Etiket: Ekonomide

  • Maliye Bakanı Naci Ağbal: “Eğer anayasa değişiklik oylaması olumlu bir şekilde geçerse ekonomide çok daha güzel günler bizi bekliyor”

    Maliye Bakanı Naci Ağbal, 16 Nisanda gerçekleştirilecek anayasa değişiklik referandumu ile ilgili olarak, “Eğer anayasa değişiklik oylaması olumlu bir şekilde geçerse çok rahat bir şekilde söyleyebilirim ki ekonomide çok daha güzel günler bizi bekliyor. Gelin bu tarihi fırsatı kaçırmayalım” dedi.

    Bakan Ağbal, Afyonkarahisar Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) tarafından gerçekleştirilen iş adamları ile istişare toplantısına katıldı. Termal bir otelde gerçekleştirilen toplantıda iş adamı ve sanayicilere seslenen Bakan Ağbal, milli geliri arttırma noktasında Türkiye’nin bir üst basamağa sıçramanın arifesinde olduğunu kaydetti. Türkiye’nin anayasa değişikliği ile geleceğini inşa edecek yepyeni bir sıçramanın eşiğinde olduğunu anımsatan Bakan Ağbal, “AK Parti Türkiye’yi son 14 yılda kişi başına düşen milli gelire göre orta- üst gelir gurubuna çıkarmıştır şu anda Türkiye bir üst basamağa sıçramanın arifesinde. 11 bin dolar civarında olan milli geliri, 12 bin 735 doların üzerine çıkarırsak, Türkiye ciddi manada ekonomide süper lige taşınmış olacak. Onun için geleceğimizi inşa edecek yepyeni bir sıçramanın eşiğindeyiz. Yani Türkiye 2002 yılından 2017 yılına kadar önemli bir aşama kaydetti. Ama diyoruz ki, bu elbise bu bedene dar geliyor gelin bu elbiseyi büyütelim. Ekonomiyi büyütelim. Refahı büyütelim. Kişi başına düşen milli gelirde Türkiye süper lige çıksın. Yani üst gelir grubu ülkelerden bir tanesi olsun diyoruz. Türkiye olarak milli gelir olarak 25 bin dolara çıkarmak gibi bir hedefimiz var. Eğer burada kalkınmada yeni bir safhaya geçeceksek eğer, devlet yönetim sisteminde reforma gidelim. Bu yapacağımız reform, demokrasi, adalet, eğitim ve burada gösterdiğim bütün reformların da önünü açacak” dedi.

    “Kuvvetler arasında yetki ve sorumluluklar belirsiz”

    Yapılacak anayasa değişikliği ile yeni oluşturulacak yönetim sistemi ile mevcut sistem arasındaki farklılıklardan bahseden Bakan Ağbal konuşmasına şöyle devam etti:

    “Neden hükümet sisteminde bir reforma ihtiyaç duyuyoruz. Yani bugün 16 Nisanda sandığa gidiyoruz. Sandıkta yeni bir sistem arayışı içerisindeyiz. Mevcut sistemin ne sıkıntısı vardı, bu sistemden çıkmak istiyoruz? Çünkü bu sistemde çok ciddi anlamda istikrarsızlık riski var. 1990’lı yıllarda milli gelir 2500-3000 bin dolar arasından kalmış ise bunun esas nedeni siyasi istikrarsızlıklardır. Mevcut sistem maalesef, güçsüz hükümetler, kırılgan siyaset ve kısa vadeli hükümet ömürlerini beraberinde getiriyor. Mevcut sistemde çok başlılık var. Bu gün hem Cumhurbaşkanlığı, hem de Başbakanlık karar mekanizmasında yer buluyor. Gelin diyoruz bu iki sistemi birleştirelim, mevcut sistemin sürdürülebilirliği yok. Kuvvetler arasında yetki ve sorumluluklar belirsiz. Yargıda da mutlaka reform yapmamız lazım. Yargı sisteminin bu mevcut yapısıyla Türkiye’yi ileriye taşıması asla mümkün değildir. Bu anaya değişikliği yargı reformuna çok önemli destek verecek, çok önemli değişiklikler olacak. 16 Nisanda yapılacak anayasa değişikliğinde sadece hükümet sisteminde köklü değişiklikler olmuyor. Yargı, yasama ve yürütmede de çok önemli değişiklikler yapılıyor. Bize göre bu yeni sistemde Türkiye’de demokrasi güçleniyor. Yönetim sisteminde temsili demokrasi güçleniyor. Çünkü yeni sistemde yönetimi doğrudan halk belirliyor.”

