Etiket: Ekosistemi

  • Mauritius’taki petrol faciası ekosistemi tehdit ediyor: 17 yunus ölü bulundu

    Mauritius’taki petrol faciası ekosistemi tehdit ediyor: 17 yunus ölü bulundu

    Afrika kıtasına bağlı ada ülkesi Mauritius’ta geçtiğimiz ay karaya oturduktan sonra petrol sızdıran yük gemisinin ardından bölgede en az 17 yunus ölü bulundu.

    Geçtiğimiz 25 Temmuz’da Mauritius’ta mercan resifinin üzerinden geçerken karaya oturan Japon yük gemisinden yüzlerce ton petrol okyanusa yayılmıştı. Ülke, tarihinin en kötü çevre felaketini yaşarken, petrol faciası ekosistemi de olumsuz etkiledi. Petrol sızıntısının üzerinden bir ay geçerken bölgede en az 17 yunus sahilde ölü bulundu. Aktivistler, ölümlerin petrol sızıntısından ya da yetkililerin geminin gövdesini batırma kararından kaynaklandığını savunuyor.

    Polis tarafından yapılan açıklamada, ölüm nedeninin tespit edilmesi için balıkların karkaslarının otopsiye gönderildiği duyuruldu. Ölü yunusların görülmesi bölge sakinlerinin de tepkisine neden oldu. Nitin Jeeha, “Bu sabah deniz kıyımızdaki ölü yunuslara şahit olmak bir kabustan daha kötü. Birçok sivil toplum kuruluşu, balıkçılar, uzmanlar o gemiyi yunusların yuvası olan yerde batırmamalarını söylediler ama yetkililer bir kez daha kötü bir karar aldı” dedi.

    Greenpeace Afrika ise bölgede devam eden kirlilik nedeniyle binlerce hayvan türünün risk altında olduğunu, bunun ülke ekonomisi, gıda güvenliği ve sağlık için tehdit oluşturabileceği konusunda uyardı.

    Söz konusu yunus ölümleri, petrol faciasından sonra bildirilen ilk yunus ölümleri oldu. Petrol faciasından sonra bölgede çok sayıda balık ve yengeç ölü bulunmuştu. Yetkililer, bu kadar ölü yunusun aynı anda bulunmasının çok nadir olduğunu ve en son Mayıs 2019’da aynı anda 2 yunusun ölü bulunduğunu belirtti.

    Öte yandan 18 Ağustos’ta polis tarafından yapılan açıklamada, söz konusu geminin kaptanı ile mürettebattan 1 kişinin “sızıntıya neden oldukları” gerekçesiyle tutuklandığını bildirilmişti.

  • GAÜN’de Girişimcilik Ekosistemi Paneli

    Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Mühendislik Topluluğu tarafından hazırlanan “Girişimcilik Ekosistemi” konulu Panel GAÜN İnşaat Mühendisliği Konferans Salonunda gerçekleştirildi.

    GAÜN Öğretim Üyesi Dr. Fatih Balcı’nın moderatörlüğünde gerçekleştirilen panelde GAÜN Öğretim Üyesi Dr. Ali Kılıç, AR-GE ve girişimcilik ekosistemleri hakkında bilgi vererek, sanayi ile üniversitenin iç içe olmasının önemine değindi. Dr. Öğr. Üyesi Ali Kılıç, “TÜBİTAK sizlere 150 bin lira hibe veriyor. Başarılı olmak zorunda da değilsiniz. AR-GE göstermeniz yeterli. TÜBİTAK pazarlama için herhangi bir para vermiyor. AR-GE temelli işlemler için para veriyor. Mühendislik, işçilik ve ham madde masraflarını karşılıyor. Asistanlık dönemimden beri sanayi ile bağlarımı koparmadım. 2014 Yılında TÜBİTAK’ın desteği ile şirketimi kurdum daha sonrada 3 boyutlu yazıcı satar hale geldim. Şuana kadar farklı klasmanlarda 100’ün üzerinde 3 boyutlu yazıcı sattık. Bir yandan akademisyenliğim devam ediyor, diğer yandan kurduğum şirketi yürütmeye devam etmeye çalışıyorum” dedi.

