Etiket: Eğitim Bir- Sen

  • Eğitim-Bir-Sen: “Ortaokullardaki ölçme-değerlendirme faaliyetleri objektif olmalı’’

    Eğitim-Bir-Sen: “Ortaokullardaki ölçme-değerlendirme faaliyetleri objektif olmalı’’

    Eğitim-Bir-Sen, Covid-19 nedeniyle uzaktan eğitim döneminde ortaokullarda öğrencilere yönelik ölçme-değerlendirme faaliyetlerinin objektif bir şekilde gerçekleşmesi gerektiğini dile getirdi.

    Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Latif Selvi, Genel Başkan Yardımcısı Şükrü Kolukısa ve Hasan Yalçın Yayla, Milli Eğitim Bakanlığı Temel Eğitim Genel Müdürü Dr. Cem Gençoğlu ile görüştü. Görüşmede Genel Sekreter Latif Selvi, Bakanlığın Covid-19 sürecinde alınan önlemler kapsamında canlı ders veya EBA TV takip ve ders etkinliklerine katılmalarına göre öğrencilere ders etkinliklerine katılım puanı verileceğini ve derslerin dönem notlarının bu puanlara göre belirleneceğini ifade ettiğini belirterek, “Canlı ders veya EBA TV erişiminde bölgesel ve yöresel eşitsizlikler ile aynı eğitim kurumundaki öğrenciler arasında dahi var olan eşitsiz derse katılım imkânları, ders etkinliklerine katılımı farklılaştırmaktadır. Bu durum, öğrencilerin bireysel çaba ve çalışmalarından kaynaklanmayan, kendi ellerinde olmayan sebeplere dayalı olarak adil ve objektif bir ölçme-değerlendirme yapılmasını zorlaştırmaktadır” dedi.

    Yüz yüze eğitime ara verilinceye kadar geçen zaman zarfında bir kısım eğitim kurumu ve sınıfların yazılı sınav yaptıklarını, büyük bir kısmının ise yapamadığını belirten Selvi, “Bu durumun adil ve karşılaştırılabilir sağlıklı sonuçlar üretmeyeceği açık. Söz konusu eşitsizlikle, bunun doğurduğu/doğuracağı adil ve objektif olmayan sonuçlar, bir yandan ders notlarının uzun dönem etkilerinden hareketle öğretmenlerle ebeveynleri karşı karşıya getirmekte; diğer yandan öğretmenlerin sağlıklı, adil ve eşit bir ölçme-değerlendirme yapmasına engel teşkil etmektedir. Eşit olmayan şartlarda yapılacak her türlü ölçme-değerlendirme faaliyeti, objektif kıstaslara dayanmayan sonuçlar olarak değerlendirilebilecektir” şeklinde konuştu.

  • Eğitim-Bir-Sen, öğretmenlik meslek kanununun çıkarılmasını istiyor

    Eğitim-Bir-Sen, öğretmenlik meslek kanununun çıkarılmasını istiyor

    Eğitim-Bir-Sen Malatya Şube Başkanı Hüseyin Söylemez, öğretmenler arasındaki sınıflandırmaların kaldırılmasını isteyerek, “Öğretmenlik Meslek Kanunu bir an önce çıkarılmadan sorunların tükenmesi de mümkün görünmüyor” dedi.

    Eğitim-Bir-Sen Malatya 1 No’lu Şube Başkanı ve aynı zamanda Memur-Sen İl Temsilcisi Hüseyin SÖYLEMEZ yaptığı yazılı açıklamada öğretmenlerin sorunlarına yönelik çözüm önerileri sundu.

