Etiket: edemiyor

  • Sağlık için koşturuyordu şimdi ise konuşamıyor hareket edemiyor

    Gaziantep’te yaklaşık 2 yıl boyunca kazazede ve hastaların yardımına koşan ATT Yasemin Durkal, tartıştığı nişanlısına kızıp gerçekleştirdiği intihar teşebbüsünün ardından ise eski sağlığını arıyor. İpten nişanlısı tarafından alınan Yasemin 5 yıl süren tedaviye rağmen halen daha konuşamıyor, hareket edemiyor.

    Gaziantep’te 2011 yılında Acil Tıp Teknisyeni (ATT) olarak 112 ambulansında görev yapmaya başlayan 25 yaşındaki Yasemin Durkal, yaklaşık 2 yıl boyunca ihbardan ihbara koşturarak, kazazede ve hastalara hayat kurtaran müdahalelerde bulundu. Bir süre sonra iş yerinde meslektaşı A.G ile tanışan Yasemin Durkal, çok sevdiği A.G ile nişanlandı. Evlilik planları yapan Yasemin Durkal, süreçte sık sık nişanlısı ile tartışmaya başladı. 27 Ağustos’ta da nişanlısı ile tartışan Yasemin Durkal, evin garajında kendisini iple tavana asarak intihar girişiminde bulundu.

    Şiddet ve kredi iddiası

    Yaşanılan süreci anlatan anne Ayşe Durkal, A.G’nin kızına şiddet uyguladığını ve üzerinden kredi çektiğini ileri sürdü. Kızının süreçte nişan yüzüklerini attığını ve A.G’nin ailesinin özür dilemesi üzerine ise yeniden barıştıklarını belirten anne , “Kızım göreve başladıktan sonra 1 yıl çalıştı. İyi bir arkadaşı olduğunu söyledi. Çok ısrar etti ve eve getirerek bizimle tanıştı. Başta memnun kalmıştık. Nişan olduktan sonra bazı yaşadıklarımız hoşumuza gitmedi. Ayrılmalarını istedik ama Yasemin istemedi. Sürekli tartışırlar. Küçük kardeşi farketmiş sırtında morluk olduğunu, şiddet görmüş. Sorunca ağladı. Babasına söyledim. Bir süre sonra ise kendisi yüzükleri çıkarttı. Yüzükleri bize verdi. Tekrar istedi ama vermedik. Oğlan da kendi ailesine söylemiş. Ailesi geldi. Özür dilediler, araya buldular. Tekrar barıştılar ama hep kavga ederlerdi. Çok zor şartlarda okuttuk. Maaşına biz hiç karışmazdık. Kızım, ‘işten kurtulmak için okuyacağım’ derdi. Çocukluğunu hiç yaşayamadı. Bu nedenle maaşına hiç karışmazdık. ‘Yesin içsin, her istediğini alsın giysin’ derdim. Son zamanlarda hiç para harcayamazdı. Benden para isterdi. Maaşı olduğunu söylerdim. Ama yine de verirdim” dedi.

    “Eşyaları hazırlandı”

    Kızının düğün planları yaptığını da anlatan acılı anne, “Eşyalarını hazırladık. Bundan başkasıyla yapamam, ben çok seviyorum derdi. Kızımın nişanlısı, bizden habersiz kredi çektirmiş. Kendisinin banka ile sorunu olduğu için Yasemin adına kredi çekmiş. Hiç ödememiş, hep Yasemin’e ödettirmiş. Yasemin’in not defterini buldum, orada gördüm, kredi ödediğini. Hep sorardım söylemezdi” şeklinde konuştu.