    “Evet sonucu çıkarsa Türkiye ekonomisi ile ilgili olumlu algı daha da güçlenecek”

    Türkiye’nin önünde bir halk oylamasının olduğunu hatırlatan Bakan Ağbal, “16 Nisanda eğer halk oylamasında ‘evet’ sonucu çıkarsa Türkiye ekonomisi ile ilgili olumlu algı daha da güçlenecek” ifade etti. Bakan Ağbal, “Yeni sistemde eğer anayasa değişiklik oylaması olumlu bir şekilde geçerse çok rahat bir şekilde söyleyebilirim ki ekonomide çok daha güzel günler bizi bekliyor. Önümüzde bir halk oylaması var bütün piyasalar şu an da Türkiye’deki bu halk oylamasının sonucunu bekliyor. Türkiye’de önümüzdeki aylara, günlere ve yıllara ilişkin bu halk oylaması önemli belirleyici bir faktör olacak. 16 Nisanda eğer halk oylamasında ‘evet’ sonucu çıkarsa Türkiye ekonomisi ile ilgili olumlu algı daha da güçlenecek. Neden? Yani muhtevadan bağımsız olarak söylüyorum, eğer ‘evet’ çıkarsa önümüzdeki yıllara ilişkin yepyeni bir sistemi kurmuş oluyoruz yeni yönetim sistemi devreye girmiş oluyor, siyasi sistemle ilgili böyle bir belirsizlik ortadan kalkıyor. Dolayısı ile referandumun bizzati kendisi ‘evet’ ile sonuçlandığından muhtevadan bağımsız bir şekilde önümüzdeki aylardaki Türkiye’de işler daha da yoluna girecek. Yakın vadede yatırımlar artacak. Özel sektör yatırımları aratacak, Türkiye’ye gelen yabancı sermaye yatırımları da artacak ve bu sayede Türkiye’de büyüme oranları daha da yukarıya gidecek. Gelin bu tarihi fırsatı kaçırmayalım. Herkes içeride ve dışarıda bütün yatırımcılar ve piyasa anayasada yapılacak değişikliğin ‘evet’ ile sonuçlanması halinde Türkiye ile ilgili yatırım kararlarını çok süratli bir şekilde devreye sokacak. Bunun konuşması da, çalışmaları da yapılıyor. Böylelikle ekonomide çık hızlı bir şekilde toparlanma istihdamda çık hızlı bir şekilde tekrara yukarı yönlü bir gelişme olacak” diye konuştu.

    Konuşmaların ardından program ATSO Başkanı Hüsnü Serteser’in, günün anısına Bakan Ağbal’a kendi resminin yer aldığı tablo hediye etmesi ile sona erdi.

  • Ekonomi Bakanı Zeybekci: “Döviz artışıyla ilgili ekonomide kalıcı bir hasar meydana gelmez”

    Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, dövizdeki artış ile ilgili ekonomide kalıcı bir hasar meydana gelmeyeceğini, bu dönemde dövizle ilgili piyasanın kendi dengesini bulacağına inandığını belirtti.

    Memleketi Denizli’de temaslarda bulunan Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Baklan, Çal, Bekilli ve Çivril ilçelerinde vatandaşlarla bir araya geldi. Zeybekci, Çal Kaymakamlığında gazetecilerin ekonomi gündemine ilişkin sorularını yanıtladı. Yatırımlara Proje Bazlı Destek Programı’nın 65. hükümet programında yer aldığını belirten Bakan Zeybekci, “Türkiye’nin kendi devlerini oluşturması, stratejik sektörlerde ve alanlarda sürdürülebilir bir şekilde geleceğini garanti altına alması, ihtiyacından yola çıkılarak hazırlanmış bir teşvik destek sistemidir. 1950’lerden sonra Almanya’nın çok başarılı bir şekilde uyguladığı, 1980’lerden sonra da Kore’nin çok başarılı bir şekilde uygulandığı bir sistemdir” diye konuştu.

