Etiket: Erdoğan

  • Emine Erdoğan: “Okul Öncesi Eğitim Madde Bağımlılığı Riskini En Aza İndiriyor”

    ‘Erken Tanı Erken Hayat’ projesi kapsamında hayırseverlerin yaptırdığı TOGEMDER Özel Eğitim Mesleki Eğitim Merkezi ve Özel Eğitim Anaokulları’nın açılışları, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın katılımıyla gerçekleştirildi. Okul öncesi eğitimin önemine vurgu yapan Emine Erdoğan, “Okul öncesi eğitim çocuklarda en önemlisi adli vakalara bulaşma ve madde bağımlılığı riskini en aza indiriyor” dedi.

    2005 yılında Üsküdar’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın destekleriyle kurulan Toplumsal Gelişim Merkezi Eğitim ve Sosyal Dayanışma Derneği (TOGEMDER), 0-66 ay arasındaki hafif düzeyde zihinsel yetersizlikten etkilenmiş çocukları topluma kazandırmak için ‘Erken Tanı Erken Hayat’ projesini hayata geçirdi. Proje kapsamında hayırsever vatandaşların katkılarıyla yapımı tamamlanan TOGEMDER Özel Eğitim Mesleki Eğitim Merkezi ve Özel Eğitim Anaokulları düzenlenen törenle açıldı. Açılış törenine onur konuğu olarak Emine Erdoğan katıldı. Törende Emine Erdoğan’a Ümraniye Belediye Başkanı Hasan Can, Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen ve Sivil Toplum Kuruluşları temsilcileri eşlik etti. Açılış töreni sırasında TOGEMDER’in okullarında eğitim gören iki öğrenci Emine Erdoğan’a çiçek takdim etti.

    “OKUL ÖNCESİ EĞİTİM GÖMLEĞİN İLK DÜĞMESİ GİBİ”

    Toplu açılış töreninde konuşma yaparak okul öncesi eğitimin önemine değinen Emine Erdoğan, “Okul öncesi eğitim gömleğin ilk düğmesi gibidir. Yani o düğmeyi doğru iliklemek insanın bütün hayatına yön verir. Çocuklar zeka gelişimini yedi yaşına kadar tamamlamakta ve özgüven duygusunu kazanıyorlar. Çocukların var olan yetenekleri de bu yaşlarda ortaya çıkıyor. Okul öncesi eğitime yatırılan miktarlar size artarak geri dönüyor. Yapılan bütün araştırmalarda okul öncesi eğitim almış çocukların sosyal ilişkilerde daha başarılı olduğunu gösteriyor. Okul öncesi eğitim çocuklarda en önemlisi adli vakalara bulaşma ve madde bağımlılığı riskini en aza indiriyor. Çocukların bu özel dönemine iyi yatırım yapmak geleceğimizin garantisidir” diye konuştu.

    “OKUL ÖNCESİ EĞİTİM ENGELLİ ÇOCUKLARI TOPLUMA KAZANDIRMA SEFERBERLİĞİDİR”

    Bu açılan okulların sadece eğitim faaliyetine yönelik olmadığını dile getiren Emine Erdoğan, “Aynı zamanda özel şartları olan çocuklarımızı topluma kazandırma faaliyetidir. Bu çalışmalar engeli olan ve diğer özel şartları olan çocuklarımızı topluma kazandırma seferberliğidir. Fiziki ve zihni engeli olan çocuklar toplumun bizlere emanetidir. Hiçbirini gözden çıkaramayız ve göz ardı edemeyiz. Onları toplumdan tecrit etmek yerine, toplumun bir parçası haline getirmek zorundayız” diye konuştu.

    “ENGELLİ ÇOCUKLAR KAYNAŞTIRMA EĞİTİMİYLE TOPLUMA KAZANDIRILIYORLAR”

    Özel eğitim ihtiyacı olan çocukların kaynaştırma eğitimi aldıklarını ifade eden Emine Erdoğan, “Şu anda zorunlu eğitime tabi tutulan 259 bin 282 özel öğretim ihtiyacı olan çocuklarımız var. Bu çocuklarımızın yüzde 80’i eğitimlerini kaynaştırma yoluyla sürdürüyorlar. Yani akranları ile birlikte eğitim alıyorlar. Yaşadıkları çevreden ayrılmadan topluma kazandırılıyorlar. İnşallah sivil toplum kuruluşlarımızın desteğiyle bu olay yüzde yüze ulaşacaktır. Hiçbir çocuğumuz kendini toplumdan dışlanmış hissetmeyecektir. Birbirimizin dertlerini kendi dertlerimiz olarak gördüğümüzü müddetçe kalplerimiz arasındaki mesafelerin kalkacağını düşünüyorum” şeklinde konuştu.