    Atama ve yer değiştirme işlemlerinde adaletli olunması gerektiğini dile getiren Söylemez, “Norm kadro fazlası öğretmenin sorununu çözmenin en doğru yöntemi İl geneli alan değişikliği ve özür grubundan önce ilana çıkıp puan üstünlüğüne göre isteğe bağlı olarak tercihlerine yerleştirip resen atama yoluna gitmemekten geçer. Bir tarafta okulda ya da ilçe emrinde norm fazlası öğretmen dururken, aynı öğretmenin münhal bulunan başka kuruma görevlendirmesi devam ederken öncelik atamaları gerçekleştirilmemesi halinde, özür grubundan İl dışından aynı branştan gelecek meslektaşımız söz konusu kadroyu dolduracak, yıllardır sözde İl, ilçemizin öğretmeni yine kurumsuz kalıp görevlendirildiği okulu, öğrencileri terk edip farklı kuruma gidecek ya da İlçe emrinde pasif duruma çekilecektir. Öğretmenin huzursuzluğu ile birlikte devlet de zarara girmiş olacaktır. Hele hele her yıl norm kadro fazlası öğretmenler ile ilgili çalışma yapıldığı halde geçen dönem mezun olan 8. Sınıfların, yani bu dönemin 9.sınıflarının her yılın bir buçuk katı olmasından kaynaklı normların ciddi sayıda değişmiş olması söz konusu iken bu çalışmanın yapılmaması garip olacaktır” dedi.

    Alan değişikliğinde kısıtlamaya gidildiğini ancak bu konuda da ihtiyaç olduğu halde atama yapılmamasın da anlamsız olduğunu ifade eden Söylemez, açıklamasını şöyle sürdürdü:

    “İl dışı ve il içi mazerete bağlı ye değiştirmek isteyen meslektaşlarının yarıyıl tatilinde münhal ve muhtemel boşalacak kadrolara yerleşmeleri mümkün olurken, yaz döneminde il dışı mazerete bağlı yer değiştirme talebi il, ilçe emri ile yerine getirilip mağduriyetleri giderilmektedir. Bu dönemde de MEB İl, İlçe emri ile ilgili net açıklama yapmadığı için tercih esnasında aynı branşta yüksek puanlı meslektaşımızın tercihen taşraya atandığı, düşük puanlı meslektaşımızın da il, ilçe emri ile merkeze yerleşme adaletsizliğine yıllardır şahit oluyoruz. Bu arada yaz döneminde il dışından mazereti olan meslektaşlarımızın mağduriyeti giderilirken, yıllardır günlük 100-150 kilometre yol gidip gelme zorunluluğu olan il içi mazeret sahiplerinin mağdur edildiği aşikardır. Lütfen yıllardır kendi ilinde hizmet ederken mağduriyet yaşayan çilekeş meslektaşlarımıza da mazeretine göre ilçe emri verelim.

    Akabinde özellikle bazı branşlarda İl içi yer değiştirme imkanı ortadan kalkan arkadaşlarımız için yılda bir defa ve zamansız İl içi yer değiştirmeyi terk edip yıl boyunca münhaller söz konusu oldukça sıra çalıştırma yoluna gidelim.İl dışı yer değiştirmelerinde de kısıtlamaya gidilerek münhal yerlerin kapatılması yolunu terk edelim. Taşrada boşalan yerlere de on yıllardır asgari ücretin altında bir ücret ile çalışan, ücretlerinde iyileştirme sözü verildiği halde tutulmayan adı ücretli öğretmen olan arkadaşların da değerlendirileceği ihtiyaç kadar yüksek bir alım yaparak hem öğretmen ihtiyacını ortadan kaldıralım, hem de ücretli öğretmenler ile mezun olup bekleyen birçok emektar kardeşimizi eğitim ordusuna katalım. Çeşitli isimlerle de sıfatlandırıp her türlü ayrımcılığa muhatap olmalarının yerine tüm kardeşlerimize Kadrolu Öğretmen adını koyarak taşrayı ek ücret ile besleyerek cazip hale getirelim”

    Sorunlarını çözecek, destek olabilecek nitelikte Öğretmenlik Meslek Kanunu bir an önce çıkarılmadan sorunların tükenmesinin mümkün görünmediğine dikkat çeken Söylemez, “İnşallah MEB tüm bu ve dile getirmediğimiz diğer konularda üzerine düşeni yapıp alanı rahatlatır, İl Müdürlükleri de kanuni zorunluluğun olmadığı kendi yetkilerinde olan konularda eğitim çalışanlarının lehine insiyatif alır ümidi ile tüm eğitim çalışanı arkadaşlarımıza kolaylıklar diliyoruz” ifadelerine yer verdi.

