Etiket: Etkileri

  • Çanakkale Zaferinin Dünyadaki toplumlara etkileri konuşuldu

    Adıyaman Üniversitesi Kültürel Hazineler Topluluğu tarafından 18 Mart Çanakkale Zaferinin 103. yıl dönümü etkinlikleri çerçevesinde “18 Mart Çanakkale Zaferinin Dünya Toplumuna Etkileri” adlı konferans düzenlendi.

    Üniversitenin Merkez Külliyesi M. Vehbi Koç Konferans Salonunda Eğitim Fakültesi Temel Eğitim Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Murat Gökhan Dalyan ve Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Dr. Salhadin Gök tarafından verildi.

    Konferansta konuşan Eğitim Fakültesi Temel Eğitim Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Murat Gökhan Dalyan, Çanakkale Zaferinin uluslararası topluma ve siyasete büyük etkisi olduğunu belirtti.

    Dalyan, “Çanakkale büyük bir kıyımdır. Çeliğe karşı etin, kurşuna karşı bedenin karşı koyduğu bir kıyımdır. İngiliz, Fransız ve Rusların evlerindeki hesap çarşıya uymamıştır. Tam teçhiz askerleriyle Çanakkale’yi geçeceklerini sandılar. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Çanakkale’nin ardından birçok toplum etkilenmiştir. Yeni Zelanda ve Avustralya’da milli bilinç ortaya çıkmıştır. Yahudiler dünya piyasasında ismini duyurdu. Sömürgelerde bağımsızlık anlayışı gelişmiştir. Rusya’da iç savaş çıkmış, açlık boy göstermeye başlamıştır. Bolşevik rejimi hakim olmaya başladıktan sonra da insanlar mezarlıklardan çıkardıkları cesetleri yemeye başlamıştır. Çin’deki komünizm hareketlerinin ardından 38 milyon insan öldürüldü. Güney Kore ve Kuzey Kore düşman oldu. AB’de komünizme karşı dindarlık çalışmaları başlatıldı. Şunu belirtmek isterim ki Çanakkale Zaferi bu milletin kanıyla yazdığı bir destandır” dedi.

    Konferansta konuşan Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Dr. Salhadin Gök ise Çanakkale Zaferindeki yüksek ruh ve imanın etkisinden bahsetti.

    Konferansın sonunda Üniversitenin öğrencilerinden Kültürel Hazineler Topluluğu üyesi Fadima Şahinoğlu “Atiyi Karanlık Görerek Azmi Bırakmak”, Sümeyra Güneş ise “Çanakkale Şehitlerine” adlı şiiri okurken konuşmacılara Üniversite Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Seyit Temir tarafından adlarına dikilmiş birer fidan sertifikası takdim edildi.

  • Periodontal hastalıkların insan vücuduna etkileri

    Hayatın her anında dikkat edilmesi gereken ağız ve diş sağlığının her geçen gün daha da önem kazandığını belirten uzmanlar, ağız hijyeni için yapılması gerekenlerin aksatılması halinde bakterilerin ağızda kolayca üreme imkanı bularak diş çürüklerini arttırabileceğini, hatta pek çok farklı sorunu da beraberinde getirebileceğini söyledi.

    Zayıf ağız sağlığının sadece diş kayıplarına sebep olmadığını, aynı zamanda kalbi olumsuz etkilediğine dikkat çeken uzmanlar, periodontal hastalıklar denilen diş ve diş eti iltihabi hastalıklarının kalp hastalıkları ile arasında sıkı bir ilişkinin bilimsel olarak kanıtlandığını söyledi. Kişilerin tercih ettiği yaşam biçimleri ile mevcut hastalıkları arasındaki ilişkiye dikkat çeken Diş Hekimi Şiar Atmaca, vücutta bulunan gram negatif bakteri sayısı ne kadar az ise hastalık risklerinin de o kadar az olduğunu belirtti. Diş Hekimi Şiar Atmaca, “Diş ve kalp sağlığı üzerinde rol oynayan bakteriler birbiriyle ilişkilidir ve kişilerin yaşam biçimlerinden etkilenir. Diş eti hastalığı olan insanlar genellikle kötü sağlık alışkanlıklarına sahiptir. Sigara ve alkol kullanımı, kötü beslenme alışkanlığı, hareketsiz bir yaşam ve diş eti hastalığı kalp rahatsızlığının en güçlü tetikçileridir. Ayrıca, diş eti hastalığı olan birçok insanda diyabet hastalığı da görülür. Bu da kalp hastalıklarında bir başka güçlü risk faktörüdür” diye konuştu.

