Etiket: Düzenlenen

  • Hoca Ahmet Yesevi’ den Fuat Köprülü’ye Türk Düşüncesi Tarihi düzenlenen sempozyumla anlatıldı

    İstanbul Aydın Üniversitesi Aydın Düşünce Platformu ile Kültür Konseyi’nin düzenlediği “Hoca Ahmet Yesevi’den Fuat Köprülü’ye Türk Düşüncesi Tarihi” Sempozyumu İstanbul Aydın Üniversitesinde gerçekleştirildi.

    UNESCO’nun 2016 yılını Hoca Ahmet Yesevi’nin bininci, Ord. Prof. Dr. Fuat Köprülü’nün ise 100’üncü doğum yılı olarak belirlemesi sebebiyle İstanbul Aydın Üniversitesi ve Aydın Düşünce Platformu ile Kültür Konseyi tarafından ortaklaşa düzenlenen sempozyum Kültür ve Turizm Bakanı Prof. Dr. Nabi Avcı, İstanbul Aydın Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yadigâr İzmirli, Kültür Konsey Başkanı Dr. Metin Eriş, Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Mustafa Aydın’ın açılış konuşmaları ile başladı. Aynı zamanda Aydın Üniversitesi Akademik Kütüphanesi olan Bilgi Merkezi’nin açılışını da gerçekleştirilen Bakan Avcı, merkezin klasik anlamdakütüphane anlayışı ile hizmet vermeyeceğini belirterek yeni gelişmelere açık olacağını söyledi. Bakan Avcı, “Bu kurumu engelli vatandaşlarımızın erişimi de uygun tasarladıkları için teşekkür ederim. Aydın Üniversitesi’nin bundan sonraki yılarda da pek çok esere imza atacağından ötürü tekrar çok teşekkür ediyorum” diye konuştu. İstanbul Aydın Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yadigâr İzmirli ise kütüphanenin çok kapsamlı olarak 24 saat kesintisiz olarak hizmet vereceğini aktardı.

    Sempozyumda konuşan Bakan Avcı Hoca Ahmet Yesevi’nin Türk maneviyat ve düşünce tarihinin en önemli isimlerinden biri olduğunu belirterek, “Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Teşkilatı UNESCO 2016 yılını vefat yıldönümü münasebetiyle Hoca Ahmet Yesevi ve Fuat Köprülü yılı olarak belirledi. Bu vesile ile düşünce tarihimizin maneviyat tarihimizin bu iki güzide şahsiyetini rahmetle minnetle yad ediyorum. UNESCO Türkiye Milli Komisyonu tarafından sunulan ve komisyonda kabul edilen Hoca Ahmet Yesevi ve Fuat Köprülü birçok ülkede farklı etkinlik ve programlarla anıldı. Anmaya anlamaya devam ediyoruz. 2017 yılında da bugün burada olduğu gibi anmaya anlamaya devam ediyoruz. Hoca Ahmet Yesevi Hazretleri Türk maneviyat ve düşünce tarihinin en önemli isimlerinden biridir. Fikirleri ile Türk milletinin manevi hayatında çok derin izler bırakmıştır” ifadelerini kullandı.

    Bakan Avcı’dan kitap önerisi

    Bakan Nabi Avcı sempozyuma katılan gençlere bir de kitap önerisinde bulundu. Bakan Avcı, “ Eski bir üniversite hocası olarak bu kadar genç arkadaşımız bir aradayken bir iki cümle söylemek istiyorum. Bu coğrafyadan vatana geçiş evet kolay olmadı. Remzi Oğuz Arık’ın Coğrafyadan Vatana isimli bir kitabı var özellikle gençlerimizin bakmalarında fayda var. Bu ülkenin yaşını toprağını arkeolojisini jeolojisini havasını suyunu insanını âdetini geleneğini bilmek gerekiyor. Çünkü bizim başka vatanımız yok. Burası bizim ebedi vatanımız ”dedi.

