Etiket: emir

  • İnebolu’yu bombalaması yönünde emir alan Yüzbaşı hakim karşısında

    FETÖ’nün darbe teşebbüsüyle ilgili tutuklanan İnebolu Sahil Güvenlik Bot Komutanı Yüzbaşı, hakim karşısına çıktı. 15 Temmuz darbe gecesi Ankara’dan gelen bir telefonla gemiyi İnebolu’yu karşıdan gören bir noktaya çektiği ve gerektiğinde gemiyi almaya gelen polis ve sivillere ateş açılması yönünde emir aldığı ileri sürülen TCSG-96 Bot Komutanı Yüzbaşı Ergün, duruşmada kendisine gelen emri uygulamadığını söyledi.

    FETÖ’nün darbe girişimine ilişkin soruşturma kapsamında İnebolu Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı doğrultusunda gözaltına alındıktan sonra tutuklanan İnebolu Garnizon ve Sahil Güvenlik 96. Bot Komutanı Yüzbaşı Turan Ergün ile 4 subay, 7 astsubay, 3 erbaş ve 5 erden oluşan 20 kişilik gemi mürettebatı, Kastamonu’da ilk kez hakim karşısına çıktı. Kastamonu Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada ifade veren TCSG-96 Bot Komutanı Yüzbaşı Turan Ergün, 15 Temmuz gecesinin başlamasıyla birlikte terör eylemi olduğunu düşündüğünü belirterek, bu tür ihbarların sürekli kendilerine geldiğini ve inisiyatif alarak kışlaya gittiğini söyledi.

    Kışlada güvenlik sorunu olduğu için askerleri topladığını söyleyen Yüzbaşı Turan Ergün, “Bana, Celil Astsubay cezaevinde olaylar oluyor diye bilgi verdi. Bende personelimi herhangi bir olaya karışmaması için askerlerimi alarak gemiye gittim. Beni Karadeniz Grup Komutanım aradı ve ‘sab/kor kırmızı (sabotaja karşı koruma)’ koduna yönelik tedbir alınmasını emretti. Bende bu yönde tedbir aldım” dedi.

    Darbe girişimi olduğunu televizyonlardan öğrendiğini ifade eden Ergün, “Darbe gecesi, Deniz Kuvvetlerinin darbeye dahil olmadığını öğrendim ve rahatladım. Başka botlara da bana gelen emrin benzerinin gelip gelmediğini öğrenmek için başka botları aradım. Başka botlara da bana verilen seyir emrinin geldiğini öğrendim. Bu seyir emri, bana özel verilen bir emir değildir. Geminin en tedbirli, emniyetli olduğu yer denizdir. Biz, liman ağzında beklemedik. Uygun bir derinlikte makineleri durdurup beklemeye başladık. Gemi, akıntı ve rüzgar nedeniyle rotasını değiştirdiği zaman motoru çalıştırıp tekrar düzelttim. İnebolu Limanına 1,1 mil (1900 metre) uzaklıktaydık” diye konuştu.

    “‘Limana geri dönüyoruz dedim’ ve emri uygulamadık”

    Kendisine gelen emrin darbe girişiminde bulunan darbecilerin kaçışını önlemek için verildiğini zannettiğini aktaran Ergün, “İnebolu Limanı, uluslararası ISPS güvenliği sağlanmış bir limandır. Bu yüzden Liman Başkanı ile de görüşerek aksi bir durumun olup olmadığını öğrendim” şeklinde konuştu. Kendilerine verilen seyir emrinin darbecilerin kaçış planını engellemeye yönelik zannettiğini söyleyen Ergün, şöyle konuştu: “Fakat bana bir emir daha geldi. Gelen mesajı aldım ve okuduğumda şok oldum. Mesajda sıkıyönetim ile ilgili emirler yazıyordu. Kendi kendime ‘bunlar salak mı?’ diye tepki gösterdim. Bir süre düşünüp kendimi topladığımda limana yanaşma kararı aldım. Ben, emri uygulamama kararı aldım ve butlara gelen bu emri uygulamadım. Bunun üzerine ‘limana geri dönüyoruz dedim’ ve emri uygulamadık. Limana yanaştığımızda İnebolu Cumhuriyet Başsavcılığında toplantı olduğu söylendi ve burada toplantıya katıldım” dedi.