  • Erol Erdoğan: “Kültür Bakanlığı, ’Tültür Ve Medeniyet Bakanlığı’ Olsun”

    ARGETUS Araştırma Grubu Danışmanı Sosyolog-İlahiyatçı Erol Erdoğan, aylık CF Dergisinin Kasım 2015 sayısında yayınlanan yazısında, Kültür Bakanlığın adının ‘Kültür ve Medeniyet Bakanlığı’ olarak değiştirilmesini önerdi.

    Kültür Bakanlığının tarihçesinin anlatıldığı yazıda Erol Erdoğan sağ ve dindar partilerin “Kültürse verin sola” şeklinde özetlenebilecek Kültür Bakanlığı politikalarını eleştirdi. Sağ ve dindar partilerin, Kültür Bakanlığın genelde sol partilere veya solcu isimlere teslim ettiğini örnekleriyle anlatan Erol Erdoğan yazısında şu ifadelere yer verdi.

    “50 yıldır Türkiye’de herhangi bir sol parti tek başına iktidar olmadı. Buna rağmen son 50 yıllık dönemde 15’e yakın sol siyasete mensup siyasetçi Kültür Bakanlığı görevini yürüttü. Yani CHP, DSP ve SHP koalisyonda yer aldıkları her dönem Kültür Bakanlığını bünyesine almış. Kültür Bakanlığı görevinde en uzun süre kim kalmış olabilir? Bu rekor 29 Ağustos 2007’den 24 Ocak 2013’e kadar bu görevi 5 yıl 5 ay yürüten Ertuğrul Günay’a ait. Kültür Bakanlığı görevinde en uzun süre kalan ikinci isim ise yine bir CHP’li. 30 Haziran 1997’den 9 Temmuz 2002’ye kadar tam 5 yıl aralıksız bakanlık görevini yürüten o isim İstemihan Talay.”

    KÜLTÜR ve MEDENİYET BAKANLIĞI

    Erol Erdoğan yazısının devamında Kültür Bakanlığının adının “Kültür ve Medeniyet Bakanlığı” olarak değiştirilmesini önerdi. “Yetki bende olsa önce bakanlığın adını ‘Kültür ve Medeniyet Bakanlığı’ olarak değiştiririm.” diyen Erdoğan teklifini şu satırlarla anlattı.

    “Sadece ad değişimiyle yetinmez, kültürler ve medeniyetler beşiği Anadolu’nun ruhuna uygun bir bakanlık haline getiririm. Kültür Bakanlığı, bu coğrafyanın sahip olduğu medeniyet ve inanç birikimini eğitimden sanata, mimariden siyasete, teknolojiden sağlığa kadar yeniden üretilmesinin zeminini hazırlamalı, bu konuda her disipline, her bakanlığa, her kuruma katkı sunabilmelidir. Yeni bir söz üretip tüm yeryüzüne bu sözümüzü ileteceksek, bunu ancak medeniyet perspektifiyle başarabiliriz. Kültür Bakanı kim olursa olsun yapması gereken budur. Din, kültür, medeniyet dediğimiz üç-beş övünç cümlesinden öte hayata bakışımızın bütününü gösterir”.

  • Erdoğan: “Bu İşe İlla Bir İsim Aranıyorsa, Adı Milli Birlik Ve Kardeşlik Sürecidir

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, mülteci krizine işaret ederek, “Ah ah kendimizi onların yerine koyalım. Ne yapardık acaba? Eğer bizi topraklarına kabul etmeyecek birileri olmazsa ne yapardık?” diye konuştu.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirilen 14. Muhtarlar Buluşmasında yaptığı konuşmada, şair Mithat Cemal Kuntay’ın “On Beş Yılı Karşılarken” adlı şiirindeki “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır” dizeleriyle seslendi.

