Etiket: ‘Etik

  • Etik Liderler Maltepe Üniversitesinde Yetişecek

    Etik farkındalığı gençlerden başlayarak topluma yayma amacı güden Etik Değerler Merkezi Derneği (EDMER), Maltepe Üniversitesi’nde öğrencilere özel ELA (Etik Liderlik Akademisi) adında bir sertifika programı başlatıyor. Mart ayı içinde başlayacak 10 haftalık program etik değerlere sahip genç liderler yetiştirmeyi amaçlıyor.

    Sertifika programı hakkında bilgi veren Etik Değerler Merkezi Kurucu Başkanı Bülent Şenver, “Türkiye’nin her alanda ve her konuda genç etik liderlere ihtiyacı var. EDMER olarak genç etik liderlerin yetişmesine katkıda bulunmak amacıyla daha önce farklı üniversitelerde açtığımız bu sertifika programının bu yıl beşincisini Maltepe Üniversitesinde düzenlemekten mutluluk duyuyoruz” dedi.

    Ders saatleri dışında yürütülecek akademik programda gençlere Türkiye’nin önde gelen iş adamları ve akademisyenleri tarafından gelecekte etik değerlere sahip birer lider olabilmeleri konusunda seminerler verilecek. Akademik program sonrasında 40 ELA öğrencisi mezun olacak. EDMER mezun ettiği ELA öğrencilerine iş dünyasında da ayrıcalık sağlanması konusunda çalışmalar yürütüyor.

  • Didimli Esnaflar ’İş Ahlakı Ve Etik’ Konusunda Bilgilendirildi

    Didim Ticaret Odası, Güney Ege Kalkınma Ajansı’ndan aldığı destekle odaya üye esnaflar ile çalışanlara yönelik düzenlediği müşteri memnuniyeti eğitimlerine başladı.

    Didim Ticaret Odasının GEKA destekli olarak 3 ana başlıkta düzenleyeceği, Müşteri memnuniyeti eğitimleri başladı. İlçede odaya üye esnaflar ile çalışanlarına yönelik eğitimlerin ilki Ticaret Odası Toplantı salonunda verilmeye başlandı. Eğitimler kapsamında Eğitimci Besim Ogelman tarafından “Etik ve İş ahlakı” ile “Pazarlama ve satış teknikleri” konusunda eğitimler verildi.

    20 Şubat Cumartesi günü saat 09:30’daki ilk eğitime Ticaret Odası Başkanı Şaban Üstündağ, Ziraat Odası Başkanı Bahattin Gökdemir, Ticaret Odası Meclis Üyesi Veysel Ece ile 40’a yakın oda üyesi ve çalışanları katıldı. Eğitimler Denizli’deki özel bir eğitim firmasında görevli Eğitimci-Danışma Besim Ögelman tarafından verildi. Etik kelimesinin ahlakla aynı olduğunu ve bu topraklarda daha önce bunun var olduğunu belirten Ögelman “Geçmişte bu topraklarda Yoncalık kültür vardı. Bu kültürde ahlaklı mal satmak ve ahlaklı davranma önemliydi. İşte etik ve ahlaklı olmak burada başlıyor. Toplumda bir kereden bir şey olmak mantığı var ama bu yanlış. Bir kişi bir yerde ayrılırken mutlu ise 4 kişiye, mutsuz ise 16 kişiye bunu iletiyor. Kandırılma duygusu buna neden oluyor. Etik iyi-kötü, güzel-çirkin gibi içimizde beslediğimiz şeyler. Ahlaklı olup olmamak bizim tercihimiz. Etik olup kanunu olmayan, kanuni olup etik olmayan hem etik hem de kanuni olmayan durumlar var mı? Var; Etik olmayanları ne yapıyoruz. Kılıf uyduruyoruz.” dedi.

    4 ana başlıkta sürecek eğitimler kapsamında 27 Şubat Cumartesi 12.30- 17.00 İç Ve Dış Müşteri Memnuniyeti, 28 Şubat Pazar 12.30- 17.00 Müşteri İlişkileri Yönetimi eğitimleri verilecek. 4 ana başlıkta 3 gün sürecek 20 saatlik eğitim yapılacak.