    Nişanlısına iple birlikte fotoğrafını göndermiş

    Anne Durkal, kızının olay gecesi tüm telefonları kapattığını belirtirken, iple çektirdiği fotoğrafı ise nişanlısına attığını kaydetti. Kızını ipten A.G’nin aldığını vurgulayan Ayşe Durkal, “Akşam yemeği yedik, ben yattım. Gece 04:00 sıralarında ’baba’ diye bağıran çığlık sesine uyandık. Balkondan baktık, nişanlısının sesiydi. Hemen koşarak yere indik. Komşular gelmiş, Yasemin’i yere yatırmış, kalp masajı yapıyordu. 112 ambulansı ile hastaneye götürdüler. Ben ne olduğunu anlamadım. Yasemin intihara girişmiş. Gece nişanlısı ile konuşmuşlar, kavga etmişler. Ona söylemiş intihar edeceğini, bizim telefonlarımızı da kapatmış. Yasemin nişanlısına resim çekmiş göndermiş. A.G ise resmi görünce bizim telefonlarımızı aramış. Yasemin bizim telefonları kapatmış. Bizim telefonlar kapalı olunca, eve gelmiş. Garajın kapısına vurarak açmış, Yasemin’i kendi indirmiş ipten” ifadelerini kullandı.

    Konuşamıyor, hareket edemiyor.

    Kızının yıllar öncesinde insanların sağlığı için mücadele ettiğini hatırlatan anne Ayşe Durkal, şimdi ise konuşamaz, hareket edemez bir durumda olduğunu ifade etti. Yaklaşık 5 yıldır kızının tedavi gördüğünü de kaydeden anne Durkal, kızının tedavi sürecinde ise sağlık konusunda devletin tanıdığı tüm imkanlardan faydalandıklarını da kaydetti.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan yardım talebi

    Kızının yeniden eski sağlığına kavuşması için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Eşi Emine Erdoğan’dan destek isteyen Anne Ayşe Durkal, “4.5 yıl hastanede kaldık, 5 yıldır tedavi görüyor. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Emine Hanım’a teşekkür ediyoruz. Sağlık konusunda tanınan her imkandan faydalandık. İlacından bezine, bakım maaşına kadar her şeyden faydalandık. Emine hanım beni iyi anlar, o da anne. Yasemin’in en iyi yerlerde tedavi edilmesini istiyorum. Doğru yerlere götüremedik, inşallah doğru ellerde tedavi ettiririz” diye konuştu.

    Baba Mahmut Durkal da, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a seslenerek, kızının eski sağlığına kavuşması için yardım istedi.

  • Almanya hava kirliliğiyle baş edemiyor

    Almanya’da şehirlerde yaşanan hava kirliliğine karşı getirilen ’mazotlu araçlara sürüş yasağı’, hava kirliliğinin önlenmesinde yeterli olmadı.

    Hamburg’da iki caddeye getirilen mazotlu araçlara sürüş yasağına rağmen nitrik oksit mikrogram değerleri daha da yükseldi. Avrupa Birliği normlarına göre havadaki nitrik oksit mikrogram değerleri yüzde 38 kabul edilirken, en yüksek seviye yüzde 40 olarak belirlendi.

    2018 yılındaki Hamburg’taki nitrik oksit mikrogram oranı yüzde 48 olduğu için Alman Çevre Yardım Örgütü ve Hamburg belediyesinin mahkemeye başvurması sonucu getirilen mazotlu araçlara sürüş yasağından sonra yapılan ilk ölçümlerde nitrik oksit oranının yasaktan öncesine göre daha fazla olduğu açıklandı.

    Almanya Federal İdare Mahkemesi, Şubat 2018’de Almanya genelinde geçerli kurallar olmaksızın, eyalet ve belediyelerin hava kirliliğini önlemek amacıyla dizel motorlu araçları trafikten men edebileceğine hükmetmişti. Bu kararın ardından Hamburg, Stuttgart, Frankfurt Berlin, Essen ve Bonn şehirlerinde mazotlu araçlara sürüş yasağı getirilmişti.

  • Yamanyılmaz: “Mersin’de balık çiftlikleri kuracak firmalar kendilerini iyi ifade edemiyor”

    Akdeniz Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkanı Ali Can Yamanyılmaz, Mersin’de balık çiftlikleri kuracak firmaların kendilerini iyi ifade edemediklerini belirterek, “Bu nedenle oluşmuş olumsuz bir öngörü var. Yerel STK’lar ile firmaların bir araya gelerek toplantı yapmalarını önerdim. Bu toplantıdan uzlaşı çıkacağını düşünüyorum” dedi.

