Etiket: Eleştirdi

  • Başkan Kara ithal et satışını eleştirdi

    Trabzon Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği (TESOB) Başkanı Metin Kara, zincir marketler kanalıyla ithal et satışının hem kasap esnafını hem de Türk hayvancılığını zor duruma düşürdüğünü belirterek, “Günlük çözümler yerine sorunun temelden çözümü için çalışılması gerekir. Halkımızın ucuz et yemesi için ithalatın değil, yerli üretimin teşvik edilmesi lazım. Gelişmeler üzüntü verici” dedi.

    Kara, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından ucuz ithal etin satılması için iki zincir markete dağıtım ve satış yetkisi verilmesini eleştirerek, “Bu gelişme hem her geçen gün daha zor duruma düşen kasap esnafımıza bir darbe daha vurmuş hem de Türk hayvancılığı açısından üzüntü verici olmuştur. Devlet, kendi esnaf ve sanatkârını korumak yerine, rekabet kurallarını da hiçe sayarak bu uygulamayı başlattı” ifadelerini kullandı.

    Başkan Kara, günlük çözümler yerine sorunun temelden çözümü için çalışılması gerektiğini de kaydederek, “Bunun yolu da üretimin artırılmasından geçiyor. KDV’nin yüzde 8’den yüzde 1’e düşürülmesi veya sıfırlanması ve devlet desteklerinin artırılması yoluyla besi girdi maliyetlerinin düşürülmesi üretimin önünü açacaktır. Esnaf ve sanatkârlar olarak halkımızın ucuz ama kaliteli et yemesi bizim de dileğimizdir. Ancak bunun yolu kesinlikle et ithalatı ve rekabet şartlarına uygun olmayan biçimlerde satış yöntemleri değildir. Türkiye gibi tarım ve hayvancılık ülkesinde kısa, orta ve uzun vadeli planlar yapılarak kalıcı çözümün biran önce sağlanması gereklidir. Halkımızın ucuz et yemesi için ithalatın değil, yerli üretimin teşvik edilmesi lazım. Gelişmeler üzüntü verici noktaya ulaştı” diye konuştu.

    Kara, zincir marketlerde kilosu 30 liraya satılan ete devletin kilo başına 10-15 liralık sübvansiyon uyguladığını da vurgulayarak, “Bu miktarın esnaf ve sanatkârımızın da içinde bulunduğu halkın vergilerinden karşılanması ilginç bir durumdur” ifadelerini kullandı.

    Kara, TESK’in konuyu Rekabet Kurumu’na taşıyacağını belirterek, “Yetkililerin de esnaf ve sanatkârı korumaya yönelik daha makul yöntemler bulacağına inanıyoruz. Bu şekilde zaten zor günler geçiren esnaf ve sanatkârımız daha zor koşulların içine itilmektedir. Türkiye gibi tarım ve hayvancılık ülkesinde kısa, orta ve uzun vadeli planlar yapılarak kalıcı çözümün biran önce sağlanması gereklidir” şeklinde konuştu.

  • Deha, evlilik programlarını eleştirdi: “Evlilik programlarındaki şöhretler balon”

    Son zamanlarda “Tanrım” adlı şarkısı ile sosyal medyanın en çok dinlenen yorumcularından biri olan Deha Bilimlier, CRI TÜRK FM’de Michael Kuyucu’nun programına konuk oldu.

    Müzik dünyasında ilk şöhreti “Akademi Türkiye” adlı müzik yarışmasında yakalayan ve sonrasında aralıksız on dört yıl boyunca sahnelerin en popüler yorumcularından biri olmayı başaran Deha, açıklamalarda bulundu.

    Deha, geçmişte yapılan müzik yarışmalarının çok daha nitelikli olduğunu ama buna rağmen kimsenin doğru dürüş bir şöhret kazanamadığını söyledi. Günümüzde çok popüler olan evlilik programlarında da her şeyin bir kurgu olduğunu ifade eden Deha Bilimlier, orada şöhret olanların ve onların hayranlarının da balon olduğunu söyledi.