  • Eğitim-Bir-Sen ‘Eğitime Bakış 2020 İzleme ve Değerlendirme’ raporunu açıkladı

    Eğitim-Bir-Sen ‘Eğitime Bakış 2020 İzleme ve Değerlendirme’ raporunu açıkladı

    Eğitim-Bir-Sen Başkanı Ali Yalçın, “2019-2020 öğretim yılında yükseköğretim hariç tüm eğitim kademelerinde toplam öğrenci sayısı 18,2 milyona ulaşmıştır. Genel ortaöğretime 626 bin, mesleki ve teknik ortaöğretime ise 443 bin öğrenci yeni kayıt yaptırmıştır” dedi.

    Eğitim-Bir-Sen Başkanı Yalçın, Memur-Sen Genel Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısıyla ‘Eğitime Bakış:2020 İzleme ve Değerlendirme’ raporunu duyurdu. Başkan Yalçın, iyi planlanmış verimli bir eğitim sistemiyle ancak toplumun olgunlaşabileceğini belirterek, “Bir toplumun adalette zirveye ulaşması, bilimde öncü olması, teknolojide yeniliklere imza atması, ekonomik düzlemde standartları yükseltmesi ancak iyi planlanmış verimli bir eğitim sistemiyle mümkündür” ifadelerini kullandı.

    Türkiye’nin 2019 yılı verilerine göre ne istihdamda ne eğitimde olanların oranı hâlâ en yüksek ülkesi olduğunu aktaran Yalçın, “OECD ülkelerinde 2009-2019 arasında ne istihdamda ne eğitimde olanların oranı yüzde 18,7’den yüzde 15,2’ye; Türkiye’de ise yüzde 48,1’den yüzde 33,3’e düşmüştür” diye konuştu.

    “Atama bekleyen öğretmen adayı sorununun önümüzdeki yıllarda da devam edeceği görülmektedir”

    Türkiye’de görev yapan öğretmenlerin istatistiklerini paylaşan Yalçın, şunları kaydetti:

    “2019-2020 öğretim yılında 99 bini okul öncesinde, 638 bini ilköğretim kademesinde, 381 bini ortaöğretim kademesinde olmak üzere toplamda 1 milyon 118 bin öğretmen görev yapmaktadır. Kadın öğretmen oranı yüzde 59’a yükselmiş ve artmaya devam etmektedir. Bu artışa rağmen Türkiye kadın öğretmen oranı bakımından tüm kademelerde OECD ülkeleri arasında en düşük ülkelerden biridir. OECD ülkeleri arasında 30-49 yaş arası öğretmen oranı en fazla olan ülke yüzde 70 ile Türkiye olup OECD ortalaması olan yüzde 54’ün oldukça üzerindedir. Türkiye’de 5 yıllık süreçte 197 bin civarında sözleşmeli öğretmen kamu okullarına atanmıştır. 2020 yılının verilerine göre yeni atanan her beş sözleşmeli öğretmenden ikisi Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne atanmıştır. Öğretmenlik kaynağını oluşturan fakültelerin 2019-2020 öğretim yılında yeni kayıt sayısı yaklaşık 55 bin olup 2018-2019 öğretim yılı sonunda mezun olanların sayısı ise 53 bindir. 2020 KPSS eğitim bilimleri testine 440 bin kişi girmiştir. Öğretmen atama sayıları ve öğretmen adayı sayıları dikkate alındığında ‘atama bekleyen öğretmen adayı’ sorununun önümüzdeki yıllarda da devam edeceği görülmektedir. Öğretmen maaşlarına bakıldığında OECD ülkelerinde genel olarak okul öncesinden ortaöğretime doğru kademeler ilerledikçe öğretmen maaşları da artmaktadır. Türkiye’de ise öğretmen maaşları OECD ortalamalarından oldukça düşüktür. Ayrıca, OECD ülkelerinde kıdem arttıkça maaşlarda önemli bir artış görülürken, Türkiye’de kıdem arttıkça maaş çok az farklılaşmaktadır.”

