Etiket: Edebilir

  • Prof. Dr. Tunçer: “Aslan balığı zehirlidir, insanı felç edebilir”

    Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi’nden Prof. Dr. Sezginer Tunçer, “Aslan balığı insanları hastaneye kadar götürebilecek nörofizyolojik etkileri olan bir zehre sahiptir. Kişiyi felç edebilir” dedi.

    Prof. Dr. Sezginer Tunçer, “Aslan balığı şu anda takip edilen önemli türlerden bir tanesi. Kendisi agresif bir tür, Kızıldeniz’den denizlerimize göç etmiş istilacı bir tür. Doğu Akdeniz ülkelerinde olduğu gibi takip edilmekte ve bunların zehirli bir deniz balığı olduğu bilinmektedir. Özellikle dikenleri yüzünden bunlar kesinlikle zehirlidir. Tutulmaması gerekir ve tüketilmemesi gerekir. Ancak bazı çevrelerde bunun balıkçılar tarafından tüketildiğini ve yenildiğini öğrendik. Bu konularda halkımızın çok dikkatli olması lazım. Çünkü hem operkul üzerinde, hem de sırt yüzgeçlerindeki dikenler son derece tehlikelidir. Allah korusun insanları hastaneye kadar götürebilecek nörofizyolojik etkileri olan bir zehre sahiptir. Kişiyi felç edebilir. Ölüme sebebiyet verebilir. Özellikle orta yaş ve üzeri gruplarda daha da etkili olabilmektedir” diye konuştu.

  • “Çin, İran ve Kuzey Kore’nin 2018 ara seçimlerine müdahale edebilir”

    Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton Çin, İran ve Kuzey Kore’nin 2018 ara seçimlerine müdahale edebileceklerine dair ellerinde kanıt olduğunu söyledi.

    Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton yaptığı açıklamada, Çin, İran ve Kuzey Kore’nin 2018 ara seçimlerine müdahale edebilecekleri konusunda ’yeterli’ kanıtların bulunduğunu söyledi. Bolton, üç ülkenin orta vadedeki saldırı eylemleri hakkında elde ettikleri kanıtların endişe uyandırdığını açıkladı. Bolton Rusya’nın 2016 yılında gerçekleşen başkanlık seçimlerine müdahale ettiği iddialarını hatırlatarak, “2016 seçimlerine Rusya’nın müdahale ettiği gerekçesiyle iki yıldır ateş düşürülemiyor. Rusya Kasım ayında yapılacak ABD seçimlerinde tekrardan müdahalede bulunmaya çalışabilir, buna diğere 3 ülke Çin, İran ve Kuzey Kore’de katılabilir” ifadelerini kullandı.

    Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, alınan önlem ve hazırlıklar hakkında ayrıntı vermezken, siber güvenliğin bir öncelik olduğunu söyledi.

    ABD Başkanı Donald Trump da, önceki gün sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, Çin’in kasım ayında gerçekleştirilecek seçimlere müdahale edebileceği konusunda uyarıda bulunmuştu.

  • “Türkiye, blockchain temelli kredi derecelendirme kuruluşuna liderlik edebilir”

    Avrasya Blockchain ve Dijital Para Araştırmaları Derneği (BLASEA) Yönetim Kurulu Başkanı Kadir Kurtuluş, KDK raporunun hem Türkiye’nin bugünkü acil ihtiyaçları çerçevesinde, hemde uzun vadeli stratejilerine göre oluşturulduğunu bildirdi.

    Standard and Poor’s, Moody’s ve Fitch oligopolüne karşı, blockchain teknolojisi temelinde yeni bir Kredi Derecelendirme Kuruluşu (KDK), Türkiye’nin önderliğinde hayata geçirilebilir. Burada önemli olan nokta; Avrupa Birliği, Çin, Rusya, Fransa, İtalya, Hindistan dahil birçok büyük devletin bu kuruluşlarla rekabet edememiş olduğu gerçeğinden hareketle; ülkeler ve bankalardan oluşacak birliksel ve bağımsız KDK’yı, dünyanın yeni güven, güvenlik ve şeffaflık mekanizması Blockchain teknolojisi ile doğru şekilde kurgulayabilmektir.