    Türk bayrağının “bir renk cümbüşü olmadığını” belirten Erdoğan, “Bizim bayrağımız şehidimizin kanı, hilal bağımsızlığımızın ifadesi, yıldız da şehidimizin sembolüdür. Bu anlam çok derin yüklüdür. Ama bu beyler, ’Bizim bayrakla sorunumuz yok’ diyor ama bayrağımızı gördüğü yerde kaçıyor. Ama bazen göstermelik bunu yapıyor, 7 Haziran’da yaptıkları gibi. Kendi tabutlarına, malum oraya bir paçavra seriyorlar, ondan sonra da ’Bayrakla bir sorunum yok’ Ne bu?. Bu yanlışları düzelterek çok daha farklı çok daha aydınlık günlere beraber yürüyeceğiz. Tabi tek vatan. 780 bin kilometrekarelik vatan toprakları üzerinde operasyon yaptırmayız. Şu anda bütün güvenlik güçlerimiz, askerimiz, polisimiz, tüm köy korucularımız, hepsi bölgedeler, dağ taş demiyorlar, şehidimiz de oluyor. Peygamberlikten sonra en yüce makam olan, oraya yürüyen bizim evlatlarımız var, kardeşlerimiz var. Biliyorum aileler bu noktada çok dertli ama şunu da bilmemiz lazım ki o şehitlik makamı öyle bir makam ki o zaten Allah için, vatan için yürüyenlerin kazandığı bir rütbe. Sıradan değil. Bu mücadele ile inşallah onların kanı yerde kalmayacak. Tabi bir de devlet. Devlet içinde devlet olmaz. Bizim tek devletimiz var o da Türkiye Cumhuriyeti Devleti. O kadar.”

    “ENGELLEYİCİ TAVIR İÇİNE GİREN HERKES BUNUN HESABINI DÖRT SENE SONRA YAPILACAK SEÇİMDE YİNE VERİR”

    “1 Kasım’ın en önemli mesajlarından birinin Türkiye’nin bir an önce yeni anayasa meselesini çözmesi gerektiği” olduğunu vurgulayan Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

    “Bunu millet bekliyor değil mi? Bekliyor. Daha önceki yeni anayasa hazırlıklarında yasak savma kabilinden yer alan -ki başbakandım- o zaman ben diğer komisyonların oluştuğu gibi değil dedim ki ’Biz sayımızın gerektiği kadar komisyon üyeliği istemiyoruz. Dört partinin dördü de üçer üye versin, bu şekilde o çalışmayı yapalım. O zamanlar bizim sayımız 330’a yakındı, muhalefetin sayısı 220’ydi. Onlar 9 üyeyle temsil edildi, partimiz 3 üyeyle temsil edildi. Buna rağmen dedik ki mesele bağcıyla değil üzümü beraber yiyelim, derdimiz bu. Ama ne yazık ki hepsi masadan kaçtı ve işi bitirmedik. Hatta belli mesafe alındı, dedik ’Hiç olmazsa bunları kanunlaştıralım.’ Bundan da kaçtılar. Temenni ederim ki yeni dönemde yeni anayasa çalışmalarına katkı vermekten çekinmezler, bunu beraber masaya oturmak suretiyle hallederler. Engellemenin peşinde olan partiler bu anlayışlarından vazgeçmelidir diye düşünüyorum. Milletimizin yeni anayasa talebi karşısında direnen, engelleyici bir tavır içine giren herkes bunun hesabını da 4 sene sonra yapılacak seçimde yine verirler. Meclis’in fiilen çalışmaya başlamasıyla birlikte partilerimiz tarafından samimiyetle ele alınacağına ve netice elde etmeye yönelik bir çalışma başlatılacağına inanıyorum. Bunu dün Başbakanımızın şahsımı ziyaretinde yine aramızda kısa da olsa görüştük. Diğer muhalefet partileriyle yeni anayasayla ilgili görüşmeyi kendisi de yapacağını söyledi. Temennim odur ki inşallah buradan da iyi bir netice alınır. Geçen dönemde tartışma konusu olan tüm hususlar yeni anayasanın hazırlanması sürecinde görüşülür, konuşulur üzerinde uzlaşma sağlanması halinde de milletin huzuruna getirilir. Ben de Cumhurbaşkanı olarak üzerime düşen görev ne ise bunları harfiyen, hiç gecikmeden desteğimi verir, bir an önce milletimin uygulamasına sunulmasını ben de isterim. Burada da kişisel fikirlerimiz saklı kalmak kaydıyla, Meclis’in ve milletin iradesine saygı göstermek hepimizin boynunun borcudur.”

    “78 MİLYON ŞU MAKAMI KENDİ MAKAMI OLARAK KABULLENMEK DURUMUNDA ÇÜNKÜ BURASI CUMHURUN MAKAMI, BURAYA KATİL DİYEMEZSİN”