    15 Temmuz gecesi denizde yapılan seyri tamamen görev bilinci içerisinde gerçekleştirdiğini anlatan Ergün, “Bana gelen emirde konu başlığında hudutların güvenliğinin sağlanmasına ilişkin bir emirdi. Fakat içeriğini okuduğumda emrin farklı olduğunu anladım” dedi.

    Bu yüzden kendisine gelen emri hiçbir şekilde uygulamadığını ve tavrını ortaya koyduğunu belirten Ergün, “Benim niyetim farklı olsaydı gemi ile değil süratli iki bot ile yapardım. Çünkü gemi ile denizde sığ yerde gidemezsiniz. Belirli derinlik olması gerekiyor. Ama süratli bot ile her türlü işi yapabilirsiniz. Limanının giriş ve çıkışlarını kapatabilirdim. Hiçbir şekilde limana giriş ve çıkışa müsaade etmezdik” diye konuştu.

    “Yanlış anlaşılmaktan korkuyorum” diyen Ergün, “Biz, halktan uzak durup kimsenin göremeyeceği yerde bekledik. Çünkü halkta panik ya da tedirginlik olmasını istemedik. Halkın, Deniz Kuvvetlerinde de kalkışma olmasını düşünmesini istemedik” dedi.

    FETÖ ile herhangi bir bağlantısının bulunmadığını ifade eden Ergün, kendisiyle de irtibat kurulmadığını ve dershanelerinde ya da yurtlarında da kalmadığını kaydetti.

    Olay

    15 Temmuz darbe girişimi gecesi ağır silahlarla donatılmış TCSG-96 gemisini emir komuta zincirinin dışında ve valiliğin izni olmadan bağlı olduğu İnebolu Limanından uzaklaştırıldı. TCSG-96 Bot Komutanı Yüzbaşı Turan Ergün’e Ankara’dan geldiği ileri sürülen bir telefonla gemiyi İnebolu’yu karşıdan gören bir noktaya çektirdiği ve burada hazırda beklemesi, gerektiğinde gemiyi almaya gelen polis ve sivillere ateş açılması yönünde emir de verildiği iddia edildi.

    Darbe girişiminin başarısız olmasının ardından gemiyi kendi isteğiyle kıyıya tekrar yanaştırdığı öğrenilen Ergün, İnebolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alındıktan sonra 19 Temmuz’da tutuklanarak İnebolu M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna gönderilmişti.

    TCSG-96’da denize indirildiğinden itibaren 4 subay, 7 astsubay, 3 erbaş ve 9 er olmak üzere 23 personelin görev yaptığı gemide top gibi ağır silahların yanı sıra son teknoloji otomatik silahlarda bulunuyor.

  • Minik Helen ve Emir yangında ölmüşlerdi, karar çıktı

    İzmir’in Buca ilçesinde, gece vakti evde çıkan yangında 8 yaşındaki Helin Çelen ile kardeşi 1 yaşındaki Emir Çelen’in ölümüne neden olduğu iddiasıyla yargılanan çocukların annesi, babası ve bir kişi beraat etti.

    Buca ilçesi Kuruçeşme Mahallesi 203/1 Sokak numara 5’te, 7 Aralık 2015 yılında meydana gelen olayda, Çelen ailesinin kaldığı tek katlı evde belirlenemeyen bir nedenden dolayı yangın çıktı. Yangın evi tamamen sararken, çevredekiler durumu itfaiye ekiplerini bildirdi. İhbar üzerine eve gelen ekipler, yangına müdahale ederken, evde bulunan 5 yaşındaki Ata Çelen, 7 yaşındaki Baran Çelen ve 8 yaşındaki Arda Çelen itfaiye ekipleri tarafından yangından kurtarıldı. Yangın söndürülürken, ev tamamen yandı. Aralarında sorun bulunduğu belirtilen anne Arife Çelen ve baba Ferhat Çelen’in evde olmadığı öğrenildi.