  • Doç. Dr. Öztürk: “Her Doktor Ya Da Uzman Mesleki Etik Kapsamında Kendi İşini Yapmalı”

    Diyetisyen Doç. Dr. Barış Öztürk, “Her doktor ya da uzman mesleki etik kapsamında kendi işini yapmalı” dedi.

    Sağlık, beslenme, teknoloji, güvenlik, eğitim gibi toplumsal gereksinimlerin her toplumda bu hizmetleri sunacak meslekleri gerektirdiğini belirten Doç. Dr. Barış Öztürk, “Mesleğimiz toplumsal gereksinimlerden doğmuştur ve gereksinimler ölçüsünde her geçen gün yeni meslekler ortaya çıkmaktadır. Sağlık, beslenme, teknoloji, güvenlik, eğitim gibi toplumsal gereksinimler her toplumda bu hizmetleri sunacak meslekleri gerektirmektedir. Meslek icra eden kişinin sadece kendi doyumu için değil, aynı zamanda toplumun yararı için yaptığı bir uğraştır. Bir hekim mesleğini sadece hizmetinin karşılığında aldığı para için değil, insanlara sağlıklarını kazandırmak için de yapar. Örneğin bir öğretmen okuma yazma öğretmenin ve insan yetiştirmenin mutluluğunu hayat boyu hisseder” diye konuştu.

    Günümüzde sağlıklı yaşam kavramının ve sağlığa bakış açısının hastalıkların tedavisi odaklı değil, hastalıkların önlenmesi odaklı olarak gelişimini sürdürdüğünü anlatan Diyetisyen Doç. Dr. Barış Öztürk, “İnsanlar artık uzun bir yaşam sürmenin yanında kaliteli yaşamak için mücadele etmekte, sağlıklı olmanın yanında güzel bir görünüme sahip olmak için her yolu denemektedirler. Bu ihtiyaçlara paralel olarak sağlık mesleklerinin sayısı her geçen gün artış göstermekte ve yeni çıkan sağlık meslekleri için yeni yasalar geliştirilerek mesleki tanımlamalar yapılmaktadır. İnsan tedavisinde ekip çalışmasının önemi tüm dünyada vurgulanmaya devam etmekte hekimlik mesleğinde uzmanlık dalları hatta yan dal uzmanlıklarının sayısı her geçen gün artmakta ve tıbbi uygulamalardaki karar ve yetki mekanizması tek merkezli olmaktan çıkmaktadır. Gelişmiş ülkelere paralel olarak ülkemizde de sağlık meslekleri arasındaki çalışma disiplini hekim merkezli olmaktan çıkarak tüm sağlık profesyonellerinin etkin olduğu ve söz sahibi olduğu, yetki karmaşasından arınarak maksimum fayda elde etmeye yönelik bir yapıya dönüşmektedir. Teknikerlik düzeyindeki sağlık mesleklerinde de aynı şekilde sağlık teknikeri kavramı ortadan kalkarak yerini anestezi teknikeri, diyaliz teknikeri, patoloji teknikeri, ağız ve diş sağlığı teknikeri gibi çok sayıdaki yeni mesleklere bırakmakta ve branşlaşma her geçen gün artış göstermektedir” dedi.