    Türkiye’deki seçim sonuçlarının Türkiye ile birlikte umudunu bu ülkeye, bu millete bağlayan Balkanlardan Orta Asya’ya Afrika’dan Orta Doğu’ya kadar geniş bir coğrafyada sevinçle karşılandığını söyleyen Erdoğan, “Çünkü Türkiye güçlendikçe, Türkiye büyüdükçe, Türkiye istikrar ve güven ikliminde yoluna devam ettikçe bu kardeşleriniz de geleceklerine ümitle bakma imkanına kavuşuyor. Biz diyoruz ki 78 milyon vatandaşımızla birlikte bölgemizdeki ve dünyadaki tüm mağdurları, mazlumları, garipleri kucaklayalım. Onları da hayallerine kavuşturabilelim. Benim 78 milyonla bir derdim yok. Ama bir şeyi unutmayalım: 78 milyon şu makamı kendi makamı olarak kabullenmek durumundadır. Çünkü burası cumhurun makamı, şahsımın makamı değildir. Tayyip Erdoğan’ı seversin, sevmezsin, benim onda da bir derdim yok ama buraya hakaret edemezsin, buraya ’katil’ diyemezsin. Bunun için ilgili tüm kamu kurumlarımızla, sivil toplum kuruluşlarımızla seferberlik ruhu içinde çalışıyoruz, çalışmaya devam edeceğiz. Bugün ay yıldızlı al bayrağımız kamu kurumlarımızın, sivil toplum kuruluşlarımızın flamaları dünyanın neresine giderse gitsin gönülden kabul görüyor, gözyaşları içinde karşılanıyor. Bir ülke için, bir millet için bundan daha büyük mutluluk olabilir mi?”

    “NEREDEYSE BİRBİRLERİNE DÜŞTÜLER, BU YÜZDEN AB’Yİ DAHİ TARTIŞMAYA AÇTILAR”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin 4.5 yıldır Suriye ve Irak’tan gelen 2.5 milyon kardeşini misafir ettiğini, barındırdığına işaret ederek, “Bu Müslümandır, bu Hıristiyan’dır” ayrımı yapmadığını kaydetti.

    İstanbul’un tamamında neredeyse 500 bin sığınmacı yaşadığını anlatan Erdoğan, şunları söyledi:

    “Bir vilayette bu kadar insan gönlünü açmış, böyle bir şey yapıyoruz. Avrupa ülkeleriyse son aylarda kapılarına dayanan 150-200 bin sığınmacı karşısında paniğe kapıldı. Onlar bizden fakir değil bizden çok çok zengin. Niye telaşa kapıldınız, niye paniğe kapıldınız? Neredeyse birbirlerine düştüler. Bu yüzden Avrupa Birliği’nin geleceğini dahi tartışmaya açtılar. ’Ayrılacağız, çekileceğiz’ diyenler var. Avrupa ülkeleri, Akdeniz’den ülkelerine yaşayan gemileri, botları zorla geri göndermeye hatta batırmaya çalışırken biz yılbaşından bu yana 65 bin mağduru denizden toplayıp, canlarını kurtardık. Sahil güvenlik botlarımız gece demiyor, gündüz demiyor. Topluyor ve barınma yerlerine alarak ondan sonra ülkelerine gönderiyor. Ülkemize gelen herkese insani ve vicdani bir anlayışla kapılarımızı açarken Avrupa ülkeleri hâlâ eğitimine, inancına, kabiliyetine, yaşına, sağlığına göre insan seçme çabası içinde. Olmaz. İnsan olarak bakmıyor. Bunun sıfatı ne, eğitimi öğretimi ne? Olmaz. Önce bir defa insan olarak bakacaksın, ’Bu insandır’ diyeceksin, gerekli desteği vereceksin.”

    “SURİYE VE IRAK’TAKİ SORUNLAR ELBET BİR GÜN BİTECEK, BUNDA ŞÜPHEMİZ SONSUZ”

    Suriye ve Irak’taki sorunların elbette bir gün biteceğini dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Buna şüphemiz sonsuz. Bu insanlar yeniden ülkelerine, şehirlerine, evlerine kavuşacaklar. İşte o zaman akıllarda sadece Türkiye’nin sergilediği insani duruşla Batı ülkelerinin sergilediği bu utanç verici tavır kalacak. Biz bu kardeşlerimizi o zaman da desteklemeye devam edeceğiz. Unutmayın, biz öyle bir medeniyetin mensuplarıyız ki bizim medeniyetimizde yardım elini uzatana ’ensar’, o ensarın açtığı kapılara dayanana ’muhacir’ denir. Biz şu anda bu bilinçle o insanlara yaklaşıyoruz. Çünkü onlar bombalardan kaçtılar, o varil bombalarından kaçtılar. O bütün ülkelerini işgal etmek isteyen teröristlerin onlara sıktıkları, devlet terörünün estirildiği ülkeden kaçtılar. Onlara biz kapılarımızı kapayamazdık, onun için kapılarımızı açtık. Şimdi birileri diyor ki kucaklama zamanı. Bundan daha büyük kucaklama olur mu? Biz kucaklamayı çok iyi biliriz. Kimse bize kucaklama noktasında akıl vermesin, biz kucaklamayı iyi biliriz yeter ki karşımızdaki de bizi kucaklamayı bilsin. Bizim ülkemizin sınırları başkadır hele hele gönül sınırlarımız bambaşkadır.”