    Ağız içi enfeksiyonların dolaşım sistemi yoluyla vücuda yayılabileceğini belirten Atmaca, basit yöntemler ile önlenebilecek sorunun kalp krizi ve felç gelişimine dahi sebep olabilecek kronik iltihaplanmalara kadar ciddi boyutlara ulaşabileceğini vurguladı. Şiar Atmaca, “Periodontal hastalıklar diş eti ve dişleri destekleyen diğer dokuları etkileyen iltihabi hastalıklardır. Diş eti iltihabı diş etinde kızarıklık, şişlik, ağız ve diş temizliği esnasında kanama, diş eti üzerinde beyaz lekelenmeler ile kendini gösterir. Tedavisine dişler üzerindeki plak ve diş taşının uzaklaştırılması ile başlıyoruz. Bu dönem içerisinde önereceğimiz şekilde kişide etkin ağız, diş bakımı ve temizliğini gerçekleştirerek bizimle işbirliği yaparsa diş etinde iltihaba sebep olan bakterilerin uzaklaştırılması kolaylıkla çözümlenir” dedi.

    Diş eti hastalığını önleyerek kalp rahatsızlığı riskinin azaltılabileceğine dikkat çeken Atmaca, “Ağız ve diş sağlığı konusunda bebeklik döneminden başlayıp düzenli olarak diş hekimi kontrolünü aksatmamak ve yılda en az iki kez olmak üzere devam etmek büyük önem taşımaktadır. Ancak bu sayede ciddi diş ve diş eti hastalıkları erken dönemde teşhis edilebilir. Kontrollerin yanı sıra bireyin tüm yaşamı boyunca sağlıklı bir ağız-diş sağlığına sahip olabilmesi için, hekimi ile iş birliği yaparak ağız diş bakımına özen göstermeli, ağız bakımını öğretildiği şekilde doğru ve sürekli olarak uygulaması da önem arz eder” şeklinde konuştu.

  • Erken ergenliğin olumsuz etkileri ve tedavisi

    Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Boyraz, erken ergenliğin çocuklar üzerinde olumsuz etkileri ve tedavisi hakkında bilgiler verdi.

    Çocuklarda ergenlik sürecinin yakından takip edilmesi gerekiyor. Ergenlik, çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemi olarak tanımlanan ‘ergenlik’ süreci biraz sancılı olabiliyor. Hormonlar devreye giriyor, çocuklarda fiziksel bir takım değişiklikler meydana geliyor, vücutlarında ve psikolojilerinde değişiklikler oluyor. Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Boyraz, erken ergenliğin olumsuz etkileri ve tedavisi hakkında bilgiler paylaştı.

    Erken ergenliğin boy kısalığına neden olduğunu belirten Doç. Dr. Boyraz, “Genetik ve çevresel faktörler, beslenme, katkı maddeli yiyecekler, aşırı kilo alma vb. bunların hepsi erken ergenliği tetikleyen faktörlerdir. Ergenliğe zamanından önce giren çocuklar psikolojik sorun yaşıyor. Ergenlik süreci, kızlarda 8, erkeklerde 9 yaş civarında başlıyor. Erken ergenlik için 8 yaş baz olarak kabul ediliyor. 6-8 yaş arasındaki kız çocuklarında meme gelişimi yakınmasıyla anne-babalar başvuruyor” dedi.