    BLASEA, kredi derecelendirme kuruluşu (KDK) raporu yayınlandı

    Avrasya Blockchain ve Dijital Para Araştırmaları Derneği (BLASEA) Yönetim Kurulu Başkanı Kadir Kurtuluş, KDK raporunun hem Türkiye’nin bugünkü acil ihtiyaçları çerçevesinde, hemde uzun vadeli stratejilerine göre oluşturulduğunu bildirdi.

    Kadir Kurtuluş, 2017 yılında BLASEA’nın organize ettiği ve aralarında TÜBİTAK, BDDK, Takasbank, Aktifbank, Garanti, Yapıkredi, TSKB, Fibabank, Vestel, IBM, Microsoft gibi önemli kurumlara bağlı katılımcıların bulunduğu İstanbul Blockchain Summit’i anımsatarak, yayınlanan raporun temel noktalarının Türkiye’nin avantaj ve dezavantajlarını bilen ve teknolojiye inanan profesyonellerin paylaşım ve tecrübeleri ile oluşturulduğunu belirtti.

    Türkiye’nin uluslararası ödüllü blockchain girişimi Proofstack’in CEO’su Hasan Kurtuluş ise BLASEA raporundaki önerilerin sağlam temellere dayandığının altını çizerek; istatistiki veriler, finansman modeli, hukuk, uluslararası standartlar, kabul edilebilirlik ve blockchain teknolojisini pratikte kullanan uzmanlar bileşiminde detaylı bir çalışmanın yapıldığını bildirdi.

    Rapordaki dikkat çekici noktalar/öneriler şöyle sıralandı;

    Türkiye’nin Milli KDK’yı kurmak yerine, blockchain temelinde birliksel ve bağımsız KDK’ya öncülük etmesi,

    Türkiye ekonomisine birliksellik üzerinden global bir savunma ve denetim kabiliyetinin kazandırılması ve oligopol KDK’lar üzerinde bugünden bir caydırıcı gücün oluşturulması amacıyla, birliksel ve bağımsız KDK’dan önce, Avrupa Menkul Kıymetler ve Piyasalar Otoritesi (ESMA) benzeri, global denetim otoritesi GOSMA’nın Türkiye öncülüğünde kurulması,

    KDK’ların mevcut metodoloji ve iş akışları sonucunda ortaya çıkan analizlerinin, gelişmekte olan ülkeler için yetersiz kalabilmesi ve faydalandıkları açık kaynak sayısının gelişmiş ülkelere kıyasla çok daha az olması nedenleriyle, Türkiye’nin kendi dinamiklerine yönelik daha fazla sayıda/kalitede Türkçe ve ingilizce raporların ortaya çıkabilmesi adına, Think Tank kuruluşlarının bu amaca yönelik özendirilerek, rekabetçi olmayan yapılarının değiştirilmesi ve 30 civarındaki sayılarının; Amerika (1835 tane) ve AB’deki (1770 tane) rakamlar göz önüne alınarak arttırılması.

    “Milli KDK yerine, birliksel ve bağımsız KDK’da öncülük”

    Rapordaki en önemli konulardan birinin BDDK’nın yürüttüğü Milli KDK çalışması olduğunu belirten Hasan Kurtuluş, bu konuda Türkiye’nin zaman kaybetme lüksünün olmadığını vurgulayarak şunları söyledi:

    “Standard and Poor’s, Moody’s ve Fitch, kuruluş tarihleri 100 yıl öncesine dayanan, yüzde 93’lük pazar payları ile global finans sisteminin merkezindeki kredi derecelendirme kuruluşlarıdır. Açıkladıkları derecelendirme notlarının ülkelerin kamu ve özel sektör kurumları üzerindeki etkisi çok büyüktür. Örneğin notu düşürülen bir banka; riskli aktifleri için öncesine göre milyar dolar daha fazla teminat yatırmak zorunda kalabilir ya da aynı şekilde notu düşürülen bir ülke milyar dolarlık sıcak para çıkışını engelleyemeyerek faiz ve döviz kuru baskısını yaşayabilir. Nitekim bugün ülkemizde yaşanan olay da budur. Bu nedenle KDK’ların olası yanlış veya taraflı kararlarını önlemeye yönelik bir denetim ve cezalandırma mekanizması kesinlikle gereklidir.