    Bakan Zeybekci, sözlerine şöyle devam etti:

    “Belirlenen sektörlerde her yatırımcı için özel Bakanlar Kurulu kararı çıkarılarak uygulanacak bir teşvik sistemidir bu. Şartları her yatırımcı için ayrı ayrı konuşulacak bir yatırım teşvik sistemidir. Bu anlamda ilk aşamada belki enerji sektörlerinde, enerji teknolojilerinde, tarım, sağlık, savunma teknolojilerinde, metodoloji, petrokimya teknolojileri gibi belirli alanlarda belirli standartlara sahip olan, en azından kanunda tanımlanmış standartlara sahip olup da geri kalanı hükümet eliyle detaylandırılacak olan geniş bir etki bu. Bununla ilgili Bakanlar Kurulu kararı da çıktı. Ve şu an itibarıyla uygulanabilir hale geldi. Bu çıkmadan önce de bizim elimizde bazı potansiyeller vardı. Yaklaşık 2 milyar dolar civarında bir yatırımı hemen başlatabileceğiz ama arkası çok daha güçlü bir şekilde bekliyor, gelecek o da.”

    Ege coğrafyasında pamuk ve üzümün çok önemli ürünler olduğunu belirten Zeybekci, pamukta 2002 yılında 3,5 kuruş olan kilo başına desteğin şu anda 75 kuruş olduğunu söyledi. Bunların yeterli olmadığını, imkanlar yeterli olduğunda daha fazla destek vermek istediklerini belirten Zeybekci, üzüme, narenciyeye desteğin 2017’de de ihracat şartıyla devam edeceğini söyledi. Zeybekci, bu desteğin ise ton başına 120 lira olarak devam edeceğini kaydetti.

    Dolardaki artışın birilerinin bilerek almasından kaynaklanıp kaynaklanmadığı sorusu üzerine Zeybekci, şunları söyledi:

    “Bilerek alma noktasını daha henüz görmüyorum. Türkiye o noktaya gelmedi, yani tam anlamıyla düşmanca saldırı şekline gelmedik ama diğer taraftan şu var tabii ki bilerek, kasten oluşturulan spekülatif ortamdan dolayı TL’nin dengesinin sarsılması, TL’nin değeriyle ilgili bir hareketlenmeyi yapabilmek de mümkün. Şu anda gördüğümüz budur.”

    “Döviz artışları ekonomide kalıcı hasar oluşturmaz”

    Merkez Bankasının döviz satarak piyasaya müdahaleyi onaylamadığını belirten Bakan Zeybekci, “Hükümet olarak bu anlamda Merkez Bankasının klasik yöntemlerle dövizdeki bu oynaklığa ya da spekülatif hareketlere, döviz satarak ya da alarak müdahale etmesini ‘eski bir yöntem’ olarak görüyoruz. Bunu biz pek uygun görmüyoruz. Orada şunu söylüyoruz; dokunmamak lazım, müdahale etmemek lazım. Piyasa kendi dengesini bulacaktır ama piyasanın kendi dengesini bulurken bizim uygulayabileceğimiz bazı yardımcı destekçi enstrümanlar olur mu, olur. Bunları da şu anda yapıyoruz zaten, hükümet olarak yapmaya da devam edeceğiz. Ama şunu söyleyelim, döviz artışıyla ilgili ekonomide kalıcı bir hasar meydana gelmez” değerlendirmesinde bulundu.

    Vadesi gelmiş mükellefiyetler yerine getirilirken dövizin teminiyle ilgili fiyat farklılığından zararların oluşabileceğine dikkati çeken Zeybekci, “Ama kalıcı olarak tüm paramızın, tüm dış borçlarımızın yeni kurla değerlendirilerek şu kadar zarar oluştu demek de haksızlık olur, yanlış olur, art niyetli olur. Bu dönemde dövizle ilgili piyasanın kendi dengesini bulacağına kesinlikle inanıyorum, dengesini kuracaktır da zaten. Bu spekülatif hareketler ortadan kalktığında biz de evet biraz ayrıştık” dedi.

    Türk lirasının dolar karşısında avrodan, Japon yeninden, İsviçre frankından, İngiliz sterlininden daha fazla değer kaybettiğini belirten Zeybekci, “Onlara bakacak olursak 1,5-2 senede gelinen noktada 1,45’lerden 1,05’lere geldik. Yaklaşık olarak yüzde 35 civarında değer kaybettik. Türk lirası biraz daha fazla değer kaybetti. Bunu da geçici olarak görüyorum, bu bölümünü spekülatif olarak görüyorum. İnşallah o da önümüzdeki günlerde daha reel bir seviyeye oturacak” şeklinde konuştu.

  • TÜRKONFED Sürdürülebilir Ekonomide Kadının Rolü Zirvesi kadın liderleri buluşturdu

    TÜRKONFED tarafından bu yıl ilk kez düzenlenen Sürdürülebilir Ekonomide Kadının Gücü Rolü Zirvesi, Türkiye ve dünyadan iş ve sivil toplum dünyasının önde gelen çok sayıda kadın yöneticisini bir araya getirdi.