    “Evlilik programlarındaki şöhretler balon”

    Deha, evlilik programları ve müzik yarışmalarının oluşturduğu şöhretin balon olduğunu söyledi: “Yarışmada ne yaptığın önemli değil, yarışmadan çıkınca ne yaptığın önemli. Yarışmadan çok insan kalmadı. Müzik yarışmasından sonra o şöhret kalmıyor, önemli olan, yakalamış olduğun kemik kitleyi tutup onlarla devam etmek. Aynı şey evlilik programlarında da var. Şu an mesela TV’deki evlendirme programlarındaki yarışmacıların da hayranları var. Onlar çok balon hayranlar. Onlar varla yok arası bir şey. İyi bir şey de değil bu yarışmalar. Çok kişi o şöhreti görünce, arkasından gidiyor ama daha sonra bir yerde çay ocağında çalışamıyorsun. Psikolojin kaldırmıyor. Ben yarışmadan çıktığım zaman gerçekten herkes beni tanıyordu; ama hiç param yoktu mesela. Aldanmayacaksın bu programlarda yaşanan işlere, çok tehlikeli bir durum” diyerek, müzik yarışmaları ile evlilik programlarının getirdiği şöhreti eleştirdi.

    “Halk müzik yarışmalarını artık yemiyor”

    Deha, televizyonlarda yayınlanan müzik programlarının artık izlenmediğini bunun da nedeninin halkın bu programlara olan inancını kaybettiğini, her şeyin bir kurgu olduğunu bildiğini söyledi ve “Halk artık o programlarda yapılanları yemiyor” dedi. Deha Bilimlier, “Bu programlar izlenmeme durumuna geldi, başlayanlar da yarıda bitti. Artık durumu anladılar, güzel müzisyenler, iyi şarkıcılar da katılmamaya başladılar. Baktılar artık bir şey olmuyor. Halk da artık yemiyor. Bir program olarak göreceksin bunları, herkes karlı, yarışmacılar hariç” dedi.

  • Giresun Ziraat Odası Başkanı Karan, ihracatçıları eleştirdi

    Giresun Ziraat Odası Başkanı Nurittin Karan, 2017 yılı fındık rekoltesini açıklamak için sıraya giren ihracatçıları sert bir dille eleştirdi. Karan, “üreticinin alın teri üzerinden hesap yapmayı bırakıp, enerjinizi kendi işinize, ihracat rakamlarını artırmaya harcayın” dedi.

    Hindistan’da açıklanan 670 bin ton rekolteye imza atanların Türkiye’de 592 bin ton rekolte beyan ettiğini kaydeden Karan, “Kendi aralarında kanaat geldikleri rakama itibar etmeyerek, bu rakamı çürüten bu zihniyete biz hiç ama hiç itibar etmiyoruz. Sert Kabuklu ve Kuru Meyveler Konseyi çıkıp Hindistan’da bir rekolte açıklıyor. Sonra oradaki bilgileri gökten almışlar gibi bizim ihracatçı birliğimiz resmi internet sitesinde fındık rekoltesi ara raporunu kamuoyuyla paylaşıyor. Madem rekolte 80-90 bin ton azdı da orada sizin orada ne işiniz vardı. Sizin alavere dalavereniz hiç bitmez. Amacınız önümüzdeki sezonun fiyatını baskı altına mı almak? Üç beş tane sanayici bir araya gelerek fındık fiyatını baskı altına almaya çalışmanız üreticiye ihanettir. Birde şu meşhur 6736 sayılı yasa ile yapmış olduğunuz 153 bin ton stok affı var ya, şimdi çıktınız önümüzdeki sezona 40-50 bin ton stok devir eder diyorsunuz. Var olduğunu iddia ettiğiniz 153 bin ton stok fındık ne oldu. Acaba hep beraber oturup kırıp yediniz mi? Rekolte açıklamak için sıraya mı girdiniz? Bu ne acele, bu ne telaş bilemedik. Biz devletin tespit ederek, açıklayacağı rekoltenin dışında hiçbir rekolte tahmine itibar etmiyoruz. İşin özeti sanayici ve ihracatçılar sizlerin tekel değirmenize su taşıyorlar. Kendi çiftçi ve üreticinizin bahçesinden vazgeçmesine çanak tutuyorsunuz. Siz ihracatı artırarak, enerjinizi bu yönde harcarsanız, sektördeki sorunlarda son bulur” ifadelerini kullandı.