    Standard and Poor’s, Moody’s ve Fitch oligopolü, ABD ve AB tarafından hem eleştirilebiliyor, hemde icra ve denetim mekanizmaları ile cezalandırılarak, üzerlerinde caydırıcılık oluşturulabiliyor. Türkiye tarafında ise çoğunlukla bize haksızlık yapılıyor söylemleri ile eleştiriler yapılıyor. Her ne kadar Türkiye; 462/2013 nolu AB Tüzüğü ile uyumlu, Seri:VIII No:51 sayılı Sermaye Piyasasında Derecelendirme Faaliyeti ve Derecelendirme Kuruluşlarına İlişkin Esaslar Tebliği çerçevesinde KDK’lar üzerinde dolaylı bir denetim mekanizmasına sahip olsa da, ABD ve AB’den farklı olarak, Türkiye’de SPK’dan onaylı temsilcilik statüsü ile hizmetlerini sürdüren bu kuruluşlar üzerinde etkili bir caydırıcılığımız yoktur”.

    “Türkiye ekonomisine bağlı kamu ve özel sektör kurumları, Oligopol KDK’ların kararları sonrasında, dünyanın gözü önünde bir bedel ödüyorsa ve Türkiye bu kuruluşlar üzerinde herhangi bir caydırıcı etki oluşturamıyorsa, işte tam bu noktalarda Türkiye’nin risklerinin, özgürlüğünün ve büyüklüğünün sınırı çizilmiş demektir” diyen Kurtuluş, “Bu nedenle 2023 hedeflerini koyarak büyük projelere imza atan Türkiye’nin, tüm finansal kurumlarını etkileyebilen makroekonomik kararlar/raporlar veya bunlara aracılık edenler üzerinde, objektifliğin korunabilmesi adına, süreklilik arz eden bir etkiye/güce sahip olması şarttır. Bu güce sahip olabilmek ve harekete geçme noktasından bakıldığında, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) milli kredi derecelendirme kuruluşu için çalışmalara başlaması olumlu ve gereklidir. Böylelikle öğrencisinden akademisyenine, ekonomistinden politikacısına bir think tank sinerjisi ile stratejiler ortaya çıkar ve ülke menfaatinin gereği neyse o yapılır.

    Fakat, Avrupa Birliği ve diğer ülkelerce yapılmış başarısız denemeler ve yabancı sermaye tarafında bağımsızlık şartının olmazsa olmaz olduğu göz önüne alındığında; milli derecelendirme kuruluşunu inşa etmek, alternatifi olmadığı sürece hiçbir şey yapmamaktan daha iyi olan, ama başarı şansı olmayan bir girişimdir. Bağımsız bir derecelendirme kuruluşundan not almak, Türkiye’nin standartlarını uygulamaya çalıştığı Basel-III uygunluk kriterlerinden biridir, ve bu kriter sağlanmadan ortaya çıkan not değerlendirmesi, Sermaye Yeterlilik Rasyosu hesaplamalarında kullanılamaz. Bu nedenle Amerikan ve Oligopol yapının karşısında, birliksel ve bağımsız yapıyı dünyanın yeni güven ve şeffaflık mekanizması blockchain teknolojisi temelinde inşa etmek, çok daha gerçekçi ve yenilikçi bir yoldur. Buna göre ‘Milli KDK’ yerine ‘Türkiye ve A,B,C ülkeleri öncülüğündeki Bağımsız KDK’ kavramını kullanmak, aslında kuruluşun başarı şansını daha en başından arttırabilecek bir strateji olacaktır” şeklinde konuştu.

    “Milli projelere her zaman başlanabilir, fakat Global ve Birliksel projelere her zaman öncülük edilemez”