    Kadının her alanda güçlendirilmesi, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin giderilmesi konularının ve çözüm önerilerinin mercek altına alındığı zirvede konuşan TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Tarkan Kadooğlu, TÜRKONFED’in Türkiye’nin yalnızca en büyük KOBİ yapılanması değil üyesi olan 31 kadın derneği ile aynı zamanda en büyük örgütlü kadın gücü olduğuna dikkat çekti. TÜRKONFED İş Dünyasında Kadın Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Yasemin Açık ise, 2017 yılını ’Kadın Yılı’ ilan ettiklerini belirterek, yıl boyunca kadın konusunu en önemli gündem maddesi yapmak için çeşitli etkinlikler yapacaklarını söyledi.

    Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) İş Dünyasında Kadın (İDK) Komisyonu ev sahipliğinde bu yıl ilk kez düzenlenen Sürdürülebilir Ekonomide Kadının Rolü Zirvesi, kadın liderleri İstanbul’da buluşturdu. ‘Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Sağlamada Özel Sektörün Rolü’, ‘Kadın Girişimciliği: Ekosistemin Parçası Olmak’ ve ‘Kadın Neden Güçlendirilmeli?’ konulu oturumların düzenlendiği zirvenin açılış konuşmalarını TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Tarkan Kadooğlu, TÜRKONFED İş Dünyasında Kadın Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Yasemin Açık ve Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Başkanı Fatma Şahin yaptı.

    Tarkan Kadooğlu: “TÜRKONFED Türkiye’nin en büyük örgütlü kadın gücü”

    İDK Komisyonu aracılığıyla 2007’den beri kadınların eğitime, çalışma hayatına ve siyasete katılımını teşvik edecek çalışmalar yaptıklarını anlatan TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Tarkan Kadooğlu, “TÜRKONFED Türkiye’nin yalnızca en büyük KOBİ yapılanmasına sahip iş dünyası örgütü değil aynı zamanda üyesi olan 31 kadın derneği ile en büyük örgütlü kadın gücüdür. Federasyon ve derneklerimizin yöneticilerinin birçoğunun da kadın olması gurur duyduğumuz bir tablodur. Çünkü gelişmiş bir ekonomi ve demokrasi; iş dünyasında kadın istihdamının artırılmasına, kadına yönelik şiddetin son bulmasına, kadının toplumsal statüsünün yükseltilmesine bağlıdır” dedi.

    “Türkiye’de kadın istihdamı konusunda gelişmeler var ama yeterli değil”

    Cinsiyet eşitliğini hayatın her alanında sağlamanın Türkiye’nin sosyo-ekonomik kalkınması açısından vazgeçilmez bir öneme sahip olduğunu ifade eden Kadooğlu, “Uluslararası yönetim danışmanlığı şirketi McKinsey’in son raporuna göre, 2025’e kadar kadınların ekonomik hayata erkeklerle eşit katılımının sağlanması halinde küresel çapta toplam GSYH’de yüzde 11’lik artış öngörülüyor. Ülkemizde her ne kadar kadın istihdamı konusunda önemli gelişmeler yaşanmış olsa da uluslararası araştırmalar Türkiye’nin hala hak ettiği yerde olmadığını gözler önüne seriyor. Dünya Ekonomik Forumu Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Endeksi 2015 yılı verilerine göre, Türkiye, kadınların işgücüne katılımında 145 ülke arasında 131’inci sırada yer alıyor. Bu durum ülkemizin kalkınmasının önündeki en önemli engellerden biridir. Kadının ekonomiye güç katacağı, refahın anahtarının kadında olduğu unutulmamalıdır” diye konuştu.

    Prof. Dr. Yasemin Açık: “Sürdürülebilir kalkınma için kadınların iş gücüne katılımı şart”

    Sürdürülebilir kalkınmanın toplumun yarısını oluşturan kadınların sosyal, ekonomik, siyasal ve kültürel alanlarda daha fazla yer alması, karar mekanizmalarına daha çok katılmaları ile mümkün olacağını belirten TÜRKONFED İş Dünyasında Kadın Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Yasemin Açık, “Kadınların iş gücüne katılım oranı küresel ölçekte yüzde 50, AB ortalamasında ise yüzde 70 seviyesinde.Oysa ülkemizde bu oran yalnızca yüzde 32. Ayrıca Türkiye genelinde işverenlerin yalnızca yüzde 8’inin ve her 100 girişimciden sadece 9’unun kadın olması, ülke ekonomisinin küresel rekabet gücünü de baskı altında tutmaktadır. Gayrisafi Yurtiçi Hasıla’nın artması ve ülkemizin 2023 hedeflerine ulaşması için; kadınların işgücüne katılım oranının yüzde 50’ler seviyesine çıkması, kadın girişimciliğinin teşvik edilmesi gerekiyor” dedi.