    “Toplantı geleceğe ışık tutacak”

    Kültür Konsey Başkanı Dr. Metin Eriş eğitim sisteminde Ahmet Yesevi’ye yer verilmesi gerektiğine dikkat çekerek, “İlim çizgisinde bilim çizgisinde bir medeniyetin bir kültürün temsilcilerini tanıtmak çok kolay olmasa gerek. Hoca Ahmet Yesevi’yi son 5-10 yıldır Türk kamuoyunda yakından tanıyor. Bizim eğitim sistemimizde Hoca Ahmet Yesevi’yi işaret eden herhangi bir bulgu yoktur. Olacağından eminim. Bu geleceğe ışık tutmak üzere tertip edilmiş bir toplantıdır. Çocuklar gençlerimiz gelecek sizindir. Türkiye’mizin bilim adamları fikir adamları sizin ellerinizde daha çok yücelecektir” diye aktardı.

    “Kimlikli bir millet olmak zorundayız”

    İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Mustafa Aydın ise “1071 Alparslan’dan 2017 Recep Tayyip Erdoğan’a kadar aradaki bütün değerler Mustafa Kemaller İsmet İnönüler Fatihler Yavuzlar hepsi bizim değerimiz. Hepsi bu coğrafyayı bizleri vatan yapmak için her türlü imkanlarını seferber etmişlerdir. Biz kimlikli bir millet olmak zorundayız .Biz coğrafyamıza ve coğrafyamızın değerlerine bu coğrafyayı bize vatan kılanlara sahip çıkmak zorundayız. İşte Ahmet Yesevi Orta Asya’dan çıkan o damar hoşgörüsü ile insanlık sevgisi ile Balkanlara kadar uzanan sevginin hoşgörüsünün hakim olduğu bir felsefeyi hayata geçirdi” diye konuştu.

    23-24 Şubat 2017 tarihleri arasında İstanbul Aydın Üniversitesinde gerçekleştirilecek olan sempozyumda ünlü düşünür ve mutasavvıf Hoca Ahmet Yesevi, Türk tarihi ve edebiyatının yeri doldurulmaz ismi Fuat Köprülü ve Türk düşünce tarihinde yer almış şahsiyetler ve konular tartışılacak.

  • PYD/PKK mensubu teröristlerce düzenlenen havan atışlarıyla ikisi çocuk, üçü kadın olmak üzere beş kişi hayatını kaybetti

    Askeri kaynaklar, PYD/PKK mensubu teröristlerce düzenlenen havan atışlarıyla Cibrin köyü hedef alındığını ve bölgede yaşayan ikisi çocuk, üçü kadın olmak üzere beş kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

    Askeri kaynaklar, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yürütülen Fırat Kalkanı Harekâtı’nda El Bab’a yönelik operasyonlar başarıyla devam ettiğine dikkat çekerek şehrin kontrolü önemli oranda ÖSO kuvvetlerinin eline geçtiğini bildirdi. Türk Silahlı Kuvvetlerinin de bir yandan DEAŞ terör örgütünü yok etmek için gayret sarf ederken diğer taraftan da kanlı terör örgütü PYD/PKK ile mücadelesini aralıksız olarak sürdürdüğü vurgulandı.

    PYD/PKK terör örgütünün; Suriye’de demografik yapıyı dikkate almaksızın kaotik ortamdan istifade ile bölgede oldubittilerle mümkün olduğunca fazla toprak kazanımı sağlamak istediği ifade edilerek bu hain emellerine ulaşmak için de ne sivil insanların yaşamları ne insan hakları ne de uluslararası hukuk kurallarını dikkate almadıkları kaydedildi. Kadın, çocuk, yaşlı demeden bölge insanının yaşam haklarına tecavüz ettikleri vurgulandı.

    Buna örnek teşkil eden birçok olaydan bir tanesi de 21 Şubat 2017 tarihinde saat 17.00 sularında Azez’in güneydoğusundaki Cibrin köyünde meydana geldiği belirtilerek PYD/PKK mensubu teröristlerce düzenlenen havan atışlarıyla Cibrin köyü hedef alınmış ve bölgede yaşayan ikisi çocuk, üçü kadın olmak üzere beş kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. (BC – GD)

  • Diyanet İşleri Başkanı Görmez, Almanya’da DİTİB imamlarının evine düzenlenen baskını değerlendirdi

    Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Almanya’da Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) camilerinde görev yapan 4 imamın evine yapılan baskına ilişkin, “Bu yolla hem Başkanlığımız hem din görevlilerimiz hem de Almanya’da din hizmetleri yürüten DİTİB itibarsızlaştırılmak istenmiştir” dedi.

    Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, yabancı basın temsilcileriyle Diyanet İşleri Başkanlığında bir araya geldi. Konuşmasına dün Pakistan’da bir türbeye hunharca bir saldırı yapıldığını hatırlatarak başlayan Görmez, “Öncelikle coğrafyamızdaki bu akıl tutulmasının bir an önce sona ermesini Yüce Allah’tan niyaz ediyorum. Bu hunhar saldırıda hayatını kaybeden Pakistanlı kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyorum” dedi.

    Görmez, son günlerde özellikle Almanya medyasında Diyanet İşleri Başkanlığını ve bazı din görevlilerini ilgilendiren yanlış haberler üzerine toplantıyı yapmak durumunda kaldığını söyleyerek, “15 Şubat 2017 tarihinde Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya ve Reinland-Pfalz eyaletlerinde Federal Başsavcının talimatı ile Bad Godesberg, Fürthen-Sieg, Engelskirchen ve Bergneustadt’ta dört din görevlisinin evinde arama yapıldığı basından öğrenilmiştir. Yazılı ve görsel Alman medyasında yer alan haberlere göre DİTİB camileri bünyesinde görev yapan Diyanet imamları hakkında usulsüz istihbari faaliyette bulunma iddiası ile ilgili başlatılan soruşturma kapsamında iki din görevlimizin şahsi bilgisayarına el konulmuştur. Bir din gönüllüsü olarak, hayatını bu hizmet alanına adamış bir dostunuz olarak, bir din görevlisine, bir din gönüllüsüne atılabilecek en büyük iftira bizatihi dinin de ona yasakladığı başkalarının özel hayatı hakkında istihbari faaliyet toplamak, tecessüste bulunmaktır. Bunun asla kabul edilemez olduğunu açıkça ifade etmek istiyorum. Almanya ile birlikte yaşadığımız 40 yıllık tecrübeden sonra, 40 yıllık kazanımlardan sonra, 40 yıl içerisinde Almanya’daki bütün Müslümanlara barış ve güven içerisinde birlikte yaşama ahlakını, birlikte yaşama hukukunu taşımış bir müessesenin hasbelkader başkanı olarak bundan son derece rencide olduğumuzu, büyük bir üzüntü duyduğumuzu açıkça ifade etmek istiyorum” şeklinde konuştu.

    “Bu iftira kampanyasının devam etmesi son derece üzücü olmuştur”

    “Olayların başladığı günden itibaren bizim yaptıklarımız var; Diyanet İşleri Başkanlığı açıklamalar yaparak bunun doğru olmadığını ifade etmiştir” diyen Görmez, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “40 yıldır birlikte çalıştığımız DİTİB bu konuda toplantılar yapmış, açıklamalar yapmıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı doğrudan Alman makamları nezdinde girişimlerde bulunarak, bilgi paylaşımında bulunmuştur. Ben şahsen Sayın İçişleri Bakanı de Maizire’ye mektup göndererek konunun mahiyeti hakkında bilgi verdim. Sayın İçişleri Bakanı bana doğrudan bir heyet göndererek birlikte 40 yıllık kazanımlarımızı kaybetmemek ve daha ileriye taşımak için yapılması gerekenler üzerinde önemli görüş alışverişinde bulunduk, ortak komisyonlar oluşturarak DİTİB’in, Diyanet’in, Almanya’daki Müslümanların zarar görmemesi için yapmamız gerekenleri planladık ama bütün bunlara rağmen bu iftira kampanyasının devam etmesi son derece üzücü olmuştur. Anayasayı Koruma Dairesi, ‘Yaptığımız incelemelerde kesinlikle bir casusluk faaliyeti yoktur’ diye açıklama yaptığı halde açıklamadan 2 gün sonra din görevlilerimizin evine baskın yapılmış olmasını anlamamız mümkün değildir. 9. Avrasya İslam Şurası öncesinde yurt dışındaki müşavir ve ataşelerimize gönderilen bir yazı olmuştur. Yazının ana konusu, din eksenli istismar hareketleri, din eksenli şiddetten kendi cemaatimizi, kendi vatandaşlarımızı, Müslümanları korumak olmuştur. Böyle olduğu halde bu yolla hem Başkanlığımız hem din görevlilerimiz hem de Almanya’da din hizmetleri yürüten DİTİB itibarsızlaştırılmak istenmiştir. Bunu tekrar kabul etmediğimizi ifade etmek isterim.”