    “BİZE BU VATANI DAR ETMEYE ÇALIŞANLARA BİZ BU VATANI DAR EDERİZ”

    Şair Abdurrahim Karakoç’un “Kara Haber” adlı şiirini okuyan Erdoğan, “Rahmetli Abdurrahim Karakoç ne güzel söylemiş, ’Ellerin yurdunda çiçek açarken bizim ile kar geliyor gardaşım. Bu hududu kimler çizmiş gönlüme? Dar geliyor dar geliyor gardaşım. Üç aylık bebekler tutuldu taşa, düşmanlar geriden eyler temaşa. Yaradan böylesin vermesin başa. Zor geliyor zor geliyor gardaşım’. Evet, zor geliyor.”

    “Bizim gönlümüzün sınırları gardaşlarımızın yaşadığı her yeri içine alacak kadar geniştir” diye konuşan Erdoğan, “Bölgemizde yaşananlar için ’yaradan böylesin vermesin başa’ diyoruz. Ah ah kendimizi onların yerine koyalım. Ne yapardık acaba? Eğer bizi topraklarına kabul etmeyecek birileri olmazsa ne yapardık? Öyle bir düşünelim ya. Öyleyse bizim bu vatandan başka vatanımız olmadığına göre, bize bu vatanı dar etmeye çalışanlara, kusura bakmasınlar bu vatanı dar ederiz. Bunu da böyle bilsinler” ifadelerini kullandı.

    “YOLSUZLUK İÇİNDEKİ BİR HÜKÜMET BUNLARI YAPABİLİR Mİ?”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu ana kadar 8 milyar dolar harcadıklarını belirterek “Biz bunu hiç milletimize yansıttık mı? Rabbim bereketini veriyor ya. Bazıları yolsuzluk, şu, bu filan diyor. Bunlar ihanet içinde ya. Yolsuzluğun olduğu bir iktidar, bir hükümet bunları yapabilir mi, bu yatırımları yapabilir mi? Şu an dünyada ABD, İngiltere ve Türkiye dünyanın mazlumlarına el açan ilk üçteki ülke. Biz 2014’te 4.5 milyar dolar dünyadaki bu garibanlara, bu fakir fukaraya el uzatmış bir ülkeyiz. Türkiye bu. Ama ne yaparlarsa yapsınlar biz bunların çelmelerine filan takılmayacağız, yolumuza devam edeceğiz. 7 Haziran sonrasında Türkiye’nin içine girdiği siyasi belirsizlik ortamını, bölgedeki sorunları derinleştirmek için kullanmak isteyenler artık bu hesaplarını tavsiye ediyorum gözden geçirsin. Böyle olmayacak bu. Eğer bu vatanı seviyorsak, bu milleti seviyorsak, gelin el ele verelim, el ele verin ve şu ülkedeki sıkıntıları bir an önce hep birlikte aşalım.”

    “DÜNYAYA BİR ANTALYA BİLDİRİSİNİ AÇIKLAYACAĞIZ”

    Türkiye’nin şu anda büyüme hızında dünyadaki ülkelerin bir çoğuna fark atacak konumda olduğunu vurgulayan Erdoğan, şunları söyledi:

    “Bak şimdi 15-16 Kasım tarihlerinde Antalya’da G-20 toplantısı yapacağız. Dünyanın devleri burada toplanacak. Dünya ekonomisinin yüzde 85’ini oluşturan ülkeler, burada bizim başkanlığımızda bir araya geleceğiz. Bu toplantıları bu kardeşiniz yönetecek ve onlarla gerek kapsayıcılık, ’kucaklama kucaklama’ diyoruz ya işte bütün ekonominin ne kadar kurumsal olarak olsun, hangi katmanları olursa olsun gencinden kadınına varıncaya kadar, engellisine varıncaya kadar, bütün bunları kapsayacak şekilde, bütün küçük, orta boy işletmelere varıncaya kadar hepsini kapsayacak şekilde bir anlayışla böyle bir adım atacağız. Ve yatırımlar noktasında, kamu özel yatırımları, dünyadaki gelişmemiş ülkeleri 2030’a kadar nasıl yatırımlar yapalım ki ve böyle ufak yatırımlar değil tabii ki 60-70 trilyon dolarlık hedefi yakalayalım, bunları tartışacağız, bunları konuşacağız. Ama bir de uygulamayı konuşacağız. Peki bunları nasıl uygulayacağız, nasıl yapacağız. Her ülke, kendi ülkesinde bunları nasıl başarmış, Türkiye olarak biz de nasıl başardık, nasıl başarıyoruz. Bunları orada gündeme getireceğiz. İnşallah sonuç bildirgesiyle de dünyaya bir Antalya bildirisini açıklayacağız. Bunlar ülkemiz için çok önemli gelişmeler, çok önemli adımlar. Biz göreve geldiğimizde 24. sıradaydık, şimdi 17. sırada bir ekonomi ve G-20 ülkeleri içindeyiz. Böyle bir konumdayız.”