    “Erken ergenlik tedavisinde geç kalınmamalı’’

    Erken ergenlik tanısı koyabilmek için bazı testlerin yapılması gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Boyraz, “Hormonlarına bakıyoruz, gerekirse uyarı testi dediğimiz bir takım hormonal uyarı testleri yapıyoruz, kemik yaşına bakıyoruz, ultrasonla rahim ve yumurtalıklarına bakıyoruz. Eğer bunların sonucu erken ergenliği düşündürmüyorsa hastayı belirli aralıklarla takibe alıyoruz. Meme gelişiminden sonra adet görene kadar belli bir süre geçmesi lazım. Çok hızlı gelişmesi de bir sorundur. Normal şartlarda meme gelişimi başladıktan 2,5 – 3 yıl sonra adet görme başlıyor. Adet yaşının minimum 12 olması gerekiyor diyebiliriz. Erken adet görme de erken ergenlik göstergesidir. Erken ergenliğin yanı sıra bir de hızlanmış ergenlik olarak adlandırdığımız bir durum var. Burada da meme gelişiminin hemen ardından ya da kısa bir süre sonrasında adet görmeye başlanıyor. Ailelerin çocuklardaki gelişimi çok dikkatle izlemeleri gerekiyor. Geç kalındığında tedavi versek bile bir faydası olamıyor. Burada kemik yaşı da önem taşıyor. Erkeklerde de testis boyutları ölçülüyor. 2,5 cm ya da özel ölçüm aletiyle ölçtüğümüzde 4 cc üzerine çıktığı zaman ergenliğe girdiğini kabul ediyoruz. Testisin 20 – 25 cc’ye kadar çıkması gereken bir zaman var, bu da 3 – 4 yıl gibi bir süredir. Erkeklerde eğer ergenlik saptanırsa altından mutlaka bir hastalık çıkabiliyor. Ancak kızlarda yüzde 85’inde nedenini bilemiyoruz. Genetik ve çevresel faktörler, beslenme, katkı maddeli yiyecekler, aşırı kilo alma vb. bunların hepsi erken ergenliği tetikleyen şeyler” şeklinde konuştu.

    “Anne-baba boyunu topla, 13 ekle, 13 çıkar”

    Erken ergenliğin yüzde 80-85’inin tam olarak nedeninin bilinmediğini söyleyen Doç. Dr. Boyraz, “Beslenme en önemli faktörlerden birisidir. Yediklerimizde bulunan katkı maddeleri, kullanılan tarım ilaçları, kullandığımız plastik ürünler ve içerdikleri maddeler en önemli etkenler diyebiliriz. Mümkün olduğunca doğal beslenmek, kilolu olmamak, spor yapmak erken ergenliği önlemede birer faktördür. Yüzde 10-15’inin nedeni beyin tümörleri, böbrek üstü bezi tümörleri olabilir. Bunlar çok çok nadir görülmektedir. Boyumuzun kaderini belirleyen kemik yaşımız ve anne-baba boyudur. Kendi yaşımıza göre kemik yaşımız ileriyse boy bir noktadan sonra daha uzamaz. Kemik yaşının ilerlemesine sebep, erken ergenliktir. Östrojen ve testosteron hormonları ilerlemeye sebep oluyor. Tedavide bunun önüne geçmeye çalışıyoruz. Kemik yaşına göre çocukların ilerideki boylarını hesaplayabiliyoruz. Buna öngörülen boy diyoruz. Örneğin, çocuk 10 yaşında, kemik yaşı 12 ise bunun olması gereken boyu hesaplayabiliyoruz. Kemik yaşı ne kadar ileriyse ilerleyen zamandaki boy kazancı o kadar düşük oluyor. O yüzden kemik yaşı direkt boyla ilişkilidir. Anne ve babanın boy ortalaması da boyu belirleyen bir diğer faktördür. Erkeklerde anne ve babanın boyunu toplayıp 13 ekleyip ikiye bölüyoruz, kızlarda da 13 çıkartıp ikiye bölüyoruz. Bu bize hedef boyumuzu veriyor” açıklamalarında bulundu.

