Etiket: Ergenlik

  • “Ergenlik sivilcelerinin bir hastalık değildir”

    Gençlerin yaşadığı ergenlik sivilcelerinin doğal yöntemlerle çözülebildiğini vurgulayan Kozmetisyen Nesrin Sürer, “Ergenlik sivilcelerinin bir hastalık değildir. Doğal bir süreçtir” dedi.

    Kozmetisyen Nesrin Sürer, ergenlikte gençler için sorun haline gelen sivilce ile ilgili açıklama yaptı. Ergenlikte görünen sivilcelerin sebebi kişilerin çocukluktan gençliğe geçiş döneminde yaşadıkları değişimlerden kaynaklandığını belirten Sürer, bu kişilerin en güzel dönemlerinde beliren sivilcelerin psikolojik sıkıntılara yol açtığını ve kişileri mutsuz ettiğini ifade etti.

    Artan sivilce problemlerinin sebepleri

    Günümüzde maalesef sivilce problemlerinin oldukça arttığını, sebeplerinin başında gençlerin son derece sağlıksız beslenmesi olduğunu anlatan Nesrin Sürer, katkı maddeli gıdaları çok tükettiklerini, cilt temizliğine pek önem vermediklerini ve özellikle kızların çok fazla makyaj yaptıklarını, sonrasında da temizlemediklerini vurguladı.

    Bu tür durumların sivilcelerin çoğalmasına sebep olduğunu dile getiren Sürer, artık günümüzde bu sivilce sorunlarının doğal yöntemlerle çözümlendiğinin altını çizdi.

    Fiziksel olgunluğu sağlayan hormonların yağ bezlerinin daha çok yağ üretmesine neden olduğunu, bu yağın deri yüzeyine geçişini sağlayan kanalların, yoğunlaşmış yağ kütlesi nedeniyle tıkadığını, ciltteki gözeneklerin bu tıkanma sebebiyle nefes alamadığını, dış etkenlerden, yani toz, kir ve makyaj artıklarından dolayı siyahlaştığını sözlerine ekleyen Nesrin Sürer, ciltte görünen deri üstü siyah noktaların da bu şekilde oluştuğunu belirtti.

    Sürer, “Ciltteki yağların temizlenmemesi halinde bakteriler bu siyah noktaların üzerinden, yani tıkanmış yağ bezleri üzerinden, kanalların içine sızarak iltihaba yol açar. Bu durumda ‘iltihaplı sivilce’ye dönüşür. Gençlerin geçiş döneminde yaşadığı en büyük sorun budur” ifadelerini kullandı.

    “Doğal yöntemlerle sivilce sorunu çözülebiliyor”

    Günümüzde özel geliştirilmiş yoğun bakım yöntemleriyle gençleri aynalara küstüren sivilcelere 1-2 yıl değil, 1-2 ay gibi kısa sürede çözüm getirildiğini söyleyen Nesrin Sürer, “Bu noktada ‘oleonol acit, moris nigra’ içerikli, ciltte antibiyotik etkisi oluşturan ‘hydro lotion’, ‘bio heating mask’la birlikte uygulanır ve yüz güldürücü neticeler alınıyor. Bu yaklaşım cildin yağ üretimini düzenleyerek yağ azaltıcı etkisiyle ciltte sivilce oluşumunu ve ilerlemesini önlüyor” dedi.

    Yöntem nasıl uygulanılıyor?

    Kozmetisyen Nesrin Sürer, yöntemin uygulanma yöntemini şöyle açıkladı:

    “İlk aşamada temiz cilde yağlanmayı önleyen ‘hydro lotion’ serumu sürülür. Yağ dengesini düzenleyen serum özel bir cihazla birlikte cilde iyice nüfuz ettirilir. Ardından ‘bio heating mask’ açmak gerekirse, mineral içerikli maskenin tüm yüz, boyun ve dekolte bölgelerine sürülür. Maskenin ısısı doğal olarak 42 dereceye kadar ısınıp tekrar 0 dereceye kadar düşerek soğuyor. Bu ısınıp ve tekrar soğuma işlemi esnasında etken maddelerin cilt altına nüfuz etmesi, soğumayla birlikte cilt gözeneklerinin sıkılaşması sağlanıyor”.