    Kredi Derecelendirme Kuruluşlarına karşı, birliksellik üzerinden global bir savunma ve denetim kabiliyetinin Türkiye ekonomisi için gerekli olduğunun altını çizen Hasan Kurtuluş, blockchain teknolojisi ile gelen güven mekanizmasının birliksel projelerinin oluşumunu kolaylaştırdığını vurgulayarak, raporun temel amacının blockchain teknolojisi ve Türkiye’nin ihtiyaçları bileşiminde birliksel projelere başlanabilmesi olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Global ve birliksel projelerin oluşumunda en önemli etken, güven ve güvenlik ihtiyacının karşılanmasıdır. Avrupa Birliği bu ihtiyaçları karşılayabildiği ölçüde, birliksel projelerini tamamlayabilmiş yada geliştirebilmiştir. Örneğin, kuruluşundan 65 yıl sonra eIDAS dijital tek pazar yasasını uygulamaya koyabilen Avrupa Birliği, senelik 415 milyar euro tasarruf edebildiği bu projeyi, uzun süreler sonunda tamamlayabilmiştir. Aslında teknolojinin 10 sene önceki imkanları ile de dijital tek pazar kurulabilirdi, fakat üyeler arasındaki güvenlik ve şeffaflığın sağlanması, mevzuat, yeni otoriteler ve maliyetler nedeniyle 2016 yılına kadar beklenilmesi gerekti. Eğer blockchain teknolojisinin geldiği seviye bundan 10 sene önce gerçekleşmiş olsaydı, AB dijital tek pazarı çok daha kısa sürede, düşük maliyetlerle ve en önemlisi güvenli bir mekanizmaya dayanarak gerçekleştirebilirdi. Bugün Avrupa Birliği üyesi 23 ülke; dijital tek pazarın AB sınırlarındaki ihtiyaçlarını güvenli, hızlı ve uygun maliyetlerle gerçekleştirebilmek ve dünya ile entegrasyonun genişletilebilmesi amacıyla blockchain protokolünü imzalamış durumdadır. Bunun anlamı AB’nin birlikselliğin verdiği güçle, kendi blockchain stratejilerine göre kurgulanan bir altyapıyı, AB dışı ülkelere de kolayca kabul ettirebileceğidir”.

    Türkiye’nin önünde iki seçenek olduğunu kaydeden Kurtuluş, “Birincisi mevcut global sistemin kurumlarının koydukları kurallar çerçevesinde global finans sistemine entegrasyonu sağlamaya devam etmek, ikincisi ise buna ek olarak Türkiye’nin finans, enerji, ticaret veya gayrimenkulde merkez olabilme hedefi ile uyumlu, oyun kurucu pozisyonuna geçebileceği, ekonomisine birliksellik üzerinden bir finansal savunma kalkanı kazandırabileceği, blockchain teknolojisi temelinde birliksel projeleri başlatabilmesidir. İkinci seçenek için zamanla bir yarış söz konusudur, çünkü milli projelerden farklı olarak, global ve birliksel projelere sadece doğru zaman, taraflar, kurgu ve strateji bileşiminde öncülük yapılabilir” dedi.

    Blockchain: Dünya Dijital Kayıt Birliği, İstanbul Konferansı

    BLASEA olarak, 11’inci Kalkınma Planına ve TÜBİTAK’ın organize ettiği Ulusal Blockchain Çalıştayına katılarak, Türkiye’nin birliksel projelere öncülük edebilmesi fırsatını yetkililerle paylaştıklarını belirten Kadir Kurtuluş, siyasi erkin kararlılığı ve bürokratların hızına bağlı olarak, projelere geç olmadan başlanabileceğini vurgulayarak şunları kaydetti: “Blockchain teknolojisinin önemine inanarak hafta sonu dahi çalışan bürokratlar olduğu gibi, her türlü öneriyi erteleyen sorumluluk almak istemeyen bürokratlarda var. Tabi ki bu durumun ülkemiz aleyhine bir bedeli var, çünkü öncülüğünü yapabileceğimiz birliksel projeler yerine, başkaları tarafından yönetilen birliksel projelere dahil olmaya çalışır pozisyonda da kalabiliriz. Bu noktada geleceğe yönelik bize ümit veren, Cumhurbaşkanımızın seçim beyannamesinde vurguladığı, dijitalleşmeye özel bir önem verileceği ve dijital Türkiye’nin vaktinin geldiğine yönelik açıklamalarıdır.

    Türkiye’nin geç kalmaması adına, blockchain teknolojisini pratikte kullanan profesyonellerle birlikte, raporlar yayınlayarak süreçleri hızlandırmak amacındayız. Bugün itibari ile hazırlanmakta olan altı (6) rapordan birincisi olan Blasea KDK Raporu’nun ilk versiyonunu tamamlamış durumdayız. Bundan sonraki süreçte Bankacılık, GSM operatörleri, ihracat-ithalat, gayrimenkul, fikri-sınai haklar ve hava yolları üzerine raporlarımızı yayınlayacağız. Bununla birlikte, hazırlanan raporlar temelinde kamu ve özel sektör temsilcileri ile gerçekleşen toplantılara göre şekillenecek Blockchain: Dünya Dijital Kayıt Birliği İstanbul konferansını da 26 Ekim 2018 tarihinde organize ediyoruz. Teknoloji, hukuk, insan kaynakları, tecrübe, ulusal ve uluslararası kurumlar bileşiminde ve eşleşen tarafların önceden onaylı toplantılarını düzenleyeceğimiz bu konferansla, blockchain noktasında altyapısı olmayan kurumların dahi, minimum risk ve maliyetle yeni projelere başlaması veya mevcut projelere dâhil olması amaçlanmaktadır. Global ve birliksel projeler temelinde kurgulanan konferansa, Türkiye özelinde katkı sağlamak veya faydalanmak isteyen tüm kurumları bekliyoruz”.