    Suriye’nin geleceğini, Irak’ın geleceğini konuşacaklarını anlatan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Oradaki halkların geleceklerini konuşacağız. Özellikle Suriye ve Irak’la ilgili kendi tarihi, kültürel, etnik ve mezhebi gerçekleri çerçevesinde onlara nasıl karar aldırabiliriz, bunları konuşacağız. Bölgemiz huzura kavuşana, bölge insanı geleceklerine güvenle bakana kadar mücadelemizi de Türkiye olarak sürdüreceğiz. Önümüzdeki dönemin 13 yıl önce 3 Kasım 2002 tarihinden itibaren yaşadığımız demokrasi ve kalkınma hamlesini inşallah bir kez daha tazelediğimiz bir dönem olacağına inanıyorum.”

    “ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEM KONUŞMA DÖNEMİ DEĞİL, SONUÇ ALMA DÖNEMİDİR”

    “Milletimiz müsterih olsun, hiç endişeye kapılmayın. Yarın bugünden daha iyi olacak” ifadesini kullanan Erdoğan, “Terör örgütüne karşı ülke içi ve dışında süren operasyonlar kararlı bir şekilde devam ediyor, kesmek yok, devam edeceğiz. Terör örgütü silahlarını bırakıp, toprağa betonlayarak gömene kadar, tüm elemanları teslim olmak veya ülke dışına çıkmak suretiyle tasfiye olana kadar bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Aynı şekilde örgütün şehirlerdeki yapılanmaları tamamen çökertilene kadar, güvenlik kuvvetlerimizin operasyonları, adli ve idari takibatları devam edecek. Önümüzdeki dönem konuşma, tartışma dönemi değil, açık söylüyorum sonuç alma dönemidir” çağrısında bulundu.

    “BU İŞE İLLA BİR İSİM ARANIYORSA ADI MİLLİ BİRLİK VE KARDEŞLİK SÜRECİDİR”

    Erdoğan, “Bu işe illa bir isim aranıyorsa, bunun adının artık milli birlik ve kardeşlik süreci” olduğunu belirterek sözlerine şöyle devam etti: “Yani milli birliğimizden daha iyi bir şey olabilir mi? Kardeşlikten daha güzel bir şey olabilir mi? Milli birlik diyen varsa, kardeşlik diyen varsa hepimiz aynı çatı altında toplanmalıyız. Bunun başka çıkışı yok, bunu yapmamız lazım. Birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize yönelik bu tehdide karşı en küçük bir müsamaha yoktur, olmayacaktır. Kimse Türkiye’nin geçtiğimiz 13 yılda yaşadığı büyük dönüşümü görmezden gelemez, yok sayamaz. Artık devletin, vatandaşının inancına, kökenine, kültürüne, diline, düşüncesine, tüm farklılıklarına karşı saygılı olduğunu, bunun için gereken özgürlüğü ve imkanı onlara verdiğini kimse inkar edemez. Ret politikalarını biz kaldırdık, inkar politikalarını biz kaldırdık, asimilasyon politikalarını biz kaldırdık.”

    “BU KARDEŞİNİZ KÜRT VATANDAŞINA ’KARDEŞİM’ DEMİŞTİR”

    Kürtlere kardeşim dediğini anlatan Erdoğan, şunları söyledi: “Bu kardeşiniz başbakan olana kadar, gelen başbakanların hiçbirisi bir Kürt vatandaşımıza ’kardeşim’ diyememiştir. Ama bu kardeşiniz, Kürt vatandaşına ’kardeşim’ demiştir” diye konuştu.

