Etiket: EKONOMİST

  • Dünyaca ünlü ekonomist Laffer: ’’Obama’yı alın, Erdoğan’ı verin’’

    ’Arz yönlü iktisadın babası’ olarak tanınan dünyaca ünlü ABD’li ekonomist Arthur Laffer, Türkiye ekonomisinin çok iyi durumda olduğunu belirterek, ’’Kötü ekonomi görmek istiyorsanız ABD’ye gelin. Sizlere şöyle bir teklifim var: Obama’yı alın, Erdoğan’ı verin” dedi.

    1972-1989 döneminde, aralarında eski ABD Başkanı Ronald Reagan ve eski İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher’in de bulunduğu birçok ünlü lidere danışmanlık yapan Arthur Laffer, DEİK/Türkiye-ABD İş Konseyi’nin (TAİK) davetlisi olarak Türkiye’ye geldi. Ankara’da, JW Marriott Otel’de ’Maliye Politikası: Türkiye’nin Makroekonomik Başarı Hikayesinin Ana Direği’ semineri öncesi basın mensuplarıyla kahvaltıda bir araya gelen Laffer, Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    “Dünyadaki Türkiye algısı yanlış”

    Türkiye ekonomisiyle ilgili dünyada yanlış bir algı olduğunun altını çizen Arthur Laffer, şunları söyledi:

    “Türkiye ekonomisi bana göre inanılmaz iyi durumda. Kötü ekonomi görmek istiyorsanız ABD’ye gelin. Buraya gelirken bir arkadaşım, ’Erdoğan’ı bize versinler durumumuz harika olur’ dedi. Kısa vade için teklifim şudur: ‘Obama’yı alın, Erdoğan’ı bize verin.’Türkiye’de hem vergi hem özelleştirme konularında yaptığınız çalışmalar alkışı hak ediyor. Bu şekilde devam ederseniz refah oranınız anlamlı bir biçimde artacaktır.”

    “Balık vermeyin, balık tutmayı öğretin”

    Dünyadaki vergi politikalarını etkileyen ünlü ’Laffer Eğrisi’ teorisinin üreticisi Arthur Laffer, refah bir ekonominin 5 temel politika üzerinde yükseldiğini belirterek, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Refah ekonomisi için düşük oranlar, geniş tabanlı sabit vergiler, harcama kısıtlamaları, sağlam para, serbest ticaret ve asgari düzenlemeler gerekmektedir. Bu 5 politika bizim kuzey yıldızımızdır. Kuzey yıldızını takip ederseniz başarıya ulaşırsınız. İnsanların vergiden kaçınmalarını, vergi kaçırmalarını ya da vergiye tabii gelirlerini beyan etmemelerini asgariye indirmek için vergi oranlarının düşük tutulması gerekmektedir. Geniş bir vergi tabanı, vergi mükelleflerinin vergi ödememek amacıyla paralarını değerlendirebilecekleri alanları en aza indirebilmek için gereklidir. Ülkelerin istihdam ve üretimlerini artırmak için vergi muafiyetleri, istisnaları ve indirimleri olmaksızın, düşük bir vergi oranına ve geniş bir vergi tabanına ihtiyaçları vardır. Benim felsefem şudur: İnsanlara balık vermeyin, balık tutmayı öğretin.”

    Laffer, “Türkiye’de bütçe gelirlerinin büyük bir bölümü dolaylı vergi gelirlerinden oluşuyor. Bu vergi gelirleri içerisinde de, özellikle birkaç sektörün -motorlu taşıtlar, tütün gibi- büyük bir paya sahip olduğu görülüyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusu üzerine ise şunları söyledi:

    “Mükemmel vergi sisteminde düşük oranlar, geniş tabanlı sabit vergiler olması gerekmektedir. Bana göre bu sektörlerde vergiyi yükseltirseniz, kuzey yıldızından uzaklaşırsınız. Türkiye’nin devlet başkanı olsaydım bu sektörlerde de ayrım yapmaz, düşük vergiyi onlar için de tutardım. Dolaylı vergilerde başı çeken otomotiv, tütün gibi sektörlerde vergilerin değere, fiyata bağlı değil, sabit bir tutarla elde edilmesinin daha doğru bir politika olacağını düşünüyorum.”