  • (Özel Haber) Ucuz gözlük kör edebilir

    Dışarıda markasız ve ucuz satılan güneş gözlüklerinin, gözleri ultraviyole ışınlarından korumadığı için gözde görme kaybına yol açtığı bildirildi.

    Kavurucu sıcakların başladığı bu günlerde, vatandaşların güneş gözlüklerine olan talebi de arttı. Kaldırım üstündeki tezgahlarda bile satılan ucuz ve markasız güneş gözlüklerinin, insan hayatını olumsuz bir şekilde etkilediği ortaya çıktı. Ucuz ve markasız güneş gözlüklerinin, güneşten gelen zararlı ışınları engellemeyip gözle direkt olarak temas etmesine neden olduğu için, görme kaybına neden olabileceği belirtildi.

    Konu ile ilgili açıklamalarda bulunan Memorial Dicle Hastanesi Göz Hastalıkları bölümünden Op. Dr. Aydın Maçin, güneş gözlüklerinin, güneş tarafından dünyaya gönderilen ultraviyole ışınlarının göze girmesine engel olması için kullanılan aksesuarlar olduğunu söyledi. Ultraviyole ışınlarının yüzde 99’unun gelişinin atmosferde engellendiğine dikkat çeken Op. Dr. Maçin, “Yüzde 1’i ise dünyamıza ulaşıyor. Bu ışınlar ya direk ya da yansımalar yoluyla gözümüze gelebilir. Güneş gözlüklerini kullanırsak biz göze gelen ultraviyole ışınlarını engelleriz. Kullanacağımız güneş gözlüklerinin niteliği de çok önemli. Eğer kullanacağımız gözlük doğru bir güneş gözlüğü olmazsa, gözümüze giren ultraviyole ışınlarını engellemez. Güneş gözlükleri bu ışınları filtre ile engelleyebiliyor. Gözlük alırken dikkat etmemiz gereken şey, UV 400 filtresine bakmak, bu varsa gözlük gözümüz için uygundur demektir. Diğer bir özellik de bunların polarize etkisidir. Polarize ışınlar genelde yansıyan ışınlardır, yani kumdan sudan hatta kaldırım taşlarından bile yansıyan ışıkların gözümüze girmesine engel olur. Gözlüğün polarize olup olmadığını anlamanın birçok yolu var. Örneğin bu gözlükle telefon veya monitöre baktığımız zaman ekranı çok net göremeyiz” dedi.

    “Ucuz ve markasız gözlük, gözünüzden edebilir”

    Ucuz ve markasız güneş gözlükleri kullanmanın, göze giren ultraviyole ışınlarını engellemediğini kaydeden Op. Dr. Maçin, şöyle devam etti:

    “Sokaktan aldığımız ucuz güneş gözlükleri koyu olmasına rağmen yeryüzüne ulaşan ultraviyole ışınlarını çok da fazla engellemez. Ayrıca, bizim doğal bir savunma mekanizmamız var, güneşten gelen ışınlar gözümüze geldiği zaman göz bebeğimiz küçülür ve göze giren ışınların azalmasını sağlar. Biz ucuz ve UV ışınlarını engelleyemeyen gözlükleri kullandığımız zaman göz bebeği küçülmediği için daha fazla ultraviyole ışınların göze girmesine neden olur, bu yüzden ucuz güneş gözlüklerinin ekstra bir zararı olur göze. Ayrıca çizik güneş gözlüklerinde de aynı sorunla karşılaşabiliriz. Çizilen bölgeden gözümüze giren ultraviyole ışınlarını artar. Gözümüze ve yüz bölgesine uygun güneş gözlüklerine dikkat etmemiz lazım. Yüz yapımıza uygun güneş gözlüklerini kullanmamız gerekiyor.”