    Cesetler yan yanaydı

    Kullanılamaz hale gelen evde itfaiye ekiplerinin yaptığı araştırmada, 8 yaşındaki Helin Çelen ile küçük kardeşi 1 yaşındaki Emir Çelen’in cansız bedenlerini yan yana buldu. Helen Çelen’in yangının çıkmasının ardından kardeşlerini kurtardığı son olarak küçük kardeşi Emir’i kurtarmak için eve girdiğinde çatının çökmesi sonucu kardeşi ile birlikte öldüğü anlaşıldı. Kurtulan üç kardeşin “Evimizi sakallı biri yaktı” demesi üzerine ’Sakallı deli Kadir’ diye bilinen Kaan Kadir Kirik polis tarafından gözaltına alındı. Kirik, anne ve baba ile birlikte adliyeye sevk edildi. Kaan Kadir Kirik tutuklanırken, anne ve baba ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

    Yangını söndürmek için yardım ettim

    İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan son duruşmaya, tutuklu yargılanan sanık Kaan Kadir Kirik, tutuksuz sanıklar Arife Çelen, Ferhat Çelen ile, tarafların avukatı ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı avukatı Müjgan Bilen Özen katıldı. Tutuklu sanık Kaan Kadir Kirik, “Ben on yıldır aynı mahallede oturuyorum. Çelen ailesinin evine girip yangın çıkartıp, çocuklarının ölümüne neden olmadım. Olay saatinde caddenin diğer ucunda yürüyordum. Dumanları görünce evin yanına gittim. Mahalle çok kalabalıktı. Hortumla su sıkıp yangını söndürmeye çalışıyorlardı. Bende yangını söndürmek için yardım ettim. Yangın söndürüldükten sonra polisler beni alıp karakola götürdü. Yangının ne şekilde çıktığını bilmiyorum,ben bir şey görmedim. Yanan evin yanına gittiğimde, ev yerden çatıya kadar tutuşmuş vaziyetteydi. Hava karardığı saatlerde sokaktan geçmiş olabilirim, hatırlamıyorum. Benim adımı bu şekilde vermiş olabilirler” dedi.

    Anne ve baba konuştu

    Çocukların annesi Arife Çelen ise, “Olay gecesi ayrı yaşadığım eşim Ferhat’ın yanına para almaya gittim. Evden çıkarken mum yakıp bırakmıştım. Ben oğlum Baran’a polisler sorduğunda yangını Kadir’in çıkardığını söyle diye tembihte bulunmadım. Kadir’i bile tanımıyorum. Kaan ve ailesiyle benim veya eşim arasında husumet yoktur. Ev sahibinin, evin müteahhite verilmesi için bizden evden çıkmamızı istedi. Bu nedenle ev sahibiyle aramızda ihtilaf vardır. Ev sahibi beni ’Evinizi başınıza yıkarım’ diye tehdit etmişti. Baran, hastanede bana mumun devrilmesi sonucu evde yangın çıktığını söylemişti; ama daha sonra sorduğumda ise eve sakallı birinin girdiğini, çakmak çıkartıp, gazeteleri masanın üzerinde yakıp gittiğini, gelen kişinin de kirli sakallı olduğunu söyledi. Baran, sakallı kişinin Kaan Kadir Kirik olduğunu söylemişti” diye konuştu. Baba Ferhat Çelen de, “Üç aydır eşimden ayrı yaşıyorum. Olay gecesi de Menderes ilçesinde bir arkadaşımın yanına gitmiştim. Eşimde para almak için benim yanıma gelmişti. Ben yangının nasıl ve kim tarafından çıkarıldığını bilmiyorum” diye aktardı.

    Tanık çocuk polisteki ifadesini değiştirdi

    Tanık olarak dinlenen ve o gece yangından sağ kurtulan Baran Çelen ise şöyle konuştu:

    “Elektrikler sönüktü, ablam Helin ile kardeşim Arda mum yaktılar. Mum masanın üzerinde duruyordu. Gözlerimi açtığımda evde ışıklar gördüm. Helin ile Arda birden kaçtılar, bizde arkalarından kaçtık. Bizim evde elektrikler hep sönüktür. Annem her akşam babamın çalıştığı iş yerine gidip, sabah geliyordu. Uyandığımda evde annemi görüyordum.”

    Mahkeme başkanı Baran Çelen’e ’Evi neden Kadir yaktı diye söyledin?’ diye sorması üzerine, “Kadir camı kırıp pencereden eve girdi. İçeride ne yaptığını hatırlamıyorum. O gece Kadir arka cebinden çakmak çıkarttı. Elinde bir defa döndürdü. Kağıtları masanın üzerine koydu; ama yaktığını görmedim” şeklinde ifade etti. Küçük çocuğa polisteki ifadesini hatırlatan hakim, ’Polisteki ifadende Kadir’in gazete kağıtlarını tutuşturduğunu gördüğünü söylemişin, annen mi sana söyledi polise böyle bir ifade vermeni?’ diye sorması üzerine küçük çocuk, her iki elini birleştirip kafasını iki yana sallayarak, gülüp ’Bilmiyorum ki’ diye cevap verdi.