    Teknoloji ve yazılımının girişimdeki önemine değinen Veganet Teknolojileri ve Hizmetleri Kurucusu Bahadır Tuncer, “Sadece teknoloji ile uğraştım. Teknolojideki fırsatları ele aldım, sorunları hep şikayet ederek çözüm sağlanmasını bekleyemeyip bu sorunu kendim nasıl aşarım olayına bakarak sorunları çözdüm. Sadece girişimci olmak için girişimde bulunmadım. Birçok işte yer aldım fakat hedefim kendi işimin patronu olmaktı, defalarca denedim bir gün olabileceğini hep hayal ederek yılmadan her fırsatı girişime çevirerek denemeler yaptım sonunda başarılı oldum. Herkes girişimci olmak zorunda değil ama bu girişimcilik denenmesi gerekiyorsa öğrencilik dönemi bulunmaz bir fırsat” diye konuştu.

    Neslinur Turan tarafından “Tasarımcı Düşünce ile Sunum Teknikleri” üzerine verilen eğitim sonrasında katılımcılara sertifika takdim edildi.

  • BTK’da Yerli ve Milli Üretim Ekosistemi Proje Geliştirme Çalıştayı düzenlendi

    Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Başkanı Ömer Fatih Sayan, “Bugün, Türkiye’nin ileri teknolojili ürünlerinin toplam ihracattaki payı yüzde 4 civarında ve bunu çok süratli bir şekilde artırmamız gerekiyor. Bunun yolu da yüksek teknoloji içeren ürünleri yerli ve milli imkanlarla üretip hem kendi ihtiyaçlarımız için kullanmak hem de ihraç etmekten geçiyor“ dedi.

    Yerli ve Milli Üretim Ekosistemi Proje Geliştirme Çalıştayı, BTK Merkez Yerleşkesi’nde gerçekleştirildi. BTK’nın ev sahipliğinde OSTİM ve KOSGEB’in katkılarıyla düzenlenen çalıştaya BTK Başkanı Ömer Fatih Sayan, OSTİM Başkanı Orhan Aydın, KOSGEB Başkanı Cevahir Uzkurt, kamu ve sektör temsilcileri katıldı. Yerli ve milli üretimin öncelikle Ar-Ge faaliyetlerinin etkin bir şekilde yürütülmesinden geçtiğini belirten BTK Başkanı Sayan, “Gelişmişlik düzeyi ile Ar-Ge yatırımları arasında doğrudan bir ilişki olduğunu görüyoruz. Nitekim dünyadaki Ar-Ge yatırımlarının yüzde 80’den fazlası Amerika, Avrupa ve Japonya’da yapılıyor. Ar-Ge süreçleri de üretimi ve inovasyonu getiriyor. Küresel bir dünyada yaşıyoruz. Ortadoğu’daki bir aile, Hindistan’ın adını bile duymadığı bir kentinde yapılan Ar-Ge faaliyetleri sonucu üretilen yazılım ya da donanıma haiz bir ürünü kullanıyorsa -kısaca ifade edeyim- Ar-Ge özgürlük demektir. Senin özgürlüğün, ailenin özgürlüğü, milletinin ve medeniyetinin özgürlüğü demektir. 1980’li yıllarda Türkiye’nin gerisinde olan Güney Kore, Ar-Ge ve inovasyona yönelik faaliyetlerinin meyvesini bugün ihracatının yüzde 30’unu yüksek teknoloji ürünlerinden sağlayarak topluyor. Bu, en büyük atılımlarımızı 80’lerden sonra yapmış olmamıza rağmen böyle. Bugün, Türkiye’nin ileri teknolojili ürünlerinin toplam ihracattaki payı yüzde 4 civarında ve bunu çok süratli bir şekilde artırmamız gerekiyor. Bunun yolu da yüksek teknoloji içeren ürünleri yerli ve milli imkanlarla üretip hem kendi ihtiyaçlarımız için kullanmak hem de ihraç etmekten geçiyor” ifadelerini kullandı.

