Etiket: ERÜ’lü

  • ERÜ’lü Akademisyenler “4 Ekim Hayvanları Koruma Günü” Dolayısıyla Kamera Karşısına Geçti

    Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Veteriner Fakültesi’nde görevli 23 Öğretim Elemanı, “4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü” nedeniyle kamera karşısına geçti.

    Ülkemizde hayvanlara yapılan eziyetlere kayıtsız kalmayan akademisyenler, hayvan haklarına dikkat çekmek amacıyla İletişim Fakültesi Kampüs TV stüdyolarında ‘kamu spotu’ hazırladı. 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun 23 maddesini kamera karşısında dile getirdi.

    Projede, 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Gününü anlamlı kılmak, toplumsal duyarlılık ve sorumluluk bilincini oluşturmak için hayata geçirilen projede yer alan akademisyenler, dünyada hayvanların sağlıklı bir şekilde yaşamaları için istekte bulunurken, herkesi bu konuda vicdani ve hukuki görevlerini yerine getirmeye davet etti.

  • ERÜ’lü akademisyen 10 yıldır Türk dünyası ülkelerini geziyor

    Erciyes Üniversitesi Okutmanı Süleyman Aydın, 10 yıldan bu yana Türk dünyası ülkelerini ve Türklerin yaşadığı coğrafyaları geziyor. “Bizim için Amerika neyse Asya’daki Türk soyları için de Türkiye o” diyen Aydın, neredeyse bir kültür elçisi.

    Asya’yı ve atalarının kökenlerini merak ettiği için bu yola çıktığını söyleyen Okt. Süleyman Aydın, ilk gezisini 2008 yılında Kazakistan’a yaptığını ifade etti. Sonra Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Moğolistan ve Sibirya’ya kadar gittiğini belirten Okt. Aydın, gitmediği tek Türk dünyası ülkesinin Azerbaycan olduğunu dile getirdi. Amacının turistik bir geziden ziyade oralardaki yaşam şeklini ve hayat tarzını keşfetmek olduğunu kaydeden Okt. Aydın’ın söyleşisinden detaylar şöyle:

    “Asya çok keşfedilmemiş bir coğrafya”

    “Bu yolculuğa Asya’yı merak ettiğim için başladım. Çünkü dünyada en keşfedilmemiş coğrafya Asya. Amerika’da, Avrupa’da keşfedecek bir yer kalmadı, Afrika’nın her tarafına girildi. Ancak Asya kültür, hayat tarzı, inanış olarak tam keşfedilmemiş bir bölge. Dünyada moda olan ‘new age’ (yeni tarz, yeni anlayış) akımının yeni merkezi de Asya. İkincisi de köklerimize inmek arzusu. Biz ait olduğumuz milleti, milliyeti oldukça seviyoruz dolayısıyla atalarımızın sadece geldiği değil; yaşadığı coğrafyaları görmek, hayat tarzını keşfetmek açısından Asya’yı tercih ediyorum.”

    “Amacım oralardaki hayat tarzını keşfetmek”

    “Bu tür gezilerde mutlaka yerel halkın arasında olmaya çalışıyorum. Zaten bu coğrafyalarda oralardan birileri yanınızda bulunmuyorsa size açılmaları kolay olmuyor. Bizimkisi bir şehri baştan başa gezmek ya da turistik yerleri keşfetmek şeklinde bir gezi değil; hayat tarzını, yaşama şeklini keşfetmeye çalışmak. Bunun için de mutlaka oralardan birilerinden yardım alıyoruz.”

    “Asya’yı yeterince tanımıyoruz”

    “Oralarda gördüklerimden dolayı hayal kırıklığına uğramadım ama çok tanımadığımızı ve tanıdığımız ölçüde daha çok sevebileceğimizi gördüm. Örneğin Asya kültürü dendiğinde at üstünde gezen insanları düşünürüz hep ama Asya’nın kendine mahsus bir felsefesi, bir yaşayış şekli, bir inanç sistemi var. Örneğin Türkiye’deki insanların Asya’daki Gök Tanrı dinini, Şamanizm algılarının eksik ve yanlış olduğunu anladım.”