    “Aynı işi yapan kadın 1 dolar, erkek 2, 56 dolar kazanıyor”

    Kadınların eğitim düzeyi yükseldikçe işgücüne katılma oranlarının da arttığını vurgulayan Açık, şunları söyledi:

    “Ülkemizde okuma yazma bilmeyen kadın oranı erkeklerden 5 kat daha fazla. Ayrıca kadınlar tüm eğitim düzeylerinde aynı işi yapan erkeklere göre daha düşük ücret alıyor. Dünya Ekonomik Forumu 2015 Küresel Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Raporu’na göre, Türkiye’de bir kadının kazandığı 1 dolara karşılık aynı işi yapan bir erkek, 2,56 dolar kazanıyor. Halbuki kadınların toplumun tüm alanlarında ve karar alma mekanizmalarında etkin bir şekilde yer alabilmeleri için kadın emeğine vasıf kazandırılması gerekiyor. Üst düzey mesleklerde her iki cinsiyete eşit fırsat ve yer verilmesi, cinsiyete dayalı ayrımcılığın yapılmasına izin verilmemesi ve kadının güçlendirilmesi için tüm kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör, STK’lar, meslek örgütleri ve iş dünyasının, sektörler arası iş birliği çerçevesinde, ekip-takım ruhuyla mücadele etmesine ihtiyaç var. Bu noktada, TÜRKONFED İş Dünyasında Kadın Komisyonu olarak kadının toplumdaki statüsünün iyileştirilmesi, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin giderilmesi, kadının ekonomik ve sosyal yaşamda hak ettiği yere ulaşması için sürdürdüğümüz çabalarlaöncü bir rol üstlenmeye devam edeceğiz. Bunun için de İş Dünyasında Kadın Komisyonumuzun kuruluşunun 10’uncu yılı olan 2017 yılını “Kadın Yılı” ilan ettik. TÜRKONFED olarak bu kapsamda yıl boyunca kadın konusunu en önemli gündem maddesi yapmak için çeşitli etkinlikler yapacağız.”

    Fatma Şahin: “Sürdürülebilir kalkınma için kadın-erkek eşitliğinin özümsenmesi lazım”

    Bugün bütün dünyanın sürdürülebilir kalkınma konusu üzerinde çabaladığını belirten Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Başkanı Fatma Şahin, “Kafa gücünün öne çıktığı yeni düzende yerimizi almamız için toplumun yarısını oluşturan kadınların potansiyellerinden yararlanmamız çok büyük önem taşıyor.En büyük gücümüz olan yetişmiş insan gücüne baktığımızda da, Türkiye’nin 79 milyonluk nüfusunun merkezine kadını almamız ve kadının önündeki bütün engelleri kaldırmamız gerekiyor. Ancak bu şekilde Cumhuriyetin 100’üncü yılında, dünyanın 10’uncu ekonomisi olma hedefine ve 2071 hedeflerine ulaşabiliriz. Kadınların sürdürülebilir kalkınmanın içinde olabilmesi önce kadın-erkek eşitliğinin özümsenmesine bağlı. Bunun için de, kadının bir birey olarak her noktada yetiştirilmesi ve erkeklerdeki zihinsel dönüşümün hayata geçirilmesi gerekiyor. Kadının hayatın her alanında eşit yer alması için en önemli gereklilikler eğitimde fırsat eşitliği, sağlık ve istihdam. Eğitim ve sağlık konusunda bilinçli bir kadının güçlü alanlarını görmesi, kuvvetlendirilmesi için istihdam edilmesi gerekiyor. Kadını merkeze koyarak teşvik etmek, sisteme dahil etmek önem taşıyor. Bu hedefe ulaşmada Türkiye için çalışan, Türkiye için üreten TÜRKONFED’e ‘Sürdürülebilir Ekonomide Kadının Rolü Zirvesi’ni düzenledikleri için teşekkür ediyorum” dedi.