    “Yüksek katma değerli ürün ihracatında yeteneğimizi geliştirmemiz gerekiyor”

    BTK Başkanı Sayan, konuya ödemeler dengesi açısından bakıldığında ortaya çıkan tabloya ilişkin şunları kaydetti:

    “2016 yılı cari işlemler dengesinin 32,61 milyar dolar, yani yaklaşık 114 milyar TL açık verdiğini görmekteyiz. 2016 yılı 4.5G ve 3G için yapılan toplam yatırım tutarı ise yaklaşık 3 milyar TL olarak gerçekleşmiştir. Ülkemizde elektronik haberleşme sektöründeki yatırımların tamamına yakınının ithalat yolu ile karşılandığını dikkate aldığımızda sadece 4.5G ve 3G altyapıları için yapılan yatırımların cari açığın yüzde 2,6’sına tekabül ettiği görülmektedir. Sektörün tamamına baktığımızda ise bu oranın yüzde 4-5’lere ulaştığını görmekteyiz. Cari açığın azaltılması için ise sadece ithalat oranlarının azaltılarak ihracat oranlarının artırılması yetmemekte, ülkemizde katma değeri yüksek ürünlerin ihracatına ayrıca bir önem vermemiz gerekmektedir. Nitekim ülkemizde 1 kilogram ihraç malının ortalama değeri 1.4 dolar civarında hesaplanırken, bu oran gelişmiş ülkelerde 5 dolar civarındadır. Bununla birlikte ülkemizin ihraç malları arasında kilogramı 1 dolar olan domates de yer almakta, 1 kilogramı 675 bin dolar olan hassas göz içi lensleri de yer almaktadır. Bir de buradaki üreticilerimizin çoğunluğunun ilgi alanını oluşturan yazılım ürünlerinin ihracatı var ki, bu ürünlerin değerini kilogram ile ölçmemiz mümkün değil. Bu noktada artık Sayın Başbakanımızın dediği gibi ’akıl teri’ önem kazanıyor ve ’bir fikrin değeri’ milyon dolarlarla ölçülebiliyor. Dolayısı ile bizim yüksek katma değerli ürün ihracatında yeteneğimizi geliştirmemiz gerekmektedir.”

    “Yerli üretim ülkemize büyük katkılar sağlayacak”

    Yerli üretim adına kaydedilecek ilerlemelerin sadece ithalatın azalması ile kalmayacağı, ihracat açısından da ülkemize ve firmalarımıza büyük katkılar sağlayacağını anlatan Sayan, “Yerlileşme çalışmalarımız bize ihracat kapılarını da açacak ve Türk malı ürünlerimiz, özellikle Ortadoğu gibi yeni pazarlara ve hatta olgunluğa ulaşmış batı pazarlarına ihraç ediliyor olacaktır. Hem ithalatın azalması hem ihracatın artması ile cari açığı, azalması yönünde ciddi derecede etkileneceğini tahmin etmemiz zor değil. Söz konusu hedeflere ulaşılmasında işletmeciler kadar üretici firmalarımıza da önemli görevler düşmektedir. Sektörün ihtiyaçlarını iyi analiz ederek üretim güçlerini doğru bir şekilde kullanmaları gerekmektedir. Böylece arz talep dengesi sağlanarak elektronik haberleşme sektörüne yönelik bir üretim ekosisteminin geliştirilebileceğini öngördük, öngörüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

    “BTK olarak farkındalığın artırılmasına çalışıyoruz”

    Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu olarak yerli ve milli üretimin geliştirilmesinde kamu, sivil toplum kuruluşları, üniversite, sanayi işbirliğinin tesis edilmesini hayati derecede önemli bulduklarını kaydeden Sayan, “Bu kapsamda yerli malı belgeli ürün kullanımı ve KOBİ yükümlülüklerine ilişkin üretici firmaları, üniversiteleri, teknokentleri, sivil toplum kuruluşlarını ve ilgili kamu kurum ve kuruluşlarını bilgilendirmek, fikir alışverişinde bulunabilmek amacıyla etkinlikler düzenlemek, sektör paydaşları tarafından yapılan etkinliklere destek ve katılım sağlamak, ülkemiz ve geleceğimiz açısından taşıdığı değere dikkat çekmek, tüm paydaşlar nezdinde farkındalığın artırılmasını sağlamak yaptığımız çalışmaların omurgasını oluşturuyor” dedi.