    Süer, yöntemin düzensiz ve sağlıksız beslenme, yanlış kozmetik kullanımı, kimyasallar, stres, adet düzensizliği, cilt temizliğinin ihmal edilmesi ve dış etkenler gibi sorunlardan kaynaklanan sivilcelerin düzelmesinde de son derece başarılı sonuçlar verdiğinin altını çizdi.

  • ‘Çocuk ve Ergenlik Döneminde Psikiyatrik Rahatsızlıklara Genel Bir Bakış’ eğitimi

    Tekirdağ Rehperlik ve Araştırma Merkezi (RAM) tarafından düzenlenen ‘Çocuk ve Ergenlik Döneminde Görülen Psikiyatrik Rahatsızlıklara Genel Bir Bakış’ eğitimi tamamlandı.

    Eğitim Süleymanpaşa ilçesi Ebru Nayim Fen Lisesi toplantı salonunda gerçekleştirildi. Tüm gün süren eğitimde Uzm. Dr. Yasemin Yulaf, takıntılar, obsesif-kompülsif bozukluklar, yeme bozuklukları, otizm, özgül öğrenme güçlüğü, internet bağımlılığı, tikler, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, travmalar ve çocukluk döneminde görülen bipolar bozukluklar hakkında katılımcılara bilgi verdi.

    DSM-5 kriterlerinin, ayırıcı tanıların, tedavi yöntemlerinin ve psikofarmakolojik sürecin anlatıldığı toplantıya Tekirdağ’da görev yapan psikolojik danışmanlar katıldı.

    Eğitim sonunda kurum müdürü Dinçer Dönmez tarafından, Uzm. Dr. Yasemin Yulaf’a eğitime katkılarından dolayı teşekkür belgesi takdim edildi.

  • Ergenlik döneminde sanal ortamda aşklara dikkat

    Uzman Psikolog Merve Demir, ergenlik döneminde sanal ortamda aşklara dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.

    Nişantaşı Psikiyatri Merkezinden Çocuk Ergen Psikoterapisti Uzman Psikolog Merve Demir, günümüzde, teknolojinin ilerlemesiyle, internet kullanımının pek çok alanda yaygınlaştığını belirterek, “Küçük yaşlardan itibaren internete erişim kolaylaştı. Ancak her konuda bilgiye hızlı ve kolay erişim sağlayıp yaşamımızı kolaylaştıran internetin yanlış kullanımı da bazı sorunları beraberinde getirmekte. İnternet günümüzde, özellikle ergenler arasında arkadaşlık kurmak ve sosyalleşmek için de sıklıkla kullanılmakta. Gençlerin birbirleriyle cep telefonu, sosyal medya gibi araçlar yoluyla iletişim kurmaları, kendilerine özel, ayrı bir kültürün de oluşmasını sağladı. Gençler, arkadaşlarıyla yüz yüze görüşmek yerine çoğunlukla internet üzerinden konuşmayı tercih etmeye başladılar. Bu da karşımızdakinin gözlerine bakarak konuşmak, jest ve mimikleri kullanmak gibi sosyal ilişkideki bazı önemli unsurların değişmesine sebep oldu. Gülümsemenin yerine gülümseyen yüz ifadesi göndermek gibi. Gençlerin vakitlerinin çoğunu internette geçirmeleri, yüz yüze kurdukları doğal ve gerçek ilişkilere zarar verebilir” dedi.

