Etiket: Ediliyor

  • Payas’ta Tarihi “Cin Kule” Restore Ediliyor

    Hatay’ın Payas ilçesinde 1577 yıllarında Osmanlı döneminde yapılan tarihi Cin Kule’de restorasyon çalışması başlatıldı.

    Deniz sahiline hakim bir noktada bulunan tarihi yapıt alanını ziyaret eden Payas Belediye Başkanı Bekir Altan, Cin Kule’de yapılan çalışmalarını yerinde inceleyerek, restorasyonu yapmakta olan yetkililerinden teknik konular hakkında bilgileri aldı.

    Başkan Bekir Altan, tarihi kulede başlanan restorasyon çalışmalarının kısa bir zamanda tamamlanacağını ifade ederek “Ecdatlarımızın yüzyıllar önce buraları şehir haline getirerek yaşadıkları bizlere miras olarak bıraktıkları bu tarihi eserleri korumak ve sahip çıkmak için hepimiz sahiplenmeliyiz” dedi.

    Restorasyon çalışması başlatılan Cin Kule’nin tarihi bilgi ve belgelerde 1570’li yıllarda Payas’ta bir Osmanlı şehri oluşturmak için kurulan kale ve külliyenin son halkasını oluşturduğu, şehri korumak için denizden gelebilecek her türlü tehlike düşman gemilerinin taarruzuna karşı koymak ve gözetleme maksadıyla yapılarak kullanıldığı sanılmakta. Cin Kule adıyla tanınan yapıdaki “Cin” kelimesinin Cenevizlilerden geldiği iddia edilmiştir.

  • Depoda Kalan Patatesler 5 Ülkeye İhraacat Ediliyor

    Türkiye’de patates üretiminde ilk sıralarda yer alan Niğde’de, depolarda bekletilen yaklaşık 200 bin ton patates, Suriye başta olmak üzere Irak, Gürcistan, Bulgaristan, Bosna Hersek ve gelen talep, Niğdeli patates üreticilerini mutlu etti.

    Patates tüccarlarından Ünal Topal, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun talimatı ile ton başına verilen 50 TL teşvikin depoda bulunan 200 bin ton patatesi çürümekten kurtardığını söyledi. Tüccar Topal, “Patates 20 kuruşa kadar düşmüştür. Herkesin de bildiği gibi 20 kuruşa satılan malların hepsi dökülecekti. Başta başbakanımız olmak üzere ekonomi bakanlığında vermiş olduğu ihracat teşviki ile patates biraz da olsa yurt dışına çıkmaya başladı. Patateslerimiz Suriye, Irak, Azerbaycan, Gürcistan ve Bosna Hersek gibi ülkelere ihracat yapmaktayız. Çiftçiliğin çok dar bir zamanlarda olduğu ve sıkıntılı bir sezon geçirdiği ortada ama yapılan ihracat teşvikinden dolayı dökülmekten ziyade şuan ambarlarda 30 ve 35 kuruşa kadar yükseldi. Buda çiftçimizi biraz da olsa yüzünü güldürdü diyebiliriz.

    Adana patatesi çıkana kadar depolardaki patatesler bitmese de bayağı tüketilir. Çiftçimizin dökülecek bir malı kalmadı diyebiliriz. Buda dökülmediği zaman azda olsa çiftçimizin yarasına merhem olacak. Adana fiyatlarının da buradaki fiyatlara etkisi olabilir” diye konuştu.

    Tüccar Topal, günde 300 ton civarında patatesi Suriye, Irak, Gürcistan’a ihracat yaptıklarını Niğde genelinde de günlük 100 TIR patates ihracatı yapıldığını sözlerine ekledi.

    Türkiye’den günlük Suriye’ye 4 ton patates gönderdiğini söyleyen Omar Muhammed Asfor, “Türkiye’den Suriye’ye Patatesi ihracatı yapıyorum. Patatesin fiyatı burada çok ucuz onun için Suriye’ye ihracat çok oluyor” dedi.

