Etiket: enflasyon

  • ATSO Başkanı Çetin: “Ocak ayında 13 yılın aylık enflasyon rekoru kırıldı”

    Ocak ayı enflasyon rakamlarını değerlendiren Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Yönetim Kurulu Başkanı Davut Çetin, “Ocak ayında 13 yılın aylık enflasyon rekoru kırıldı” dedi.

    ATSO Başkanı Davut Çetin, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan ocak ayı enflasyon rakamlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 2017 Ocak ayı enflasyonunun bir önceki aya göre TÜFE’de yüzde 2,46, yurt içi ÜFE’de yüzde 3,98 olarak açıklandığını kaydeden Çetin, “Yıllık enflasyon ise tüketici fiyatlarında yüzde 9,22, yurt içi üretici fiyatlarında yüzde 13,69 olarak gerçekleşmiştir. Aylık enflasyonda 13 yılın rekoru kırılmış, gelişmiş ülkelerdeki yıllık enflasyon oranı bir ayda geçilmiştir. Kur artışı nedeniyle girdi maliyetlerindeki artışın çift haneli enflasyona yol açabileceğine önceki aylarda dikkat çekmiş ve bu konuda daha kararlı bir duruş gösterilmesini talep etmiştik. Merkez Bankasının bu yöndeki önlemlerinin gecikmeli olarak geçen hafta başlaması kur artışını ve enflasyonist etkisini büyütmüştür. Gecikmeye rağmen atılan adımların döviz üzerinde bir miktar frenleyici etki yapması olumludur. Merkez Bankası enflasyonda artış olacağını ve Mart ayında çift haneye yaklaşacağını öngörmüş, fakat enflasyondaki mevcut artış daha hızlı ve yüksek oranlı gerçekleşmiştir. İhracatta ve turizmde kur artışıyla kazanmak istediğimiz fiyat avantajını enflasyonla kaybettiğimiz görüyoruz. Diğer taraftan kur-enflasyon-faiz döngüsü de devam etmektedir” dedi.

    “Güven artırıcı yapısal önlemler bekliyoruz”

    “TÜİK’in enflasyon sepetinde gıda payını yüzde 21.7’ye düşürmesi aylık enflasyonun yüzde 3’ü aşmasını önlemiş, fakat yüksek artışı frenleyememiştir” diyen Çetin, “Döviz kurundaki artışın önümüzdeki aylarda da enflasyona yansımaya devam edeceğini söyleyebiliriz. Henüz reel sektör iç talepteki durgunluk karşısında maliyetlerini fiyatlara tam olarak yansıtamamaktadır, dolayısıyla enflasyonun seyri büyümeye de bağlı olarak değişecektir. Şu aşamada en önemli konu büyüme ve enflasyon beklentilerinin birlikte bozulması, tüketici ve reel sektör güvenin düşmesidir. Bu nedenle ekonomi yönetiminden güven artırıcı yapısal önlemlere ağırlık vermelerini bekliyoruz” ifadelerini kaydetti.

    “Enflasyonda Antalya ürünleri yine öne çıktı”

    Aylık enflasyonu yükselten etkenlerde Antalya ürünlerinin öne çıktığını kaydeden ATSO Başkanı Çetin, “Gıda gurubu enflasyona 1.39 puan katkı yapmıştır. Aylık olarak en yüksek artış gösteren seçilmiş maddeler yüzde 92,71 ile kabak, yüzde 79,37 ile patlıcan ve yüzde 74,34 ile salatalık olurken, en fazla düşüş gösteren seçilmiş maddeler yüzde 13,80 ile ceket (kadın için), yüzde 13,30 ile kazak (erkek için) ve yüzde 12,83 ile kaban yünlü (erkek için) olmuştur. Ancak bu artışlar mevsimsel olup, yıllık enflasyonda temel etken değildir. Yıllık enflasyonda ulaştırma grubu, yani akaryakıt ve taşıma ücretleri gıdadan daha fazla etki yapmıştır. Yıllık enflasyonu artıran diğer önemli kalem ise alkollü içki ve sigara fiyatlarındaki artıştır. Ana harcama grupları itibariyle 2017 yılı Ocak ayında endekste yer alan gruplardan sağlıkta yüzde 4,66, çeşitli mal ve hizmetlerde yüzde 4,25, ulaştırmada 3,24 ve eğlence ve kültürde yüzde 2,39 artış gerçekleşmiştir. Önümüzdeki süreçte ilaç sektöründe yapılacak kur güncellemesinin de sağlık harcama grubu enflasyonuna artırıcı yönde etki yaratacaktır” dedi.