    Ergenlerin interneti aşırı kullanmasının internet bağımlılığına neden olabileceğini dile getiren Uzman Psikolog Merve Demir, “Çocuk internet kullanması engellendiğinde, aşırı tepkiler verebilir. Ayrıca uygun olmayan sanal ilişkilere, yüz yüze iletişimin azalmasına sebep olabilir. Ergeni olumsuz davranışlar açısından cesaretlendirebilir. Çocuğun yaşıtlarından kopmasına ve içine kapanmasına neden olabilir. Ergenlik döneminde yaşanan flörtler, genç için çok önemlidir. Böylece ergen büyüdüğünü, duygusal olarak bağımsız olduğunu hisseder. Flört ederken, aynı zamanda yetişkin rollerini de prova eder. Ayrıca ergenlikte yaşanan ilişkiler, ergenin akran grubu içerisinde popüler olmasını sağlayabilir. Özellikle ergenlik döneminde, karşı cinse olan ilginin artması sebebiyle sanal ortamda kurulan ilişkiler de yaygınlaşmakta. Gençler, internet üzerinden tanışılan bu sanal ilişkilerde, gerçek bir ilişkideki gibi yoğun duygular yaşayabilirler. Ancak bilinmedik bir kişi ile sanal ortamda kurulan ilişkilerde bazı riskler olduğu da unutulmamalı. Öncelikle gençler sanal dünyada ilişki kurduğu kişi ile gerçek dünyada karşılaştıklarında çoğunlukla hayal kırıklığı yaşarlar. Sanal ortamda oluşturulan profillerde, kişiler kendilerini olduklarından farklı gösterebilirler. Genç, sanal ortamda tanıdığı kişiyi yüz yüze gördüğünde ondan hoşlanmayabilir. O zamana kadar bu kişi ile paylaştıkları sebebiyle pişmanlık duyabilir.

    Sanal ortamda kurdukları ilişkide ergenler; sanal ortamda saldırganlık, taciz ve zorbalık gibi davranışlara da daha açık hale gelirler. Sanal ortam, problemli çocuklara güç ve cesaret duygusu sağlar. Böylece yakalanmaktan korkmadan başkalarına karşı olumsuz davranışlarda bulunabilirler. İnternette kimliklerini gizleyerek, gerçek hayatta yapamayacakları şeyleri yapabilirler; hakaret etmek, taciz gibi. Sanal zorbalık; interneti kullanarak bir kişiye zarar vermek amacıyla yapılan kasıtlı ve düşmanca davranışlardır. Örneğin; internetten sahte bir profil oluşturup, bir kişi ile yazışmak ve bu yazışmaları, o kişiyi küçük düşürmek için yayınlamak gibi. Buna maruz kalan ergen ise düşmanın kim olduğunu bilmediği için daha fazla stres yaşar. Sanal ortamdaki flört ilişkisini gerçek bir ilişki olarak gören gencin, cinsel olarak suistimal riski ile de karşı karşıya olduğu unutulmamalıdır” diye konuştu.

    Uzman Psikolog Merve Demir, ailelere şu önerilerde bulundu:

    “İnternet kullanımı ile ilgili çocuğunuza doğru model olun. Kendi internet kullanımınızı gözlemleyin ve önce kendinizi sınırlamaya çalışın.

    Ergenler bazen davranışlarının sonucunu düşünmeden hareket edebilirler. Bu sebeple çocuğunuzu internet kullanımı ile ilgili bilgilendirin. Risklerin neler olabileceği ile ilgili konuşun. Onun düşüncelerini de yargılamadan dinleyin.

    İnternet kullanımını tamamen yasaklamak uygun değildir. Bu çocuğun yaşıtlarından geride kalmasına, size karşı öfke duymasına ve gizlice kullanmasına neden olabilir. Gerekçelerinizi dürüstçe paylaştıktan sonra; genci interneti daha kontrollü kullanmaya motive etmek, daha uygun olacaktır.

    Çocuğunuzun arkadaşlarıyla olan ilişkilerini destekleyin. Sosyal ortamlarda bulunmasını, sosyalleşmesini sağlayın. İlgilendiği bir sporu yapmaya, bir müzik aleti çalmaya ya da herhangi bir sanat dalında kendini geliştirmeye teşvik edin.

    Sosyal medya üzerindeki paylaşımlarını takip edin. Bu paylaşımların, ergenin başkaları üzerindeki izlenimini nasıl etkileyebileceği ile ilgili onunla konuşun. Sosyal medyayı daha bilinçli kullanmasına yardım edin.