    Yatırım ortamına güven tazelenir

    Arthur Laffer, darbe girişiminin ekonomiye etkisine ilişkin bir soru üzerine de, ’’Darbe girişiminin iyi atlatılması yatırım ortamına güveni tazeleyecek diye düşünüyorum. Türkiye’nin geleceğiyle ilgili çok iyimserim’’ dedi.

  • Ekonomist Demirkol’dan “50 Baz Puanlık Faiz İndirimi” Tahmini

    Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Ekonomist Dr. İsmet Demirkol, Merkez Bankası yeni yönetiminin yapacağı ilk toplantıdan 50 baz puanlık faiz indirimi çıkacağı öngörüsünde bulunurken, yıl sonu dolar kuru tahminini de 3,70 TL olarak açıkladı.

    Türkiye Genç İşadamları Derneği (TÜGİAD) Ankara Şubesi tarafından düzenlenen “Değişen Dünya Dinamikleri ve Türkiye Ekonomisi” konulu toplantıda, ekonomi mercek altına alındı. Gordion Otel’de düzenlenen yemekli toplantıda, Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. İsmet Demirkol, bir sunum gerçekleştirdi. Başkan Türker Naslı’nın ev sahipliğinde gerçekleşen toplantıya kalabalık bir işadamı topluluğu katıldı. Demirkol’un sunumu sonrası katılımcılar kendisine sorular yöneltti ve kendi tespit ve görüşlerini de dile getirdiler.

    20 NİSAN’DA “50 BAZ PUANLIK İNDİRİM” TAHMİNİ

    Demirkol, 2008-2009 krizinin ardından Amerikan ekonomisinin önemli ölçüde toparlandığı ve büyüme eğiliminin güçlendiğine işaret etti. ABD’nin geçen yıl yaklaşık 18 milyar dolar olan gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYH) bu yıl 18,7 trilyon dolar düzeyinde beklendiğine işaret eden Demirkol, Fed Başkanı Yellen’in “piyasaları yanıltıcı” açıklamalarına rağmen ABD’de faiz artırımlarının devam edeceğinin netleştiğini söyledi. Demirkol, ABD’nin 2009’lardaki yüzde 6’lık faizlerden negatif faiz noktasına geldiğini, Fed’in Aralık 2015’ten itibaren ise 0,25 puanla faiz artırımları sürecini başlattığını hatırlatarak, “Fed faiz artıracak. Önümüzdeki dört senede aynı noktaya çıkabilir. Buna göre 2018’e kadar ABD’de faizlerin yüzde 4’lere çıkması beklenmelidir” dedi.

    Faiz düzeyi ile büyüme eğilimi arasında doğrudan bağ bulunduğunu belirten Demirkol, Türkiye’nin GSYH’sinin ise 2015’te 720 milyar dolara gerilediği ve bu yıl da aynı düzeylerde beklendiğine dikkat çekti. Demirkol, Merkez Bankası Başkanlığına yeni atama yapıldığını hatırlatırken, “Merkez Bankası yönetimi 20 Nisan’da ilk toplantısını yapacak. Faiz 0,50 puan indirilebilir” öngörüsünde bulundu. ABD ekonomisinin güçlenmesi paralelinde Fed’in faiz artırımlarının gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışını tetiklediğini belirten Demirkol, bu süreçte Türkiye’de doların yükselmesinin beklenen bir gelişme olduğunu ifade etti ve yıl sonu dolar kuru için “3,60 – 3,70 TL” tahmininde bulundu.

    YATIRIMCI NASIL DAVRANMALI?