    “Dünya çok kültürlülüğü yönetmekte acziyet içerisine girmiştir”

    Diyanet İşleri Başkanlığının 40 yıldır Avrupa’da yaşayan bütün vatandaşlara, uluslararası hukuk çerçevesinde, ülkeler arası sözleşmeler çerçevesinde, büyükelçiliklerle çalışarak ilgili ülkelerin kurumları ve müesseseleri ile çalışarak din hizmeti tecrübesini paylaştığını vurgulayan Görmez, “40 yıldır bu hizmeti yapmaktadır ve bu 40 yıl içerisinde daima her türlü aşırılıktan uzak, doğru bilgiye dayalı din anlayışına, toplumun huzur ve refahına, toplumsal güvenliğine, birlikte yaşama kültürüne, uyuma, inananların her türlü şiddetten ve nefretten uzak kalmasına çok büyük katkılar sağlamıştır. Aslında bütün Avrupalı dostlarımız bunu bilmektedirler. Avrupa’da bugün göçmenlerle ilgili 3 model gelişmiştir. Fransa’da Mağrib-Cezayir Modeli, İngiltere’de Hint-Pakistan Modeli ve Almanya’da Türkiye ve Diyanet Modeli gelişmiştir. Bu 3 modeli mukayese eden doktora tezleri, araştırmalar yazılmış, yüzlerce makaleler vardır. Bu araştırmalara bakıldığı zaman görülecektir ki Diyanet Modeli Türkiye ile Almanya’nın birlikte geliştirdiği Diyanet-DİTİB Modeli 40 yıldır Avrupa’da hiçbir camide bugüne kadar toplumun güvenliğine, refahına, toplumun esenliğine, birlikte yaşama kültürüne zarar veren bir tek hadise yaşanmamıştır. Diyanet-DİTİB işbirliği, din hizmetleri bağlamında Türk-Alman modeli olarak da nitelendirilebilecek, toplumlararası dini ilişkilere örneklik teşkil edebilecek bir karakteri haizdir. Zira Diyanet İşleri Başkanlığı ile DİTİB’in dini referans ortaklığı, her türlü diplomatik, siyasi, ideolojik manipülasyon ve polemiklere konu edilemeyecek derecede hayatidir ve bu birliktelik sadece Avrupa’da yaşayan Türkler için değil, Avrupa’da yaşayan bütün Müslümanlar için önemlidir. Sadece Avrupa’da yaşayan Müslümanlar için değil ben inanıyorum ki Avrupa’da yaşayan gayrimüslimler için de önemlidir. Çünkü dünya çok kültürlülüğü yönetememeye başlamıştır. Dünya çok kültürlülüğü yönetmekte acziyet içerisine girmiştir. Böyle bir dünyada din hizmetlerini bu eksende yürütmek oldukça zordur ama buna rağmen bunu birlikte başardığımızı açıkça ifade etmek isterim. 40 yıllık süre zarfında Türkiye Diyanet’inin uluslararası hukuku, yerel hukuk normlarını, temel insan haklarını ve dini özgürlükleri esas ittihaz ettiği ve çalışmalarını buna göre yürüttüğü her türlü izahtan varestedir. Bugüne kadar böyle olduğu gibi bugünden sonra da bu ilke ısrarla korunacaktır. Hiçbir din görevlisinin görev tanımı dışında bir faaliyete yönelmesine asla müsaade edilmemiş, bu süre zarfında illegal olarak nitelendirilebilecek herhangi bir vakaya rastlanmamıştır” ifadelerini kullandı.