    Patates üreticisi Murat Yılmaz ise, patatesin ucuza satılmasından olayı düğün masraflarını karşılayamadıklarını söyledi. Yılmaz, “Bizim Niğde bölgesi olarak patates üretimimiz çok ama ihracat az olduğundan dolayı mahsullerimiz depolarda kaldı. Depoda kalan mahsullerimizi paraya çeviremiyoruz ve bunda büyük zorluklar çekiyoruz. Şimdi dış ülkelere bakarak kilosu 1 buçuk liraya satılan patates bugün bizim Niğdemiz de 15 kuruşa satılıyor ve biz çiftçi olarak çok zor durumda kalıyoruz. Köyümüzde çok bekar erkeklerimiz var düğün masraflarını karşılayamadıkları için evlenemiyorlar” şeklinde konuştu.

  • SES Terapisi İle SES Hastalıkları Tedavi Ediliyor

    Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Haldun Oğuz, ses terapisi ile ses hastalıklarının tedavi edilebileceğini söyledi.

    Koru Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Haldun Oğuz, birçok meslek grubunun seslerini kullanarak para kazandıklarını belirterek, ses rahatsızlıklarının bireyin ses ihtiyaçlarına özel olarak hazırlanan ses hijyeni ve ses terapisi programları sayesinde oluşmadan önlenebileceğini belirtti. Prof. Dr. Oğuz, “Herhangi bir ses rahatsızlığı bulunduğunda uygulanacak hijyen ve terapi yöntemleri ise tedavinin daha erken ve daha başarılı olarak sonuçlanmasına önemli katkıda bulunacaktır” diye konuştu.

    Prof. Dr. Oğuz, kısa süreli bir soğuk algınlığı, alerji ya da reflü gibi daha kolay yönetilebilecek nedenlerin ya da ses kıvrımı felci ya da ses kıvrımı kanseri gibi ciddi sorunların ilk belirtisinin ses kısıklığı olabileceğini ifade etti. Ses hastalıklarında doğru tanıya nesnel ve öznel yaklaşımların birlikte kullanılması ile ulaşılabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Oğuz, “Bireyin sesinin durumu hem kendisinin hem de ilgili klinisyenin algısına göre değerlendirilir. Gerekli hallerde standardize edilmiş ses kayıtları alınır, bu kayıtlar üzerinden akustik analiz adı verilen yöntemle karşılaştırılabilir rakamsal, veriler elde edilir. Hastanın tam bir kulak, burun, boğaz ve baş, boyun muayenesinin yanı sıra gerekli hallerde tüm vücut muayenesi yapılır” şeklinde konuştu.

    “Ses kıvrımlarının ve ilgili diğer yapıların görüntülenmesi için gerek rijid, gerekse fleksibl teleskoplar kullanılabilir” diyen Prof. Dr. Oğuz, “Ses kıvrımları, ses çıkarma sırasında erişkin erkeklerde saniyede ortalama 100-140 kez, kadınlarda 200-240 kez titreştiği için bu yapıları görebilmek için özel aletlere ihtiyaç duyulur. Bunu sağlayan ışık teknolojisine stroboskopi adı verilir” diye konuştu.

    Stroboskopik ışık kaynağı altında yapılan ses muayenesinin tanı için altın standart olduğunun altını çizen Prof. Dr. Haldun Oğuz, “Bu sayede basit muayene yöntemleri ile elde edilemeyen birçok bilgiye ulaşılabilir ve doğru tanı koyulabilir” ifadesini kullandı.

    Oğuz, ses hastalıklarının organik ve fonksiyonel nedenler olarak iki ana grupta sınıflanabileceğini belirtti. Organik nedenleri ses kıvrımlarında nodül, polip, kist, oluk, beyaz ve kırmızı lekelenmeler, granulom, reflü, felç ve kanser olarak sıralayan Prof. Dr. Oğuz, fonksiyonel nedenlerinse ses kıvrımları ve kulak burun boğaz muayenesinde görsel bir sorun saptanmayan ancak bireyin ilgili yapılarını kullanması ile ilgili sorun belirlenen durumları ifade ettiğini söyledi. Ses hastalıklarında tedavinin rahatsızlığa yol açan nedene göre belirlendiğinin altını çizen Prof. Dr. Oğuz, “Ses terapisi, tıbbi tedavisi ve cerrahi tedavi, üç ana tedavi yöntemidir” dedi.

