıldığı bir belgesel filmin gösterimi ile başladı.

    Moderatörlüğünü Washington D.C. merkezli düşünce kuruluşu Global Policy Institute (GPI) başkanı Paolo von Schirach’ın üstlendiği tartışmada Gayem Group yönetici ortağı Eral Osmanlar, darbe girişimi akşamında yaşananları özetleyerek Türk halkının büyük bir kahramanlık örneği sergilediğini hatırlattı. Osmanlar, “Türkiye, tarihinde tanık olmadığı kadar kanlı bir saldırıyla karşı karşıya kaldı. 242 kişi hayatını kaybetti, iki binden fazla insan yaralandı. Kısa süre içinde anlaşıldı ki bu girişimin arkasındakiler FETÖ örgütüne bağlı ve Türk ordusunun içine yuvalanmış bir gruptan ibaretti. Her geçen gün darbeyi planlayan ve yönetenlerin Pennsylvania bağlantıları daha da açıkça ortaya çıkıyor. Biliyorsunuz ABD ve Türkiye birbirleri için ‘model ortak’ statüsünde. Türkiye’nin ortağından beklentisi ise darbenin elebaşı konumundaki Fethullah Gülen’in Türkiye’ye iadesi için sürecin ivedilikle işletilmesi” diye konuştu.

    Osmanlar sözlerinin devamında “Türkiye’nin demokrasisine kasteden bu suikast girişimi, milletin birliğiyle yenilgiye uğratıldı. Şimdi yapılan ise Türkiye’nin anayasal çerçevede ve insan hakları ile hukukun üstünlüğünü gözeterek bu terör örgütü ile her alanda mücadelesidir” dedi.

    Bahçeşehir Eğitim Kurumları İcra Kurulu Başkanı Hüseyin Yücel, panelde yaptığı konuşmada darbe girişiminin Türkiye ekonomisine olan etkilerini değerlendirdi. Türkiye’nin son yıllarda bölgesinde pek çok sorunla başa çıkmak zorunda kaldığını hatırlatan Yücel, buna rağmen Türkiye ekonomisinde yüzde dörde yaklaşan bir büyüme oranının yakalanmasının önemine değindi. Yücel, eğitim sektöründe her yıl milyonlarca dolar yatırım yapan bir grubun yöneticisi olarak, iyi yetişmiş insan kaynağının bir ekonominin en önemli lokomotif gücü olduğuna inandığına vurgu yaptı ve bu yatırımları artırmak gerektiğine dikkat çekti.

    Geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin uzun vadeli kredi notunu düşürmesiyle gündeme gelen derecelendirme kuruluşu Moody’s’in kararını da yorumlayan Hüseyin Yücel, “Darbe girişiminin üzerinden iki aydan fazla zaman geçmişken Moody’s yaptığı değerlendirmede Türkiye ekonomisinin darbenin şokunu tamamen emdiğini belirtmişti. Ancak bu değerlendirmeden sadece üç gün sonra aynı kuruluş tarafından Türkiye’nin kredi notu düşürüldü. Üç gün içinde kendisiyle çelişen bu iki karara imza atan bir kuruluşun güvenilirliğinden şüphe ediyoruz” dedi.

    ABD’deki mortgage krizinden hemen önce kredi derecelendirme şirketlerinin bu kredilere verdiği notların en üst seviye olan AAA+ olduğunu hatırlatan Yücel, işin aslının böyle olmadığının çok geçmeden anlaşıldığını söyledi. Yücel şöyle devam etti:

    “Soru işareti şudur, darbe girişimi ile elde edilemeyenler, Türkiye’nin ekonomisini zora sokarak mı elde edilmeye çalışılıyor? Türkiye’yi tekrardan sıkıntıya sokma hevesinde olanlar varsa şunu bilmelidirler ki bu çabalar bir kez daha sonuçsuz kalacaktır.”

    Yücel, konuşmasının sonunda Türkiye’nin 2023 hedefinin dünyanın en gelişmiş ilk 10 ekonomisinden biri haline gelmek olduğunu belirterek bunun için gençlere büyük görev düştüğünü söyledi.