    Demirkol, önümüzdeki dönemde faiz ve döviz cephesinde beklenen olası gelişmeler ışığında yatırımcılara pratik tavsiyelerde bulunarak, “Bir nakitte kalabilirsiniz, iki döviz alabilirsiniz, üç ileri teknoloji hisselerine yatırım yapabilirsiniz” dedi. Türkiye’nin önümüzdeki bir yıllık dönemde çevirmesi gereken 200 milyar doların üzerinde dış borç bulunduğuna işaret eden Demirkol, dövize olan talebin döviz arzının üzerinde olmasının kuru yükselten bir faktör olduğunu belirtti. Demirkol, Fed faiz artırmaya devam ederken, Türkiye’nin büyümesini hızlandırmak için faiz indirimine gitmesinin kuru yükseltici bir etki yapacağını kaydetti. Demirkol, “Şu an yatırımcı açısından döviz almanın uygun olduğu bir dönem. Böyle giderse dolar yükselir. Peki, dolar asıl nasıl düşer? Tükettiğinizden fazla üretirseniz dolar düşer” diye konuştu.

    TÜRKİYE NEYE YATIRIM YAPMALI?

    Tükettiğinden fazla üretmenin enflasyonu düşürmek için de şart olduğunu belirten Demirkol, ileri teknoloji ürünlerinin üretimdeki payının önemini vurguladı. Demirkol, Çin yılda 560 milyar, Almanya 93 milyar, ABD 148 milyar, Singapur 136 milyar, Güney Kore 130,4 milyar dolarlık ileri teknoloji ihracatı yaparken, Türkiye’nin bu ürünlerdeki ihracatının sadece 2,2 milyar dolar olduğunun altını çizdi. Singapur’da yüzde 49, Çin’de yüzde 26,3, Almanya’da yüzde 23,5, güney körede yüzde 22,1, ABD’de yüzde 20,6 olan ihracatta yüksek teknolojinin payının Türkiye’de yüzde 3,5 kaldığına dikkat çeken Demirkol, “Türkiye’nin geleceği üretimde. Tabii ki inşaat yatırımları devam etsin. Ama asıl yatırımlar bilişim ve yüksek teknolojiye yapılmalı. Türkiye, biyoteknolojiye, bilgi teknolojilerine, nano teknolojiye yatırım yapmalı” diye konuştu.

  • Ekonomıst Facunda Cuevas: “Türkıye’dekı Yoksulluk Düzeyı Ortalamanın Üzerınde”

    Dünya Bankası Türkiye Ülke Ofisi uzmanı ve ekonomist Facunda Cuevas, İstanbul Aydın Üniversitesi’nde düzenlenen konferansta Türkiye’deki yoksulluk düzeyinin ortalamanın üzerinde olduğunu söyledi.

    İstanbul Aydın Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi tarafından düzenlenen konferansta konuşan Dünya Bankası Türkiye Ülke Ofisi ekonomisti Facunda Cuevas, sosyal adalet, yoksulluğun azaltılması, refahın paylaşımı, bölgesel eşitsizlikler, kadınların ekonomik fırsatlarının güçlendirilmesi konularında bilgiler verdi.

    ‘’YOKSUL KESİMİN GELİRİ ARTIYORSA REFAH DA ARTIYORDUR’’

    Türkiye’nin, refahın paylaşımı konusunda iyi bir geçmişe sahip olduğunu vurgulayan Cuevas, “Paylaşılan refahı tanımlamanın birçok yolu var. Biz şu yaklaşımı kullandık. Nüfusun en yoksul kesiminin geliri artıyorsa, yani ekonomiye katkıda bulunuyorlarsa, istihdama erişiyorlarsa paylaşılan refah da artıyordur. Genel anlamda baktığımızda Türkiye’nin çok pozitif bir geçmişi var. Son 10 yılı refahın paylaşımı anlamında çok iyi geçti” dedi.

    ‘’AVRUPA VE ORTA ASYA’DAKI ÜLKELERDE GÖRÜLEN SONUÇLAR BİRBİRİNE ZIT’’

    Avrupa ülkelerinin refah paylaşımında iyi bir durumda olduğunun altını çizen ekonomist Cuevas, “Orta Asya ise başarılı olmuş ülkelere de sahip, başarısız olmuş ülkelere de sahip. Yüksek gelirli Avrupa ülkeleri ile kıyaslarsak; Türkiye’nin bu ülkelerin hepsinden daha iyi bir performans gösterdiğini görüyoruz. Özetle şunların altını çizmek istiyorum: Avrupa ve Orta Asya’daki ülkelerde görülen sonuçlar birbirinin zıttı sonuçlar. Bu ülkelerin yarısı ilerleme kaydetmiş, yarısı ise kaydetmemiş. Türkiye bölgede en iyi performansa sahip ülkedir. Bir de en yoksul kesimdeki gelir artışını ve bütün ekonomideki gelir artışıyla kıyasladığımızda çok benzer bir eğilim gösteriyorsunuz. Yani yoksullar bütün nüfusla aynı derecede ekonomiye katkıda bulunmuş. Bu çok kapsayıcı bir gelişme” şeklinde konuştu.