    “SES TERAPİSİ, SES PROBLEMLERİNİN TAMAMINDA KULLANILABİLECEK BİR TEDAVİ YÖNTEMİDİR”

    Prof. Dr. Haldun Oğuz ses terapisini şöyle anlattı:

    “Ses terapisi, ses problemlerinin tamamında kullanılabilecek bir tedavi yöntemidir. Bazı ses rahatsızlıklarında tek tedavi yöntemi olarak kullanılır iken, bazılarında ise tıbbi veya cerrahi tedavinin öncesi ve sonrasında destekleyici olarak kullanılabilir. Çok faydalı olmasına rağmen hiçbir ses patolojisi için özgün bir ses terapisi yöntemi yoktur. Aksine her hasta için seçilen ses terapisi yöntemi, yoğunluğu ve süresi, hastanın ihtiyaçlarına göre birbirinden farklı olmalıdır. İdeal olarak ses terapisine başlamadan önce hastanın ses probleminin nedeni belirlenmelidir. Bu amaçla objektif ses analizinin yapılması ve ses tellerinin videolaringostroboskopi ile değerlendirilmesi gereklidir. Elde edilen bulguların hasta ve ses terapisinde aktif rol oynayacak ekip ile ve eğer hasta bir ses profesyoneli ise sesi ile ilgilenen diğer kişilerle birlikte değerlendirilmeli ve terapi amaçları belirlenmelidir.”

    Son yıllarda larinks hakkındaki bilgilerde görülen artışın, ses ve ses rahatsızlıklarının fizyolojisi, bozuklukları ve tedavisine olan ilginin de artmasına neden olduğunu ifade eden Prof. Dr. Haldun Oğuz, “Bu sayede sesin objektif değerlendirmesi ve ses tellerinin görüntülenmesi konularında önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Böylece çok daha hızlı ve doğru tanılar elde edilmekte ve tedavi sürecine bir an önce geçilebilmektedir” dedi.

    Günümüzdeki ses terapi protokollerinin tedavi eden ve olan tarafın yoğunluğu sebebiyle yaklaşık 6-10 seans olarak planlandığını anlatan Prof. Dr. Oğuz, “Her ses terapisi yönteminin amaçları farklı olmakla beraber tüm ses terapi teknikleri için evrensel olan bazı genel hedefler de mevcuttur. Bunlar gerek cerrahi öncesi ya da cerrahi sonrası için verilen ses terapileri, gerekse tek tedavi olarak kullanılacak ses terapisi için önem arz eder” şeklinde konuştu.

    Prof. Dr. Haldun Oğuz, hasta eğitiminin tüm tedavi protokolleri için birinci basamak olduğunu söyleyerek, “Her hasta, sesin nasıl oluştuğunu ve kendilerindeki problemin sesinde nasıl bir sıkıntıya yol açtığının farkında olmalıdır ” dedi.

    Hastanın ses terapisinin mantığını, kullanılacak tekniği ve tedavinin amaçlarını anlaması gerektiğini belirten Prof. Dr. Oğuz , “Tedavi yaklaşımı hastanın aklına yatmıyorsa, ya da terapiyi uygulayacak kişi kararlı değil veya yeterli açıklama yapmıyorsa, hastanın tedavi programına uyum göstermesi güç olacaktır” diye konuştu.

    Genel olarak uygulanması gereken ses hijyeni kurallarının yanı sıra, her hasta için özgün olarak dikkat edilmesi, buna uygun olarak yapılması gereken konuların belirlenmesi gerektiğine dikkati çeken Prof. Dr. Oğuz, “Örneğin tüm ses kullanıcıları için yeterli sıvı alımı, gerekirse bulunulan ortamın nemlendirilmesi önemlidir. Kişisel ses kullanım alışkanlıkları hakkında bilgi sahibi olunması, genellikle sesin yoğun olarak kullanıldığı ortam ve ortamdaki gürültü özelliklerinin bilinmesi ve diğer çevresel faktörlerin irdelenmesi daha sağlıklı ses alışkanlıklarının kazanılmasını sağlayacaktır. Sigara kullanılmaması, genel stresin azaltılması, kullanılan ilaçlar ve bunların vücut sıvıları üzerine etkisinin bilinmesi de önemli gereklilikleridir” diyerek bilgi verdi.