    Çocuğunuzun sanal ortamda herhangi bir problem, tehdit, istismar gibi bir durumla karşılaştığında, bunu size anlatabilmesi için sizden korkmaması gerekir. Bu sebeple çocuğunuzla olumlu iletişim kurun. Her koşulda ona inanacağınızın ve destek olacağınızın garantisini verin.

    Çocuğunuz sanal zorbalığa maruz kalmışsa, öncelikle sakin olun. Gence öfkeli ve suçlayıcı bir şekilde yaklaşmak, yaşadığı sorunları daha da arttıracaktır. Çocuğa başına gelen durumun, onun suçu olmadığını anlatın. Bu süreçte aileleri tarafından desteklenen çocuklar, durumla daha iyi baş ederler.

    Anne-baba olarak çocuğunuza değerli olduğunu hissettirin. Saygılı davranın. Böylece sanal ortamdaki saygısız tavırları daha kolay fark edebilir.

    Anne-babaların; ergenin sanal ortamda kurduğu ilişkilerle ilgili baskı uygulaması, gencin sanal arkadaşlarının etkisi altına daha fazla girmesine ve yalan söylemesine neden olabilir. Bu sebeple, çocuğu eleştirmeden sanal ortamdaki arkadaşları ile ilgili konuşun. Böylece sizinle daha gerçek bilgileri paylaşacaktır.”

  • Ergenlik döneminde aile ilişkilerine dikkat

    Çocukların ne arkadaş ne de ihmal edebilecek birisi olmadığını vurgulayan Psikoterapist Aile Çift ve Evlilik Terapisti Uzman Psikolog Naciye Tokaç, “Onun ihtiyaçları ile ilgilendiğinizi, yardımcı olacağınızı bilmesini sağlayın, göz göze iletişim kurmaya özen gösterin, size bir şey söylerken; sıcak bir ifadeyle düşünerek yanıt verin, ondan izin almadan sırlarını kimseye söylemeyin, onu küçük düşürecek şekilde eleştirmemeye dikkat edin, ona kızdığınızda sinirleriniz yatışıncaya kadar ceza vermeyin ya da suçlayıcı sözler söylememeye çalışın” dedi.

    Psikolog Naciye Tokaç, “Ergenin gelişim taleplerini karşılamayan hatta engelleyen bazı olumsuz geri bildirimler değişim enerjisine belirli bir süre karşı koysa da zaman içinde değişim dinamiği başka yollarla enerjisini boşaltmaya çalışır” dedi.

    Boşanma sürecinden ergen nasıl etkilenir

    Boşanmış anne babaya sahip olmak ya da boşanmış bir ailenin üyesi olmanın tek başına zararlı olmadığını belirten Tokaç, “Önemli olan; aile üyelerinin arasındaki ilişkiler ve aile hayatının kalitesidir. Çocuklarla konuşurken ebeveynler eşleriyle aralarındaki sorunlardan ve ayrılma kararından çocukların hiçbir şekilde sorumlu olmadıklarını açıkça belirtmelidir. Çocuklarınızla eşinizle ilgili konuşurken; kesinlikle eşinizi kötülemeyin ve kimseyi suçlamayın. Unutmayın ki boşansanız dahi çocuğunuzun hayatı boyunca hem annesine hem de babasına ihtiyacı olacaktır. Çocuğunuzdan bunlardan birini silip atmasını beklemeyin” diye konuştu.

    Çocukla etkili iletişim nasıl kurulur?