    “Enflasyonda en yüksek aylık artış gıda ve alkolsüz içecekler grubunda”

    Ana harcama gruplarında en yüksek artış yüzde 6,37 ile ’gıda ve alkolsüz içecekler’ grubunun oluşturduğunu belirten Çetin, “Giyim ve ayakkabı grubunda yüzde 6,99 oranında düşüş gerçekleşmiştir. Yıllık bazda enflasyondaki en fazla artış yüzde 22,90 ile alkollü içecekler ve tütün, yüzde 15,61 ile ulaştırma ve yüzde 12,74 ile çeşitli mal ve hizmetler gruplarında gerçekleşmiştir. Yİ-ÜFE’de, sanayinin dört sektörünün bir önceki aya göre değişimleri; madencilik ve taşocakçılığı sektöründe yüzde 6,58 artış, imalat sanayi sektöründe yüzde 3,87 artış, elektrik ve gaz sektöründe yüzde 4,12 artış ve su sektöründe yüzde 3,72 artış olarak gerçekleşmiştir. Petrol fiyatlarının küresel fiyat artışı ve kur artışıyla birlikte enflasyonda etkili olmaya başladığı görülmektedir. Bir önceki aya göre endekslerin en fazla artış gösterdiği alt sektörler; ham petrol ve doğal gaz (yüzde 29,26), kok ve rafine petrol ürünleri (yüzde 12,00), ana metaller (yüzde 7,61) alt sektörleridir. Buna karşılık tütün ürünleri yüzde -2,29 ile bir ay önceye göre endekslerin düştüğü tek alt sektör olmuştur” açıklamasında bulundu.

    Batı Akdeniz’de aylık ve yıllık enflasyon Türkiye ortalamasının üzerinde

    Batı Akdeniz’de TÜFE oranının, aylık bazda yüzde 2,51 ve yıllık bazda yüzde 9,68 olarak gerçekleştiğini kaydeden Çetin, “TR61 Bölgesi (Antalya-Isparta-Burdur), 26 bölge arasında aylık enflasyonda 17., yıllık enflasyonda ise 12.sırada yer almıştır. Bu oranlara göre Antalya, Isparta ve Burdur illerini kapsayan Batı Akdeniz Bölgesi’nin, aylık ve yıllık değerlendirmede Türkiye ortalamasının üzerinde olduğu görülmüştür. Bölgede ana harcama grupları itibariyle bir ay önceye göre en yüksek artış yüzde 6,48 ile gıda ve alkolsüz içecekler grubunda görülürken en fazla düşüş ise yüzde 5,28 ile giyim ve ayakkabı grubunda görülmüştür. Yıllık enflasyonda ise en fazla artış yüzde 22,89 ile alkollü içecekler ve tütün, yüzde 16,89 ile ulaştırma ve yüzde 13,44 ile çeşitli mal ve hizmetler gruplarında görülmüştür” değerlendirmesinde bulundu.

  • ATB Başkanı Çandır: “Enflasyon yılın ilk ayında beklentinin üzerinde”

    Batı Akdeniz Ekonomisini Geliştirme Vakfı (BAGEV) ve Antalya Ticaret Borsası (ATB) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır, Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) açıkladığı ocak ayı enflasyon rakamlarını değerlendirdi.