    “ULAK, aslında yapamayacağımız bir şeyin olmadığının göstergesi”

    Türkiye’nin mobil haberleşme şebekesi ekipmanlarında dışa bağımlılığı ve dolayısıyla cari açığının azaltılması noktasında büyük öneme haiz ULAK 4.5G baz istasyonu tasarım ve üretimi gerçekleştirildiğini vurgulayan Sayan, şöyle konuştu:

    “Özellikle 4.5G yetkilendirmelerinden sonra yerli üretim konusunda önemli mesafeler katettik. Bu kapsamda ilk aklımıza gelen örnek ULAK projesidir. Hem Savunma Sanayi Müsteşarlığı hem de konsorsiyumda yer alan firmalar ile yürütülen yoğun çalışmalar sonucunda bugün için artık kullanıma hazır bir ürünümüz bulunmaktadır. Bunun gibi buradaki üreticilerimizin de irili ufaklı birçok ürününün mobil veya sabit elektronik haberleşme şebekelerimizde kullanıldığını biliyoruz. Bugün burada yapacağımız çalıştaylarda da bu alanda daha neler yapabileceğimizi tartışacağız. Mobil şebekenin en kritik unsurlarından birini oluşturan baz istasyonunu yerli ve milli imkanlarla geliştirmiş olmamızı, aslında yapamayacağımız bir şeyin olmadığının da en güzel göstergelerinden biri olarak görüyorum. Yeter ki sektörümüzde rekabetten önce işbirliğinin önemini anlayalım, güç birliğinin sektörümüzdeki gerekliliğini fark edelim, bencilliklerimizi bir tarafa bırakalım, duygularımızı insaniyetimizle yönlendirelim. Önce iş ortaya koyalım. ’Önce ben’ demeyelim, ’önce memleket’, ’önce insan’ demeyi bilelim. Kültürel değerlerimizin de bize öğrettiği birleşmenin, işbirliğinin sektörümüz için çok daha elzem olduğunu gözden kaçırmayalım.”

    Sayan, çalıştayın geleceğimizin iyi planlanması adına, ülkemizin ve dünyadaki diğer ülkelerin ihtiyaç duyduğu ürünlerin üretilebilmesi için üretim yeteneğimizin doğru konumlandırılması ve üretim kapasitemizin artırılması için önemli işbirliklerine vesile olması temennisinde bulundu.

    OSTİM Başkanı Orhan Aydın ise yerli ve milli imkanlarla iletişim sisteminin tamamının yazılım ve teknoloji olarak Türkiye’de üretilmesi gerektiğini belirtti. İlgili kurum ve kuruluşlarla birlikte Haberleşme Teknolojileri Kümelenmesi adı altında bir araya gelindiğini ifade eden Aydın, “Türkiye’nin bütün imkan ve kabiliyetlerini bir araya getiren Türkiye milli takımını kurduk ve bu potansiyeli kendi ihtiyaçlarımızı üretirken kullanmak istiyoruz” dedi.

    KOSGEB Başkanı Cevahir Uzkurt konuşmasında, ülkemizin geleceği açısından dışa bağımlılığı azaltarak yerli ve milli üretimin payını artırmamız gerektiğinin altını çizdi. Uzkurt, dışarıya bağımlı olmayan, gerektiğinde her türlü mal ve hizmeti üretebilme gücüne sahip bir ülke olarak ürettiğimiz yüksek katma değerli bu ürünleri markalaştırmayı ve Türk malı olan bu ürünleri başka ülkelere de ihraç etmeyi amaçladıklarını ifade etti.

    BTK Kurum Başkan Yardımcısı Gazali Çiçek, telekomünikasyon alanında yerli ve milli üretim için kamu, özel sektör, sivil toplum kuruluşları ve üniversiteler ile bir araya gelerek milli bir seferberlik ilan edilmesi gerektiğini vurgulayarak, amaçlarının şebekenin tamamını yerli ve milli imkanlarla uluslararası standartlara uygun şekilde yapmak olduğunu belirtti.