    ‘’TÜRKİYE’DEKİ YOKSULLUK DÜZEYİ ORTALAMANIN ÜZERİNDE’’

    Yaşanan ilerlemeye rağmen Türkiye’nin yoksulluk düzeyinin hala yüksek olduğuna dikkati çeken Cuevas şunları söyledi: “Türkiye’nin yoksulluğun azaltılması için ciddi kazanımları olmuş. İlerlemeyle ilgili pozitif gelişmeler var ama hala yoksulluk düzeyleri yüksek kalmaya devam ediyor. Türkiye’deki yoksulluk düzeyi ortalamanın üzerinde. Doğu Avrupa ve Orta Asya ülkelerinin üzerindedir. Bu da önemli bir zorluk. İnsanlar yoksullukla ilgili konuşurken, yoksulluğun sadece düşük gelirli ülkelerde bir sorun olduğunu zannederler ama bu kesinlikle doğru değil. Çünkü, bölgenin tamamına bakarsanız eğer Doğu Avrupa, Avrupa ve Orta Asya bölgelerindeki yoksulluğu azaltmak istiyorsak hangi ülkenin en fazla yoksul sayısına sahip olduğuna bakmamız gerekiyor.”

    Türkiye’deki gelir dağılımındaki eşitsizliğe de değinen Cuevas, “10 yıl zarfında kentsel ve kırsal alanlarda düşüşte olduğunu görüyoruz ama kriz sonrasında ekonomi öyle değişti ki, eşitsizlik artışa geçti. Çok bir artış değil ama eğilimde bir düşüş görüyoruz,” dedi.

    Dünya Bankası olarak yaptıkları ‘Değişikliklerin İtici Güçleri Nelerdir?’ başlıklı analizin sonuçlarını da aktaran Cuevas, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Türkiye’de yoksulluğun azaltılmasında temel itici gücün iş gücü geliri olduğunu görüyoruz. İş gücü daha çok çalışıp daha fazla gelir edinmenin sonucu. Daha fazla saat çalıştığınız için ya da saat başına daha fazla ücret aldığınız için bu artabilir. Türkiye’de daha çok çalışılıyor. Ekonomide iş üretici var. Bunlarda nüfusun en yoksul kesimin erişebildiği işler. Ekonomi iş üretimi üzerine ve çalışanların ücretlerinin artırılması üzerine büyüyor.”

    İŞ HAYATINDA KADINLARIN ÖNEMİ

    Son olarak kadınların iş gücü üretimine katılmalarından söz eden Facunda Cuevas, konuşmasını şöyle sonlandırdı: “Kadınların iş gücü piyasasına katılımına baktığımız zaman bu katılımın eğitimle birlikte ciddi biçimde artığını görüyoruz. Yüksek düzeyde eğitim görmüş kadınlara ve düşük düzeyde eğitim görmüş kadınlara baktığımız zaman yaşları ne olursa olsun, eğitim durumları arttıkça seçimleri ve fırsatları daha özgür bir hale geliyor. Kadınların iş gücüne katılımını arttırmak istiyorsak eğitim çok önemli bir konu. Türkiye’de eğitimin iyileştirilmesi hem bir zorluk hem de bir fırsat teşkil ediyor. Yoksulluğun azaltılması ve orta sınıfın yükseltilmesi refahın paylaşımı açısından çok önemlidir. Türkiye’de nüfusun sadece yüzde 14’ü üçüncü düzey eğitime devam edebiliyor. Yoksul kesimin ise sadece yüzde 1’i yüksek öğretime gidiyor. Önümüzdeki nesilde de bu eşitsizliklerin kapanmayacağını görüyoruz. Eğitim bu açıdan çok önemli bir alan. Bugün tartıştığımız her şey burada kesişiyor. Şuandaki yoksulluk, gelecekteki yoksulluk, kadınların iş gücüne katılımı hep eğitimle ilgili.”