    “Şekli değişse de öz kültür ortak”

    “Bunlardan başka şekli değişse bile hepsinde misafirperverlik kültürünün aynı olduğunu söyleyebilirim. Aynı şekilde yine şekli değişse de büyüğe saygı kültürü devam ediyor. Mesela bizdeki el öpme geleneği pek çok yerde yok ama büyüğe saygı başka şekillerde tüm Asya coğrafyasında var. Bunun dışında mutfak kültürleri çok ortak; ete ve tahıl ürünlerine dayalı bir mutfak kültürü hakim.”

    “Kazakistan’da kültürel izlerin en canlı kaldığı coğrafya”

    “Gezdiğim coğrafyalarda kültürel izlerin en canlı tutulduğu yer Kazakistan’dı. Orada böyle bir devlet politikası da var. Sonra Kırgızistan geliyor. Ama tabi Özbekistan ve Türkmenistan’da durumlar biraz farklı değerlendirilmeli. Oralarda geçmişte dış politikada yapılan bazı yanlışlarımız bu kardeş toplumları bizden uzak tuttu. Ama inanıyoruz ki bunlar düzelecek. Nitekim bugünlerde iyi haberler alıyoruz; mesela Özbekistan geçen günlerde vize uygulamasını kaldırdı.”

    “Türk dünyası Türkiye Türklerine karşı daha temkinli”

    “Türkiye’yi büyük ve muazzam bir ülke olarak görüyorlar. Sibirya’dan Kırgızistan’a, Moğolistan’ın herhangi bir köyüne gittiğinizde de insanların bu şekilde düşündüğünü görüyorsunuz. Orada yetişen her gencin hayalinde de Türkiye’ye gitmek, Türkiye’ye yerleşmek, Türkiye’de okumak var. Bizim için Amerika neyse Asya’daki Türk soyları için de Türkiye aynı. Bu düşüncenin bir ayağı romantizme, bir ayağı tarihi gerçekliklere, bir ayağı da kültüre dayanıyor. Ama üzücü olan şu ki, onlardan Türkiye’ye gelenlerin gördükleri ya da Türkiye’den gidenlerin bireysel yanlışları ya da dış politikada atılan bazı hatalı adımlar bu bakış açısını olumsuz etkilemiş. 1990’lı yıllarda Türkiye’den giden herkesi evinde misafir eden aileler şimdi gidenleri daha temkinli değerlendiriyor. Çünkü buradan eline bir çanta kapan orada iş adamıyım diye insanları dolandırmış.”

    “Onların ayrı birer devlet olduğunu kabullenmeliyiz”

    “İlkinde romantik bir duyguyla yola çıktım; yani okuduğum kitaplardan, izlediklerimden, duyduklarımdan edindiğim bazı fikirler vardı. Ama yaşadıklarımız ve gördüklerimiz romantizmin yerini gerçekliğe bırakmasına neden oldu. O gerçekler de sosyal ve siyasal gerçekler. Mesela her şeyden önce bunların ayrı birer devlet olduğunu kabul etmek gerekiyor. İkincisi, herkesi Türkiye’de anladığımız anlamda Türk yapma zorunluluğundan vazgeçeceksiniz. Adam Yakut ya da ‘Ben Kazağım’ diyor. Bunları sağlıklı değerlendirmemiz ve bunun olabilirliğini görmemiz gerekiyor. Esasın, kök birlikteliği olduğunu görüp onların kişilik ve kimliğini kabul ederek ortak hareket tarzlarının geliştirilmesi gerektiğini bilmek gerekiyor.”