    SES KISIKLIĞI YAŞAYANLAR

    Ses kısıklığı olan bireylerin daha alçak sesle konuşmasının sağlanması, yüksek sesle konuşmanın önlenmesi, alışkanlık haline gelmiş veya sık tekrarlanan boğaz temizleme hareketinin önlenmesinin de öneminin altını çizen Prof. Dr. Oğuz, “Sesin gün içerisinde toplam kullanımı azaltılmalıdır. Yüksek sesle gülmek, ağlamak ve öksürmek de sese zarar veren davranışlardır. Tüm bu kurallar, nörolojik nedenlere bağlı ya da hipofonksiyonel ses kısıklığı olan hastalar dışında ses problemi olan bireyler için kullanılabilir” dedi.

    Prof. Dr. Haldun Oğuz, ses problemi olan birey ve ses terapisini verecek kişinin sesle ilgili bir problem olduğunu, bununla ilgili bir şeyler yapılması gerektiğini ve izlenecek yol ile amaçlanan hedefler konusunda fikir birliği içerisinde olması gerektiğini ifade etti. Eğer hasta sesinde ses terapisi ile oluşan değişiklikleri fark edemiyor ya da hissedemiyor ise ses terapisinin fayda sağlayamayacağını belirten Oğuz, “Bu durum ses profesyonellerine sık rastlamadığımız, ancak özellikle yaşlı popülasyonda ve nörolojik problemli bireylerde çok karşılaştığımız bir durumdur” diye konuştu.

    Bazı ses hastalıklarının sadece ses terapisi yöntemleri ile tedavi edilebileceğini söyleyen Prof. Dr. Oğuz, “Bunlar arasında fonksiyonel ses bozuklukları, nörolojik ve psikiyatrik bazı hastalıklara bağlı ses problemleri ve çoğu ses kıvrımı nodülleri örnek olarak gösterilebilir” dedi.

    Prof. Dr. Haldun Oğuz, birçok ses hastalığının tedavisinde cerrahi yöntemlerin yüzde 100’e varan oranlarda başarılı olabildiğini ve bunlar arasında ses kıvrımı polipleri, ses kıvrımı kistleri, granülom, papillom ve kanser gibi çok değişik nedenlerin sayılabildiğini anlattı. Oğuz, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Başta larenjitler ve laringofaringealreflü olmak üzere pek çok değişik ses hastalığında ilaç tedavisi ile başarılı sonuçlar almak mümkündür. Ses sorunu olan bir birey, ses hastalıkları konusunda uzmanlaşmış bir kulak burun boğaz hastalıkları uzmanına başvurmalıdır.”

  • (Özel Haber) Şizofreni Hastaları Egzersizle Tedavi Ediliyor

    Çorum’da şizofreni hastalarının tedavileri ve topluma kazandırılması için örnek bir çalışmaya imza atıldı.

    Hitit Üniversitesi Beden Eğitimi Spor Yüksek Okulu (BESYO) ile Tıp Fakültesi tarafından hazırlanan “Rekreatif Aktivitenin Şizofreni Üzerine Etkileri” konulu projeyle şizofreni hastaları egzersiz ve sportif faaliyetlerle tedavi ediliyor. Türkiye’de bir ilk olan çalışma kapsamında her hafta 3 gün boyunca 30 hastaya yönelik egzersiz faaliyetlerinin yanı sıra sosyal ve kültürel faaliyetler düzenlendi.

    Proje sonunda obezite sorunu olan bazı hastaların kilo vermeye başladığı gözlenirken, bu hastaların toplumda dalgalanmaları konusunda önemli mesafeler elde edildi. Hastaların yanı sıra hasta yakınları tarafından da olumlu tepkilerin verildiği projenin önümüzdeki aylarda ikincisinin hayata geçirilmesi planlanıyor.

    Hitit Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği uzmanlarından Yrd. Doç. Dr. Mehmet Emrah Karadere, şizofren hastalığının bir düşünce bozukluğu olduğunu söyledi. Bu hastalarda sanrı denilen belirtilerin ön planda olduğunu dile getiren Yrd. Doç. Karadere, halk arasında da en çok bunların konuşulduğuna dikkat çekti.