  • Ekonomist Anadolu 500 Ödül Töreni

    SANKO Holding, Ekonomist Dergisi ve Türk Ekonomi Bankası (TEB) işbirliği, Turkcell ve Nurol GYO desteği ile düzenlenen Anadolu’nun En Büyük 500 Şirketi araştırmasında, “Anadolu 500’de En Fazla Şirketi Bulunan Grup” kategorisinde birincilik ödülü aldı.

    İstanbul Ritz Carlton Otel’de gerçekleştirilen törene, Ekonomi Bakanı Mustafa Elitaş, SANKO Holding Onursal Başkanı Abdulkadir Konukoğlu, Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Konukoğlu, TEB Genel Müdürü Ümit Leblebici, Hürriyet Gazetecilik Yönetim Kurulu Başkanı Vuslat Doğan Sabancı, Hürriyet Dergi Grubu İcra Kurulu Başkanı Mehmet Yılmaz, Nurol GYO Yönetim Kurulu Başkanı Ceyda Çarmıklı Kılıçaslan, Capital ve Ekonomist Dergileri Genel Yayın Direktörü Rauf Ateş, Ekonomist Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Talat Yeşiloğlu ve ödül alan firma temsilcileri katıldı. Hakan Çelik’in sunduğu törende konuşan Rauf Ateş, araştırmanın bu yıl 12’inci kez düzenlendiğini belirterek, “İlk düzenlediğimizde liste 250 firmaya yönelikti. ‘Anadolu’da listeye girecek 250 firma bulamazsınız’ demişlerdi. O zaman 250 firma ile başlattığımız araştırma 500 firmaya çıkarıldı” dedi. Vuslat Doğan Sabancı da Türkiye’de istihdamın çok önemli bir kısmını Anadolu şirketlerinin sırtlandığını, cesurca dışa açılan bu şirketlerin gıpta edilecek performans sergilediklerine vurgu yaptı. “Bugün Anadolu’da sanayiden, üretimden, markadan söz ediliyor, onlar artık küresel oyuncular haline geldi” diyen Vuslat Doğan Sabancı, Anadolu şirketlerinin “Türkiye’yi sırtlarında taşıdıklarını” söyledi.

    Konuşmaların ardından, “Anadolu 500 Araştırması’nda En Fazla Şirketi Bulunan Grup” kategorisinde Boydak Grubu ile birlikte birinciliği paylaşan SANKO Holding’in ödülünü, Onursal Başkan Abdulkadir Konukoğlu’na, Nurol GYO Yönetim Kurulu Başkanı Ceyda Çarmıklı Kılıçaslan ve Ekonomist Genel Yayın Yönetmeni Talat Yeşiloğlu takdim etti.

    Anadolu’nun En Büyük 500 Şirketi araştırmasında, SANKO Holding şirketlerinden Sanko Tekstil İşletmeleri, Sanko Dış Ticaret, Sanko Pazarlama, Çimko Çimento ve Beton, Süper Film Ambalaj, Avnet Technology Solutions, Sanko Enerji, Bartın Çimento, Sanko Makina Pazarlama, Gimteks Makina, Sanko İş ve Tarım Makinaları ile Başak Traktör listeye girmişti.

    89 milyon 223 bin 650 Türk Lirası ve üzerinde ciroya sahip olan şirketlerin girebildiği listede, Gaziantep’ten 67 şirket bulunuyor.

    Tören sonunda, Anadolu 500’de En Fazla Şirketi Bulunan Birinci Grup SANKO Holding’in Onursal Başkanı Abdulkadir Konukoğlu, Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Konukoğlu, aynı kategoride ikinci sırada yer alan Erdemoğlu Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Erdemoğlu ve Anadolu’nun En Büyük Şirketi kategorisinin birincisi Tiryaki Agro’nun Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Tiryakioğlu, birlikte fotoğraf çektirdi.