    Hüseyin Yücel’den sonra söz alan İstanbul merkezli Bestimage reklam ajansı CEO’su Serdar Şenel, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkileri stratejik iletişim perspektifinden ele aldı. Her iki ülkenin de birbiri için vazgeçilmez önemde olduğunun altını çizen Şenel, iki ülke arasında açık iletişime dayalı, genç düşüncelere güvenen, kültürel ve sosyal alanlarda bilgi paylaşımının artırılmasını amaçlayan, empati kurabilen güçlendirilmiş bir ortaklığın kurulmasının gerekli olduğuna dikkat çekti. Şenel, konuşmasının devamında “ABD ve dünya; Türkiye’de, Suriye’de ve diğer yerlerde olanlara bir film gözüyle bakıyor. Oysa tüm bunlar gerçek. Yüzlerce insan bir darbe girişiminde ölüyor ve bu gerçek. Muhataplarımızdan bizi anlamalarını beklerken, bizim de bu gerçekleri dünyaya doğru şekilde anlatmak görevimiz olmalı.” diye konuştu.

    Etkinliğin sonunda Washington Post gazetesi muhabirinin Fethullah Gülen’in iadesine ilişkin sorusunu yanıtlayan BAU International Washington D.C. Üniversitesi rektörü Sinem Vatanartıran, FETÖ’nün 30 yılı aşkın bir süredir Türkiye’yi ele geçirmek için gizli bir örgütlenme içerisinde olduğunu belirterek “Türkiye’nin demokrasisine, halkına saldıran bu örgütün lideri ABD’de bir malikanede yaşıyor. Ortada açık bir suç var ve biz bu suçlunun iadesini talep ediyoruz” diye konuştu.

    Kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in Türkiye kararı konusundaki görüşlerini dile getiren BAU International MBA programı öğretim üyelerinden Andrew Wyner de, darbenin ekonomiye etkisinin tamamen emildiğini kabul eden Moody’s’in, Türkiye’nin kredi notunu düşürmek yerine aksine yükseltmesi gerektiğini belirtti.

  • Dr. Gülten Tan: “Beyin felci kalıcıdır ama etkileri iyileştirilebilir”

    Halk arasında beyin felci olarak bilinen Serebral Palsi çocukluk çağının en sık görülen özürlülük nedenleri arasında yer alıyor. Beyin hasarına bağlı olarak gelişen, aktivite kısıtlamaları, duruş bozuklukları, iletişimsel ve davranışsal problemlere neden olan bu hastalığın sürekli doktor takibinde olması gerekiyor.

    Medical Park İzmir Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Gülten Tan, Serebral Palsi’nin beyin hasarı nedeniyle ortaya çıktığını ve bu beyin hasarının, gebelik öncesi ve gebelik boyunca veya doğum sonrası dönemde olabildiğini kaydetti. Tan, “Serebral felç tanısı koymak zordur ve klinik muayene ile hasta takip edilir; MR görüntülenmeden faydalanılır. Tanı koymak için 2 yaşına kadar beklemek tercih edilir. Serebral Palsi de vücudun tümü veya belli bir bölgesi tutulabilir” dedi.

    “Nöbetler yaşanabilir”

    Uzman Dr. Gülten Tan, “Serebral Palsi’de sıklıkla görme, işitme, yeme ve konuşma bozuklukları ile öğrenme güçlüğü, kişilik ve davranış problemleri görülür. Tedavinin amacı çocuğun yaşamsal fonksiyonlarının maksimum hale getirmek ve oluşabilecek komplikasyonları önlemektir” diye konuştu.

    “Yaşam boyu etkiler”

    Medical Park İzmir Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Gülten Tan şunları söyledi:

    “Serebral Palsi çocuğu yaşam boyu etkilemektedir. Beyindeki zarar kötüleşmez, fakat çocuk büyüdükçe hastalığın etkileri daha fark edilir hale gelir. Ailenin tedavinin aktif bir katılımcısı olması, tedavi başarısının en önemli bölümünü oluşturur. Hastanın hareket gelişimini hızlandırmak, Becerisini arttırma, Kendine bakım ve oyun oynamada bağımsız olmasını sağlamak, konuşma terapisi, gerekiyorsa uygun yardımcı cihaz planlanması ile hastaya uygun spor dalı planlanması gibi uygulamaları kapsamaktadır.”

  • Kayapa Katı Atık Tesisi’nin etkileri meclis üyelerine anlatıldı

    Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Kayapa’da yapılması planlanan Kayapa Katı Atık Geri Kazanım ve Bertaraf Tesisi ile ilgili Nilüfer Belediyesi Meclisi üyelerine çağrıda bulunarak, “Bu tesisin Kayapa’da yapılmaması konusunda meclis üyelerinin tamamının tek ses olarak tavır almasını bekliyoruz” dedi.