    Karan, İstanbul Fındık ve Mamulleri İhraççıları Birliği 2017 sezonu Mayıs ayı rekolte tespit ara raporunda açıklanan 592 bin ton tahmini rekolteye de dikkat çekerek, ihracatçıların gelinen noktada bir birlerini yalanladığını, bazı ısmarlama köşe yazarları aracılığıyla bir birlerini suçlar hale geldiğini söyledi.

  • Başkan Gökçek sosyal medyadan Nazlıaka’yı eleştirdi

    Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın seyircisiz oynanan Ankaragücü-Tokatspor karşılaşmasının stat dışında dev ekrandan izlenebilmesi girişimini eleştirerek, “Ankaragücü’nün senin gibi şovculara değil gerçek sevenlere ihtiyacı var” dedi.

    Başkan Gökçek, sosyal medyadan milletvekili Nazlıaka’yı sert bir şekilde uyararak, “Aylin, öyle şovla karın doymuyor. Siz de ellerinizi cebinize atma lütfü gösterseniz” çağrısında bulundu. Büyükşehir Belediyesi tarafından Ankaragücü’ne yapılan yardımları da açıklayan Başkan Gökçek, “Ben ve arkadaşlarım elimizden geleni yapıyoruz. Geçtiğimiz sene Ankara Büyükşehir Belediyesi 5 trilyon verdi. Ben Ankaralı eşraftan yaz aylarında 6 trilyon topladım. Bir arkadaşımız vergi borçlarını üstlendi, 27 trilyon ödedi. Ayrıca 3 senedir 20 trilyon civarında yardım etti. Sırf bizlerin hatırı için. Birileri kendi beceriksizliğini kimseye yüklememeli” tweetlerini paylaştı.

    Başkan Gökçek, attığı tweetlerden zorlama anlamlar çıkarılmaya çalışıldığını da belirterek, “Alttaki tweetimden bazıları zorlama anlamlar çıkartmaya çalışıyor. Kastım Aylin’in yaptığı şovların bir kadının zarafetine yakışmaması” dedi.

    Başkan Gökçek, takipçileriyle şu tweetleri paylaştı:

    “Aylin, işin gücün show. Böyle yaparsan nereye gitsen herkes sana ikinci sınıf politikacı muamelesi yapar. Kendi partinde rezil oldun”

    “Tekrar partiye seni alsınlar diye kendini TBMM’de mikrofona kelepçeledin, gene bir halta yaramadı. Herkes seni tiye aldı.”

    “Şimdi de Ankaragücü maçına gidip showa kalktın. Seyircinin arasından valiyi arayıp seyirciye show yapmaya kalktın. Hiç utanmadın mı?”

    “Şimdi de ‘validen randevu almıştım, ama randevuyu iptal ediyorum’ diye beyanat vermişsin.”

    “Aylin, Valinin de tınındaydı. Ağır başlı ol. Kadınsın, her yere burnunu sokma. ‘Ben showumu yaparım’ diyorsan, rezil olmayı da düşün.”

    “Ankaragücü’nün senin gibi showlara değil gerçek sevenlere ihtiyacı var.”

    “Ben ve arkadaşlarım elimizden geleni yapıyoruz. Geçtiğimiz sene Ankara Büyükşehir Belediyesi 5 trilyon verdi.”

    “Ben Ankaralı eşrafı topladım yaz aylarında 6 trilyon topladım. Bir arkadaşımız vergi borçlarını üstlendi, 27 trilyon ödedi”

    “Ayrıca 3 senedir 20 trilyon civarında yardım etti. Sırf bizlerin hatırı için. Birileri kendi beceriksizliğini kimseye yüklememeli”

    “Aylin, öyle showla karın doymuyor. Siz de ellerinizi cebinize atma lütfü gösterseniz”

    “Futbol işi mankenlik yapmaya, cenaze de dans etmeye, TBMM’de kendini kelepçelemeye, kaçak su kullanmaya benzemez. Sonra acırım sana.”

    “Alttaki tweetimden bazıları zorlama anlamlar çıkartmaya çalışıyor. Kastım Aylin’in yaptığı showların bir kadının zarafetine yakışmaması.”