    “Seçim atmosferlerinde siyasi polemiklere heba edilemeyecek bir değerler bütünü varsa o da dindir”

    Diyanet İşleri Başkanı Görmez, Avrupa’da peş peşe seçimler yapıldığını belirterek, “Seçimlerden önce bir takım polemiklerin yaşanması tabi karşılanabilir ama ne olursa olsun seçim atmosferlerinde siyasi polemiklere heba edilemeyecek bir değerler bütünü varsa o da dindir, o da İslam’dır. İslamafobik nefretin seçim atmosferlerinde bir yarış haline getirilmesi kabul edilemez, bu noktada herkesin dikkatli olması gerekiyor. Almanya’daki son gelişmelerden dolayı Diyanet İşleri Başkanlığı gibi küresel ölçekte kendi alanında hizmet sunan dini, insani ve hayri faaliyetlerde bulunan ve ilişkide olduğu bütün kesimlerce saygı ile karşılanan güzide bir kurumu rencide etmiştir. Almanya’nın en geniş tabanlı Müslüman sivil toplum kuruluşu olan ve kurulduğu günden bugüne sağduyu, uyum, huzur ve barışın güvencesi olan DİTİB’i rencide etmiştir. DİTİB sadece DİTİB değildir, DİTİB sıradan bir dernek değildir, sıradan bir vakıf değildir. DİTİB arkasında milyonların gözyaşı, göz nuru ve emekleri olan bir müessesedir. Anadolu topraklarından Avrupa’ya göçmüş vatandaşlarımızın kendi çocuklarının rızkını kazanmak için elde ettiği üç kuruşu ikiye bölerek inşa ettiği camilerden, yüzlerce camilerden ve o camilere emek veren insanlardan oluşmaktadır. DİTİB sadece Türkler için önemli değil, Avrupa’daki Müslümanlar için de önemlidir, Avrupa’daki gayrimüslimler için de önemlidir. Özellikle birlikte yaşama kültürü ve ahlakı, hukuku açısından son derece önemli bir müessesedir. Keza Almanya’daki son gelişmelerden sadece DİTİB ve Diyanet rencide olmamış, keza her durumda inanç, ibadet ve ahlak alanlarında rehberlik eden dini ve insani erdemleri yükselten din görevlilerini de son hadiseler rencide etmiştir. Açıkça ifade etmek isterim ki, ötekileştiren, dışlayan, suçlayan beyan ve haberlerin maksatlı ve faydasız olduğu açıktır. Bu girişimler Almanya’yı yurt edinen Türkiye kökenli sadece 3 milyonu aşkın insanı değil, 5 milyondan fazla Müslümanı da manen ve vicdanen yaralamıştır” değerlendirmelerinde bulundu.

    “Diyanet İşleri Başkanlığının en temel hizmet ilkelerinden birisi politik yansızlık ilkesidir”