    Akdeniz Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Yamanyılmaz, Akdeniz İhracatçı Birlikleri’nin (AKİB) yurt dışı faaliyetlerine ilişkin düzenlediği basın toplantısında, gazetecilerin, Mersin’de kurulması planlanan balık çiftliklerine ilişkin sorularını da yanıtladı.

    “Balık çiftliklerinin çevresel kirliliği olacağını düşünmüyorum”

    Türkiye’nin kültür balıkçılığında levrek, çupra ve alabalık ihracatının şu anda 1 milyar doları aştığını ifade eden Yamanyılmaz, “Ürettiğimizi hemen satabiliyoruz. Her yıl artan kapasiteden dolayı da yeni bölgelerin açılması gerekiyor. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız da uygun alan olarak Boğsak ve Aydıncık tarafını belirlemiş. Balık çiftliklerinin çevresel kirliliği olacağını düşünmüyorum. Görüntü kirliliği konusunda da denizin 2-3 mil açığında kurulacağı için çok etkilemeyeceği kanaatindeyim. Ama yine de her türlü analizlerin yapılması gerekiyor” diye konuştu.

    “Mersin’de balık çiftlikleri kuracak firmaların kendilerini iyi ifade edemiyor”

    Mersin’de balık çiftlikleri kuracak firmaların, yerel STK’larla toplantı yaparak kendilerini anlatmaları gerektiğini belirten Yamanyılmaz, “Mersin’de balık çiftlikleri kuracak firmaların kendilerini iyi ifade edemediklerini düşünüyorum. Yerel STK’lara kendilerini anlatamadıkları için de oluşmuş bir olumsuz öngörü var. Buradaki STK’lar da bu konuda hassaslar, onlara da hak veriyorum. Bir araya gelinmesi gerekiyor. Mersin’de yatırım yapacak olan Türkiye’nin büyük ve güzide ihracatçılarına, yerel STK’lar ile düzenlenecek toplantıyla bir araya getirerek uzlaşı sağlanmasını teklif ettim. Önümüzdeki günlerde, iki tarafın da Mersin’de buluşup, konuşup, bunların en iyi şekilde yapılmasını istiyoruz. Burada yatırım yapacak olanlar Merkezi Üreticiler Birliği. Biz onlarla 20 gün önce konuştuk ve böyle bir toplantının olabileceğini söylediler. Mersin’de de Ekonomi Platformu ve MESİAD ile görüştük. Önümüzdeki günlerde iki tarafın da uygun gördüğü bir günde yapılacak toplantıdan uzlaşı çıkacağını düşünüyorum. Çevre de önemli geleceğimiz de önemli. Buradaki değerlerimizi koruyarak bu işi yapabileceğimize inanıyorum” ifadelerini kullandı.

    Yamanyılmaz, kültür balıkçılığında Mersin’in tercih edilme nedenini ise şöyle açıkladı: “Mersin’in denizi, Bodrum’a göre 2-3 derece daha sıcak. Sıcakta balığın büyüme oranı daha yükseliyor. Buradaki doğala daha yakın. Ayrıca, ihracatçılar Ortadoğu pazarında bir gün kazanmış olacaklar. Suriye’deki olumsuz gelişmeler olmadan önce bizim 30 bin tonun üzerinde ihracatımız vardı Suriye, Ürdün ve Lübnan’a. Son 7 yıldan beri bu ihracatımız durmuş vaziyette. Bu ülkelerin köylerinde bile Türk balığı yeniyordu. Olumsuz gelişmeler bittikten sonra ihracatçı o pazarlara Mersin’den çok rahatlıkla balık gönderecektir. Şu anda sadece uçakla Umman’a, Dubai’ye gönderiyorlar. Ama Suriye yolu açıldığında Mersin’den 2,5-3 günde tırla gönderebilecekler. Irak kapısı açıldığında da aynı şey söz konusu olacak. Onlar için avantaj olacak.”