  • Kılıçdaroğlu, AYM’yi eleştirdi

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Anayasa Mahkemesi anayasa ve hukuku dışlayarak ’ben OHAL kararnamelerine bakmam’ diye eskiden iki kez verdiği kararı değiştirdi. Türkiye’yi bugün bir kaos ortamına sürükleyen temel öge AYM’dir. Bu AYM asla ve asla topluma güven veremez” dedi.

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin genel merkezinde gerçekleştirilen Parti Meclisi (PM), Yüksek Disiplin Kurulu (YDK) ve TBMM Grubu’nun ortak toplantısının açılışında konuştu. Türkiye’nin en karamsar süreci yaşadığını belirten Kılıçdaroğlu, “Belki kendi tarihinde bu kadar karamsar bir süreci hiç yaşamamıştı. Ama bu karamsar süreç içinde herkesin umudu olan tek bir parti var, o da biziz CHP. Herkesin gözü üzerimizde. Demokrasi isteyenlerin, cumhuriyeti savunanların uygarlığı savunanların bilimi savunanların kadın erkek eşitliğini savunanların hiç kimsenin ötekileştirilmediği bir Türkiye’yi savunanların tek ama tek umudu CHP. Bu bağlamda hepimize tarihi sorumluluk düşüyor. Bu umudu yeşertmeli ve büyütmeliyiz. Karamsar tablonun olduğunu, büyük baskıların olduğunu da biliyorum. Özellikle havuz medyasındaki arkadaşlara sesleniyorum. Onların özel toplantı yaptıklarını biliyoruz. Bundan sonra sadece ve sadece CHP’ye saldıracaksınız diyenleri de biliyoruz. Bu kadar olmaz biraz insaf diyenlere ya kapıyı gösteriyorlar ya çıkacaksınız veya burada gereğini yapacaksınız. Ben bunu da gayet iyi biliyorum. Arkalarında ciddi bir hükümet desteği olduğunu da biliyorum. Ama bu baskılar bizi yıldıramayacak. Bildiğimiz doğru yoldan devam edeceğiz” diye konuştu.

    “MGK, OHAL konusunda hükümete tavsiyede bulunurken ne düşünüyordu acaba, hangi gerekçelerle OHAL’i tavsiye etti?”

    15 Temmuz darbe girişiminin püstürtüldüğünü hatırlatan Kılıçdaroğlu, “Bütün siyasi partiler STK’lar bir araya geldik. Parlamentoda bombaların altına sabaha kadar özveriyle çalıştı ve biz demokrasi sürecini başlattık. Baskıya, silahlara rağmen bu ülkede demokrasiyi hep birlikte savunduk. Bu bizim tarihimizde çok önemli bir süreçtir. Yapılması gereken neydi? Süratle darbecilerin bulunması, yakalanması, delillerin toplanması ve bunların yargıya sevk edilmesiydi. Mademki parlamentoda bütün siyasi partiler darbeye karşı çıktılar, madem ki parlamentoda bütün siyasi partiler demokrasiyi savundular o zaman yapılması gereken parlamentonun bu süreci süratle sonlandırmasıydı. Hükümet her türlü desteği vermeseydi. Geldiğimiz noktada bu olmadı. 20 Temmuz’da dediler ki; ‘Türkiye’de olağanüstü bir hal var. Bir darbe dönemini yaşadık. Normal yasalarla normal süreçle bunu aşmamız mümkün değil. Bizim OHAL’i ilan etmemiz lazım. Parlamentonun yetkilerini bir süreliğine yürütme organına devretmemiz lazım.’ Buna karşı çıktık. Dolayısıyla normal yasalarla normal süreçle bunu aşmamız mümkün değil. Bizim OHAL ilan etmemiz lazım. Biz demokrasi savunduk ve OHAL uygulamasına karşı çıktık. Unutuyoruz toplum olarak MGK, OHAL konusunda hükümete tavsiyede bulunurken ne düşünüyordu acaba, hangi gerekçelerle OHAL’i tavsiye etti?” ifadelerini kullandı.