    Nilüfer Belediye Meclisi temmuz ayı olağan toplantısı yapıldı. Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in başkanlığında yapılan meclis toplantısında gündeme geçilmeden önce çevrecilerin ve bölge halkının büyük tepkisine yol açan Kayapa Katı Atık Geri Kazanım ve Bertaraf Tesisi ile ilgili bilgilendirme yapıldı. Kayapa Çöp Depolama ve Yakma Tesisi’ne Hayır Platformu, Çevre ve Kırsal Alan Komisyonu’nun davetiyle tesisin yeri, sağlığa etkileri, çevreye vereceği zarar gibi konularda meclis üyelerine sunum yaptı. Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından Nilüfer’in Kayapa Mahallesi’nde yapılmak istenen Kayapa Katı Atık Geri Kazanım ve Bertaraf Tesisi’nin yer seçimi ile ilgili Ziraat Mühendisi Ertuğrul Aksoy sunum gerçekleştirdi. Aksoy, “Su Kirliliği kontrol yönetmeliğine göre Hasanağa ve Kayapa barajları korunmuş olsaydı, bu tesis ya da bu alanların 25 bin ölçekli, 100 bin ölçekli planlarda, 1/5000 ölçeklerinde de yapılamaması gerekiyordu. Çünkü yakın koruma ve uzun koruma mesafelerinde getirilen kısıtlamalar yakma tesislerinin bu alanlarda yapılmamasını içeriyor. Depolama yönetmeliğinin 19. maddesi uyarınca orta mesafe ve uzun mesafelerde de bu tür tesislerin yapılması engellenmiş durumda. Aynı zamanda düzenli depolama, tesis sınırlanın yerleşim alanları ve yerleşme yerlerinin seçimiyle ilgili yönetmelikte ‘Çevresel etki değerlendirme sürecinin tamamlanmasının ardından, seçilen alanlar ilgili planlara işlenir’ der. Burada dikkate alınmayan kanunlar, yönetmelikler, koruma unsurları var. Herhangi bir çevre etki değerlendirme süreci işlemeden bu alanlar planlara işlendi” dedi. Aksoy, yapılması planlanan tesisin halk sağlığı, çevre sağlığı ve çevresindeki su kaynakları açısından risk taşıdığını kaydetti.

    Halk Sağlığı Uzmanı Doç. Dr. Alpaslan Türkkan da tesisin sağlığa etkilerinden bahsetti. Hastalıkların yüzde 80’inin nedeninin çevresel faktörler olduğunu söyleyen Türkkan, atık yakma tesislerinin, çocukluk çağı kanserleri, lösemiler, yumuşak doku hastalıkları, karaciğer, ve mide başta olmak üzere tüm kanser türlerinin nedeni olduğunun bilimsel olarak kanıtlandığını kaydetti. Doç. Dr. Türkkan, Dünya Sağlık Örgütü’nün 2013 yılında hava kirliliğinin kansere yol açtığını kabul ettiğinin de altını çizdi.

    Türkkan, “Bir şeyi yakarsanız bu her şekilde sağlığı etkiler. Bir şeyi yakarak enerji üretirseniz ya da yok etmeye çalışırsanız, sonuçta bir şey elde ediyorsunuz, kömür ya da atık olabilir. Onu yakıyorsunuz bir tesiste ve elektrik elde ediyorsunuz. Elektrik ürettik diye övünüyorsunuz ama bir yandan da insanlar ölüyor. Dünya Sağlık Örgütü diyor ki; ‘1 tere vat elektrik ürettiğinizde 25 ile 33 kişiyi öldürmüş oluyorsunuz’ Bütün zararlarından arındırılmış teknoloji diye bir şey yok” dedi.

    Osmangazi ilçesinden 11 muhtarın, tesisin Kayapa’da yapılması yönünde yaptıkları açıklamanın utanç verici olduğuna dikkat çeken Türkkan, “Kendilerini uzak zanneden Osmangazi’deki 11 muhtar şunun farkında değil: Kurtulacak birileri varsa belki de Kayapalılar. Çünkü o toz hemen Kayapa’ya çökmeyecek, daha uzağa gitmesi kolay. Hiç kimse kendini bu zarardan ayrı kabul etmesin, herkes o teknenin içinde” şeklinde konuştu.

    Türkiye’de belediyelerin çöplerin sadece yüzde 1’ini dönüştürdüğüne dikkat çeken Türkkan, “İnsan olduğumuzu hatırlamaya ihtiyacımız var. Bursa’da havayı kirleten ne varsa önlemeli ve kirletici etmenlere de engel olmalıyız” dedi.

    TMMOB Kimya Mühendisleri Bursa Şubesi Başkanı Ali Uluşahin de yapılması istenen tesisin yol açacağı sonuçları kimya mühendisliği meslek ilkeleri açısından değerlendirdi.