    Tüketici enflasyonunun (TÜFE) Türkiye ortalamasında yüzde 2.46, üretici enflasyonunda (Yİ_ÜFE) ise yüzde 3.98 olduğunu kaydeden Ali Çandır, “2017 yılının ilk ayında enflasyon beklentilerin çok üzerinde gerçekleşti. Bu rakamlar, 2003 yılından beri görülen açık ara en yüksek enflasyonlardır. Bu artışların talep ağırlıklı olmaktan çok maliyet ağırlıklı olması, bizleri çok daha dikkatli olmaya sevk etmektedir. Özellikle döviz fiyatlarındaki artışlar, önce üretici fiyatlarını daha sonra da tüketici fiyatlarını baskı altına alacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

    Batı Akdeniz’de daha yüksek

    Tüketici enflasyonunun Antalya, Burdur, Isparta illerini kapsayan Batı Akdeniz’de yüzde 2.51 rakamıyla ülke ortalamasının üzerinde gerçekleştiğine dikkat çeken Çandır, üretici enflasyonunun ise ülke ortalaması olan yüzde 3.98 ile aynı oranda olduğunu kaydetti. Çandır, tüketici enflasyonundaki yüksekliğin talepten değil, girdi maliyetlerinin yüksekliğinden kaynaklandığını vurguladı.

    Merkez Bankası fiyat istikrarına odaklanmalı

    Yıllık enflasyonun henüz rekorluk seviyede olmadığını, önümüzdeki aylar için gerekli önlemlerin alınmasıyla enflasyonda istenmeyen rakamların önüne geçilebileceğini söyleyen Çandır, “TÜFE Türkiye ortalamasında yüzde 9.22, bölgemizde yüzde 9.68 ve ÜFE’de de yüzde 13.69 olan yıllık enflasyonlar, karşılaştığımız en yüksek değerler değildir. Yani eğer önümüzdeki aylar için gerekli önlemler alınabilirse, enflasyonda en kötüleri yaşamak zorunda kalmayabiliriz. Özellikle Merkez Bankamızın birincil görevi olan fiyat istikrarını sağlama görevine odaklanması, zaten talep yetersizliği içerisinde olan piyasanın bir de fiyat artışları baskısıyla karşı karşıya kalması yükünü hafifletici etki yaratacaktır” ifadelerini kaydetti.

    Yaş meyve sebzenin enflasyonu düşük

    TÜİK’in ocak ayından itibaren tarım ve gıdanın sepetteki ağırlığını yüzde 23’ten yüzde 21’e düşürürken, özel kapsamlı enflasyon göstergelerini değiştirerek yeni göstergeler eklediğini belirten Başkan Çandır, “İlan edilen tüm enflasyon rakamları bu değişikliklere göre yapıldı. Ocak ayı, tarımsal açıdan mevsim etkisinin ağırlıklı yaşandığı bir aydır. Bu yüzden özellikle yaş sebze, meyvede bir dalgalanma yaşanır. Nitekim ocak ayında yüzde 34’lük bir artış ilan edilmiştir. Ancak yaş sebze meyvenin yıllık enflasyonu yüzde 12 ve 12 aylık ortalamalara göre ise yüzde 2.92 seviyesinde gerçekleşmiştir. Yani uzun dönemli bir analizde yaş sebze meyvenin enflasyonu hala çok düşüktür. Dolayısıyla tek bir noktaya bakıp genelleme yapmak yanıltıcı olabilmektedir” dedi.