    Zirveye yoğun ilgi

    Sürdürülebilir Ekonomide Kadının Rolü Zirvesi’ne aralarında Nur Ger, Nilüfer Çağatay, Liel Even Zohar, Lalla Oumnia Sbai El Hassani, Demet Özdemir, Gamze Cizreli, Leyla Alaton, Sanem Oktar, Zeynep Bodur Okyay, Hülya Gedik Sadıklar ve Ganire Paşayeva gibi isimlerin de olduğu Türkiye ve dünyadan iş ve sivil toplum dünyasının önde gelen kadın yöneticileri katıldı. Konuşmacıların yanı sıra katılımcıların da yoğun ilgi gördüğü zirveye 300’e yakın kişi katıldı.

  • İş dünyası ekonomide son çeyrek için iyimser

    Çeşitli sektörlerden iş dünyası temsilcilerinin bayram tatili sonrası dönemdeki ekonomik performansa ilişkin beklentileri oldukça pozitif bir tablo ortaya koyuyor.

    İş adamları, yılın ilk çeyreğinde yüksek çıkan, küresel ekonomideki daralmanın da etkisiyle ikinci çeyrekte hız kesen büyümenin olağan dışı gelişmelerin damgasını vurduğu üçüncü çeyrekte de bu eğilimi koruyacağı görüşünde. Ancak Kurban Bayramı’ndan sonra ticari hayat ve ekonomik faaliyetlerde canlanmanın başlayacağı ve son çeyrekte daha iyi bir büyüme performansı yakalanacağı öngörülüyor. İş dünyası temsilcileri, ekonomide başlayacak canlanmanın 2017 yılı boyunca da artarak süreceği beklentisinde.

    Ekonomik gelişmeleri değerlendiren Barışkent B.A. Grup Yönetim Kurulu Başkanı Barış Aydın, revize verilere göre ilk çeyrekte yüzde 4.7 ile yüksek çıkan büyümenin ikinci çeyrekte yüzde 3,1’e gerilemesinde durağan seyreden küresel ticaret hacmi nedeniyle dış pazarlardaki talepte yaşanan düşüşün etkili olduğunu belirtti. Küresel ekonomideki zayıflamaya rağmen Türkiye’nin ilk altı ay itibariyle yüzde 3,9’la iyi sayılacak bir büyüme kaydettiğini belirten Aydın, Ramazan ayı nedeniyle üretimin baskılandığı ve FETÖ’nün darbe girişimi, yakın bölgemizdeki savaş, Türk ordusunun sınır ötesi operasyonu gibi olağan dışı gelişmelerin damgasını vurduğu üçüncü çeyrekte de büyümede yavaşlama eğiliminin devam edeceğini, ancak son çeyrekte trendin tersine döneceğini söyledi. Aydın, millet iradesiyle püskürtülen FETÖ darbe girişimi sonrasında ülkede oluşan “birlik” ruhuna işaret ederek şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Oluşan birlik ve beraberlik ortamının verdiği destekle, önemli yapısal reformları uygulamaya koymaya hazırlanan hükümetimiz, art arda ekonomiyi güçlendirecek teşvik paketleri açıklıyor. Reel sektörün önünü açacak düzenlemeler hükümet tarafından bir biri ardına uygulamaya konuluyor. Bu düzenlemeler iç ve dış yatırımcıların güvenini artıracak, yatırım ortamını iyileştirecek, sermaye girişlerini özendirecek niteliktedir. Ekonomiyi canlandırmak için devlet ve özel sektör seferber olmuş, yeni bir hamle başlatmıştır. Özel sektör olarak her zamankinden daha fazla yatırıma, üretime, ticarete ve ekonomik büyümeye odaklanmış bulunuyoruz. Rusya ile düzelen ilişkilerin de ekonomik ve ticari hayata önemli katkıları olacaktır. Siyasi alanda ve dış politikada yaşanan sorunların bir bir aşılması ile ekonomide daha istikrarlı ve verimli bir döneme gireceğiz. Bayram sonrası dönemde ekonomik hayatın hızla canlandığı, üretim, yatırım ve istihdam artışının ivme kazandığı bir dönemi hep beraber göreceğimizi düşünüyorum. Türkiye ekonomisinin son çeyrek performansı çok daha iyi olacaktır. Demokrasimiz gibi ekonomimiz de bu süreçten güçlenerek çıkacaktır.”