    Mahkeme heyeti, annesi, babası ve Kaan Kadir Kirik’in delil yetersizliğinden beraatine karar verdi. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı avukatı Müjgan Bilen Özen, kararı temyiz edeceklerini belirtti.

  • 17 yaşındaki Emir 16 gündür kayıp

    Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde yaşayan 17 yaşındaki gençten 16 gündür haber alamıyor.

    Ailenin 7 çocuğundan biri olan Emir Cemiloğlu’nun Dörtyol İmam Hatip Lisesi son sınıf öğrencisi olduğunu söyleyen annesi Delel Cemiloğlu (43), Emir’in aynı zamanda Dörtyol’da Kur’an Kursu eğitimi aldığını belirterek, 16 gündür haber alamadıklarını, ancak 3 gün önce telefonla arayarak iyi olduğunu söylediğini anlattı.

    Son telefon görüşmesinde bir ‘abi’ ile beraber olduğunu ve kendisine iş bulmada yardımcı olacağını söylediği Emir’den bir daha haber alamadıklarını anlatan annesi Delel Cemiloğlu, “Oğlumun kaçırılmış veya kandırılmış olmasından endişe ediyorum. Neredeyse gelsin veya yerini bildirsin gidip getirelim. Çok merak ediyoruz. Babası da zaten astım ve kalp hastası geceleri uyuyamıyor bir an önce evine gelsin” dedi.

    Gören ya da yerini bilenlere de gözyaşları ile seslenen Anne Cemiloğlu, Emir’in kendi isteği ile İmam Hatip Lisesi’ne ve Kur’an Kursu’na gittiğini belirterek “Ailece hepimiz merak ve endişe içerisindeyiz. Bir an önce eve gelmesini bekliyoruz. Görenler veya yerini bilenlerin polis veya jandarmaya haber vermelerini istiyoruz. Eğer okumak istemiyorsa okulu bıraksın ama evine dönsün.” ifadelerini kaydetti.

  • Ordu Komutanının emir subayı Kaya darbe gecesini anlattı

    15 Temmuz darbe girişiminde en hassas noktalardan biri olan 2.Ordu Komutanlığı’nda Ordu Komutanı Adem Huduti’nin emir subayı olarak görev yapan Binbaşı Sedat Kaya, “Albay Erdemli, ordu komutanımıza ’başımıza geçin’ dedi” şeklinde ifade verdi.

    Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Yakınca Spor Salonunda görülen duruşmada dönemin 2.Ordu Komutanı Orgeneral Adem Huduti’nin emir subayı Binbaşı Sedat Kaya savunma yaptı. Ordu Komutanının emir subayı olarak görev yaptığını belirten Kaya, “Ağustos ayındaki Askeri Şurada görev yerinin değişmesi nedeniyle ben de emir subaylığını bırakıp başka göreve geçmek için dilekçe verdim. Hiçbir FETÖ’cünü böyle kritik bir görevi bırakmak isteyeceğini sanmıyorum. Ben ise dilekçe yazarak görevimi bırakmak istedim” diye konuştu.

    15 Temmuz darbe kalkışmasının kendisinin telefonla aranmasıyla öğrendiğini belirten Kaya, “Beni arayanların İstanbul ve Ankara’daki durumu anlatarak ‘Darbe mi oluyor’ diye soruyorlardı. Ben de bunun üzerine ne olduğunu anlayabilmek adına sırasıyla üst kademedeki tüm komutanlıkları aradım ancak sadece Genelkurmay Başkanının koruma müdürüne ulaştım ancak o da izinde olduğu için bilgisi yoktu. Durumdan iyice şüphelendiğim için Ordu Komutanımızın güvenliğinin sağlaması için koruma astsubaylarını arayarak konuta geçmelerini istedim. Ben de sivil bir şekilde konuta gitmek için yola çıktım bu sırada tesadüfen gördüğüm 2 albaya ‘Darbe girişimi oluyor, karargaha geçin’ dedim. Ben FETÖ’cü olsaydım eğer bu iğrenç olayın bir parçası olsaydım sokakta tesadüfen gördüğüm iki albaya neden darbe oluyor derdim” ifadelerine yer verdi.