    Şizofreninin aslında bir gerçekliği değerlendirme bozukluğu ve beyin hastalığı olduğunu anlatan Yrd. Doç. Dr. Karadere, “Psikiyatrik hastalıkların ağır ruhsal bozukluklar dediğimiz kısmında yer alıyor. Aynı böbrek yetersizliği olan, fiziksel engelli olan hastalarımız gibi bu hastalarımızda da bir yeti yitimi oluyor. Toplumsal aktivitelere karşı desteklenmeleri, rehabilite edilmeleri gerekiyor. Çalışmaya biz böyle başladık. Bunların toplumda damgalanmaması için çalışma yaptık. Çünkü zeka geriliği, otizm gibi rahatsızlıklarda damgalanma üst sıralarda. Onlar evin bir köşesinde dursunlar, yemeğini yesin, dışarı çıkmasın, aramızda gezmesinler gibi bir düşünce var. Tam tersi onların da toplum içinde hareket etmeye, aramızda kaynaşmaya hakları var. Böyle yapınca da o hastalarımızın etkinlikleri, alevlenmeleri azaldığı gösterilmiş. Biz de çalışmaya bu amaçla başladık. Yapacağımız çalışmaların bir etkisi olacak mı diye araştırma yapmak istedik. Ayrıca çalışmalarda beklediğimiz şey bu hastaların eksik kalan fiziksel egzersizleri, fiziksel sağlıklarıydı. Çünkü bu hastaların gerek ilaçlardan gerekse hastalığa bağlı yeti yitiminden obezite, tansiyon, kolestrol problemleri oluyordu. Bunlara etkisi olacak mı diye araştırma yapıyorduk. Bunları araştırma için böyle bir şey planladık. 2015 yılı Kasım ayında çalışmalara başladık. Bu yıl şubat ayında da çalışmalarımızı sonlandırdık. Haftada 3’er günden 12 hafta boyunca 2 saate yakın rekreatif etkinliği yapıldı” dedi.

    Proje sonunda elde ettikleri çalışmalar hakkında da bilgi veren Yrd. Doç. Dr. Karadere, “Elde ettiğimiz veriler ışında şunları söyleyebiliriz. Damgalanma ile mücadelede çok büyük yol aldık. Damgalanma ile mücadele de işe yaradı. Hastalarımız aktivitelerden memnun kaldıklarını ve sürekli devam etmelerini istediklerini belirttiler. Bu bizim için çok önemli. Hasta yakınları da bunlardan çok memnun kaldı. İlk kez grup içerisinde, topluluk içerisinde bir şey yapıyorlar. Bunlar projenin en sevindiğimiz tarafı. Bu ülkemizde ilk kez oluyor. Dünyada rekraasyon egzersizi ile yapılan ilk çalışma. Dünyada da ilk olma özelliği taşıyor. Literatür taramamıza göre ilk çalışma olduğundan dolayı da gururluyuz” ifadelerini kaydetti.

    “BU İNSANLARIN TOPLUMA KAZANDIRILMASI İÇİN ÇALIŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    BESYO Müdürü Doç. Dr. Faruk Yamaner ise, bu hastaların topluma kazandırılması için çalışmaya devam edeceklerini söyledi.

    Şizofren hastalarına yönelik daha önce rekabete dayalı bir çalışma yapıldığını, bu çalışmaların sportif karşılaşmalardan oluştuğunu dile getiren Doç. Dr. Faruk Yamaner, hastaların geneline baktıklarında rekabeti ön plana çıkaracak davranışlarla motivasyon açısından problemler yaşayacağını düşündüklerini dile getirdi.

    Rekreasyon bölümüyle ilgili araştırma yaptıklarında bu bölümün hastalar üzerinde çok olumlu etkilerinin olabileceğini düşündüklerini ve bu projeyi hazırladıklarını anlatan Doç. Dr. Yamaner, “3 aylık bir çalışma neticesinde serbest zaman faaliyetler içerisinde hastalar üzerinde çok olumlu katkılar olduğunu gözlemledik. Şuan hastalarımızdan geri dönüşler bekliyoruz. Bu tür etkinliklerin sürekliliği konusunda talepte bulunuyorlar. Türkiye’de ve dünyada egzersizlerle ilgili, obeziteden kurtulma ile ilgili bir sürü faaliyet ve etkinlik yapılmış ama biz aynı zamanda hem obezite hem düşünce bozukluğunun ortadan kaldırmak için onları serbest zaman etkinliği içerisinde başka etkinlikler oluşturarak acaba nasıl kendilerine faydalı olabilir, topluma katkımız olabilir, bu insanları nasıl topluma kazandırabiliriz ile ilgili çalıştık. Bu tür etkinliklerin, faaliyetlerin hasta üzerinde yapılması gerekliliği ortaya çıkıyor. Bize en önemli geriye dönüş bu” diye konuştu.