  • (Özel Haber) Ünlü Ekonomist Kubalı’dan MB’ye ‘Kur Ve Faiz’ Eleştirisi

    Ekonomist Ali Nail Kubalı, sıcak para girişine yönelik politikaya morfinman gibi devam edildiğini ve yatırım olmadan büyümenin imkansız olduğunu savundu. Kubalı, MB’nin ihracatçıya güven vermesi açısından kuru sabitlemesi gerektiğini söyledi.

    Türkiye’nin en büyük şirketlerinin yönetim kurulu başkanlığını yapan Boğaziçi Üniversitesi Mütevelli Heyet Üyesi Ekonomist Ali Nail Kubalı, Merkez Bankasının kur politikasını eleştirdi.

    Ali Nail Kubalı, İHA muhabirine yaptığı açıklamada, geçtiğimiz günlerde Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) yaptığı faiz artırımının Türkiye’de büyük şok etkisi oluşturmadığına değindi. Kubalı, epeyce süredir doların değer kazandığını belirterek şunları söyledi:

    “Değer kazanmaya da devam ediyor. FED’in faizleri artırması yine de büyük bir sıçrama yaratmadı. Borsa epey süredir değer kaybediyordu ve kaybetmeye devam ediyor. Tabi bu aşağıya doğru bir seyirle inişli çıkışlı oluyor. Dolar ise yukarıya doğru seyrediyor. Dünyada da Türkiye’de de şok etkisi az zararla atlatıldı. Orta vadede Türkiye gibi dış ticaret açığı veren ve bunu da sıcak parayla finanse eden ülkeler bir müddet sonra bir döviz darlığıyla karşılaşabilir. Biz buna dahiliz. Çünkü Türkiye’nin dış ticaret ödemeler dengesi açık verdiği için çok kırılgan bir ekonomiye sahip olduğunu söyleyebiliriz. Eskiden bu açığı sıcak parayla kapatırken şimdi aksi durum yaşanıyor ve sıcak para çıkıyor. Bu açık da bizi döviz dar boğazına sokabilir.”

    “BU POLİTİKA İHRACATÇILARA GÜVEN VERMİYOR”

    Türkiye’nin bugüne kadar aldığı önlemlerle sıcak para girişini devam ettirmeye çalıştığını belirten ve bu durumu eleştiren Kubalı, şöyle konuştu: “Merkez Bankasının yaptığı hareketler ya sıcak para çıkışını önlemeye ya da sıcak para girişine yönelik oluyor. Ben uzun süredir bu politikayı eleştiriyorum. Çünkü Türkiye’de normalde kurların yükselmesiyle Türk lirası ucuzlar. TL ucuzlayınca da ihracatın artması lazım çünkü Türk malları ucuzluyor. Halbuki son zamanlarda ihracat da artmıyor hatta azalıyor. Çünkü Türkiye kurları tekrar düşürmeye çalışıyor ve TL’yi pahalandırmaya çalışıyor. Bu sıcak parayı devam ettirme politikası aynı zamanda ihracatçılara güven vermiyor. İhracatçı ‘Bugün kur uygun, malı satarsam karlıyım. Ama 3-4 ay sonra tahsis yaptığım zaman MB kuru aşağıya indirdiğinde zarar ederim ve ihracat yapmıyorum’ diyor. Açıkçası kurun ne olacağı belirsiz.”

    “MERKEZ BANKASI KURU SABİTLEMELİ”

    Merkez Bankasının kur politikasını tekrar gözden geçirmesi gerektiğini savunan Ali Nail Kubalı, MB’nin kuru sabitlemesi gerektiğini ifade etti.

    Kurların 1.70 TL’den birden 3 TL’ye geldiğini dile getiren Kubalı, sözlerine şöyle devam etti: “Halbuki MB ‘Kurlar 1.70 TL’den başladı. Böyleyken TL aşırı pahalı, Türkiye bu kurla rekabet edemez. Biz Türk lirasını ucuzlatacak yani kur yükseltince atıyorum 2.70’e müsaade edeceğiz ve 2.70’de sabitleştireceğiz. Bunu yapacak enstrüman var, faizler var. Faizleri kullanarak kuru o seviyelere kadar yükselteceğiz ve TL’yi ucuzlatmış olacağız. O zaman millet güvendiği için hem ihracat yapabilecek hem de döviz ucuz olduğu zaman ithalatla rekabet edemeyen yerli üreticiler ‘Şimdi döviz pahalandı. Hükümet de politika olarak bunu pahalı tutacağını söylüyor. Öyleyse ben üretim yapabilirim’ diyecek.”