    Güneydoğu illerini bazı yerlerde ilçelerine varıncaya kadar gezen bir başbakan olduğunu anlatan Erdoğan, şöyle konuştu: “Şimdi de Cumhurbaşkanı olarak aynı şekilde devam ediyorum, yine edeceğim. Niye? 780 bin kilometrekare sorumluluğumuzdadır da onun için, 78 milyon sorumluluğumuzdadır onun için. Bunu yapacağız. Burada da yapacağız, orada da yapacağız. Niye? Biz devlet millet kaynaşmasını istiyoruz. Devlet milletiyle kaynaşmazsa öyle mi çünkü biz geldiğimiz zaman devlet öndeydi insan arkadaydı. Biz ne dedik? Önce insan dedik, sonra devlet. İşte bütün bu gerçekler ortadayken, ilk geldiğimizde dolaşıyorum Anadolu’yu. Partimizi kuruyoruz. Ne istiyorsunuz dedim? Bütün kanaat önderleri Güneydoğu’da Doğu’da bana hep şunu söylediler, ’Şu olağanüstü hali kaldırın, yeter’ dediler. Ve partimizi kurduk, 16 ay sonra ilk seçim. Tek başımıza, yüzde 34,4 ama parlamentonun yüzde 63’ünü alarak iktidar olduk. Ben milletvekili değildim, Genel Başkanım ve Sayın Başbakan o zaman Abdullah Gül. Daha ilk ayda olağanüstü hali kaldırdık. Niye? Çünkü şunu diyorduk, biz ne aldatan olacağız, ne aldanan olacağız. Biz olağanüstü hali kaldırdık. Ondan sonra ardı ardına yeni talepler. Bu talepleri geldikçe hepsini yerine getirmeye gayret ettik hala da ediyoruz ve ediyoruz. At denize balık bilmezse halık bilir. Bizim anlayışımız bu.”

    “BÖLÜCÜ TERÖR ÖRGÜTÜ VE ONUN GÜDÜMÜNDEKİ PARTİ KÖTÜ SINAV VERİYOR”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, bütün bu gerçekler ortadayken, hala baskıyla, şiddetle, silahla, kanla, canla, hendekle bir mücadele yürütmeye çalışmanın bu ülkeye ve bu millete en büyük ihanet olduğunu söyleyerek, “Bu bakımdan bölücü terör örgütü ve onun güdümündeki parti geçtiğimiz yıldan beri çok kötü sınav vermektedir. Bunu açıkça söylemem lazım. Bizim Temmuz ayındaki Suruç saldırısından bu yana verdiğimiz 160 şehidimize ve kaybettiğimiz 185 vatandaşımıza, yaralanan yüzlerce güvenlik görevlimize ve vatandaşlarımıza karşı sorumluluğumuz var” dedi.

  • Suriyeli Genç Çiftin Erdoğan Sevgisi, İkiz Bebeklerine İsim Oldu

    Ülkesindeki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan ve Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesine yerleşen Suriyeli Muhammed ve Meryem Nami çifti, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a duydukları sevgiyi, yeni doğan ikizlerinden erkek olana Recep Tayyip, kız olana ise Emine ismini vererek gösterdi.

    Suriyeliler kendilerine kucak açan Türkiye’ye her fırsatta minnettarlığını ifade ediyor. Bazı Suriyeliler doğan erkek çocuklarına Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ismini verirken, kız çocuklarına ise Erdoğan’ın eşinin adı olan ’Emine’ ismini bırakıyor. Bu minnettarlığın bir örneği de Elbistan’da yaşandı.

    Suriye’nin Halep kentine bağlı Azez ilçesinde yaşayan 26 yaşındaki Muhammed Nami ile 23 yaşındaki Meryem Nami, 6 yıl önce hayatlarını birleştirdi. Ancak çiftçin çocukları olmadı. Aradan geçen 3 yıldan sonra ülkelerinde iç savaşla karşılaşan genç çift, çareyi Türkiye’ye sığınmakta buldu.

    1,5 yıl önce Kilis’ten Türkiye’ye giriş yapan Nami çifti, Elbistan’a bağlı İğde Mahallesi’nde bir hayırseverin evinde yaşayan akrabalarının yanına yerleşti. Ülkesinde çiftçilik yapan Muhammed Nami ve eşi Meryem, burada da tarlalarda günübirlik çalışmaya başladı. 8 kişiden oluşan akrabaları ile 3 odalı evde yaşayan Nami çifti, çocuk sahibi olmak için Elbistan ve Kahramanmaraş’taki hastanelere başvurdu. Ancak tüp bebek yöntemi ile çocuk sahibi olacaklarını öğrenen Nami çifti, Malatya’da özel bir hastaneye gitti. Doktorlar, kısa bir süre sonra Nami çiftinin 6 yıldır beklediği mutlu haberi verdi. 23 yaşındaki Meryem Nami’nin ikiz bebeklere hamile olduğunu öğrenen ailenin sevinci doruğa çıktı.

    Sorunsuz geçen hamilelik döneminin ardından Meryem Nami’nin biri kız biri de erkek olmak üzere ikiz bebekleri oldu. Ailenin çocuklarına vereceği isim ise çoktan belliydi. Baba Muhammed Nami, Suriye’de yaşarken de çok sevdiğini belirttiği Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ismini erkek çocuğuna, Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın ismini de kız çocuğuna verdi. Baba Muhammed Nami, Cumhurbaşkanı Erdoğan için, ‘O, Müslüman ve büyük adam’ ifadesini kullanırken, çocuğunun da büyüyünce Erdoğan gibi mazlumları ve Müslümanları korumasını istediğini söyledi.