    “MGK’nın sadece ve sadece demokrasiye vurgu yaptığı bir bildirinin 180 derece tersine bir uygulamayla karşı karşıyayız”

    MGK kararının 20 Temmuz 2016 tarihli kararın 3’üncü maddesini okuyan Kılıçdaroğlu, “‘Demokrasimizin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla Anayasamızın 120’nci Maddesi gereği hükümete OHAL ilan etmesi tavsiyesinde bulunulması kararlaştırılmıştır. Bu tavsiye sadece ve sadece demokrasiye, hukuk devletine, hak ve özgürlüklere yönelik tehditlerin ortadan kaldırılması için yapılacak çalışmaları kolaylaştırma amacına yöneliktir.’ Peki geldiğimiz süreç, demokrasi var mı? Yok. Hukuk devleti var mı? Yok. Temel hak ve özgürlükler güvence altında mı? Hayır. Bilim dünyası, medya dünyası güvence altında mı? Hayır. MGK’nın sadece ve sadece demokrasiye vurgu yaptığı bir bildirinin 180 derece tersine bir uygulamayla karşı karşıyayız” değerlendirmesinde bulundu.

    “Türkiye’yi bugün bir kaos ortamına sürükleyen temel öge AYM’dir”

    Kılıçdaroğlu, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Bu hafta yayınlanan KHK’larla seçimlerin temel hükümleri ve seçmen kütükleri hakkında kanunda değişiklik yaptılar. YSK’yı devredışı bıraktılar. Referandumun adil koşullarda olmayacağının mesajını verdiler. Bizim üzerimize gelecekler, tek yanlı günün 24 saati yayın yapacaklar, eşit koşullarda bir referanduma gitmeyeceğiz. Bunu açıkça OHAL KHK ile ilan ettiler. Bankacılık mevzuatını değiştirdiler. Geçmişte bankaları hortumlayanlar için özel bir af getirdiler. Ne işi var bunun OHAL ile? Buna kim izin verdi, bunun gerçek sorumlusu kim? Hükümet değil, yürütme organı da değil. Bu işin gerçek sorumlusu Anayasa Mahkemesi. AYM anayasa ve hukuku dışlayarak ben OHAL kararnamelerine bakmam diye eskiden verdiği, iki kez verdiği kararı değiştirdi. Böylece anayasada temel temel hak ve özgürlükleri güvence altına alınan bir ülkede anayasasında bunlar yazılı olan bir ülkede, AYM temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması konusunda siyasi iktidara ‘her şeyi yapabilirsin, ben bakmayacağım’ dedi. Bu AYM ve yargıçları bu topluma güven vermiyor. Arzu ederim ki vicdanlarını sorgulayıp koltuklarından ayrılırlar. Türkiye’yi kaosa sürükleyen temel öğe Anayasa Mahkemesi’dir. Bu AYM ve yargıçları topluma da, dünyaya da, hukuk dünyasına da güven vermiyor. Arzu ederim ki ve beklerim ki vicdanlarını sorgulayıp koltuklarından ayrılırlar. Ettikleri yemine sadık kalmıyorlar. Türkiye’yi bugün bir kaos ortamına sürükleyen temel öge AYM’dir. Bu AYM asla ve asla topluma güven veremez. Hiçbirimizin haklarını güvence altına alamaz. Anayasada yazılı, uygulaması yanlış yapılıyor, denetleyecek olan kurum görevini yapmıyor. Asıl sorunumuz burada başlıyor. O kadar ileri gittiler kolektif suç ilan ettiler. Hiçbir evrensel değerde olmayan kolektif suç. Ceza hukunda olmayan bir suç niteliğini ürettiler ve AYM buna sessiz kaldı. ‘Yapabilirsiniz’ dedi. Öyle bir atmosfer yaratıldı ki hakim önüne her geleni tutuklamak zorunda kaldı. Tutuklamazsa acaba beni de FETÖ terör örgütüyle irtibatlandırırlar mı? Kim geldiyse dosyasında bilgi var yok yeter ki önüne dosya gelsin, aldılar doğru içeri attılar. Niçin atıyorsunuz? Delile gerek yok. Bu tabloyu AYM yarattı. Kim bu tablodan yararlandı hükümet. Yine bu süreçte bütün muhalif medya susturuldu. Hapisteki gazeteci sayısı 150’nin üstünde. Bir ülkede 150’nin üstünde gazeteci hapiste olursa siz o ülkede demokrasi vardır diyebilir misiniz?”