    2 haneli enflasyon uyarısı

    Çandır, geçtiğimiz yılın enflasyon rakamlarını da değerlendirdi. 2016’nın Şubat, Mart, Ağustos aylarında negatif enflasyon ilan edildiğini belirten Çandır, “Bu yıl eğer o aylarda negatif enflasyonlar yani fiyat düşüşleri beklemiyorsak, o takdirde önümüzdeki aydan itibaren iki haneli enflasyonları görmeye başlayacağız demektir” uyarısında bulundu. Çandır, “Diğer 8 ayın beşinde yüzde 1’den küçük, üçünde ise yüzde 1’den büyük enflasyon rakamları ilan edilmiş. Bu yıl benzer bir enflasyon serisi yakalayamazsak çift haneye demir atmış bir enflasyon yılı olma riski taşımaktayız. Tetikleyici etkisi bakımından üretici fiyatları enflasyonunda da geçen yılın aynı aylarında ciddi düşük enflasyonlar söz konusu olmuştur. Bu da enflasyonda yükseliş riskini artıran bir durum olarak karşımızda durmaktadır” dedi.

  • Emeklilerden enflasyon sepetine tepki

    Türkiye Emekliler Derneği Eskişehir Şube Başkanı Arif Duru, mevcut enflasyon sepetinin yaşantılarından çok uzak olduğunu belirterek, “Yaşam standardımızı yansıtan yeni bir sepeti birlikte oluşturup hesapların ona göre yapılmasını istiyoruz” dedi.

    Duru, yaptığı açıklamada, enflasyon sepetinin yaşantılarından çok uzak olduğunu, emeklinin yaşam standardını yansıtan yeni bir sepeti birlikte oluşturup, hesapların ona göre yapılması gerektiğini söyledi. 2017 birinci altı ayında uygulanacak artışlar, yaşam mücadelesi altında giderek ezilen emekli topluluğumuzun beklentilerinden yine uzak kaldığını belirten Duru, “TÜİK’in enflasyon hesabının bizim mutfağımızı yansıtmadığı gerçeğiyle yine karşı karşıyayız. İşte bu yüzden emeklilerin yaşam standardına uyacak yeni bir tüketim kalıbı oluşturularak, hesaplamaların buna göre yapılmasını istiyoruz. Hayatımızda hiçbir yeri olmayan tüketim kalemleriyle yapılan enflasyon hesaplamaları bizim için adil olmayan hesaplar doğuruyor. Bu da bizim gelirlerimizi olumsuz etkiliyor. Bu konuda yetkililerimizden çözüm üretmelerini bekliyoruz” dedi.

    “Biz bu sepeti istemiyoruz, intibak yasası istiyoruz”

    2000 yılı öncesi emekliler için bir çalışma yapılıp intibak yasası çıkarıldığını, bu konuda emeği geçenlere minnettar olduklarını dile getiren Duru, açıklamasını şöyle sürdürdü:

    “2000 yılı sonrası emeklilerimizin için de intibak yapılması kaçınılmaz bir gerçeklik olmuştur. Parlamentomuzdan öncelikli beklentimiz, aylıklar arasındaki adaletsizliği ortadan kaldıracak bir intibak düzenlemesinin bir önce TBMM gündemine taşınması ve yasalaştırılmasıdır. Emekliler arasındaki farklılıkların acilen giderilmesi gerekmektedir. Norm ve standart ayrımcılığa tabi tutulması sonucu yaşanan ve neredeyse yüzde 100’lük kayıplara varan haksızlıklar giderilmelidir.”

  • ATSO Başkanı Çetin, enflasyon rakamlarını değerlendirdi

    Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Yönetim Kurulu Başkanı Davut Çetin, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan Aralık ayı enflasyon rakamlarını değerlendirdi.

    ATSO Başkanı Davut Çetin, enflasyonun TÜFE’de yüzde 1,64, Yİ-ÜFE’de yüzde 2,98 olarak açıklandığını belirterek, “Buna göre yıllık enflasyonun tüketici fiyatlarında yüzde 8,53, yurt içi üretici fiyatlarında yüzde 9,94 olarak gerçekleştiğini görüyoruz” dedi.