    Genç iş adamları son çeyrekten umutlu

    Türkiye Genç İşadamları Derneği (TÜGİAD) Ankara Şubesi Başkanı Türker Naslı, Temmuz ayındaki başarısız darbe girişiminin de etkisiyle ekonomide zayıflayan koşulların sanayi üretimi ve ihracatta düşüşlere yol açtığını, ancak bu durumun kalıcı olmadığını vurguladı. Ağustos ayında ihracatta başlayan artışın büyümenin dış talep ayağındaki iyileşmeye işaret ettiğini, şokların atlatılmasıyla iç talebin de her zamanki canlılığına kavuşmak üzere olduğunu belirten Naslı, şunları söyledi:

    “Sıcak bir yaz geçirdik. Bir darbe girişimi yaşadık. Darbe girişiminde bulunanlar, karşısında milletin kenetlenmiş çelik iradesini buldu ve başarısız oldular. Şimdi devlete sızmış FETÖ unsurlarının temizlenmesi sürecine ve örgütle mücadeleye aktif biçimde devam ederken, ekonomide de herkes üzerine düşen görevi daha iyi yapmaya gayret ediyor. Rusya ile düzelen ilişkilerin özellikle dış ticaret, turizm ve yurt dışı müteahhitlik başta olmak üzere ekonomik ve ticari hayata olumlu yansımaları da son çeyrekte görülmeye başlayacaktır. Uzun bayram tatilinin ardından son çeyrekte siyasi ve ekonomik alanda daha istikrarlı ve önümüzü görebileceğimiz bir döneme gireceğiz. Hem kamu hem özel sektörde hakim olan üretim ve yatırımları artırma azim ve kararlılığı, ekonomide canlanma beklentilerini güçlendiriyor. Tüm bu faktörlerle baktığımızda son çeyrekte yatırım, üretim ve istihdamda artış, ticari ve ekonomik hayatta canlanma ve daha iyi bir büyüme performansı bekliyoruz.”

    Otomotivde asıl iyileşme 2017’de

    Motorlu Araç Satıcıları Federasyonu (MASFED), Başkent Otomobilcileri Derneği (BOD) ve otomotiv alışveriş ve yaşam merkezi Otonomi’nin Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Erkoç, mevsimsel olarak yılın sonlarına doğru durgunluk yaşayan sektörün en canlı sezonu olan yaz aylarında ise bu yılki gelişmelerin sektörün performansına olumsuz yansıdığını belirterek, şunları dile getirdi:

    “Otomotivde yıl sonuna doğru tabii biraz durağanlık oluyor. Satışlar yaz aylarındaki gibi olmuyor. Bu mevsimsel bir durum. Ama önümüzdeki dönemde genel ekonomik canlanma ile birlikte sektörümüzde de canlanmanın hızlanacağını düşünüyoruz. Kayıtlı ikinci el satışlar olarak 2017 yılında 6 milyon araç hedefliyoruz. Hedefimizi büyük tutmamız gerekiyor. FETÖ darbe girişimi sonrası ülkede oluşan birlik ruhu, ekonomik hayata da yansıyor. Hükümetimizin açıkladığı teşvik ve yatırım paketleri, yatırım ortamını iyileştirecek, yatırımları özendirecek nitelikte. Komşularla sorunlar aşılıyor. Bu da ekonomik ve ticari ilişkilere yansıyacaktır. Ülke olarak büyük badireler atlattık. Şimdi çalışma zamanı, üretim, yatırım zamanı. Özel sektörde de bu azim ve heyecanın başladığı net görülüyor. Özel sektör artık üretime, yatırıma, ticarete ve büyümeye odaklanmış bulunuyor. Biz sektör olarak, yılın son çeyreğinde ekonomide daha istikrarlı ve verimli bir döneme gireceğimizi, asıl sıçramanın ise 2017 yılında yaşanacağına inanıyoruz.”

    İnşaatta bayram sonrası hareketlilik beklentisi

    Mebuskent’in yatırımcısı Aymor Grup’un Yönetim Kurulu Üyesi Kürşat Ayhan da milletçe atlatılan büyük badireye ve sağlam temelleri nedeniyle ekonominin bundan etkilenmediğine işaret ederek, kısa sürede sağlanacak toparlanma ile bayram sonrası dönemde canlanmanın başlayacağını dile getirdi. Ayhan, “Elbette yaz döneminin mevsimsel etkileri ve küresel ekonomideki yavaşlamanın yansımaları vardı. Şimdi de uzun bir bayram tatiline giriyoruz. Ama bayram sonrasında, yani yılın son çeyreğinde ekonomide çarkların hızlandığı, üretim, yatırım şevkinin arttığı bir dönemin başlayacağını düşünüyorum. Sıkıntılı dönemlerin ardından topyekûn ekonomiye, kalkınmaya odaklandığımız bir sürece girdiğimize inanıyorum” ifadesini kullandı.