    “Kültür somonunu Japonya’ya kadar ihraç ediyoruz”

    Kültür balıkçılığında Norveç somonunun çok ünlü olduğu bilgisini veren Yamanyılmaz, kültür balıkçılığında dünyada bir numaralı üreticinin şu anda Norveç olduğunu ve 6,5 milyar dolar ihracatı bulunduğunu söyleyerek, “Bu, muazzam bir rakam ve Norveç’in en büyük gelir kaynaklarından birisi bu. Onun dışında Şili de büyük üretici. Biz de Türkiye’de Norveç somununu kültür balığı olarak üretiyoruz. Türkiye’de Karadeniz bölgesinde somon üretiliyor. Son dönemde somon tüketimi o kadar attı ki, talep arttığı için üretimi de artmaya başladı. Kalitesi de çok iyi, lezzeti de çok güzel. Japonya’ya kadar ihracatımız başladı. Önümüzdeki günlerde Karadeniz’deki üretici sayımız artacak ve buna bağlı olarak hem üretim miktarımız hem ihracatımız artacak. 2005 yılında Türkiye yaklaşık 500 bin ton balık üretiyordu. Bunun 120-130 bin tonu kültür balığı, kalanı da avcılıkla gerçekleşen bir üretimdi. Bugüne geldiğimizde yaklaşık 560 bin ton balık üretiyoruz ve bunun 325 bin tonu kültür balığı, kalanı da avcılıkla üretilen balık. Avcılıkta da 60 bin tonu levrek, çupra, palamut, istavrit gibi balıklar ama 190 bin tonu da hamsi. Yani hamsi olmasa hiçbir şey çıkmayacak Türkiye denizlerinden. Kültür balığı olmasa tüketecek balığımız yok. Şu anda Avrupa Birliği’nde kültür balığı olarak satılan levrek, çuprada her üç balıktan biri Türk balığı. Türkiye’de artık kültür ön plana çıktı. Dünyada da şu an yüzde 35’i kültür, yüzde 65’i çiftlik balığı. Ama gelecek 20 yılda şu anki tüketime göre kültür balığı avcılığı geçecek, yüzde 55’e yüzde 45 civarında olacak. Kültür balığına öcü gibi bakılıyor ama öyle değil. Artık dünya kültür balıkçılığına gidiyor. Dünyada artan bir nüfus ve tüketen bir toplum var. Dolayısıyla balık popülasyonu yetmiyor. Türkiye’de üretilen kültür çupra balığı dünyanın her tarafına ihraç ediliyor, Amerika’ya kadar gönderiliyor. Şu an Amerika’ya uçakla çok rahatlıkla çupra gidiyor” şeklinde konuştu.

    Kültür balıkçılığında Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın hassas olduğunu vurgulayan Yamanyılmaz, “Bakanlık ayda iki kez denetim yapıyor. Balıklar ve yemler devamlı analiz ediliyor. Bu analizler sertifikası olan laboratuvarlarda yapılıyor ve bunlar dünya çapında laboratuvarlar” dedi.

  • İsrail, Türk limonu ile rekabet edemiyor

    Adana Turunçgil Üreticileri Birliği (ADATÜB) üyesi Ali Hikmet Aksu, İsrailli üreticilerin limon pazarında Türk çiftçilerle boy ölçüşemediğini belirterek, bu nedenle limon dışındaki narenciye türlerine yöneldklerini söyledi.

    ADATÜB, Adanalı turunçgil üreticilerinin bilinçlenmesi ve dünya pazarıyla rekabet edebilmesi için yürüttüğü çalışmalar kapsamında 28 kişilik heyetle İsrail’e giderek, turunçgil üretimiyle ilgili incelemelerde bulundu.

    İsrail’de bulunan Adanalı üreticiler, tarım ve sulama teknolojileri hakkında bilgiler aldı. ADATÜB üyelerinin, 21-26 Ekim tarihleri arasında gerçekleşen İsrail ziyareti ile ilgili değerlendirme toplantısı Divan Oteli’nde yapıldı. Turunçgil üreticilerinin de hazır bulunduğu toplantının açılışında konuşan ADATÜB Başkanı Rifat Karabucak, turunçgil üreticilerini bilinçlendirmek, daha kaliteli, daha sağlıklı ve daha verimli üretim yapılabilmelerini sağlamak amacıyla çalışmalarını her alanda büyük bir gayret ve titizlikle sürdürüldüğünü ifade etti. Bu kapsamda zaman zaman yurt dışı geziler organize ettiklerini belirten Karabucak, son olarak İsral’i ziyaret ederek, oradaki tarımsal gelişmeleri inceleme fırsatı bulduklarını söyledi.