    “2005’den bu yana en yüksek aylık enflasyon”

    Çetin, “Aralık 2016, 2005 yılından bu yana en yüksek aylık TÜFE ve Yİ-ÜFE artışlarının, 2011 yılından bu yana en yüksek yıllık Yİ-ÜFE artışının gözlendiği ay oldu. Ana harcama grupları itibariyle en yüksek artışların aylık olarak yüzde 7,33 ile alkollü içecekler ve tütün, yüzde 3,29 ile gıda ve alkolsüz içecekler ve yüzde 1,97 ile ulaştırma gruplarında; yıllık bazda ise yüzde 31,59 ile alkollü içecekler ve tütün, yüzde 12,36 ile ulaştırma gruplarında gerçekleştiğini görüyoruz” ifadelerini kaydetti.

    Aralık ayında zam şampiyonunun patlıcan olduğunu ifade eden ATSO Başkanı Davut Çetin, “Rakamlara göre aralık ayında en yüksek artış gösteren ürün yüzde 60,01 ile patlıcan olurken, bu ürünü yüzde 53,14 ile yumurta ve yüzde 34,71 ile kabak izledi. En fazla düşüş ise yüzde 16,74 ile portakal, yüzde 8,72 ile gömlek ve yüzde 7,93 ile limon fiyatlarında gözlendi. Üretici fiyatlarında bir önceki aya göre en fazla artış; yüzde 17,58 ile kok ve rafine petrol ürünleri, yüzde 8,63 ile ana metaller ve yüzde 3,96 ile metal cevherleri alt sektörlerinde gerçekleşti” dedi.

    “En düşük Aralık enflasyonu Batı Akdeniz’de”

    Batı Akdeniz Bölgesi’nin TÜFE oranının, aylık bazda yüzde 1,28 ve yıllık bazda yüzde 8,61 oranlarıyla Türkiye ortalamasının altında kaldığını kaydeden Çetin, bölgenin TÜFE oranında 26 bölge arasında aylık bazda Ankara ile birlikte son sırada, yıllık bazda ise on sekizinci sırada yer aldığını kaydetti.

    Terör acısının ağır olduğu bir dönemde enflasyonu, hatta ekonomiyi konuşmanın çok zor olduğunu ifade eden ATSO Başkanı Davut Çetin, “Fakat hiç bir şey olmamış gibi yapmak ne kadar yanlışsa, terör karşısında korkuya kapılmak, terörün hedefine ulaşmasına izin vermek de o kadar yanlıştır. Bu nedenle biz ekonomiyi birinci gündem maddesi olarak görmeye ve gelişmeleri değerlendirmeye devam edeceğiz. Aslında terörle mücadele ve enflasyon gibi ekonomik sorunlarla mücadele çok farklı alanlar olsa da birtakım ortak esaslar her iki alanda da geçerlidir. Siyaset üstü toplumsal uzlaşma ve birliktelik, mücadelenin bilimsel yöntemlere uygun yürütülmesi, ilgili kurumlara güven tesisi bu mücadelelerin ortak esaslarıdır” dedi.

    “Bilimsel ve teknik konular ile siyaseti ayırmalıyız”

    Son zamanlarda ekonomiyle ilgili yorumların bile siyasi ön yargı ve kutuplaşma konusu haline geldiğini ifade eden Çetin şunları söyledi:

    “Bilimsel ve teknik konularla siyaseti ayırmayı öğrenmek zorundayız. Ekonomi, enflasyon gibi konular hesap-kitap konularıdır, siyaset konusu değildir. Enflasyonun nedenleri, sonuçları, mücadele yöntemleri bellidir. Türkiye enflasyonu ancak son on yılda tek haneye indirebilmiştir, şimdi yeniden çift haneye yükselmesine izin verilmemelidir. Yüksek enflasyon, belirsizlik yaratır, uzun vadeli tasarrufları ve sanayi yatırımlarını caydırır, verimsiz yatırımları ve sektörleri teşvik eder. Enflasyon, gelir dağılımını, sosyal adaleti ve neticesinde sosyal ahlakı bozar. Sanayi ve ihracatta başarı kazanan ülkeler enflasyon sorununu çözmüş ülkelerdir. Bu nedenle enflasyon gibi ekonomik konuları hiç bir siyasi tartışma konusu yapmadan, Merkez Bankası gibi uzman kurumların bilimsel yaklaşımlarına bırakmak gerekir.”