    “Erken ergenlik çocukların psikolojisini bozuyor”

    Erken ergenliğin en önemli etkisi, ileriki yaşlarda oluşacak boy kısalığı ve psikolojik faktörler olarak vurgulanıyor. Çok küçük yaşta, çocuksuyken adet görmeye başlayan kız çocuğunun psikolojisinin bozulabildiğini anlatan Doç. Dr. Boyraz, “Aileler ve çocuk bir anda panikleyebiliyor. Erken ergenlik konusunda anne ve babaların çok dikkatli olmaları ve hızlıca doktora başvurmaları özellikle boy kısalığı açısından çok önemlidir. Çünkü geç kalındığı takdirde boy uzaması için yapabileceğimiz hiçbir şey kalmıyor. Ergenlik, 8 yaşından önce başlamışsa, meme gelişimi ve kıllanma varsa, yaptığımız testler uygun çıkıyorsa ve kemik yaşı çok ilerlememişse bu hasta tedaviye uygun ideal hastadır. Kemik yaşı, kendi yaşını 6 ay veya 1 yıldan fazla geçmemesi gerekiyor. Tedavideki amacımız çocuğun kemiklerini ilerletmemektir. Bu tedaviyle ortalama 5-6 cm boy kazancımız olabiliyor. Kemik yaşının 10 yaşı geçmemesi gerekiyor. Tedaviye gelecek olursak, GnRH hormonunu baskılayan bir hormon veriyoruz. GnRH analoğu dediğimiz ilaç iğne şeklinde, kas içine 28 günde bir hastanın yaşı 12’ye gelene kadar yapılmaktadır. Aylık tedavileri tercih ediyoruz. Hastaları üç ayda bir kontrol ediyoruz. İğneden sonra hormon testleri yaparak ilacın işe yarayıp yaramadığını kontrol ediyoruz. Bu tedaviden sonra memede küçülme ve yok olma, kıllanmada durma, kemik yaşının ilerlemesinde durma gözlemliyoruz. Boy da yine olması gereken şekilde, yılda 5-6 cm şeklinde uzuyor. Boyun da çok hızlı ilerlemesini istemiyoruz çünkü kemiklerin de hızlı gelişmesi anlamına geliyor. Tedavide amaç çocukları normal fizyolojiye getirmektir” diye konuştu.

    “Ergenlik tedavisi ilaçlarının yan etkisi yok”

    Tedavinin 11,5-12 yaşına kadar devam ettiğini ve tedavi bittikten sonra en geç bir yıl içinde hormonların normal seviyelerine geldiğini söyleyen Doç. Dr. Boyraz, “Dünyada 20 yıldır bu tedaviler kullanılıyor. Çocuklarda çoğu zaman iyi tolere edilen ilaçlar, yan etkisi hemen hemen yok. SGK bu tedaviyi karşılıyor, bunun için bir rapor gerekiyor. Tedaviyi uyguladığımız çocukların yüzde 90’ında olumlu sonuçlar alıyoruz. Aileler mutlaka çocuklarınızı kontrol ve takip edin. Eğer erken bir gelişim görüyorsanız mutlaka uzmana başvurun. Yaz tatili çocukların büyüme ve gelişmesi için çok güzel dönemlerdir. Çocuklarınızı mümkün olduğunca doğal besleyin, sağlıklı alışkanlıklar edinmesine, spor yapmasına olanak sağlayın” ifadelerini kullandı.

  • “Boşanmanın çocuklar üzerindeki etkileri azaltılmalı”

    Uzman Psikolog Elif Erzen Uçurum, aile içindeki tüm gerginlik ve sıkıntının, yaşı kaç yaşında olursa olsun çocuk tarafından hissedildiğini belirterek, “Bu kısmın net bir şekilde bilincinde olup çocuklara doğru, sağlıklı ve güven veren gelecek yaşantısından bahsedilmesi önem taşıyor” dedi.