    Uzman Psikolog Naciye Tokaç çocuklarla etkili iletişim kurmak için yapılması gerekenleri şöyle sıraladı: “Onun ihtiyaçları ile ilgilendiğinizi, yardımcı olacağınızı bilmesini sağlayın, göz göze iletişim kurmaya özen gösterin, size bir şey söylerken; sıcak bir ifadeyle düşünerek yanıt verin, ondan izin almadan sırlarını kimseye söylemeyin, onu küçük düşürecek şekilde eleştirmemeye dikkat edin, ona kızdığınızda sinirleriniz yatışıncaya kadar ceza vermeyin ya da suçlayıcı sözler söylememeye çalışın, kendi duygularınızın ve hoşgörünüzün farkında olmaya çalışın, onu dinlerken sözünü kesmemeye çalışın, sözlerini tamamlamayın, ’neden’ sorusu yerine daha çok ’ne’ sorusunu söyleyin, onun bir sırrını öğrendiyseniz bilmezlikten gelerek onun yalan söylemesine ve ilişkinizin zedelenmesine yol açmayın, onunla konuşurken; büyüklerle konuştuğunuz ses tonu ve sözleri tercih edin, ne yaparsa yapsın onu sevdiğinizi ve kabul ettiğinizi bilsin, tutarlı olun, örnek olun, herhangi bir konuda çatışma yaşamadan önce çözüm üretmenin yollarını arayın, onu da ilgilendiren konularda onunda fikrini alın, ailenizin günlük rutinleri olsun ancak zorlayıcı olmayın sadece güven duymasını sağlayın, gerçekçi ve uygulayabileceği hedefler koyun, size itaat etmesini beklemeyin.”

  • Kadının Üç Muhteşem Dönemi: Ergenlik, Gebelik Ve Menopoz

    Acıbadem Ankara Hastanesi Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Sarp Özcan, ergenlik, gebelik ve menopozun kadınların kendilerine ulaşmaları, bebeklerini kucaklarına alarak bir aile olmaları ve nihayetinde gerçek benlikleriyle tanışmalarını sağlayan 3 muhteşem dönem olduğunu vurgulayarak, “Bu dönemler sağlık açısından kimi zaman beraberinde bazı zorlukları ve dikkate alınması gereken süreçleri de getirebiliyor. Bunun en önemli nedeni, bu 3 dönemin de hormon seviyelerini önemli ölçüde değiştirmesi. Kadınların hayatın her döneminde enerjik olabilmelerinin temelinde de bu değişimler ve ’yenilenme’ süreçleri yatıyor” dedi.

    Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özcan, genç kızlarda 9-13 yaş arası girilen ergenlik döneminin, beraberinde birçok fizyolojik değişikliği de getirdiğine dikkat çekerek, “İlk adet görme ile başlayan bu değişimler arasında en belirginleri vücut hatlarındaki değişime, ciltte yağlanma artışı, akne oluşumu, kilo ve boy değişimleri olarak sayılabilir. Ergenlik dönemi ile meydana gelen bu değişimlere hormonlar da eklendiğinde genç kızlar için zorlu bir dönem başlamış oluyor. Dış görünüşlerindeki devrime alışamayan genç kızlarda, bazen ciddi endişeler ve takıntılar gözleniyor. Aileleri tarafından bilinçlendirilen çocuklarda bu dönem daha sağlıklı bir psikoloji ile atlatılabiliyor. Değişim sürecinin farkında olan çocuklar, bu dönemde kendilerine yabancılaşmadan, yeni hallerini daha çabuk kabullenme eğiliminde oluyor” ifadesini kullandı.

    “FİZİKSEL TAKINTILAR ERGENLİKTE BAŞLIYOR”

    Özellikle kadınlarda görülen fiziksel takıntıların ergenlik döneminde başladığını ve çocukların bu dönemde kendileriyle barışık olmayı öğrenemedikleri takdirde bu takıntıların ömür boyu devam edebildiğini vurgulayan Dr. Özcan şunları kaydetti:

    “Ergenlik döneminde yaşadıkları değişimler nedeniyle korku ve endişeye kapılan genç kızlar, psikolojik olarak sıkıntılı bir dönem geçiriyorlar. Bununla birlikte ergenlik döneminde aşırı kilo alma ya da ciltte akneler oluşması gibi çocuklar için endişe uyandırıcı belirtiler de meydana gelebiliyor. Ancak dikkat edildiğinde bu belirtilerin ergenlik sonuna kadar tamamen ortadan kalkabileceğinin bilinmesi gerekiyor. Bu dönemde ailelere düşen görev; çocuklarının aşırı kilo almasını veya hiç yemek yememeye meyilli olmasını engellemek. Hiç yememe, az yeme ya da aksine hızla kilo almanın sebep olabileceği hastalıklar konusunda ailelerin dikkatli ve kontrollü olmaları önemli.