    Baba Muhammed Nami, henüz 6 günlük olan çocuğunu kucağına alarak, “Ülkemizde her gün bomba ve ölümle burun buruna yaşıyorduk. Savaşla birlikte evimiz, barkımız kalmadı. Evlendikten sonra 4,5 yıl her gün bu korkuyu yaşadık. Ülkemizde yaşama ihtimalimiz kalmadığı için Türkiye’ye sığındık. Türkiye bize kucak açtı. Gidecek başka yerimiz yoktu. Ama Türkiye’ye gelince yaşadığımızı anladık. Bizlere sınırı kapatmadı. Diğer ülkelere sığınan kardeşlerimizin durumunu görüyoruz. Ekmek yok, su yok çoğunda. Türkiye ise bizi kardeşi bilerek ekmek verdi, aş verdi. Savaştan kaçıp Avrupa’ya gitmek isteyen yüzlerce Suriyeli hatta çocuklar bile denizlerde boğulup ölürken eşim, çocuklarım ve ben, Türkiye’nin bizleri bağrına basması sayesinde yaşıyoruz. Bizlere kucak açan herkese sonsuz şükranlarımızı sunuyoruz” diye konuştu.

    Eşiyle birlikte en çocuk sahibi olmayı çok istediklerini kaydeden Muhammed Nami, “Evlendikten sonra çocuğumuz olmadı. Türkiye’ye gelince burada tıbbın sağladığı imkanlardan yararlanmak için arayışa girdik. Elbistan’da ve Kahramanmaraş’ta hastanelere müracaat ettik. Eşim en sonunda Malatya’da tüp bebek tedavisi gördü. 6 gün önce de ikiz çocuk sahibi olduk. Biri kız, biri de erkek. İkisi de çok sağlıklı Allah’a şükür. Çocuğum olursa ismini ‘Recep Tayyip’ bırakmayı kararlaştırmıştım. Eşimin, biri kız biri de erkek bebeğe hamile olduğunu öğrenince de erkek olana Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın, kıza da eşi Emine Erdoğan hanımefendinin ismini vermeyi kararlaştırdık.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Suriye’de yaşarken de biliyor ve tanıyordum. Azez’de benimle birlikte birçok kişi Erdoğan’ı seviyordu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, her konuşmasında Müslümanların ve mazlumların yanında olduğunu söylüyordu. Savaşın bitmesi ve ölümlerin durması için tüm dünyaya çağrıda bulunuyordu. Erdoğan’ın çağrıları ve mücadelesi akan Müslüman kanının durması içindi. Biz de bizim gibi Müslüman ve kardeşimiz bildiğimiz Türkiye’ye sığındık. O, büyük bir lider ve önder. Türkiye bu bakımdan çok şanslı bir ülke. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ve eşi Emine Erdoğan’ın ismini çocuklarım yaşamları boyunca onurla ve gururla taşıyacaklar. İnşallah oğlum da ismini aldığı Erdoğan gibi her zaman haksızlığın ve zulmün karşısında duracak” ifadelerini kullandı.

  • Of’lu Gençlerin Erdoğan Aşkı

    Trabzon’un Of ilçesinde yaşayan Mahmut Okutan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan aşkını şarkıya döktü.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yapılan pervasızca saldırılara kendilerince bir tepki vermek için“ Gönüllere Taht Kuran Recep Tayyip Erdoğan” adlı şarkıyı yazdığını söyleyen Okutan ”Bendeki Recep Tayyip Erdoğan sevgisi kelimelerle ifade edilemez, onun neferi, seveni, fanatiğiyim. Ona ve ailesine yapılan pervasızca saldırılar, çirkin saldırılara karşı onun her zaman yanında olacağız. Onun yaşadığımız devir içinde ne kadar büyük bir dünya lideri olduğunu bilmeyen yok. Biz de içimizdeki bu sevgiyi kelimelere dökerek Cumhurbaşkanımızın gönüllere taht kurduğunu bu şarkıyla dile getirdik. 1 Kasım seçim Akşamı ise arkadaşlar ile toplanarak bu videoyu hazırladık ve internette paylaştık. Yoğun ilgi gördü ve hiç beklemediğimiz kadar paylaşıldı” dedi.

    Okutan, AK Parti Of İlçe Gençlik Kolları üyesi olan gençler ile birlikte söylediği şarkının kısa sürede sosyal medyada popüler olmasından dolayı çok mutlu olduğunu sözlerine ekledi.