    Dört Mevsim Psikoloji ve Danışmanlık Merkezinden Uzman Psikolog Elif Erzen Uçurum, boşanma sürecinde ebeveynlerin destek almasının önemi, boşanmanın çocuklar üzerindeki etkilerinin azaltılması ve boşanma süreci çocuklara doğru anlatılması konusunda açıklama yaptı. Psikolog Uçurum, evliliğin partnerli bir dans olarak düşünülüp, bu dans esnasında çeşitli sebeplerle ritmi, uyumu kaybetme durumunda boşanma kararının eşlerden biri ya da her ikisi tarafından alınabildiğini belirtti.

    Psikolog Uçurum, boşanmaların temel nedenleri arasında hayatın getirdiği sorun ve sorumluluklara karşı çiftlerin birlikte hareket edememesi ve bu sıkıntılarla başa edememe duygusunun öne çıktığını söyledi.

    Boşanma süreciyle ilgili en önemli noktalardan birisinin, boşanma ile anne babalık rolünün değil, eş olma rolünün sona ermesi olduğunun altını çizen Psikolog Uçurum, “Aile içindeki tüm gerginlik ve sıkıntı, yaşı kaç yaşında olursa olsun çocuk tarafından hissediliyor. Bu kısmın net bir şekilde bilincinde olup çocuklara doğru, sağlıklı ve güven veren gelecek yaşantısından bahsedilmesi önem taşıyor. Bazen ilişkideki yetişkinler kendi öfke ve kaygılarının esiri olup çocukları süreçte çok fazla yoruyor. Özellikle eğer ebeveynler çocuğu taraf tutma gibi hiç de uygun olmayan bir duruma soktuklarında sürecin olumsuz etkileri daha da büyüyor. Bu çocukların derinden etkilendikleri ve toparlamakta zorluk çektikleri alan olabiliyor. Çoğu kez boşanma planlanarak verilen bir karar olsa da her iki tarafı da duygusal olarak etkiliyor. Kişilerin duygularını, öfkelerini, kaygılarını açık bir şekilde birbiriyle konuşmaktan korkmaması ve istedikleri sonuçtan emin olmaları gerekiyor. Bu aşamada yetişkinlerin önce kendilerine ve sonra boşanma sürecindeki partnerine şefkatli ve saygılı olması sürece olağanüstü destek olacak. Ayrıca böyle bir tabloya maruz kalan çocuk içinde anne babanın ayrılığıyla ilgili gelen güvensizlik duygusu yerini daha keyifli duygulara bırakacak” açıklamalarında bulundu.

    “Boşanma sürecinde ebeveynlerin destek alması önemli”

    Psikolog Elif Erzen Uçurum, boşanma sürecinde ebeveynlerin aile, sosyal ve arkadaş çevrelerinden destek almaları önem taşıdığını belirterek şunları söyledi: “Değişen koşulları kabul etmek, uyum sağlamaya çalışmak çok kolay bir süreç değildir. Bu dönemde yaşanılan ve yaşanılacak belirsizliklerin, yeni adaptasyonların mümkün olduğunca çabuk kabullenilmesi önemlidir. Boşanma ile ilgili hissedilen duygular çocukla paylaşılabilir fakat çocuğun yaşına, yetişkinleri ilgilendiren detayların içine girmeden, içinde bulunduğu duygu durumuna dikkat edilmelidir. Ancak bu tartışmalar hiç olmuyormuş gibi davranmak da anlamsızdır, çünkü aile dengesindeki en ufak bir değişiklik çocuk tarafından hissedilir ve temel güven duygusunun sarsılmasına neden olur. Ayrıca ebeveynler çocuğun bu durumla ilgili duygularını ifade etmesine izin vermeli ve destek olmalıdır. Gelecekle ilgili ebeveynler çoğu zaman çocuğa vaatlerde bulunurken ilişki kısmının en önemlisi de duygu kısmını yeteri kadar ve sağlıklı şekilde doldurulmasına dikkat edilmelidir. Anne babalar, bu dönemde yaşadıkları sıkıntılarla baş etmek için sağlıklı yollar (yeni bir iş, aile desteği, gerekirse profesyonel yardım) bulmalıdır”.