    Daha sonrasında Ordu Komutanının konutuna gittiğini belirten Kaya, “Burada silahlı ve üniformalı bir şekilde Mustafa Serdar Sevgili, Zeki Karataş, Bahadır Erdemli ve ölen Binbaşı Fatih Kılıç ile birlikte iki-üç kişi daha vardı. ‘Niye silahlı şekilde geldiniz’ diye sordum Albay Bahadır Erdemli de ‘Sıkıntı yok, çok gizli emirler geldi, bunlar arz edilecek’ dedi. Konut önünde bulunanların hepsi silahlıydı ama ben sivil ve silahsızdım” ifadelerini kullandı.

    Komutanın konutuna gittiği için iddianamede darbecilerle birlikte gösterildiğini ileri süren Kaya, “Oysa ben kendi çabalarımla konuta gittim. Komutanımız bize bağlı bütün komutanlıkları ve Valiyi arayıp görüştürmemi istedi. Bu sırada komutanımız bağlı birliklerle yaptığı görüşmelerde emir komutadan çıkılmaması ve sıkı yönetimden geldiği belirtilen yazıların dikkate alınmamasını istedi” dedi.

    Daha sonrasında karargaha geldiklerinde kendi emrindeki koruma ast subaylarına bilgisi dışında hareket edilmemesi ve makamın güvenliğinin alınmasını istediğini belirten Kaya, bir süre sonra Tuğgeneraller Mustafa Serdar Sevgili ve Zeki Karataş’ın komutanın makamına girdiğini Alay Bahadır Erdemli’nin ise bu sırada dışarıda olduğunu söyledi. Tuğgeneraller Sevgili ve Karataş’ı kararsız gördüğünü ileri süren Kaya, “Malatya’da darbe girişimi Türkiye’deki diğer illere göre geç başlamıştır” ifadesinde bulundu.

    Kaya, daha sonra Albay Bahadır Erdemli’nin, 2. Ordu Komutanı Orgeneral Adem Huduti’nin odasına geldiğini ifade ederek, “Bahadır Erdemli komutana ‘başımıza geçerseniz mutlu oluruz’ dedi. Komutanımız ise ‘Oğlum şuan ben ordu komutanıyım zaten başınızdayım’ diyerek teklifi reddetti. Komutanımız Bahadır Erdemli’ye gittikleri yolun doğru olmadığını, vazgeçmelerini istedi.

    Kendi odasına gidip askeri üniformasını giydikten sonra komutanın makamına geldiğini anlatan Kaya, “Komutana darbeci unsurları öldürmeyi teklif ettim ancak kendisi ‘ilk kurşunu biz sıkmayacağız, sorunu kansız çözeceğiz’ dedi ve bu konuda ısrarcı oldu.

    Bir süre sonra Kurmay Başkanı Avni Angun’un makama geldiğini kaydeden Kaya, alt katta bulunan silahları da getirtip koruma astsubaylarına verdiğini ve makam odasının güvenliğini aldırdığını savundu.

    Koridordayken Albay Bahadır Erdemli’nin Ankara ve uçak kelimelerini duyduğunu ileri süren Kaya, “Bahadır Erdemli’nin komutanı Ankara’ya kaçırılabileceğini düşünerek bunu hemen makama gidip komutanımıza arz ettim. Ancak Komutanımız ‘hiçbir yere gitmiyorum’ dedi ve bir silah bulmamı istedi.

    Koridordayken Kurmay Başkanı Avni Angun’un bir ara Tuğgeneraller Mustafa Serdar Sevgili ile Zeki Karataş ile görüştüğünü de anlatan Kaya, “Kurmay Başkanı daha sonra Bahadır Erdemli’ye adamlarını çekmesini emretti, bunun üzerine Erdemli özel görüşebilir miyiz’ dedi, ama Kurmay Başkanı bunu kabul etmedi. Bunun üzerin Albay Bahadır Erdemli’nin Kurmay Başkanına silah çektiğini savunan Kaya, kendisinin araya girdiğini bu sırada Fatih binbaşının ise kurmay başkanını alarak oradan uzaklaştırdığını gördüğünü söyledi.