    Açılış konuşmalarının ardından çalıştay bölümüne geçildi. Oluşturulan anten ve anten kontrol ekipmanları, radyo erişim şebekesi ve ekipmanları, transmisyon ve anahtarlama şebeke ekipmanları, çekirdek şebeke, veritabanı, iş zekası yazılım ve donanım ürünleri, faturalama ve müşteri hizmetleri yazılımları, güvenlik, operasyon ve iş destek yazılımları, enerji ve iklimlendirme ekipmanları, kapsamlı sistem projeleri gruplarının çalışmaları gün boyunca devam etti.

  • Bankacılık sektörü 2017’de ekosistemi güçlendirmeye odaklanacak

    EY’nin Küresel Bankacılık Görünümü 2017 Raporu sonuçlarına göre, sektör liderlerinin önümüzdeki 12 ay için en önemli gündem maddesi büyük ölçekli bir banka olmak değil, daha güçlü bir ekosistem inşa etmek olacak.

    Uluslararası denetim ve danışmanlık şirketi EY, dünya genelinde bankaların önümüzdeki 12 ay için stratejik önceliklerini mercek altına alan Küresel Bankacılık Görünümü 2017 Raporu’nun sonuçlarını açıkladı. Avrupa, Amerika, Afrika ve Asya-Pasifik bölgelerinden olmak üzere 29 farklı ülkeden yaklaşık 300 bankacılık sektörü liderinin görüşleri alınarak oluşturulan raporun sonuçlarına göre; önümüzdeki dönemde başarının anahtarı büyük ölçekli bir banka olmak değil, daha güçlü bir ekosistem inşa etmek olacak. Sektör için 2017 yılı, küresel olarak bankaların karlılığı ve performansı yükseltmek için ciddi adımlar atması gereken bir yıl olacak. Finansal performansın geliştirilmesinde özellikle inovasyon yatırımları ön plana çıkacak.

    Risk ve düzenlemeler bankaların gündemindeki yerini koruyor

    Rapora göre; itibar risklerinin yönetimi, düzenlemelere ve raporlama standartlarına uygunluk genel olarak bankaların en büyük öncelikleri olmayı sürdürüyor ve bu durum bankalarda risk yönetimi ile büyüme arasında denge bulma ihtiyacının halen devam ettiğine işaret ediyor. Raporda ayrıca bankaların büyüme için işe alım, yeteneği elinde tutma ve müşteri ile birebir iletişimde kullanılan yeni teknolojilere yatırım yapmaya odaklandıkları vurgulanıyor.

    Bankaların stratejik öncelikleri

    Banka yönetimleri için en üst sırada yer alan 5 gündem maddesi şöyle; İtibar riskinin yönetimi, Düzenlemelere ve raporlama standartlarına uygunluk, Siber güvenlik ve veri güvenliğinin güçlendirilmesi, Sermaye, likidite ve kaldıraç oranı yükümlülüklerinin yerine getirilmesi, İşe alım ve yeteneği elde tutmak

    Küresel belirsizlikler bankacılıkta finansal performansı sınırlıyor

    Bankacılık sektöründe karlılığın geçen yıl zayıf bir seyir izlediğine dikkat çekilen raporda; küresel ekonomideki yavaşlama ile birlikte finansal performansın, büyüme olanaklarının gelişmiş ülkelere göre daha yüksek olduğu gelişmekte olan ülkelerde dahi gerileme gösterdiği vurgulanıyor. Raporda 2017 yılı görünümü içinse Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden çıkması (Brexit) ve ABD’de gerçekleşmesi beklenen düzenlemelerin bankacılık sektörü üzerindeki etkilerinin belirsizliğini koruduğu ifade ediliyor. Öte yandan banka yöneticilerinin sadece yüzde 11’i finansal performansta önümüzdeki bir yıl içerisinde kayda değer bir iyileşme yaşanmasını bekliyor.