    “Dezavantajlı bölgelerde genel olarak okullaşma artırılmalı”

    Eğitimde görülen sorunlara ilişkin önerilerini de paylaşan Yalçın, şu ifadelere yer verdi:

    “Özellikle ortaöğretimde okullaşma oranının düşük olduğu dezavantajlı bölgelerde genel olarak okullaşma artırılmalı, özelde de kız çocuklarının okullaşmasını artırmaya öncelik veren projeler geliştirilmeli ve uygulanmalıdır. İlköğretime göre ortaöğretimde, kızlara göre erkeklerde özel eğitim alan öğrenci sayısı fazladır. Kızlara ve ortaöğretim düzeyine öncelik verilerek, özel eğitim ihtiyacı olan çocuklara yönelik kapasite artırılmalıdır. Bilim ve Sanat Merkezleri’nde kurum başına düşen öğrenci yoğunluğu dikkate alınarak öğrenci sayısı azaltılmalı, teknik ve fiziki altyapısı güçlendirilmeli. Türkiye’de üniversiteye giriş sınavına başvuran ve yerleşen aday sayısı arasındaki makasın gittikçe açıldığı, son sınıf düzeyinde başvuran adayların ancak üçte birinin bir programa yerleştiği, her altı adaydan ancak birinin bir lisans programına yerleştiği, yükseköğretime yerleşmedeki sorunlu arz talep dengesinin ciddi oranda bozulduğu dikkate alınarak, yükseköğretim programları toplumsal talebi karşılayacak.”

    “Lise türleri ve bölgeler arası başarı farkı aşırı büyük”

    Eğitimde fırsat eşitsizliğinin azaltılması adına dezavantajlı bölgelere öncelik verilmesi gerektiğini vurgulayan Yalçın, “PISA 2018 verilerine göre lise türleri ve bölgeler arası başarı farkı aşırı büyüktür. Okullar arası hiyerarşinin azaltıldığı bir sistemin kurulması hedeflenmeli ve bölgeler arası eşitsizliği azaltmak için fiziki ve beşeri kaynakların dağılımında dezavantajlı bölgelere öncelik verilmelidir. Türkiye’nin özel harcamalardan kaynaklı olarak eğitimsel eşitsizliğin büyümesini engellemek, tüm çocuklara daha kaliteli ve eşit eğitim fırsatları sunmak için eğitime ayrılan kamusal kaynaklar artırılmalı ve bu kaynaklar dağıtılırken dezavantajlı bölgelere öncelik verilmelidir. Sınıf mevcudu ve öğretmen başına düşen öğrenci gibi hususlarda bölgeler arası eşitsizlikleri azaltmak için yeni okul ve derslik yapımı ile öğretmen atamalarında dezavantajlı bölgelere daha fazla öncelik verilmelidir. Daha kaliteli bir eğitim hizmeti sunulabilmesi için öğrenci başına harcama miktarı 5 bin TL civarından en az 10 bin TL’ye çıkarılmalıdır” şeklinde konuştu.

  • Eğitim-Bir-Sen, serbest kıyafet eylemine devam edecek

    Eğitim-Bir-Sen, serbest kıyafet eylemine devam edecek

    Memur-Sen Manisa İl Temsilcisi ve Eğitim-Bir-Sen Manisa Şube Başkanı Mesut Öner, serbest kıyafet eylemi ile ilgili açıklamalarda bulunarak, eylemlerini kararlılıkla devam ettireceklerini söyledi.

    Eğitim-Bir-Sen olarak serbest kıyafet eylemine kararlılıkla devam edeceklerini vurgulayan Memur-Sen Manisa İl Temsilcisi ve Eğitim-Bir-Sen Manisa Şube Başkanı Mesut Öner, “Çağ dışı kılık-kıyafet yönetmeliği kaldırılıncaya kadar eyleme devam edeceğiz. Eğitim-Bir-Sen olarak hukuki dayanaktan yoksun olmasına rağmen yıllarca sürdürülen başörtüsü yasağının kaldırılması için verdiğimiz mücadele olumlu sonuçlanmış, 4.10.2013 tarihli ve 2013/5443 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla kadın çalışanlar yönünden yönetmelikte geçen ‘başı açık’ ifadesi kaldırılarak, kadın çalışanlarımızın başörtülü olarak çalışma hakkı hukuki güvenceye kavuşturulmuştur. Ancak, çağ dışı yönetmeliğin erkek kamu görevlileri için öngördüğü kısıtlama ve yasaklamalar hâlâ devam etmektedir.” dedi.