    Uluşahin, “Bu tesis nerede yapılırsa yapılsın eğer bu metotlarla yapılacaksa sonuç değişmeyecek” dedi.

    Son 30-40 yılda kanser vakalarının hızla arttığına dikkat çeken Ali Uluşahin, atık meselesinin acilen çözülmesi gerektiğini aksi takdirde kanser hastalıklarının daha da vahim duruma geleceğini söyledi. Atıkların depolanması veya yakılmasının doğru çözümler olmadığını söyleyen Uluşahin, Kayapa Katı Atık Geri Kazanım ve Bertaraf Tesisi’nin

    sağlığa ve çevreye vereceği zararların yanı sıra küresel ısınmaya da etkisi olacağını belirtti.

    “Biz kurtulalım, yakalım derken, dünya artık atığı en ucuz hammadde olarak görüyor” diyen Ali Uluşahin, “Atığı kaynağında minimize edersiniz, yeniden kullanıma teşvik edersiniz, sonra biyolojik yöntemlerle enerji kazanımı elde edersiniz. Ama Kayapa’da hayata geçirilmek istenen senaryolardan birinde 5 bin 700 ton belediye atığının 3 bin tonunun yakılması öngörülüyor. Bunun için de 650 ton yakıt kullanılacak. 650 ton yakıt işin içerisine girdiğinde bir termik santralden farkı kalmıyor. Bu senaryoda toplam atığın yüzde 53’ünün yakılması planlıyor. Almanya’da bu rakam yüzde 9,9. Bu senaryolardan hangisini seçerse seçsinler hangi yeri seçerlerse seçsinler, Kayapa’da da olsa Kestel’de de olsa fark etmez kimya mühendisliği bilimi ‘Yapamazsınız’ diyor” diye kaydetti.

    DOĞADER Başkanı Murat Demir de Kayapa Çöp Depolama ve Yakma Tesisi’ne Hayır Platformu’nun çalışmaları hakkında Nilüfer Belediyesi Meclis Üyeleri’ne bilgi verdi. Siyasi bir platform olmadıklarının altını çizen Demir, meclis üyelerine “Bu haklı mücadelemizde sizleri de yanımızda görmek istiyoruz. Bizimle birlikte bu olumsuz karara dur deyin” diyerek çağrıda bulundu.

    Kayapa Çöp Depolama ve Yakma Tesisi’ne Hayır Platformu üyelerine yaptıkları bilgilendirme için teşekkür eden Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey de yer seçiminin ne kadar yanlış olduğunun bilimsel verilerle ortaya konulduğunu söyledi. Bozbey, “Bu tesisin Kayapa’da yapılmaması konusunda Nilüfer Belediye Meclisi Üyeleri’nin tamamının tek ses olarak tavır almasını bekliyoruz. Bunu parti ayırmaksızın söylüyorum. Çevre ne siyaset yaptırır ne de siyasetin izinden gider. Çevre insanları katleder. Biz insanız, insan olarak değerlendirip bilimsel veriler ışığında bu olaya dur demek ve durdurmak zorundayız” dedi.

    Yetkililerce ÇED sürecinin henüz sonuçlanmadığının söylendiğine dikkat çeken Bozbey, “Bu işin komedi kısmı. Böyle bir şey olmamalı, bilimsel veriler ortada. Bursa en kirli kentlerden bir tanesi. Kirletmeye de kirlettirmeye de siyasilerin ya da yöneticilerin neden olduğunu açıkça söylemek istiyorum. Bu kirlilikten tüm yöneticiler sorumludur. Bursa’da son 10 yılda geri dönüşüm tam olarak yapılabilseydi şuanda mevcut deponi sahası 10-12 yıl daha ihtiyacı karşılardı” dedi.

    Geri dönüşüm konusunda bir tek Nilüfer Belediyesi’nin çaba gösterdiğini söyleyen Başkan Bozbey, “Ben öncelikle kent yöneticilerinin çevre kirleticiliği boyutunda bir araya gelerek bilimsel verilerle, bilim insanlarının yol göstericiliğinde bu sorunlara çözüm bulmasını istiyorum” dedi.

    Kayapa Katı Atık Geri Kazanım ve Bertaraf Tesisi ile ilgili yapılan bilgilendirmenin ardından Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Vietnamlı sanatçı Van Hoang Huynh tarafından yapılan ve Konak Kültürevi önünde sergilenen “Özgür olmak” isimli heykele yönelik saldırıları kınadı.