    Damla sulama verimliliği arttırıyor

    Başkan Karabucak’ın ardından söz alan Mahmut Gürani, İsrail gezisinde edindikleri izlenimleri paylaştı. Gürani, damla sulama tekniğini dünya ile tanıştıran İsrail’in, bu teknoloji için gerekli olan malzeme ve boruların ihracatıyla ülke ekonomisine yılda 500 milyon dolarlık katkı sağladıklarını ifade ederek, “Damla sulamada, bitki ve ağaçların diplerine yerleştirilen plastik borular aracılığıyla her bitkiye, kendi yapısına uygun miktarda gübre ve su verilmesi sağlanıyor. Böylece bir yandan su israfının önüne geçilirken, diğer yandan tarımsal üretimin verimliliği arttırılıyor’’ dedi. Gürani, damla sulama tekniğinin bazı türlerde verimliliği üç kat arttırdığını da dile getirdi.

    Şeklinden çok tadına önem veriyorlar

    Heyette bulunan Ali Hikmet Aksu ise İsrail’in aşılama yöntemi ile geliştirdiği yeni turunçgil çeşitleri hakkında bilgi verdi. İsrail’de üretilen turunçgilin şeklinden çok tadına ve kalitesine önem verildiğini belirten Aksu, inceleme gezisinde ‘Mikhail Clementine’, ‘Sweetie’, ‘Flamingo’, ‘Einat’, ‘Kedam’, ‘Efrat’, ‘Ayelet’ gibi yeni cinslerle tanıştıklarını kaydetti. Aksu, ‘’İsrail’de yetişen turunçgiller, ülkemizde yetişen ürünlere nazaran daha az asit oranına sahip. En önemli farklardan biri bu diyebiliriz. Farklı cinslerin aşılanmasıyla elde edilen bu ürünler, ülkemizde de yetiştirilmeye uygun’’ ifadelerini kullandı.

    İsrail’de limon üretimine ağırlık verilmediğine de işaret eden Aksu, çiftçilerin limon pazarında Türkiye ile yarışamayacaklarını bildikleri için farklı ürünlere yöneldiklerini sözlerine ekledi.

  • Çeltik üreticisi, kirpi darı otu ile baş edemiyor

    Manyaslı çiftçiler, çeltik ekili alanlarda bu yıl yoğun olarak görülen ’kirpi darı’ yabancı otuna karşı çaresiz kaldı.

    Manyas ve çevresindeki çeltik ekili alanlarda geçtiğimiz yıldan bu yana daha yoğun görülmeye başlanan ’kirpi darı’ yaban otu, ilaçla müdahale edilmesine rağmen çiftçileri canından bezdirdi. Manyas Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü, dar yapraklılar sınıfından olan boyu 70 santimetreye kadar uzanan kirpi darı otunun tek yıllık bir bitki olduğunu, genelde milli, tınlı toprakları sevdiğini ve kardeşleme yapma özelliğine sahip olduğunu söyledi.

    Manyas Ziraat Odası Başkanı Hüseyin Danç, “Geçen yıl çeltik tarlalarında görülmeye başlandı. Ancak az olduğu için çeltiğe pek zarar vermedi. Bu yıl ise çoğaldı. İlaca bağışıklık kazandığı için zirai mücadelede de başarılı olamıyoruz. Bu yabancı ot, çeltikten daha çabuk gelişip, büyüdüğü için çeltiğin büyüyüp, gelişmesini önlüyor. Çeltik üreticileri olarak ziraat mühendisleri ve zirai ilaçlarının tüm önerilerini dinledik. Fakat sonuca ulaşamadık” dedi.

    Manyas ve çevresinde 70 bin dekar alanda çeltik ekimi yapıldığı açıklandı.