    “Kısıtlama ve yasaklamaların devam ediyor olması yeni Türkiye’ye yakışmıyor”

    Devam eden yasakların biran önce kaldırılması gerektiğini ifade eden Öner, açıklamalarına şu şekilde devam etti: “Eğitim-Bir-Sen olarak, her zaman özgürlüklerden yana olduk, kısıtlamalara ve dayatmalara da karşı çıktık. Haklıdan ve doğrudan yana oluşumuz, haksızlığa ve yanlışa karşı kavi duruşumuz, üye kazanarak büyümemize, ülke olarak özgürlüklerin sınırının genişlemesine vesile oldu. Türkiye’nin geçmişten günümüze birçok alanda kat ettiği mesafeler, çalışanların kazandığı haklar, milletin dirayetiyle kaldırılan vesayet odakları, sivil inisiyatiflerin gayretleriyle ters yüz edilen darbe ürünü mevzuatlar ülkemizi bugün herkes için ümitvar bir eşiğe getirdi. Tüm bu değişimden ne hikmetse bir türlü nasibini alamayan bir kılık ve kıyafet dayatmasıyla hâlâ karşı karşıyayız. Temel bir insan hakkının ikamesi, kişisel özgürlüğün belirgin bir nişanesi olarak gördüğümüz kılık ve kıyafet özgürlüğü hakkının da alınabilmesi için bu eylemi başlatan sendika olarak, üyelerimizle birlik ve dayanışma içerisinde eylemliliğimizi sürdürerek doğru noktaya taşıyacağız. Serbest kıyafet eylemi kararını aldığımız günden bugüne, darbe ürünü yönetmeliğin öngördüğü kısıtlama ve yasaklamaların devam ediyor olmasının yeni Türkiye’ye yakışmadığını; pantolonun kumaşı, kazağın yakası, ayakkabının topuk boyu, ense tıraşı ve bıyıkla ilgilenen bir yönetmeliği, antidemokratik dayatmayı kabul etmediğimizi defalarca dile getirdik, eğitimcilerin neyi, nasıl giyeceğine karar verilmesi ayıbına bir an evvel son verilmesi çağrısında bulunduk. Bununla da yetinmedik, 15/03/2013 tarihinde, kamu görevlilerinin, Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmelik’in 5. maddesindeki yasak ve sınırlamalara uymadan kamu hizmeti sunmalarına, bu sınırlamaları dikkate almaksızın milletimizin değerlerine ve genel kabul görmüş kılık ve kıyafet şekillerine uygun olmak, herkesin bu kapsamda tercihlerine azami saygı gösterilmesi kaydıyla inançları ve/veya tercihleri doğrultusunda belirleyecekleri kılık ve kıyafetle göreve gitmelerine ve görev mahallinde bulunmalarına, bu eylem sürecini, kamu görevlilerinin kılık ve kıyafet özgürlüğünü teminat altına alan yasal ve yönetsel düzenleme yapılıncaya kadar devam ettirmelerine karar verdik. Bütün çaba ve girişimlerimize rağmen bu konuda hâlâ bir adım atılmış değildir. Türkiye parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ne geçti, yeni kurullar oluşturuldu, ofisler kuruldu, bakanlar değişti ancak mezkûr yönetmelik hala yürürlüktedir. Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’tan, eğitimin niteliği, öğretmenin verimliliği ile ilgilenmek varken kıyafetin tam tekmilliği ile gündem tutan yönetim anlayışına bir an önce son vermesini istiyoruz. Öğrencilerin serbest kıyafet hakkının olduğu yerde, öğretmene, kamu görevlisine ‘ne giyeceğine karar veremeyen insan’ muamelesi yapılmış olması kabul edilebilir bir şey değildir. Bu nedenle, sendika olarak, kamu görevlilerine yönelik kısıtlama ve yasakların da kaldırılması amacıyla başlattığımız sivil itaatsizlik eylemine devam kararı aldık ve bu karar doğrultusunda, kamu görevlileri kılık ve kıyafet özgürlüğüne kavuşuncaya kadar eylemimiz sürecektir.”

  • Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Genel Başkanı Yalçın: “Önümüzdeki süreçte eğitim birinci önceliğimiz”

    Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Genel Başkanı Yalçın: “Önümüzdeki süreçte eğitim birinci önceliğimiz”

    Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, “Odaklanmamız gereken tek nokta çocukların alması gereken eğitimi vermemizdir. Çocukların nitelikli eğitim alma konusunda hepimiz üstümüze düşen görevi yerine getirmeliyiz” dedi.

    Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, Covid-19 salgınının eğitim üzerinde oluşturduğu tahribatı en aza indirmek için gerçekleştirilen saha çalışması sonucunda hazırlanan “Pandemi Sürecinde Okulları Güvenle Açmak: Öğretmen ve Veli Araştırması” raporunu Eğitim-Bir-Sen Genel Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısıyla açıkladı. Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıktığı tarihten bu yana virüsün hala etkisini sürdürdüğünü belirten Yalçın, Milli Eğitim Bakanlığının yaptığı açıklama doğrultusunda 21 Eylül tarihinde aşamalı ve seyreltilmiş olarak okulların açılacağını hatırlattı. Yalçın, “Geride bıraktığımız dönemde uzaktan eğitim sürecini test ettik. Uzaktan eğitim sürecini analiz etme konusunda yeterli çalışma yapılmamıştı. Türkiye’de örgütlü en büyük eğitim sendikası olarak bu konuya ilişkin bir çalışma yapmak, veriler, analizler ışığında yeni dönem politikalarına katkı sunma amacıyla bir gayretimiz oldu” diye konuştu.

    Yalçın, söz konusu raporda yer alan sayısal verileri de aktararak, çeşitli önerilerde bulundu. Türkiye’nin ileriki dönemde en önemli iki konusunun sağlık ve eğitim olduğunu söyleyen Yalçın, Türkiye genelinde toplam 9 bin 64 öğretmen ve 20 bin 52 velinin katıldığı istatiksel verileri şöyle açıkladı:

    “Araştırmada uzaktan eğitim sürecinde öğretmenlerin yüzde 75,7’si, öğrencileriyle belirli aralıklarla canlı ders yaptığını görüyoruz. Bu bağlamda öğretmenlerin öğrencileriyle canlı ders yapma oranlarının artması, öğrencilerin okula ilişkin aidiyetlerinin güçlenmesi açısından son derece önemli. Çocuğu ortaokulda olan veliler yüzde 77,8 ile, ortaöğretimde olan veliler yüzde 73,5, çocuğu ilkokulda olan veliler yüzde 63,3 ile bu anlamda sürece ilişkin değerlendirmelerini ortaya koyarken, çocuğuyla öğretmenlerinin belirli aralıklarla canlı ders yaptığını kayıt düşmüşlerdir. Bölgelere göre bakıldığında Batı Marmara’daki velilerin yüzde 81’i, Doğu Karadeniz’deki velilerin yüzde 78,3’ü, Batı Karadeniz’deki velilerin yüzde 74,3’ü ve Ege’deki velilerin yüzde 73,3’ü çocuğuyla öğretmenlerinin belirli aralıklarla canlı ders yaptığını ifade ederken, Orta Anadolu’daki velilerin yüzde 62,3’ü, Akdeniz’deki velilerin yüzde 65,3’ü ve İstanbul’daki velilerin yüzde 67,1’i çocuğuyla öğretmenlerinin belirli aralıklarla canlı ders yaptığını ifade etmişlerdir.”

    Öğretmenler ve velilerden alınan yanıtlar ışığında yüz yüze eğitim hakkında verileri açıklayan Yalçın, “Yüz yüze dersler konusu güvenli mi, kaygı var mı konusunu araştırdık ve araştırmaya katılan velilerin yüzde 14,5’i, öğretmenlerin yüzde 14,8’i bu sonbahar döneminde yüz yüze dersler için öğrencileri okula göndermeyi güvenli bulurken, velilerin yüzde 70,9’u ve öğretmenlerin yüzde 78,8’i okulların açılması konusunda kaygılarını ifade etmiştir. Fakat aynı araştırma bu süreçte velilerin yüzde 70,6’sı okullar açılmadığında ve uzaktan eğitim yapıldığında öğrencilerin eğitimlerinden geri kalacağını ifade etmiştir. Yüzde 13,8’i ise öğrencilerin eğitimlerinden geri kalacakları ifadesine katılmadıklarını belirtmiştir. Öğretmenlerin yüzde 63,8’i okullar açılmadığında ve uzaktan eğitim yapıldığında öğrencilerin eğitimlerinden geri kalacağını belirtirken, yüzde 18,9’u ise bu düşünceye katılmamıştır. Burada görünen bir gerçek var, okulların açılması konusu son derece önemli. Velilerde, öğretmenlerde okulların açılması konusunda bir beklenti söz konusu. Kaygılar boyutuyla da kaygılarının ortadan kaldırılması konusunda yetkililere sorumluluk yüklüyorlar” şeklinde konuştu.