    “Bankalar karlılık için koşulların normale dönmesini bekleyemez”

    EY Türkiye Danışmanlık Hizmetleri Bölüm Başkanı ve Finansal Hizmetler Sektör Lideri Selim Elhadef konu ile ilgili “Raporumuz küresel bankaların bu yılki gündemleri ile ilgili çarpıcı bir tablo çiziyor. Küresel bankacılık sisteminin küresel krizden bu yana ciddi bir yeniden yapılanma içinde olduğunu söyleyebiliriz. Bankalar karlılıkta anlamlı bir iyileşme için koşulların normale dönmesini bekleyemeyeceklerinin farkına vardılar. Ekonomik büyümenin arzulandığı kadar yüksek olmaması ve düşük faizler küresel sistemi karlılık açısından baskılıyor. Diğer taraftan, küresel krizin önemli unsurlarından olan türev ürünlere yönelik düzenlemeler ve ek sermaye gerektiren yasal değişiklikler sektör açısından kritik eşikler olarak öne çıkıyor. Sektör, bir yandan daha verimli hale gelmek diğer yandan da düzenlemelere uyum sağlamak için büyümede inovasyona odaklanmak ve faaliyetlerini optimize etmek durumunda. Bankalar, küresel ortamdaki belirsizlikler ve zayıf büyüme beklentileri göz önünde bulundurulduğunda; dar kapsamlı değişikliklerin ötesine geçmeli ve tüm organizasyon genelini kapsayan inovasyonları etkin şekilde hayata geçirmeli” şeklinde konuştu.

    “Türk bankacılığı için KOBİ ve işletme kredileri önemli gelişme alanları olabilir”

    Türkiye’de bankacılığın pek çok alanda küresel ortalamalara göre büyüme potansiyeli taşıdığını dile getiren Elhadef, “Türk bankacılık sistemine baktığımızda regülasyon etkisinin uzun süredir benzer şekilde öne çıktığını görüyoruz. Global bankacılık yeni dönem FinTech sisteminin yaratacağı etkilere şimdilik daha açık gibi gözüküyor; bu dalganın gelişimini gözlemlediğimizde Türkiye’ye biraz daha gecikme ile ulaşacağını düşünebiliriz. Global bankalar genel olarak sermaye ve aktif kalitesi baskısını daha çok hissederken, Türk bankalarının bu açılardan göreceli olarak daha rahat oldukları da söylenebilir. Ekonomik gelişmeler, finansal piyasaların derinleşmesi ve veri kalitesinin artması ile bankaların erişebileceği alanlar büyüyebilir ve yeni fırsatlar oluşabilir. Yeni teknolojik gelişmelerin etkin şekilde iş süreçlerine yerleştirilmesi de mevcut iş alanlarını kökten etkileyebilir. Bu açıdan bireysel bankacılık teknolojinin etkin uygulanmasına yönelik açılımlarla büyüyebilir. Yatırım bankacılığı Türk bankalarının küresel ortalamalara göre potansiyel taşıdığı bir alandır. KOBİ ve mikro seviyede verilen işletme kredileri de ekonomik gelişmelere göre önemli gelişme alanları olabilir” değerlendirmesinde bulundu.

    Bankaların önümüzdeki dönemde odaklanacağı 5 temel alan

    Raporun sonuçlarına göre bankalar; önümüzdeki dönemde yeniden yapılanma, kontrol, korunma, optimizasyon ve büyüme olmak üzere 5 temel alanda gelişime odaklanacak.

    Bu alanlar raporda şu şekilde yer aldı: Yeniden yapılanma: “Temel organizasyon yapısı ile birlikte birleşme-satın alma stratejilerinin yeniden değerlendirilmesi, düzenlemeler ve piyasa baskıları karşısında karlı bir şekilde büyümek için yeni yollar bulunması gerekiyor. Rapora göre; banka yöneticilerinin yüzde 43’ü operasyonları sadeleştirmeyi veya yeniden yapılandırmayı bir öncelik olarak görürken, yüzde 39’u finansal teknoloji (FinTech) şirketleri ile işbirlikleri geliştirilmesi gerektiğini düşünüyor. yüzde 24’ü ise diğer finansal kuruluşlarla ortaklıklar yapmayı planlıyor.

    Kontrol:Finansal risk ve performans tekil olarak değerlendirilmeli, ölçümlenmeli ve raporlanmalı. Banka yöneticilerinin yüzde 66’sı düzenleme gereksinimleri ve raporlama standartlarını yerine getirmenin bir öncelik olduğunu belirtirken; yüzde 57’si vergide bilgi raporlama yükümlülüklerinin yerine getirilmesinin, yüzde 54’ü ise risk yönetiminin geliştirilmesinin önem taşıdığına vurgu yapıyor.