    En büyük endişelerinden birinin de 40 yıllık kazanımları yok sayarak son yaşanan hadiselerin Avrupa’da yaşayan vatandaşlar üzerinde, Avrupa’da yaşayan Müslümanlar üzerinde olumsuz etkiler bırakması olduğunun altını çizen Görmez, “Medya üzerinden yürütülen bu asılsız beyan haber ve iddiaların masum ve inanmış kitlelerde onulmaz travmalara yol açması muhtemeldir. Mukabil travmaların toplumsal barışa ve güvene hizmet etmeyeceği aşikardır. Yarım asra yaklaşan dini alandaki Türk-Alman işbirliği modelinin zedelenerek işlemez hale getirilmesi yerine, eğitim, kültür, uyum ve entegrasyon konularında daha da geliştirilmesi, güçlendirilmesi, şayet varsa eksiklerinin giderilmesi yolu tercih edilmelidir. Siyasi ve kamusal sorumluluğu olanların acele ve özensiz açıklamalardan kaçınmaları şüphesiz ki sorunların çözümünü kolaylaştıracaktır. Tabi biz bu hadiseleri konuşurken özellikle seçim öncesinde tırmanan İslamofobik nefreti konuşamıyoruz, ırkçılığı konuşamıyoruz, camilere yapılan saldırıları konuşamıyoruz, en büyük endişelerimizden bir tanesi de bütün bunları gölgede bırakacak birtakım algıların ortaya çıkmasıdır. DİTİB başta olmak üzere dünyanın her yerinde bugün içinde bulunduğumuz Diyanet İşleri Başkanlığımızın manevi rehberliği bilgi, birikim ve tecrübesini yanına alarak Müslüman dini yapılara herhangi bir eksiklik getirmez, bilakis güven ve itibar kazandırır bunu bütün dostlarımızın bilmesi gerekiyor. Din eksenli şiddetin coğrafyamızı kasıp kavurduğu bir zaman diliminde nasıl ki bu topraklarda Türkiye’de 85 bin camide huzur ve güven içerisinde, barış içerisinde doğru bilgiye dayanarak din hizmetini yürütmede başarılı olduysa, gerçekleştirdiği bu faaliyetleri taşıdığı bütün dünyalarda da karşılık bulmakta ve her ülke, her ülkedeki dini kuruluş Diyanet İşleri Başkanlığıyla işbirliği yapmayı kendisi için ve geleceği için bir teminat olarak görmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı temas halinde bulunduğu dini tüzel kişiliklerin tabi olduğu hukuk normlarına her zaman saygılı olmuştur. Diyanet İşleri Başkanlığının en temel hizmet ilkelerinden birisi politik yansızlık ilkesidir. Diyanet din görevlilerinin hizmet süreçlerinde bu ilkeye riayet etmeleri konusunda da son derece hassastır. Bundan sonra da aynı hassasiyeti sürdürme kararlılığındadır. Aslında üzerinde durulması gereken bu 40 yıllık kazanımlardan sonra DİTİB’in Almanya’da neden dini cemaat statüsü kazanmamış olmasıdır, bunun için gösterilen bahanelerdir. Açıkça ifade etmek isterim ki bütün programı ve hareket tarzı politika üzerine, siyaset üzerine kurulmuş birtakım yapılar dini kuruluş statüsü elde ederken bütün çalışmaları toplumun dini ve manevi hayatına hizmet olan DİTİB’in dini statü, dini cemaat statüsü kazanmamış olması düşündürücüdür” açıklamasını yaptı.

    “Medyada başlatılan bu kampanyalar sizi olumsuz yönde etkilemesin”