    FETÖ darbe girişimi sonrası ülkede oluşan milli birlik ruhu ve güçlenen demokrasi ile geleceğe daha umut ve güvenle bakan bir özel sektörün var olduğunu vurgulayan Ayhan, “Hükümetimizin açıkladığı yeni teşvik paketlerinin de reel sektörün önünü açacağını, ekonomimizi canlandıracağını düşünüyorum. Bayram sonrası dönemde hükümetimizin destek ve çabalarıyla büyük hareketlilik beklentisi içerisindeyiz” diye konuştu.

    “Son dört ay öncekilerden daha iyi olacak”

    Eskidji Ankara Merkez Bölge Ortağı Köksal Ünal da, 15 Temmuz darbe girişiminin yol açtığı sarsıntıya dikkat çekerek, “Zor günlerden geçerken tüm vatandaşlarımız ülkemize sahip çıktı. Sadece demokrasi nöbetleriyle değil, ekonomik olarak da çok sahip çıktık ülkemize. Darbe girişiminin akabinde vatandaşlarımızın çok ciddi miktarda döviz bozdurması, hükümetimizin faiz indirimleri ve ekonomik olarak aldıkları tedbirlerle ülke ekonomisinde herhangi bir sorun olmadı” dedi.

    Yaşanan bu olumsuz gelişme ile aynı zamanda Türkiye ekonomisinin “sağlamlık testinden” de geçmiş olduğunu söyleyen Ünal, “Okulların açılmasıyla birlikte herkes dönmüş olacak ve kaldığımız yerden devam edeceğiz. Şu anda hem faizler hem döviz kurları ticaret yapmaya, gayrimenkul almaya çok müsait durumda. Sadece faizler ve döviz kurlarıyla değil, özelikle inşaat firmalarımız da üstüne düşen sorumlulukları büyük ölçüde yerine getirdiler. Faizlerin düşmesine talebin artmasına rağmen fiyatlarda artış olmadı. Tüm bunları üst üste koyduğumuzda ekonominin yılın son 4 aylık döneminde ilk 4 aylık ve 2. dört aylık dönemlere göre çok daha iyi bir performans göstereceğini söylemek mümkün” diye konuştu.

  • Bahçıvan: “Öncelikle ekonomide iki ülkeyi de rahatlatacak adımlar peş peşe atılmalıdır”

    İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in görüşmesine ilişkin değerlendirmede bulundu.

    İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, bugün Rusya’nın St. Petersburg kentinde bir araya gelen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in görüşmesine ilişkin değerlendirmede bulundu. İş dünyası olarak, talihsiz uçak krizinden bu yana hep, çıkarları ortak paydada kesişen iki ülkede sağduyunun hakim olması gerektiğini dile getirdiklerini belirten Bahçıvan; en kısa zamanda, Türkiye-Rusya ilişkilerinin yeniden dostane bir zemine döneceğine olan inancımızı hep koruduklarını, bugün bu tarihi günü yaşadıklarını söyledi.

    İki liderin bugünkü görüşmesinin sonuçlarının, hem ekonomik ve hem de siyasi açıdan tarihi önemde olduğunu bildiren Bahçıvan, “Şimdi özellikle ekonomik açıdan iki ülkeyi de rahatlatacak adımların peş peşe atılması gerekmektedir. Özellikle Türkiye ve Rusya’nın birbirlerinin en önemli ticari ortakları oldukları olmasından kaynaklanan ve kriz süresince en büyük yarayı alan ekonomik ilişkiler, atılacak bu adımlarla bir an önce düzeltilmelidir” dedi.

    İhracatın en büyük kalemleri olan tarımdan hayvancılığa, tekstilden otomotive, kimyasal maddelerden makine teçhizatına ve en önemlisi de Türk şirketlerinin taahhüt işlerine kadar birçok alanda atılacak ivedi adımlar, ekonomik ilişkileri kısa sürede normalleştireceğini vurgulayan İSO Başkanı, bu da bugün ihtiyaç duyulan sanayinin çarklarının biraz daha hızlı dönmesini sağlayacağını vurgulayarak değerlendirmesini şöyle tamamladı: “Bugün, cesur yaklaşımları ile iki ülkeyi yeniden dostluk zeminine çeken başta Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Rusya devlet Başkanı Putin’i kutluyorum. Bölgenin iki güçlü ülkesi arasındaki dostluk zemininin bir daha kaybedilmemesi noktasında gerekli hassasiyetin her kesim tarafından gösterilmesini diliyorum”.