    Sağlık mesleklerindeki branşlaşmanın sağlık hizmetlerinin kalitesini arttırdığını ve tıbbi hataları azalttığını söyleyen Doç. Dr. Öztürk, “Sağlıklı yaşamın önemli bir bileşeni olan beslenme ve diyetetik konusunun popülaritesi son günlerde giderek artmakta ve bu popülarite ticari kaygıları da beraberinde getirmektedir. Ülkemizde beslenme ve diyetetik konusunda kimin yetkili olduğu, beslenme danışmanlığı ve tıbbi beslenme tedavisini kimin uygulayacağına açıklık getiren bir yasa ve yönetmelik olmasına rağmen konunun çekiciliğine kapılan başka meslek mensupları da bu konuda konuşmayı kendilerine hak görmekte ve hatta çeşitli basın organlarında ’bu diyetisyenin işi değil’ gibi söylemlerde bulunmaktadırlar. Bu meslek grupları arasında kardiyolog, aile hekimleri, kalp-damar cerrahları, biyokimya uzmanları, endokrinologlar, kimyagerler, beden eğitim öğretmenleri, hemşireler, fizik mühendisleri ve hatta lise mezunları, estetisyenler saymakla bitmez. Amacım hiçbir meslek grubunu karalamak ya da eleştirmek değil. Altını çizmek istediğim husus, nasıl ki bir diyetisyenin kalp hastalığında ilaç tedavisi vermesi, bu konuda yazı yazması, basına demeç vermesi yanlışsa, kardiyoloğun da beslenme konuşması yanlıştır. Tıp hekimlerinin meslekleri ile ilgili olduğu için zaman zaman bazı genel beslenme bilgisi vermeleri normal karşılanabilir fakat beslenme konusunda spesifik bilgiler vermek kesinlikle diyetisyenliğin alanına girmektedir. Aksi takdirde topluma sunulan yanlış bilgiler toplum tarafından denenmekte ve gereğinden fazla yağ tüketimi, protein tüketimi, karbonhidrat tüketiminin neden olduğu insülin direnci, metabolik sendrom ile kalp damar hastalıklarının, diyabetin, obezitenin yayılmasına sebep olmaktadır. Diyetisyenliğin mesleki eğitimi her meslekte olduğu gibi spesifik konuları içermekte ve bu konuda eğitim almayan kişilerin bu konuda konuşmaları halk sağlığı açısından kısa ve uzun vadede sakıncalar doğurmaktadır. Diyetisyenlik mesleki eğitimi temel biyolojik ve tıp eğitiminin yanında Nutrisyonel biyokimya, beslenme antropometrisi, besin kimyası, beslenme epidemiyolojisi, besin mikrobiyolojisi, tıbbi beslenme tedavisi, çocuk hastalıklarında beslenme, halk sağlığı gibi başlıca dersleri ve bu derslerle ilgili laboratuvar, klinik, saha ve hastane uygulamalarını kapsamaktadır. Tıp fakültesi müfredatlarında beslenme konusunda tek bir ders bile bulunmamaktadır. Diğer mesleklerin eğitiminde ise bu veya benzeri derslerin okutulmadığı bilinmektedir. Buna rağmen neden bu konuda bazı meslek mensuplarının konuşmakta ve hatta tedavi vermekte, profesyonel hizmet sunmakta ısrar ettiği tartışmalı bir konudur. Aslında tartışmalı demek bile yanlış. Yukarıda bahsettiğim konu sadece diyetisyenlik mesleği için de geçerli değildir. Diğer meslek grupları da bu olumsuzlukları yaşamakta ve mücadeleyi sürdürmektedir. Ben de bir diyetisyen ve diyetisyen yetiştiren bir öğretim üyesi olarak kendi mesleğimde yaşadığım sıkıntıları dile getirmek istedim. Sonuç olarak ’herkes kendi işini yapmalı’ mesajı ile tüm topluma ulaşmasını diliyorum” ifadelerini kaydetti.

  • GTÜ’de “Sporda Etik Davranışlar” Konulu Söyleşi Düzenlendi

    FIFA kokartlı hakem Mustafa Emre Eyisoy, “Sporda Etik Davranışlar” konulu söyleşide Gebze Teknik Üniversitesi’nde öğrencilerle buluştu.

    Kocaeli’nin Çayırova ilçesinde bulunan Gebze Teknik Üniversitesi’nin İşletme Fakültesi konferans salonunda FIFA kokartlı hakem Mustafa Emre Eyisoy’un katılımıyla “Sporda Etik Davranışlar” konulu bir söyleşiye düzenlendi. Söyleşiye akademisyenler ve çok sayıda öğrenci katıldı.

    Hakem Deniz Çoban’ın Kasımpaşa – Çaykur Rizespor maçı içerisinde yaptığı hatalardan dolayı özür dilemesi ile ilgili konuşan FIFA kokartlı hakem Mustafa Emre Eyisoy, “Bugün kamuoyu tarafından son derece makul kabul edilen bir davranıştan bahsediyoruz. Hata yapmış birinin hatasını kabul etmesi, kabul ettiği hatanın sonucunda da bu görevi yapmakta kendinde yeterli gücü bulamadığını ifade etmesi, aslında son derece insani son derece duygusal bir durum. Ancak biz bunu hakem koltuğundan değerlendirdiğimizde maalesef aynı fikirde değiliz. Bazı meslekler vardır duygularınızdan sıyrılarak bu meslekleri yapmak zorundasınızdır; doktorluk, hakimlik gibi. Hakemlik de aslında böyle. Hiçbir hakimin verdiği karardan sonra bunun yanlışlığına inanarak meslekten el çekmesi mümkün değildir. Dahası bu kararı alan bir hakimin diğer meslektaşlarını da bağlayıcılığı ortaya çıkacaktır” dedi.