    “Enflasyonu yalnızca sebze-meyveye bağlamak doğru değil”

    Aralık ayında TÜFE artışında yılın son günlerinde hava koşulları nedeniyle artan sebze ve meyve fiyatları dışında, tavuk eti, yumurta, balık, yağ, nohut, kahve, çay gibi ürünlerin de rol oynadığını, diğer etkenlerin de alkollü içki ve sigara vergisinde artış ile benzin ve mazot fiyatlarındaki artış olduğunu ifade eden Çetin, “Enflasyonda sebze ve meyvenin etkisi belirli aylarla sınırlıdır. Belirli ürünlerde hava koşulları fiyatları aylık bazda yükseltmiştir. Şu anda yıllık fiyat artışının yüzde 30’u aştığı 20’den fazla ürün arasında tek sebze-meyve ürünü olarak sivri biber bulunmaktadır. TÜİK verilerinde domates fiyatı geçen yılın yüzde 24 altındadır, narenciye fiyatları yerlerdedir, ıspanak, kuru soğan, patates fiyatları geçen yıla göre oldukça düşük düzeydedir. Gıda ve giyimde geçici aylık fiyat artışları yerine yıllık artışların sürekli ve yüksek olduğu sektörlerde iç ve dış rekabet koşullarına bakılması daha yararlı olacaktır. Telefon görüşme ücreti, sabun, gazete, temizlik malzemeleri, bilgisayar gibi çok farklı ürünlerde yıllık enflasyon yüzde 30’un üzerindedir. Buna rağmen enflasyonu yalnızca sebze-meyveye bağlamak doğru değildir” diye konuştu.

    “Dövizin enflasyona etkisi görülüyor”

    Çetin, “Döviz kurundaki hızlı artışın akaryakıt fiyatlarına, elektronik ve elektrikli cihaz fiyatlarına yansımaya başladığını, 2017 yılında dövizin ve petrol fiyatlarındaki artışın enflasyona etkisinin devam edeceğini görüyoruz. Enflasyonla mücadele bile güven ve toplumsal ortak tutum meselesidir. Ekonomide düşük büyüme ve yüksek enflasyon durumundan kurtulmak için ekonomi yönetiminin Merkez Bankası gibi kurumlara güvene dikkat etmesi gerekir. Sorunları konuşmaktan kaçınmayalım, sorunları konuşmamak, görmezden gelmek çare değildir. Çözüm ancak gerçekçi biçimde konuşarak, tartışarak karşılıklı güvenle uzlaşarak bulunur. Enflasyonla mücadele bile bir güven ve toplumsal ortak tutum meselesidir. 2017 yılı başında en önemli konumuz toplumsal uzlaşma olmalıdır” dedi.

  • Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci: “2017 yılında enflasyon hedefimizi yüzde 7 olacak”

    Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, AK Parti Denizli İl Başkanlığı’nda yaptığı toplantısında, 2016 yılının ekonomik ve siyasi gelişmelerinin geniş bir değerlendirmesini yaptı.

    AK Parti Denizli İl Başkanlığında yapılan değerlendirme toplantısına Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Denizli Valisi Ahmet Altıparmak, AK Parti Denizli İl Başkanı Necip Filiz, Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Zolan, Pamukkale Belediye Başkanı Hüseyin Gürlesin, Merkezefendi Belediye Başkanı Muhammet Subaşıoğlu, partililer ve gazeteciler katıldı.