  • Avrupa krizinin turizme etkileri

    Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği (POYD) Başkanı Hakan Duran, Ukrayna’dan Türkiye’ye kimlik kartıyla seyahat imkanının Antalya turizmini son derece olumlu etkileyeceğini belirterek, “Şu şartlarda şahsi inancım 1,5 milyon Ukraynalı turisti rahat buluruz, 2 milyonu zorlarız” dedi. Sıcak ilişkilerin yaşandığı Rusya’dan da yüzde 90 oranında ciddi bir artış beklediğini ifade eden Duran, bu artıştaki sebebin iki ülke arasında yapılan anlaşmaların yanı sıra Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in tatil mesajı olduğuna işaret etti.

    Geçtiğimiz günlerde Türkiye ile Rusya arasında ticaret ve hizmetlerin artırılmasına yönelik atılan imzaların ardından, dün de Türkiye-Ukrayna arasında gerçekleşen pasaportsuz kimlikle seyahat anlaşması, Rus ve Ukraynalı turistlerde ciddi bir artış göstereceğinin sinyalini verdi. Anlaşmalar sonrası Rus ve Ukraynalı turistlerde yüzde yüze varan bir artışın gerçekleşebileceğini kaydeden POYD Başkanı Hakan Duran, bu gelişmenin son iki aydır yüzde 60 oranında düşüş gerçekleştiren Alman ve Hollanda açığını fazlasıyla kapatacağını kaydetti.

    “Ukrayna ile 2 milyonu zorlarız diye düşünüyorum”

    Kötü geçirilen 2016 turizminde Ukrayna’nın parlayan yıldız olduğunu ifade eden POYD Başkanı Duran, buna rağmen 1 milyon 60 bin Ukraynalı turistin Türkiye’ye geldiğine dikkat çekerek, yapılan vize anlaşmasının son derece yerinde bir karar olduğunu söyledi. Anlaşma sonrası ciddi bir artış gerçekleşeceğini kaydeden Duran, “Pasaportsuz kimlikle girilme konusu uzun zamandır konuşuluyordu. Sayın Dışişleri Bakanımızın zaten bu konuda ciddi bir çalışma içerisindeydi. İşin doğrusu bu bizim bir beklentimizdi. Çünkü kaybedeceğimiz pazarlar karşısında bir yerlerde de kazanmamız gerekiyordu. 2016’nın daha üzerinde bir seviyede geçirmemiz gerektiğine inanıyoruz. Bunun da en önemli kapılarından birisi Ukrayna. Şu şartlarda şahsi inancım 1,5 milyonu rahat buluruz, 2 milyonu zorlarız diye düşünüyorum. Her ne kadar ekonomileri rahat olmasa da, bizim şu anda sunduğumuz paketler, verdiğimiz hizmet, bu her şey dahil sistemi, Türkiye’ye gelişi tetikleyecektir” dedi.