    “SICAK PARA YERİNE SAĞLAM PARA GİRERDİ”

    Politikanın izlenmesiyle ortaya çıkacak olumlu sonuçları anlatan Kubalı, şunları söyledi: “Böyle bir politika ile dolar pahalanacağı için Türk üreticileri dış ülkelerde daha rahat rekabet edecek, ihracat artacaktır. Döviz girdileri artacak ve buna karşılık ithal mal pahalı olacak, dolayısıyla da ithalat azalacak. Bunun yerine yerli üretim olacak. Otomotiv girdi sanayi, tekstil girdi sanayi tekrar üretim yapabilecek. Dolayısıyla ithalat azalacak ve ihracat artmış olacak ve dış ticaret dengelenebilecektir. Bu olunca birincisi döviz açığı ortadan kalkacak. Türkiye kendi dövizini kazanır hale gelecek ve böylelikle sıcak paraya ihtiyacı kalmayacak. Sıcak para yerine dış ticaret açığı olmayan, fabrikaları çalışan Türkiye’ye dış güven artacak. Sabit sermaye yatırımları artacak. Sıcak para yerine sağlam para Türkiye’ye girmiş olacak ve gerçek yatırımlar yapılacak. Türkiye’ye yatırım yağacak. Türk iç piyasasında yatırım yapanlar da hammadde yapanlar da üretimlerini artıracak. Sanayi üretimi artacak, istihdam artacak, işsizlik azalacak. Türkiye’ye istediğimiz yabancı yatırımcılar gelecek.”

    Doğru olan kur politikalarının diş ticaret dengesizliği endişesi ile uygulanmadığını dile getiren Kubalı, şu an uygulanan politikalar ile de Türkiye’nin bugün dövizsiz kalma ile karşı karşıya kaldığını ifade etti.

    Merkez Bankasının faiz politikasını eleştiren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a da hak verdiğini ifade eden Kubalı, şunları söyledi:

    “Bilinçli olarak o politika uygulanmış olsaydı, ‘biz ihracatı artıracağız kurları yükselteceğiz’ fikrini yeni paradigma benimseyip ilan etseydi Türkiye bugünkü sıkıntıları hiç hissetmeyecek, büyümesini hızlandırarak artıracaktı. Benim kanaatim Türkiye’de hiçbir şey yapılmasa ekonomiyi zora sokacak yanlış politika uygulanmasa yüzde 7 oranında devamlı olarak büyüme yaşayabiliriz. Başka ülkeler İspanya gibi kalkınma yaparken yüzde 9’u devam ettirebildi. Kalıcı bir büyüme hızı vardı. Bizim de yapmamamız için hiç bir sebep yok yeter ki doğru ekonomi politikaları uygulansın.”

    “MB FAİZLERİ TEKRAR YÜKSELTECEK”

    FED’e karşı Merkez Bankasının faizleri artırmamasını da değerlendiren Ali Nail Kubalı, “Korkarım ki döviz girişleri artmayacak ve ihracat artmayacak olursa bir müddet sıcak paraya ihtiyaç olacak ve faizleri tekrar yükseltecekler. Sıcak paraya morfinman gibi devam edeceğiz yatırım yapamadan ithalatla sıcak parayla büyümenin sonu olmadığı besbelli. Bence bunu yükseltmesin ve MB dese ki ‘Biz bu noktada kuru 2 lira 95’te sabitlemeyi düşünüyoruz bunun için ihracatçılarımıza güvence veriyoruz. Kur aşağıya doğru gitmeyecektir. Gönüllükle herkes ihracat yapar, hızla ihracat artar. İhracat yapan firmalar kur düşmesinden korkuyor ve karlı olan malın fiyatı yarın aşağıya düşer tereddüdünü yaşıyorlar” diye konuştu.