    400 civarında obje

    “Bu seyahatleri yaparken kendiliğinden bir başka hobi de gelişti. Gittiğim yerlerden objeler toplamaya başladım. Seyahatlerimiz uçakla olduğu için sınırlı sayıda eşya taşıyabiliyoruz ama 400 civarında kıyafetten enstrümana, bibloya kadar pek çok obje birikti. Türkiye’deki hayat tarzımızda henüz kişisel sergi imkanımız olmadığı için bunlar şimdilik sandıklarda ya da kutularda duruyor. Belki gelecekte bir kişisel sergi açma imkanımız da olur.”

    “Gayri resmi elçiyim”

    “Gezilerin sonunda nereye varacağımı soranlar oluyor. Mutlu bir insan olacağım, az şey mi… Ama şu da var, önemli bir misyonu üstlendiğimin farkındayım. Biz, toplumlar arasında gayri resmi elçilik yapıyoruz.”

  • (Özel Haber) Erü’lü öğrenciler ‘sevgi izi’ ile engellilere umut oluyor

    Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi öğrencileri, Gazeteci Müge Anlı’nın başlattığı ‘sevgi izi’ projesini, ücretsiz uygulayarak engelli ailelerine umut oluyor.

    Gazeteci Müge Anlı’nın, engellilerin kaybolmasını engellemek amacıyla, bir kodun kollarına dövme yapılmasından oluşan ‘sevgi izi’ projesini, sosyal sorumluluk dersi projesi kapsamında Kayseri’de ücretsiz olarak uygulayan 6 öğrenci, engelli aileleri için umut oldu.

    İki aydan bu yana yaklaşık 200 engellinin koluna ‘sevgi izi’ dövmesi yapılmasını sağlayan öğrenciler adına konuşan ERÜ havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi 3’üncü sınıf öğrencisi Dila Şahin, “Aslında bu projeye sosyal sorumluluk dersi kapsamında başladık ama zamanla bizim için proje olmaktan çıktı. ZİÇEV’in de katkısı ile beklediğimizden fazla engelliye ulaştık. Araştırmalarımız sonucunda da Tabu Dövme ile tanıştık. Onlar da dövmenin ücretsiz yapılması konusunda bize yardımcı oluyor. Bunun yanı sıra bazı sponsorlar da bulduk” dedi. Dila Şahin, dövmenin caiz olmadığı düşünüldüğü için kabul ettirmede zaman zaman sıkıntı yaşadıklarını dile getirdi.

    “Artık oğlum kaybolmayacak”

    24 yaşındaki oğlu engelli olan Hasan Dağ da, projeyi televizyondan gördüğünü, daha sonra arayış içine girdiklerini kaydetti. ERÜ öğrencilerinin, arayışları esnasında kendilerine ulaştığını söyleyen Hasan Dağ, “Benim engelli bir oğlum var. Sokağa bıraktığımız zaman aklımızı onda kalıyor, kaybolursa ne olur diye çok düşünürdüm. Zaman zaman oğlumu Umre’ye de götürdüm, orada da çok büyük tedirginlikler yaşamıştım. Türkiye’de de Suudi Arabistan’da kaybettik oğlumu ama bundan sonra bu kod sayesinde kaybolsa da bize ulaşacaklar. Çok takdire şayan bir proje, çünkü bizim çocuklarımızın kaybolma ihtimali çok yüksek, bundan dolayı vesile olan arkadaşlara çok teşekkür ediyoruz” diye konuştu.

    Engelli aileleri, Kayseri’de Kaseria Alışveriş Merkezinin alt katındaki Tabu Dövme’ye gelerek, çocuklarına ya da yakınlarına ‘sevgi izi’ dövmesini ücretsiz olarak yaptırabilecek.

    Sevgi İzi nedir?