    Canlı derslere katılmayan öğrencilere ek canlı ders konusunda da yapılan çalışmanın öneminden bahseden Yalçın, konunun cinsiyet, yaş, mesleki deneyim yönlerinden ele alındığını aktardı. Yalçın, “Canlı ders yapan erkek öğretmen oranı yüzde 78,2 olarak gözüküyor, kadın öğretmen oranının da yüzde 73,2 olduğunu görüyoruz. Belirli aralıklarla canlı ders yapma oranı 21 yıl ve üzeri deneyime sahip öğretmenlerde yüzde 73 iken, 16-21 yıl mesleki deneyime sahip olan öğretmenlerde yüzde 78,5’tir. İlkokullarda öğretmenlerin yüzde 65,9’u belirli aralıklarla canlı ders yaptığını ifade ederken, ortaokul öğretmenlerinde bu oran yüzde 82,3, ortaöğretim öğretmenlerinde ise yüzde 81,6’dır. Derse katılmayana ek canlı ders oranını ölçtüğümüzde 6-10 yıl arası mesleki deneyime sahip öğretmenlerin yüzde 92,3’ü canlı derslerine katılmayan öğrencilere yönelik olarak ek canlı ders yaptığını, ödev verdiğini, ders ile ilgili doküman gönderdiğini veya diğer yöntemleri kullandığını belirtmiştir. Kademelere göre bakıldığında ilkokul öğretmenlerinin yüzde 95,7’si, ortaokul öğretmenlerinin yüzde 90,4’ü ve ortaöğretim öğretmenlerinin yüzde 88,3’ü canlı derslerine katılmayan öğrencilere yönelik olarak ek canlı ders yaptığını, ödev verdiğini, ders ile ilgili doküman gönderdiğini veya diğer yöntemleri kullandığını ifade ediliyor” diye konuştu.

    Öğretmenler ve veliler konusunda etkin bir bağ kurulması gerektiğine inandığını belirten Yalçın, tarafların virüsün bulaşma konusunda kaygıları olduğunu vurguladı. Yalçın, “Burada yapılması gereken kaygı nedeniyle okulları kapalı tutmak değil, virüsün yayılımını engelleyici önlemleri katı bir şekilde almak ve okulları güçlü kılmak. Bunun için öncelikli olarak okulların ihtiyaç duyduğu hijyen malzemeleri ve ek temizlik personeli hiç geciktirilmeden sağlanmalıdır. Alınan tüm önlemler konusunda veliler ve öğretmenler ayrıntılı olarak bilgilendirilmeli, velilerin ve öğretmenlerin kaygıları giderilmelidir” diye konuştu.

    Yüz yüze eğitimin mutlaka yapılması gerektiğine dikkat çeken Yalçın, dünyada da yüz yüze eğitimin birinci öncelik olduğunu belirtti. Yalçın, “Artık bu konu halk sağlığı konusudur. Hiçbir bahane ve hiçbir gerekçe yüz yüze eğitimi engellememeli. Devlet üstüne düşeni bütün yükümlülüğüyle yerine getirmeli. Dün Milli Eğitim Bakanı önümüzdeki haftaya ve gelecekteki süreçle ilgili yayınlarla bazı önemli hususları paylaştı. Sınavların mutlaka ölçme ve değerlendirmenin sağlanacağı ortamlarda yüz yüze yapılacağını ifade etti. Bunu son derece önemli buluyoruz. Çünkü çocuklar, dersi takip etme noktasında o derse ilişkin ölçme yapılmayacaksa o dersi önemsiz görmektedir. Derslerin tüm müfredatın uygulanacağı şekilde yüz yüze eğitimse yüz yüze, pandeminin arttığı bölgelerde uzaktan eğitim, televizyondan canlı yayın şeklinde yapılmasını istiyoruz. Odaklanmamız gereken tek nokta çocukların alması gereken eğitimi vermemizdir. Çocukların nitelikli eğitim alma konusunda hepimiz üstümüze düşen görevi yerine getirmeliyiz. Önümüzdeki süreçte eğitim birinci önceliğimiz” dedi.