    Korunma:Siber saldırılar ve finansal suçlar gibi iş sürekliliğine tehdit oluşturan iç ve dış faktörler bir bütün olarak değerlendirilmeli. Katılımcıların yüzde 69’u itibar riskinin yönetimi, yüzde 64’ü siber güvenlik ve veri güvenliğinin güçlendirilmesi ve yüzde 63’ü ise sermaye, likidite ve kaldıraç oranı yükümlülüklerinin yerine getirilmesinin öncelikler arasında yer aldığını belirtiyor.

    Optimizasyon:Yeni iş modelleri ve teknolojiler, kar baskısının aşılmasında ve müşteri deneyiminin iyileştirilmesinde kullanılabilir. Katılımcıların yüzde 63’ü hizmet kanallarında dijitalleşmenin önemine vurgu yaparken, yüzde 62’si stratejik verimliliğin artırılması ve maliyetlerin azaltılması gerektiğini belirtiyor. yüzde 56’sı ise verimlilik amaçlı olarak robotik süreç otomasyonu gibi yeni teknolojilere yatırım yapmanın önemli olduğunu ifade ediyor.

    Büyüme:Çalışana ve teknolojik altyapıya yatırım yapılması rekabet gücünün ve piyasa payının korunmasına yardımcı olabilir. Katılımcıların yüzde 63’ü işe alım ve yeteneğin elde tutulmasının öncelikli olduğunu söylerken, yüzde 60’ı müşteri ile birebir iletişimde kullanılan yeni teknolojilere yatırım yapmayı planlıyor. yüzde 40’ı ise yeni ürünler geliştirmeye odaklanacaklarını belirtiyor”.

  • Lüleburgaz’da “Girişimcilik Ekosistemi” Çalışmaları

    Lüleburgaz Belediyesi ve Trakya Kalkınma Ajansı, Girişimcilik Ekosistemi Çalışmaları kapsamında yol haritasını belirlemek amacıyla düzenlenen toplantıda bir araya geldi.

    Lüleburgaz Belediyesi’nden yapılan açıklamaya göre, toplantıda, belediye tarafından yapılan çalışmalar değerlendirildi. Lüleburgaz Belediyesi ve Trakya Kalkınma Ajansı ile ortak gerçekleştirilebilecek çalışmalar hakkında fikir alışverişinde bulunuldu. Lüleburgaz Belediyesi’nin projelerinin değerlendirildiğini ifade eden Trakya Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Mahmut Şahin, Trakya Bölgesi’ndeki girişimciliğin nitelik ve niceliğinin artırılması için gerekli çalışmaların yapılması gerektiğini belirtti. Açıklamada, projenin amaçları şöyle ifade edildi:

    “Trakya Bölgesi’nde katma değeri yüksek, teknolojik ve inovatif girişimlerin oluşmasının sağlanması, KOBİ’lerin kurumsallaşma, katma değer artışı ve pazarla genişletme ihtiyaçlarının karşılanması, yatırımcılar ile girişimcilerin bölgesel ve ulusal düzeyde bir araya getirilmesi, girişimcilerin finansal destek mekanizmalarına ve kredi imkanlarına kolay ulaşımını sağlamak amacıyla bilgilendirme toplantıları düzenlenmesi ve danışmanlık hizmeti verilmesi, girişimcilik alanında çalışma yapabilecek yapıya sahip ilgili kurum ve kuruluşlar üzerinde farkındalık oluşturulması ve bu kurum ve kuruşların girişimcilik alanında harekete geçmesini hızlandıracak ortak etkinlikler düzenlenmesi, bölgede ‘Melek Yatırımcılık’ kültürünün geliştirilmesi ve ‘Trakya Bölgesi Melek Yatırımcılar Ağı’ kuruluşuna yönelik olarak ortak etkinlikler ve çalışmalar yapılması için gerekli çalışmaların yapılması.”

    Trakya Kalkınma Ajansı yetkilileriyle yapılan görüşmelerin ardından Lüleburgaz Belediyesi’nin gerçekleştirdiği projeler yerinde incelendi.