    Kaybolma ihtimali yüksek olan kişilerin koluna “Sevgi İzi”ni belirten bir rakam işleniyor. Bu rakamla www.benibuldular.com’a kayıt yaptırılıyor. Kişi kaybolduğunda kolundaki bu Sevgi İzi’ni görenlerin bu siteye bildirmeleri halinde yakınlarına hemen ulaşılması sağlanıyor.

  • (Özel Haber) ERÜ’lü öğretim üyesi soğuk siyah çaya sağlıklı alternatifler üretti

    Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Çam, siyah soğuk çaya alternatif olarak sağlıklı ve tedavi edici özelliği olan naneli, adaçaylı ve ıhlamurlu soğuk çay üretti.

    ‘Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Kullanarak Soğuk Çay Üretimi’ çalışması kapsamında nane, adaçayı ve ıhlamur içerikli sağlıklı soğuk çaylar ürettiklerini belirten Doç. Dr. Mustafa Çam, tıbbi ve aromatik bitkilerin içerdiği fenolik bileşikler ve esans yağlardan ileri gelen fonksiyonel özelliklerini kolay tüketilebilecek bir hale getirmek ve piyasada satılan soğuk siyah çaya daha sağlıklı bir alternatif ortaya çıkarmak için böyle bir çalışmaya başladıklarını söyledi. Doç. Dr. Mustafa Çam, “Çayların içinde halk arasında bilinen nane türü olan ve Latince karşılığı ‘spearmint’ olarak bilinen nane ile ülkemizde çok yaygın olmayan ve tıbbi nane dediğimiz mentol içeren ‘peppermint’ nane bitkisini kullandık. Ayrıca ülkemizde yetiştiriciliği fazla olan adaçayı ve tedavi edici ve rahatlatıcı özelliği ile bilinen ıhlamur ile de ayrı üretimler yaptık” dedi.

    TÜBİTAK ile Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca desteklendi

    Naneli soğuk çay üretiminin TÜBİTAK tarafından desteklenen ve bu yıl sona eren bir proje ile, adaçaylı ve ıhlamurlu soğuk çay üretiminin de geçen yıl tamamlanan Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Tekno Girişim desteği ile üretildiğini kaydeden Doç. Dr. Çam, çayların sağlığa dair yararları ile ilgili şunları söyledi:

    “Nanedeki mentolün uyarıcı, rahatlatıcı, taze fikirler verici özellikleri var. Siyah çayda bulunan aşırı kafein bazı insanlarda bazı rahatsızlıklara yol açabiliyor; kafein hassasiyetine, uykusuzluğa neden olabilir. Dolayısıyla nanedeki mentol buna bir alternatif olabilir. Ihlamurun rahatlatma özelliğini zaten biliyoruz. Yani hem keyif alacağız, hem sağlıklı bir alternatifi tüketmiş olacağız hem de piyasaya yeni bir ürün sunmuş olacağız.”

    “Çalışmalarımızın raflarda yer alması için yatırımcı bekliyoruz”

    Yaptıkları çalışmanın raflarda kalmamasını arzu ettiklerini ve ürünlerin piyasaya sürülmesi için yatırımcı beklentisinde olduklarını vurgulayan Doç. Dr. Mustafa Çam, “Akademik camia ile sanayi arasında bir kopukluğun olduğu bir gerçek. Yaptığımız çalışmalar çoğunlukla raflarda kalıyor. Elbetteki beklentimiz bu ürünlerin ticari formlara dönüşmesi ve raflarda yer alması” ifadelerini kullandı.

  • (Özel Haber) ERÜ’lü Bilim İnsanı Antarktika’nın Likenlerini İlaç Yapacak

    Antarktika’ya araştırma için giden 13 Türk bilim insanından biri olan Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gökhan Halıcı, Antarktika’nın likenlerinin ilaç sektöründe kullanılmasını sağlayacak.