    İl başkanlığı toplantı salonunda yapılan 2016 yılı ekonomik değerlendirme toplasında, Türkiye olarak tarihin en büyük kredi imkanlarını ve fırsatlarını sunduklarını belirten Zeybekci, Türkiye’de 250 milyar TL’lik bir kredi ve finansman imkanın kobilere, üretici ve sanayicilere sunduklarını kaydetti.

    Enflasyonun 2013 yılında yüzde 6 seviyesine indiğini, 2017 yılında ise yüzde 7 seviyesine çekme hedefinde olduklarını söyledi. Türkiye’nin yüzde 4 büyüme göstermesinin yerinde sayma değil, geriye gitme olduğunu belirten Zeybekci, “ Küresel büyüme eğer yüzde 2 ise, ekonomik ticaret yaklaşık 4.5’in üzerindeydi. 2016 yılı sonunda yüzde 1.6 sevilerini göreceğiz. Bütün bunlara rağmen, etrafımızdaki ateş çemberine rağmen, 2015 Kasım’da Rusya ile yaşadığımız o krize rağmen, Irak’taki, Suriye’deki ateş çemberine rağmen, Türkiye 2016 yılının ilk üç çeyreğinde yüzde 2.2 seviyesinde büyüdü. Üçüncü çeyrekteki beklentimiz bu yöndeydi, eksi yönündeydi. Ama yeni hesaplama yöntemi ile hesap itibariyle biraz farklı çıktı” diye konuştu.

    Ekonomik büyüme ilgili konuşmasına devam eden Bakan Zeybekci, “2016 yılının son çeyreğinde, yani Ekim Kasım Aralık aylarında gördüğümüz ve görmeye devam edeceğimiz ihracattaki toparlanma ve yükselme yüzde 8’ler, yüzde 9’lar seviyesinde artık yükselmeleri konuşuyoruz, Kasım ayında, Ekim ayında yüzde 3’tü ki, Aralık ayında yüzde 8 -9 seviyesindedir. Önümüzdeki Pazartesi-Salı günü daha sağlıklı bir durumla, yüzde 10 civarında bir büyümeyi göreceğiz. İhracatın büyümeyi yukarıya çekmesiyle, ihracat büyümeye artı katkı sağlayacak. İlk üç çeyrekteki ihracatın ekonomik büyümeye verdiği katkı eksiydi. Şimdi ilk defa artı katkı verecek ve 2016 yılında Türkiye olarak büyümede artı hedef ve beklenti içindeyiz. İnşallah hedefimize ulaşacağız. Yüzde 3.2 hedefle orta vadeli programın üzerinde bir büyümeyle 2016 yılını kapatacağız. 2017 yılında yüzde 4.4’lük orta vadeli büyüme hedefimiz var, 2016 yılı sonu itibariyle. Türkiye’nin büyümesini yüzde 4.4’ün biraz daha üzerinde olacağını ön görüyoruz” açıklamasını yaptı.

    TL’nin değeri ile ilgili spekülatif hareketler ve açıklamaların yapıldığını belirten Zeybekci, dolar satarak TL’nin değer kazandırılmasını yanlış bulduklarını ve buna karşı çıktıklarını söyledi. Müdahalenin yanlış olduğunu söylediklerini aktaran Zeybekci, piyasanın kendi dinamiği içinde bunu yola sokacağını açıkladıklarını söyledi.

    TL’nin değer kazanması ile ilgili de konuşan Zeybekci, “Toplam 430 milyar dolar civarındaki ihracatımızın yüzde 10’nun bir kısmını biz milli paramızla yapabilir hale gelirsek, Türkiye’nin cari açık finansmanı ile ilgili problemi tamamen ortadan kalkacaktır. Çünkü Türk Lirası o kadarlık bir bölümle rezerv para fonksiyonunu kazanacak” dedi.