    ERGENLİK REÇETESİ: SPOR VE SAĞLIKLI BESLENME

    Ergenlik döneminde yapılacak en doğru seçim, sağlıklı bir beslenme programı belirlemek ve sporla tanışmak. İyi beslenen ve spor yapan gençler bu dönemi çok hafif ve rahat atlatıyorlar ve gelişimleri, vücut yapıları daha sağlıklı oluyor. İleri yıllarda ortaya çıkabilecek kansızlık, yüksek tansiyon ve diyabet gibi birçok hastalık da bu şekilde engellenebiliyor. Bununla birlikte sporla ve sağlıklı yaşamla tanışan gençlerin; özgüveni gelişiyor, kendileriyle barışık olabiliyorlar ve kendilerini daha mutlu ve enerjik hissediyorlar. Ergenlik dönemindeki hormon değişimlerinin de körüklediği psikolojik etkilerin kalıcı olmasını ve içine kapanık bir karakter yapısı gelişmesini önlemek için, sağlıklı yaşam büyük ölçüde fayda sağlıyor. Ailelerin de bu dönemde yol gösterici, destekleyici olmaları, kırıcı davranışlardan, aşırı titiz, koruyucu ve ciddi eleştirel durumlardan uzak durmaları gerekiyor.”

    9 AY SÜREN HORMON EGEMENLİĞİ: HAMİLELİK

    Hamilelikte 3 farklı duygu dönemi yaşandığı kaydeden Dr. Özcan, gebelik dönemindeki hormon değişimlerini diğer dönemlerden ayıran en önemli özelliğin, değişimlerin çok hızlı ve ani başlaması olduğunu söyledi.

    Östrojen, progenteron ve hcg hormonlarının gebelik döneminde çok yüksek seviyelere hızla ulaştığını belirten Dr. Özcan, “Bu yükselmeler beraberinde fizyolojik ve psikolojik değişimleri de getiriyor. Gebeliğin başında görülen halsizlik, yorgunluk, isteksizlik sıkıntılara neden olabiliyor. İlk 3 aylık dönem geçtikten sonra, anne adayı yine hormonların etkisiyle psikolojik olarak olumlu değişimler yaşamaya başlıyor. Kendisini daha enerjik, daha pozitif duygular içerisinde buluyor. Son 3 aylık dönem ve doğum sonrasında ise artan bir unutkanlık durumuyla karşı karşıya kalabiliyor.

    ANNENİN DUYGUSAL DEĞİŞİMİ: PSİKOLOJİK Mİ, FİZYOLOJİK Mİ?

    Annelik içgüdüsel bir duygu durumu olarak tanımlanabiliyor. Hormonlar, beyinde tüm bölgeleri etkiliyor ve doğumdan hemen sonra prolaktin ve oksitosin hormonun etkisi altında olan annenin bebeğine bağlanmasını sağlıyor. Bu çoğu kez ilk tensel temasla başlıyor. Bu güçlü bağın olması için doğum ekibi, bebeğin hemen anne ile temas etmesini sağlamaya özen gösteriyorlar” dedi.

    HAMİLELİKTE DEPRESYONA DİKKAT”

    Hamilelik döneminde meydana gelen hormon değişiklerinin beraberinde depresyon riskini de arttırabildiğine dikkat çeken Dr. Özcan, “Bu dönemde kadınların sağlıklı bir psikolojik süreç geçirebilmeleri için gebelik öncesinden başlayarak sağlıklı bir yaşam disiplini kazanmış olmaları önemli. Öncesinde ve gebelikte düzenli ve kontrollü hafif egzersizler yapmak, sağlıklı ve dengeli beslenmek, uykuya önem vermek ve eş başta olmak üzere yakın çevreden destek almak depresyona karşı alınabilecek önemler arasında. Özellikle eşlerin sevecen, anlayışlı, destekleyici yaklaşımı depresyonu engelliyor ya da daha sakin geçmesini sağlıyor. Eşlerin, anne adayının beslemesine, uyku ve egzersiz düzenini de takip etmesi ve yardımcı olması önemli. Tüm önlemlere rağmen meydana gelen ve uzun süre geçmeyen depresyon durumunda uzman desteği almak gerekebiliyor” açıklamasında bulundu.