    “Gözlük seçerken yüz yapısına da dikkat edin”

    Güneş gözlüğü kullanılmadığında, göz sağlığı ile ilgili çeşitli patolojilerin oluşabileceğine değinen Op. Dr. Maçin, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Bunlar gözün et yürümesi, katarakt oluşması gözde sarı nokta hastalığına neden olabilir. Markasız ve ucuz aldığımız güneş gözlükleri, gözümüze giren ultraviyole ışınlarını engelleyemediği gibi göze giren ultraviyole miktarını da arttırır, dolayısıyla göz önüne et yürümesi, katarakt, sarı nokta hastalığı gibi gözün görmesini kaybedecek hastalıklara sebebiyet vermektedir. Güneş gözlüğü seçerken ve alırken karşımızda bir yakınımızın olup yüzümüze uygun olup olmadığını söylemesi destek açısından önemlidir.”

  • Sağlık kaynağı besinler hasta edebilir

    Diyetisten Laleş Güzel, “Sürekli tükettiğiniz ve sağlıklı olduğunu düşündünüz birçok gıda vücudunuzda olumsuz etkilere neden olabilir” dedi.

    Memorial Diyarbakır Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Diyetisyen Laleş Güzel, gıda intoleransı ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi. Her yiyeceğin besin değerinin birbirinden farklı olduğunu ve hiçbir besinin bir diğerinin yerini tam olarak tutamayacağını anlatan Güzel, “Uzmanlar genellikle besinleri yasaklamak yerine, porsiyon kontrolünü sağlayarak tüketilmesini önermektedir. Ancak sağlıklı olduğunu düşünerek tüketilen birçok besin, vücutta olumsuz etkiler yaratabilmekte, kilo alımını tetiklemektedir. Bu durumda, gıda intolerans testi ile hangi besinin vücuda olumsuz etki yaptığını öğrenebilir, ona göre önlem alarak daha kolay kilo verilebilir” dedi.

    “Vitamin deposu besinler bile sağlığınızı bozabilir”

    Vitamin deposu sebze ve meyveleri tüketirken dikkatli olunması gerektiğine dikkat çeken Güzel, “Örneğin çok sağlıklı olduğunu düşündüğümüz yumurta, brokoli, enginar, domates gibi birçok besin eğer vücudumuz tarafından sindirilemiyor ise, vücudumuz bu gıdaların içindeki proteinlere karşı tepki vermeye başlar. Bu olumsuz etki “Gıda İntoleransı” olarak adlandırılır ve vücutta kilo almaya yol açar. Bu durum birçok kronik rahatsızlığa neden olarak yaşam kalitesini düşürür” diye konuştu.

    “Her 8 kişiden birinde gıda intoleransı görülüyor”

    Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada gıda intoleransı tanısı konmuş ortalama 1 milyar kişinin bulunduğunu vurgulayan Güzel, şunları kaydetti:

    “Yani ortalama dünyada her 8 kişiden birinde bu durum söz konusudur. İş ve sosyal yaşamı, ruh ve beden sağlığını olumsuz yönde etkileyen gıda intoleransı, kilo almak ve kilo verememek, migren, cilt problemleri,

    nedeni bilinmeyen ödem, kabızlık, gaz, mide krampları, şişkinlik ya da ishal, kronik yorgunluk, romatizmal hastalıklar, baş ağrısı, solunum yolu hastalıkları, farenjit, nezle, grip ve ağız yaraları, Crohn hastalığı, irritabl bağırsak sendromu, kronik burun akıntısı, OSB, depresyon ve uyku bozukluğu gibi problemlere neden olabilir. Diyetisyen kontrolündeki diyet sürecinde kişi eğer kilo veremiyor aksine kilo alıyorsa, kronik yorgunluk, ödem, gaz, mide krampları, şişkinlik, kabızlık ya da ishal varsa bu durumda vücudun yabancı gıdalara karşı toleransı olup olmadığını anlamak için gıda intolerans testinin yapılması doğru seçenek olacaktır. Bunun için bu konuda uzman bir beslenme ve diyet uzmanına başvurulmalıdır. Çıkan sonuçlar değerlendirilerek hangi besinlerden uzak durulması, hangilerine beslenme düzeninde yer verilmesi gerektiği belirlenmelidir.”