    Toplumun sosyolojik, ekonomik ve kültürel yapısı nedeniyle sıkışmışlık ortaya çıktığını ve hastalığın temel sebeplerinin de buradan kaynaklandığını anlatan Doç .Dr. Yamaner, “Aile baskısı olabilir. Sosyal çevre baskısı olabilir. Kültürel baskılar olabilir. Ekonomik baskılar olabilir. Hastalarımızı dinlediğimiz zaman bu tür sorunlarla karşılaşıyoruz. Biz hem topluma bu insanları kazandırabiliriz, tekrar nasıl geriye dönüşümü sağlayabiliriz. Ancak ve ancak rekreasyon etkinlikleriyle bu tür hastalarımızı tekrar topluma tekrar kazandırılmasıyla ilgili yapmış olduğumuz çok önemli bir çalışma. Sağlık Bakanlığı ve diğer kurumlar bu tür çalışmaları desteklerlerse toplumun çok önemli bir eksikliği olan bu kısmı da ortadan kaldırmış olabiliriz. Şizofren hastaları maalesef toplumda yanlış algılara neden olan bir hastalık. Zaman içerisinde herkesin bu hastalığa yakalanma riski de bulunuyor. Onun için diyoruz ki sürekli hareket, sürekli egzersiz. Sizi bedenen, ruhen rahatlatacaktır. Sadece hastalık için söylemiyorum. Toplumda iyi bir düşünceye sahip olmak için mutlak suretle bu tür etkinliklerin fazlalaştırılması lazım ve etkinliği yapacak insanların da bu disiplinden gelmesi lazım. Bu alanı bilen insanlar tarafından yaptırılması gerekiyor. Rekreasyon etkinlikleri içerisinde halk oyunları, dans, müzik vardı. Biz illa şunu yapacaksınız diye baskı kurmadık. Hastalarımız neyi istiyorlarsa onu gerçekleştirdiler. Bu dönem ikincisini başlatıp yaz etkinlikleri içerisinde de bu hastalarımızın toplumda daha rahat yaşayabilmeleri için çalışma yapacağız. Yapılan araştırmalarda bu hastaların topluma kazandırılacağı bir durum ortaya çıktı” ifadelerini kullandı.

  • Hayrettin Yıldırım: “Türkiye’de 800 Bin Sahipsiz Köpek Olduğu Tahmin Ediliyor”

    Sokak hayvanlarının bakım ve sorunlarına yönelik çözüm üretmek amacıyla düzenlenen 1’inci Sahipsiz Hayvan Rehabilitasyon Çalıştayı yapıldı. Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdür Yardımcısı Hayrettin Yıldırım, sokak hayvanlarıyla ilgili rehabilitasyon çalışmalarının önemine değinerek, “Ülkemizde 200 adet toplam 65 bin kapasiteli hayvan bakım evi bulunmakta olup, yaklaşık 800 bin sahipsiz köpek bulunduğu tahmin edilmektedir” dedi.

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB)’nin sahipsiz hayvanların sorunlarını çözüme kavuşturmak ve hayvanların bakımlarının iyileştirilmesine yönelik başlattığı 1’inci Sahipsiz Hayvan Rehabilitasyon Çalıştayı gerçekleştirildi. Yoğun bir katılımla gerçekleştirilen çalıştay’da sahipsiz hayvanların karşılaştığı sorunlar, bunlara karşı çözüm önerileri ve sahipsiz hayvanlara yönelik rehabilitasyon çalışmaları kapsamında; hayvanların aşılama, kısırlaştırma, tedavi, bakım ve beslenme hizmetleri konuşuldu. Çalıştaya Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Orman ve Su işleri Bakanlığı yetkililerinin yanı sıra 39 ilçenin veterinerlik hizmet sorumluları ile Marmara Bölgesi İl Belediye Veteriner Hekimleri ve birçok üniversitenin veterinerlik fakültesinden öğretim üyeleri katıldı.