    Almanya ve Hollanda’da yüzde 50-60 kayıp

    2017 yılının ilk iki ayında Türkiye’ye gelen Alman ve Hollandalı turistlerin düşüş içerisinde olduğunu belirten Duran, “Şu anda hem Almanya hem de Hollanda ile bir siyasi olumsuzluk var. Bugün Avusturya da bu gruba katıldı. Türkiye hakkında değişik söylemler içerisindeler. Bu pazarlarda ciddi bir kaybımız olacağı gözüküyor zaten. Almanya pazarında bizim için önemli bir dönem olan Ocak-Şubat döneminde yüzde 50 kaybımız var. Hollanda pazarında yine ilk iki ayda yüzde 63 kaybımız var. Bunlar zaten bazı göstergeler. Bence bu siyasi istikrarsızlıktan kaynaklanıyor. Bir müddetten sonra düzene girecek inancındayım. Bunların hepsi tamamen seçim dönemlerinde gerçekleştirilen olaylar ve alet ediliyoruz. Biz hep diyoruz ki turizm dostluğu getirir, barışı getirir. Onun için de biz turizmciler kendi işimizi yapacağız Biz siyaseti bilmeyiz, oraya karışmayız” diye konuştu.

    “Putin’in tatil mesajı pozitif yansıyacak”

    Ukrayna’da ciddi bir pasaport sorununun olduğunu kaydeden Duran, yapılan anlaşma neticesinde büyük bir sorunun halledildiğine dikkat çekti. Aynı anlaşmanın Rusya ile yapılması gerektiğini vurgulayan Duran, “Rusya’da da pasaport konusunda sorun var. Az sayıda pasaport var. Son gelişmeler içerisinde zaten Rusya’yla iyice yakınlaşmalar oldu. Yakında bu konu da çözülecektir. Karşılıklı vize problemleri çözülecektir. Onun için de Rusya’ya da ciddi bir artış olacaktır. Geçen sene 400 bin 500 bin Rus Antalya’ya geldi, bu sene 2,5 milyon, Türkiye geneli 3,5 milyon diyordum ama Sayın Putin’in, ‘Ben Türkiye’de tatil yaptım, hakikaten çok memnun kaldım, Türk hükümeti güvenlik konusunda elinden gelenin en iyisini yapıyor’ demesi bile aslında bizim için çok pozitif şeyler. Şu anda bile bu işin yine 2014 rakamlarını zorlayacağını gösteriyor. İnşallah bu görüşler ve sıcak ilişkiler devam eder. Ve biz yine 4-5 milyonları görürüz diye ümit ediyoruz” ifadelerini kaydetti.

    “Yüzde 50 Almanya-Hollanda kaybı yaşansa bile artı 1,5 milyonu buluruz”

    Son olarak Alman ve Hollandalı turistlerdeki düşüşle ilgili rakamlar veren Duran, düşüşün yüzde 50 gibi bir oranla devam etmesi halinde bile Türkiye’ye gelecek Rus ve Ukraynalı turistlerle bu açığın kapanacağını hatta Antalya’nın sezonu 1,5 milyon artıda kapatacağını söyledi. Duran, “Geçen sene Antalya’da 350 bin bir kayıpla Hollandalı ağırlamışız. Bu sene ne olur, hadi diyelim hakikaten yüzde 50-60’lar devam etsin 150 bin Hollandalı gelir, yani orada bir 200 bin kaybımız olur. Geçen sene Almanya’dan Antalya’da 2,5 milyon bir ağırlama yapmışız. Geçen sene yüzde 30 kayıp yaşamıştık, yüzde 40 diyelim ona ortalama 1 milyon da oradan kayıp olur. Şöyle global baktığımız zaman da 1,2 milyon sadece Almanya ve Hollanda’da kaybımız var. En kötümserle gideyim, 500 bin Ukrayna’dan gelir, Rusya ile ilişkilerimiz 2,5-3’lerden bahsediyoruz. Geçen sene 6,5 milyon turist ağırladığımız Antalya’ya 8 milyon dememin sebebi bu. Bir de bunun üzerine BDT ülkelerini koyun, İsrail pazarı iyi geliyor, İsrail pazarında da yüzde 60-70’lerde artıyla geliyor. Bunların hepsini bir araya koyarsanız biz çok rahat artı 1,5 milyonu buluruz. Yani 2016’dan bir kalem daha iyi oluruz. Ama hala 2014’lerin rakamına ulaşmamız için zaman gerekiyor” diye konuştu.