    Nisan ayında farklı üniversitelerden 12 bilim insanı ile birlikte Antarktika’ya giden ERÜ Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gökhan Halıcı, Türkiye’den kıtaya giden ilk Türk botanikçi. Kıtadaki likenler üzerine araştırma yaptığını söyleyen Doç. Dr. Gökhan Halıcı, zor şartlara dayanan likenlerin içerdiği sekonder bileşiklerin, ilaç sektöründe kullanılmasına dair çalışma yapmayı amaçladığını belirtti.

    KITA, KÜRESEL ISINMA GÖZLEMLERİ İÇİN OLANAK SAĞLIYOR

    Doğal kaynakları ve ekosistemi bakımından ilginç organizmaları ve yer altı kaynaklarını barındıran kıtada, likenler ve kara yosunları dışında bitki yaşamadığını belirten Doç. Dr. Gökhan Halıcı, likenlerin, zor şartlara dayanmasını sağlayan bileşiklerin, ilaç sanayii bakımından önemli olabileceğini ifade etti. Kıtada yaklaşık 500 civarında liken türü tespit edildiğini kaydeden Doç. Dr. Gökhan Halıcı, “Uzun yıllardır yabancı bilim insanları tarafından Antarktika’nın likenleri, karayosunları çalışılıyor. Ama Türklerden şu ana kadar hiçbir botanikçi bu çalışmayı yapmadı. Ben de oraya, daha önceden tespit edilmeyen türleri bulabilmek amacıyla gittim. İkinci amacım da, sınıflandırmayı tamamladıktan sonra Eczacılık Fakültesindeki hocalarımızla, likenlerin ihtiva ettiği sekonder bileşiklerin, antioksidan, antiviral, antimikrobiyal, antikanser gibi özellikleri ile ilgili çalışmam olacak” diye konuştu.

    Kıtanın aynı zamanda küresel ısınmaya dair gözlemleri kolaylaştırdığına dikkat çeken Doç. Dr. Gökhan Halıcı, şimdiden Türk bilim insanları tarafından kıtada yapılacak olan bilimsel çalışmaların, gelecekte kıtada söz sahibi olunması bakımından önemli olduğunu vurguladı. Kıtada halihazırda Amerika ve Japonya ile yakın civarda bulunan Arjantin, Şili, Güney Afrika, Avustralya, Yeni Zelanda gibi ülkelerin bilim üsleri olduğunu söyleyen Doç. Dr. Gökhan Halıcı, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bilim insanları Antarktika’nın keşfinden beri Antarktika ile ilgili bilimsel çalışmalar yapıyor ama biz Türklerin kıtadaki bilimsel çalışmaları özellikle Avrupalı, Amerikalı ve Japon bilim insanları ile karşılaştırdığımız zaman oldukça az. Biz de Türk bilim insanları olarak kıtada Türk bilim insanlarının daha fazla sayıda çalışma yapmasını istiyoruz. Çünkü kıta, doğal kaynakları, ekosistem bakımından ilginç organizmaları ve yeraltı kaynaklarını ihtiva ediyor. Türk bilim insanlarının kıtada çalışma yapması, ileride Antarktika ile söz sahibi olmamızı sağlayacaktır.”

    Kıtada Türk bilim üssü kurulmasının oldukça yüksek maliyet gerektirdiğini de belirten Doç. Dr. Gökhan Halıcı, “Türk bilim üssünün kurulabilmesi için öncelikle Türk bilim insanlarının orada yeterli çalışmalar yapabilmesi gerek, elbette bir de maliyetle ilgili bir durum söz konusu. Bu maliyeti göz önünde bulundurduğumuzda ille de Türklerin bilim üssünün orada olmasına gerek yok. Türkler bir başka bilim üssünde de çeşitli anlaşmalar doğrultusunda çalışmalarını sürdürebilirler. Böyle örnekler var, mesele Hollanda’nın bilim üssü yok ama farklı ülkelerin üsleri ile anlaşarak bilim insanlarını oralara yönlendiriyor” ifadelerini kullandı.