    “DOĞUM ÖNCESİ MOTİVASYON ÖNEMLİ”

    Anne adayı için bilinmezlikler içeren doğum anının, bazı durumlarda gebeler için gereğinden fazla panik nedeni haline gelebildiğini kaydeden Dr. Özcan şunlara dikkat çekti:

    “Özellikle doğumun yaklaştığı dönemlerde hekimin anne adayına doğru ve rahatlatıcı bilgileri tekrar tekrar anlatması önemli. Bu yaklaşımla anne adayı, doğum konusunda daha bilgili hale geliyor ve motivasyonu artıyor. Gebelik motivasyonunda çok önemli bir rol oynayan baba adaylarının bu dönemde, kendi psikolojilerine de dikkat etmesi gerekiyor. Baba adayları, eşlerinin hamileliğinde çok değişik duygu durumları yaşayabiliyor. Baba olma duygusu, artan sorumluluk hissi, yeni bir yaşam biçimine adaptasyon çabası beraberinde stres ve panik duygularını getirebiliyor. Bu dönemde eşlerin birbirine destek olması, ortak payda ve zamanlarını arttırmaları ve güç birliği yapmaları iki taraf için de mutlu bir hamilelik döneminin kaynağı olabiliyor.”

    YENİLENMEK İÇİN GEÇİŞ DÖNEMİ: MENOPOZ

    Menopozun hayatın 3’te 1’ini oluşturduğunu söyleyen Dr. Özcan “Birçok kadın menopoz dönemine sonun başlangıcı olarak bakıyor ancak menopoz, kadın hayatının en az üçte birlik bir süresinin geçeceği önemli bir dönem. Fizyolojik değişikliklerinin yol açtığı farklı belirtiler ve korkular ortaya çıkabiliyor. Yaşlanma duysu, sağlığı kaybetme endişesi gibi birçok olumsuz duygu yaşanabiliyor. Azalan östrojen nedeniyle değişik derecelerde ateş basmaları, terlemeler, ani sıkıntı hisleri, cinsel istekte azalma, uykusuzluk, kemik gücünde azalma gibi değişiklikler ortaya çıkabiliyor. Bu belirtilerin üstesinden gelmek ve gerekli hormon düzenlemelerini gerçekleştirmek için, bir uzmandan destek almak çok önemli” dedi.

    “MENOPOZ DÖNEMİNDEKİ EŞE HASTAYMIŞ GİBİ DAVRANMAK YANLIŞ”

    Menopoz döneminin kadınlar için gerek fiziksel gerekse psikolojik olarak zorlu bir süreç olduğuna vurgu yapan Dr. Özcan, “Bu süreçte de eşlerine düşen görevler bulunuyor. Ancak menopoz bir hastalık değil. Bu nedenle erkeklerin eşlerine sanki hastalarmış gibi yaklaşması kadının kendini daha da yetersiz hissetmesine ve değişimleri daha zor kabullenmesine neden olabiliyor. İlgili, şefkatli, sevgili olmanın yanında destekleyici olmak ve eşlerini anlamaya çalışmak bu dönem için faydalı adımlar. Menopoz, perimenopoz adı verilen bir geçiş sürecinden sonra başlıyor. Kimi zaman ani kimi zaman daha yavaş gelişen bu geçiş dönemi, şikayetleri beraberinde getiriyor. Genellikle ilk birkaç yıl şikayetler yoğun olarak hissediliyor ve sonrasında azalmaya başlıyor. Bu dönemde hormon tedavisi ile birlikte sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz olumlu etkiler sağlıyor” ifadelerini kaydetti.