    Kamu yatırımlarının yüzde 30 oranında artacağını belirten Zeybekci, “17-25 Aralık döneminden sonra Türkiye olarak, gelmiş nokta itibariyle, şuanda 2016 yılı Kasım ayı itibariyle, 2016 yılı başında yüzde 9.58’den yüzde 7’ye kadar geriledik. Önümüzdeki dönemle ilgili, önümüzdeki hedefle ilgili, 2017 yılındaki hedeflerimizle ilgili enflasyonu yüzde 7 seviyelerinde tutma amacı içinde olacağız” şeklinde konuştu.

    Türkiye’de iş gücüne katılımı anlatarak konuşmasına devam eden Zeybekci, “Türkiye son 5 yılda, 6 yılda iş gücüne katılım yüzde 44’ten yüzde 53 oranına yaklaştı. Yani 15 yaş ile çalışabilir 65 yaş arasındaki insanlarımızın yüzde 44’ü ben iş istiyorum. piyasadayım iş istiyorum derken, bu ay itibariyle yüzde 52,8’e çıktı. bugüne kadar işgücü piyasasına girmeyen, bu artma ev hanımlarımızdan kaynaklanıyor ki, biz bundan son derece memnunuz, ve kırdan kente göç de kaynaklanan da başka bir şeydir. Bu son derece normaldir” ifadelerini kullandı.

    2017 yılının ekonomik anlamda bir şahlanma olacağını kaydeden Zeybekci, “2015 yılı Mayıs ayında milli paralarla ilgili, kur ile ilgili hareketlilik yaşandı. Türk Lirası 2015 yılı Mayıs sonuna kadar ayın şekilde geldi. Yani bir Kanada Doları, bir Japon Yeni, bir İsviçre Frangı, yani Euro Dolar karşısında ne kaybetti ise, Türk Lirası aynı şekilde hatta birazcık daha iyi bir performans gösterdi. Ama bizim 2015 yılı 7 Haziran seçimlerinden sonra hızlı bir şekilde ayrışmamız oluştu. Bu da istikrar ile ilgili endişeler, Türkiye’deki siyasi istikrar, siyasi istikrarın Türkiye’deki gelecek ile ilgili beklentilerdeki belirsizlikle ilgili kaygılar, bu son derece normaldir. Kontrol edilemez bir şey yoktur” diye kaydetti.

    Gelecekle ilgili beklentilerin olumsuz olmadığını aktaran Zeybekci, “Önümüzdeki süreçle ilgili beklentilerimiz olumsuz değil. Yani Türk Lirasının bu kadar değer kaybetmesi, ekonomiye etkilere olmaz mı, olur tabi ki. Fiyatların artmasına sebep olur, vatandaşımızın ithala dayalı bir hammadde ile oluşan, Türkiye’de enflasyon kaynaklı bir sıkıntısı olur. Ama kalıcı bir zarar bırakmaz. Çünkü bu bir süreçtir” açıklamasını yaptı.

    Son olarak TMSF’ye devredilen şirketlerle ilgili konuşan Zeybekci, “Tabi bu 15 temmuz meselesiyle yaşanan bu terör girişiminde bazı olağanüstü hal, teröre bulaşmış şirketlerin milli güvenliğimiz açısından, o şirketin bu süreci sağlam bir şekilde atlatması durumunda, kayyım atamalarının ve şirketlerin TMSF’ye devretmesinin ekonomik anlamda biz bunu olumlu görüyoruz. Güvenlik altına alınıyor. Kırılıp dökülmesin, mağdur olmasın, batmasın, sağdan soldan diğer finansal saldırılara veya suistimallere, kötü niyetli bazı hareketlere maruz kalmasın diye güvence altına alıyoruz. Günü geldiğinde bu şirketlerin tekrar ekonomiye, zaten ekonominin içinde, kendi imkanları, kendi normal halleriyle devamını sağlayacak” diye belirtti.