    Ordu Komutanı Huduti’nin kendisine ‘Beni koruyabilecek misin’ diye sorduğunu ifade eden Kaya, ‘Ben de beni öldürmeden kimse size zarar veremez’ dedim. Darbecileri öldürme teklifimi yineledim ama komutan ‘çatışma çıkarsa çok adam ölür’ dedi ve teklifimi reddetti” ifadelerine yer verdi.

    O gece yaşanan karmaşa içerisinde 2.Ordu Komutanını Malatya Valisi ile bir çok kez görüştürmelerine rağmen bu durumun iddianame tam aksine yansıtıldığını iddia eden Kaya, “Valiliğin sabit hatları ile Valinin cebini gece boyunca defalarca aradım. 16 Temmuz’da 23 kez bağlantı sağladık. Valiliği aradım çoğu zaman açan olmadı, toplam 20 kez diye hatırlıyorum görüşmemizi. HTS kayıtlarına da yansıyanlara göre 11 ayrı cihazdan yüzlerce görüşme yaptığım, onlarca telefon trafiğine rağmen valilik ile de defalarca kaydımız bulunmaktadır” diye konuştu.

    Sedat Kaya’nın savunması şöyle sürdürdü:

    “Albay Bahadır Erdemli, Ordu Komutanımızın makamına girerek silah çekti ve Kurmay Başkanı Avni Angun’un sabaha kadar aleyhlerine çalıştığını söyledi. Komutan, Kurmay Başkanına ’çık, kan dökülmesin’ dedi. Ordu Komutanımız, odasına silahla girmeye çalışan Bahadır Erdemli’ye çok sinirlendi ve ‘Beni mi öldüreceksin’ dedi.

    Albay Bahadır Erdemli’nin makamda ordu komutanına ‘Emrinizi dinlemiyorum, beni öldürün’ deyince Bahadır Erdemli’nin üzerine atladım ve silahını aldım. Sonrada Mustafa Serdar Sevgili’nin belindeki tabancayı aldım. Bahadır Erdemli ve Mustafa Serdar Sevgili’yi silahsızlandırdık ve sonradan odadan çıktılar.

    Ben daha sonra Tuğgeneral Zeki Karataş’ın da silahını almak için koridorda bekledim. Karataş gelince aramızda boğuşma oldu ve ben belindeki silahını almaya çalıştım. Bu sırada orada koruma astsubayı Fatih Gürcan’dan yardım istedim. Boğuşmamız 15 dakika sürdü. Ben Karataş’ı tuttum, Fatih tabancayı belinden aldı. Bir binbaşının generalin belinden silah alması çok rastlanan bir durum değildir. Silahı Fatih almıştır. Önceden boğuşuyoruz, sonra Fatih’i çağırıyorum. Bahadır Erdemli, Mustafa Serdar Sevgili ve Zeki Karataş’ı silahsızlandırdık.

    Bu 3 isim teslim olmaya ikna olacaklar ki, kendileriyle hareket edenlerle görüşmek üzere odadan çıktılar. Ordu komutanına çelik yelek giyip, odaya geçmesini söyledim ama kabul etmedi. Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, ordu komutanımızla görüştü. Darbecilerin teslim olmaları halinde öldürülmeyeceğini söylemiş. Bu görüşme üzerine benden Serdar Sevgili ve Erdemli’yi çağırmamı söylediler. Bu ikili daha sonra daya girdi ancak Bahadır Erdemli teslim olmaya yanaşmadı. Komutanımız Mustafa Serdar Sevgili’den Erdemli’yi teslim olması yönünde ikna etmesini söyledi. Bunu üzerine Sevgili, ‘Komutanım beni de dinlemiyor’ dedi. Komutanımız daha sonra Bakanı ve Valiyi bilgilendirdi.

    Komutanımız Malatya Valisine darbeci unsurları ikna etmeye çalıştığını ve ateşin kesilmesini istediğini söyledi. Bir süre geçti ve albay Bahadır Erdemli ateşin kesilmesi şartıyla teslim olacaklarını söyledi. Komutanımız Genelkurmay Başkanı ve Valiye bunu iletti. Bahadır Erdemli bu sırada Binbaşı Fatih Kılıç’ın öldürüldüğünü söyledi bunun üzerine ordu komutanı ‘Kesin artık daha kaç kişi ölecek’ dedi. Albay Erdemli dışarıdan ateş edildiği sürece telsim olmayacaklarını söyleyince Ordu Komutanımız Huduti Genelkurmay Başkanı ve Valiye ulaşarak ateşin kesilmesini iletti ve bir süre sonra ateş kesildi. Bahadır Erdemli daha sonra ordu komutanımızın odasına gelerek teslim olacaklarını söyledi. Ben de Vali Beyi aradım ve bunu ilettim. Komutanımız kapıya gelerek, ‘Kelepçeleyin bunları’ dedi. Tekrar Vali beyi aradım ve silahların toplandığını söyledim. Güvenlik güçleri daha sonra odaya girdi ve darbeci unsurlar teslim alınarak, hain girişim böylece bastırılmış oldu”.