    “34 HAFTA VAR TÜRKİYE SÜPER LİGİ’NDE 22 TANE HAKEM VAR”

    “Her hafta bir hakem kaybedersek Türkiye Süper Ligi tamamlanamaz” diyen Eyisoy, “Deniz Çoban bunu yaptı ve sadece bir hafta sonrasında yine Türkiye Süper Ligi’nde yapılmış bir hakem hatası nedeniyle bir kulübün başkanı ‘Geçen hafta bir hakem istifa etti, bu hafta da bir hakemden aynı davranışı yapmasını bekliyoruz’ dedi. Ortalama her hafta bir hakem kaybedersek Türkiye Süper Ligi’ni tamamlayamayız. 34 hafta, 22 tane de hakem var Süper Lig’de” şeklinde konuştu.

    Trabzonspor – Gaziantepspor maçında müsabakayı yöneten hakemlerin bir süre stadyumdan çıkamaması ile ilgili bir soruya cevap veren Eyisoy, “Bize verilmiş kurallar çerçevesinde olayı anında raporlamak ve üst mercilere intikal ettirmekle görevliyiz. Ama bunun devamında verilmiş olan bir ceza var. Federasyon yönetim kurulu üyesinin dahi disiplin cezası aldığı bir süreç tamamlandı. Böyle bir olgunun disiplin cezasından öte kamuoyu cezasının aslında tartışılıyor olması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    “TEŞVİK PRİMİNİ ETİK KAPSAMININ DIŞINDA KALDIĞINI DÜŞÜNÜYORUM”

    Teşvik primi ile ilgili bir soruya da cevap veren Mustafa Emre Eyisoy, “Futbolda gri alan dediğimiz noktanın en üstündeki başlık teşvik primidir. Şike, şiddet ve bununla ilgili durumlarla ilgili aslında hiç kimsenin bir tartışması yok. Teşvik pirimi zaten performansı ortaya koymak zorunda olan bir kişinin yine performans ortaya koyması için çalıştırılan bir mekanizma olduğu düşüncesiyle savunulmakta. Ben burada ancak kişisel görüşümü ifade edebilirim. Çünkü literatür buna bir tanımlama yapmış değil. Bence teşvik primi normal şartlarda bu ödemeyi yapacak tarafın, normal şartlarda yapmayacağı bir ödemeyi, sadece kişisel veya takımsal menfaatini temin için bütçesinden ayırdığı bir ödenek olduğu için ben bunu etik kapsamının dışında kaldığını düşünüyorum” dedi.

    Söyleşinin ardından program plaket takdimi ve toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.

  • Mersin’de Medyada Şeffaflık Ve Etik Masaya Yatırıldı

    Mersin’de düzenlenen ‘Medya-Şeffaflık ve Etik’ paneline basın özgürlüğü ve tutuklu gazeteciler damga vurdu. ÇHD Genel Başkanı Ahmet Abakay, içeridekilerin dışarıdakilerden daha güvende olduğu bir algı süreci yaşandığını söylerken, gazeteci Nedim Şener ise Türkiye’de medya-siyaset ilişkisinin çok ciddi bir sorun olduğunu belirtti.

    Mersin’de yayın yapan Kanal 33 Televizyonu’nun yürütmekte olduğu AB Sivil Toplu Diyaloğu ‘Avrupa-Türkiye Medya İşbirliği’ projesi kapsamında Mersin Gazeteciler Cemiyeti’nin desteğiyle Toros Üniversitesi’nde ‘Medya-Şeffaflık ve Etik’ paneli düzenlendi. Türk basının içinde bulunduğu durum, gazetecilerin hakları, basın özgürlüğü ve tutuklu gazeteciler, medyada şeffaflık ve etik konularının masaya yatırıldığı panele konuşmacı olarak Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇHD) Genel Başkanı Ahmet Abakay, Gazeteci Nedim Şener ve Kıbrıs Gazeteciler Cemiyeti Onursal Başkanı Mehmet Cemal Akay katıldı. Panelin moderatörlüğünü Adnan Özdemir yaptı.