    “ÜLKEMİZDE YAKLAŞIK 800 BİN SAHİPSİZ KÖPEK VAR”

    Sokak hayvanlarının yaşam şartlarının iyileştirilmesi gerektiğine dikkat çeken Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdür Yardımcısı Hayrettin Yıldırım, “Kanunda sokak hayvanlarının rehabilitasyonu için yerel yönetimlerin sorumluluklarını içeren hükümler yer almaktadır. Ülkemizde artan çevre sorunlarıyla birlikte hızlı kentleşme süreci sonucunda doğal yaşama ortamlarını kaybeden sokak hayvanlarının sayıları hızla artmaktadır. Sokak hayvanlarının korunması ve popülasyonunun kontrol altına alınmasında rehabilitasyon çalışmaları önemli yer tutmaktadır. Ülkemizde 200 adet toplam 65 bin kapasiteli hayvan bakım evi bulunmakta olup, 800 bin sahipsiz köpek bulunduğu tahmin edilmektedir. Kanunun 19’uncu maddesi kapsamında bakım evleri kurmak, aşılama, kısırlaştırma gibi faaliyetlerin yürütülmesi maksadıyla Bakanlığımızca yerel yönetimlere mali destek sağlanmaktadır” dedi.

    “SOKAK HAYVANLARIYLA İLGİLİ ÇALIŞTAY SÜREKLİ HALE GELECEK”

    Böyle çalıştayların sürekli hale gelmesi gerektiğini belirten İBB Gıda Tarım ve Hayvancılık Daire Başkanı Bayram Ali Çakıroğlu, şunları söyledi:

    “Toplantıyı bugün yapıyoruz belki ama aynı zaman 4 Nisan Dünya Sokak Hayvanları Günü, biraz da ona atfen sokak hayvanları ile alakalı farkındalığı belirginleştirmek adına özellikle Avrupa ülkelerine kıyasla ülkemize baktığımızda yaşatma kültürüyle hareket eden misyona sahip olduğumuz içinde bu sokak hayvanlarıyla alakalı farkındalık bilincinin aşılanması bu çalıştayların devamı noktasında da bir kararlılığımız söz konusudur. Bundan sonraki yıllar içerisinde de benzer çalıştayları sürdüreceğiz. Her yıl belirlenen konsept ile ya da bugün buradan çıkacak karar doğrultusunda ortaya koyulan vizyonla geleceğe yürüyeceğimiz adımların öncelikleri de ortaya çıkmış olacak. Bunlar ile beraber geleceğe bu şehirde, bölgemizde, ülkemizde ve bu alanda yürüyeceğimizi daha netleştirmiş olacağız.”

    “2015 YILI İTİBARİYLE 33 BİN 241 HAYVANI TEDAVİ ETTİK”

    Sahipsiz hayvanların sorunlarının çözüme kavuşturulması gerektiğini dile getiren İBB Veteriner Hizmetleri Müdürü Muhammet Nuri Coşkun ise, sözlerine şöyle devam etti:

    “Başkanlığımızın bize verdiği geçmiş yıllara oranla daha yüksek bütçe kapsamında geçmişteki hizmetlere nazaran hizmetlerimizi iki kat artırdık.  Bu kapsamda 2015 yılı itibariyle 33 bin 241 hayvanı tedavi ettik, 34 bin 590 hayvana aşı yaptık, 21 bin 526 hayvanı kısırlaştırdık, 987 hayvanı sahipleriyle buluşturduk. 2014 yılı ocak ayı itibariyle faaliyete geçen bir ünitemiz var osteosentez ünitesi özellikle trafik kazasına maruz kalmış veya diğer yaralanmalar kapsamında doku zedelenmesi kemik dokusundaki bozukluklarda kemik operasyonları yaptığımız kırık vakalarını iyileştirdiğimiz ünitemiz var. 2015 yılından bu yana birimimize 7 bin hayvan geldi ve 26 nakil aracımız hizmet verdi. Yine gelen 7 bin hayvandan takriben bin 100’ü osteosentez operasyon geçirerek sağlığına kavuşturuldu.”