    Mahkeme Başkanı Vedat Koç’un iddianameye de yansıtan ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Malatya’ya gelişi sırasında 2.Ordu Komutanlığını ziyaretinde korumalara odanın aranmasına izin vermediği’ iddiaları sorması üzerine Kaya, “Arama ekibi odadan komutanın çıkmasını ve anahtarın kendilerine verilmesini istedi. Ordu Komutanımızda Cumhurbaşkanının geleceği için çalışmasından dolayı biraz beklemelerini istedim. Zaten görüştük ve bu konuyu çözdük. Bu eylemimde bir suç varsa ki, bundan eminim neden tutanak tutulmadı, işlem yapılmadı” diyerek cevapladı.

    15 Temmuz’daki darbe girişiminin başarılı olması durumunda ya öldürüleceğini ya da yargılanacağını söyleyen Kaya “Şimdi de yargılanıyorum” dedi.

    Mahkeme heyeti duruşmayı önümüzdeki pazartesi gününe ertelerken, tutuklu sanıklardan Kemal Keskin, jandarma tarafından ring aracına doğru götürülürken çıkışta gazetecilerin olduğu bölüme dönerek ‘Yazın, yazın, yazdıklarınızın hepsi değişecek” dedi.

  • 15 Temmuz Gazisi Enes Gün: “Sadece beni vuranlardan değil, emir verenlerden de şikayetçiyim”

    Darbe girişimi esnasında karnından vurulan Gazi Enes Gün, “Sadece beni vuranlardan değil, emir verenlerden de şikayetçiyim” dedi.

    15 Temmuz hain darbe girişiminin en önemli ayaklarından biri olan Malatya’da aralarında 2. Ordu eski Komutanı Adem Huduti’nin de bulunduğu darbe sanıklarının yargılanmasına başlandı.

    Gazi Enes gün, davaya müşteki sıfatıyla katıldı. “Onların yeri bu oturdukları yer değil, daha aşağı bir yer” diyen Enes Gün, “Onlar kimlik tespiti sırasında kalkıp rütbelerini söylüyorlar. Bence onların rütbelerini söylemesi, bugün asker olanlara haksızlık. Ben şikayetçiyim, çünkü onlar hem benim canımı tehlikeye attılar, hem de vatanı satmak için ellerinden geleni yaptılar. Onların teröristlere karşı böyle bir çabası olmadı” ifadelerini kullandı.

    Ölümün bile darbecilere az geleceğini ifade eden Gün, “Burada olan o isi, o kiri yemiş herkese karşı kinim var. Ölüm bile az gelir bunlara. Bunlar 248 vatandaşımızı şehit etti. 2 bin 194 kişinin gazi olmasına sebep oldu. Bunların karşılığı bence bu kadar hafif olmamalı. En ağır şekilde cezalandırılmalarını bekliyoruz” şeklinde konuştu.

    “İdam benim gözümde onlar için bir ödül olur’’

    Enes Gün darbeci askerlerle yüz yüze geldiğinde gururlandığını da kaydederek, “Ben kendilerini görünce daha bir gururlandım, nasıl iyi bir iş yaptığımı anladım. Keşke vatanımı nasıl sevdiğimi daha iyi gösterecek şekilde savunsaydım. Elimden geldiğince davaya katılmaya çalışacağım. Bu sadece bana değil vatanımıza karşı olan bir durum. İdam benim gözümde onlar için bir ödül olur. Çünkü onlar tanklarla milleti ezerken, böyle tek seferde ölmelerini istemiyorum, acı çekmelerini istiyorum. Ben şehit ailelerinden, gazi ailelerinden, 15 Temmuz gecesi dışarı çıkan tüm halkımızdan Allah razı olsun diyorum” dedi.