    Panelde, basın özgürlüğü konusunda iktidarı eleştiren bir konuşma yapan ÇHD Genel Başkanı Abakay, bugün cezaevlerinde 29 gazeteci olduğunu söyledi. Dün Nedim Şener’in, bugün ise Can Dündar ve Erdem Gül’ün içeride olduğuna dikkat çeken Abakay, Türkiye’de muhalif olmanın zor olduğunu vurguladı. İçeridekilerin dışarıdakilerden daha güvende olduğu bir algı süreci yaşandığını belirten Abakay, “Tahir Elçi’nin eşi, ‘Eşim cezaevinde olsaydı şu anda öldürülmeyecekti’ demişti. Can Dündar’ın oğlu da geçenlerde, ’Babam cezaevinde tutuklu ama can güvenliği var’ dedi. İçeride olanların dışarıda olanlardan çok daha güvende olduğu bir algının bulunduğu süreci yaşıyoruz. Türkiye’de gazeteciler görevlerini yapamıyor” dedi.

    Kıbrıs Gazeteciler Cemiyeti Onursal Başkanı Akay da Türkiye’deki gazeteciliğin içinde bulunduğu durumun üzücü olduğunu kaydetti. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC), dünya özgür basın listesinde ilk sıralarda yer aldığını vurgulayan Akay, KKTC’de en son 20 yıl önce bir gazetecinin hapse girdiğini, onu da meclisten çıkarılan özel bir yasayla çıkardıklarını anlattı.

    “TÜRKİYE’DE MEDYA-SİYASET İLİŞKİSİ ÇOK CİDDİ BİR SORUN”

    Gazeteci Nedim Şener ise gazetecinin haberin gerçek olup olmadığına, halkı ilgilendirip ilgilendirmediğine bakarak haber yaptığını söyledi. Sadece gerçeğin peşinde olanların gazetecilik yaptığını savunan Şener, tutuklanan gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül’ün de tam olarak bunu yaptıklarını ifade etti. İçeride başka tutuklu gazeteciler de bulunduğunu aktaran Şener, bunların arasında ‘cemaatin operatörleri’ olarak nitelediği kişilerin de bulunduğunu, Dündar ve Gül ile aralarında benzerlik kurulduğunu belirterek, “Ancak aradaki fark şu; bahsettiğimiz kişiler gazetecilik yapıyor ama devletin içindeki bir çetenin elemanları aslında. Her yere uzanıyorlar. Bunların yaptığı ile Can Dündar’ın yaptığı arasında fark var. Can, ortada olan bir gerçek vardı ve bunu yayınladı, kenara çekildi. Ötekiler proje geliştiriyor. Sizin hakkınızda algı yaratıyor, bunlar ihbara dönüşüyor, ihbar dosyaya dönüşüyor, sonra gözaltına alınıyorsunuz. Yazdığı baştaki yalanı savcının iddianamesi de böyle çıktı diye sunuyor, haber yapıyor. Bizim başımıza gelen buydu” diye konuştu.

    Gazeteciliğin zenginleşme mesleği olmadığının altını çizen Şener, ancak Türkiye’de çok ciddi zenginleşme, statü atlama ve elitler arasına katılma mesleği olarak görüldüğüne dikkat çekti. Uluslararası Şeffaflık Derneği’nin 3 bin 60 kişiyle yaptığı bir araştırmanın bazı sonuçlarını da aktaran Şener, buna göre Türkiye’de yolsuzluğun ana nedenleri arasında siyaset-medya ilişkisinin ilk 4 içinde yer aldığını söyledi. Araştırmaya katılanların yüzde 30’unun medyada yolsuzluk olduğunu belirttiğini aktaran Şener, ayrıca medyanın Türkiye’de en az güvenilen kurumlar arasında çıktığını ifade etti. Medya-siyaset ilişkisinin çok ciddi bir sorun olduğunu ve medyaya güven sorunu bulunduğunu dile getiren Şener, bir gazetecinin ilkeli durma, denge kurma ve araştırmayı, objektif olmayla taçlandırması gerektiğini de sözlerine ekledi.