    Diyanet İşleri Başkanlığının öteden beri sahip olduğu dini gelenek ve anlayış gereğince radikal yapılar, terörist odaklar ve dini istismar eden çevrelerle kategorik olarak kendisini ayırdığını ve bu kabil yanlışlar taşıyan unsurlara hizmet süreçlerinde asla yer vermediğini ifade eden Görmez, “Ancak Diyanet İşleri Başkanlığı terör odakları arasında ayrım yapmaz. Terörün, teröristin iyisi kötüsü diye ayırt etmez. Aynı gayeye matuf olan bütün terörü, terör odaklarını aynı derecede görür. Bu tür odak ve unsurların en son tezahürleri İslam’ın esenlik mesajlarıyla asla örtüşmeyen DEAŞ ve dini istismar ederek küresel ölçekte faaliyet gösterip hukuk ve düzen karşıtı tehdit sarmalına dönüşen FETÖ gibi terör örgütleridir. Biz Diyanet olarak vatandaşlarımızı DEAŞ gibi şiddet eksenli terör odaklarından korumakla nasıl mükellefsek, 40 yıl dini istismar ederek kendi halkına, kendi milletine topları, tankları, uçakları yönelten FETÖ benzeri terör örgütlerinden de korumakla mükellefiz. Başkaları teröristler arasında ayrım yapabilir, bazı terör odaklarını kendi düşüncesine daha yakın addedebilir, ama dini bir müessese olarak biz böyle bir ayırım yapamayız. Bu tür terör örgütlerine karşı Diyanet İşleri Başkanlığı din hizmetinde paydaş olarak gördüğü yurt içi ve yurt dışı teşekküllerden de aynı hassasiyeti göstermesini beklemektedir. Dünyanın karşı karşıya kaldığı aşırılık, terör ve göçmen sorunu gibi insani meselelerde akılcı, faydacı ve barışçı olanı tercih etmek, gerek Diyanet İşleri Başkanlığının, gerekse DİTİB’in gelenek, tecrübe ve potansiyellerinden yararlanmak gerekir. Başta Türkiye kökenliler olmak üzere, Almanya’da yaşayan Müslümanların inancı, dini ve kökeni ne olursa olsun sağduyulu bütün insanların ümitsizliğe ve tehevvüre kapılmadan hareket edeceklerine ve sonunda aklıselimin galip geleceğine olan inancımız tamdır. Özellikle Almanya’da ve Avrupa’da yaşayan hem vatandaşlarımıza hem bütün Müslümanlara seslenerek diyorum ki, medyada başlatılan bu kampanyalar sizi olumsuz yönde etkilemesin. Bunlardan dolayı asla komşunuza, dostunuza, arkadaşınıza yanlış bir gözle asla bakmayın derim. Federal ve eyaletler bazında her seviyedeki Alman yetkili ve ilgilinin 40 yıllık süreçte elde edilen deneyim ve kazanımları görmezden gelmemesini istirham ediyorum ve hep birlikte geleceği inşaya katkı sağlayacak bir söylem içinde olmamız gerektiğini ifade etmek istiyorum. Kazanımları görmezden gelen ve geleceği inşaya katkı sağlamayan, akla ziyan, hiç kimseye yarar sağlamayan bu sürecin sağlıklı bir şekilde sona ermesi için herkesin üzerine düşen görevi yapacağına inanıyorum” diye konuştu.

  • Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Üsküdar’da düzenlenen söyleşi ve imza gününde okurlarıyla bir araya geldi

    Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, “Batılı devletler, DEAŞ gibi, El Kaide gibi terör örgütleriyle gerçek manada mücadele etmek yerine onlarla mücadele ediyormuş gibi görüntüsü vererek buradan bir takım avantajlar elde etmeye çalışıyorlar” dedi.

    Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Ben, Öteki ve Ötesi kitabı düzenlene imza töreninde okurlarıyla buluştu. Üsküdar Nev Mekan’da gerçekleşen söyleyişi ve imza gününe İstanbul Valisi Vasip Şahin, Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen ile çok sayıda kitap sever katıldı. 15.00’da başlayan söyleşi ve imza gününde Kalın, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

    Tekrar bir İslam ile şiddeti terörü bir araya getirerek yeni bir algının inşa edilmeye çalışıldığını altını çizen Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, “Zaman zaman küresel siyasetin bu algılar üzerinden şekillendirilmeye çalışıldığını görüyoruz. Özellikle zaman zaman bazı Batılı liderlerin İslam ve terör kelimelerini bir araya getirerek burada üzerinde durulması gereken bir konudur. Daha iki gün önce Alman hükümeti ülkemizdeydi. Basın toplantısında İslamist Terör gibi bir tabir kullandı. Cumhurbaşkanımız tabi anında cevabını verdi. Bu konunu ne kadar acil ve önem arz ettiğini göstermesi açısından önemli bir enstantane. Yani Avrupa’nın en önemli ülkelerinden birisi. Topraklarında 3- 4 milyondan fazla Müslümanın yaşadığı bir ülkede bile hale bu ayrımlar net bir şekilde yapılamıyorsa ortada çok başka bir sorun var demektir. Biz bugüne kadar Yahudi terörizmi diye bir şeyden bahsettik mi? Hıristiyan terörizmi diye bir tabir kullanılıyor mu? Kullanılmıyor. Ama Hıristiyan olduğunu iddia ederek terörizm yapanlar yok mu? Elbette var. Onlarca örneğini verebiliriz. Yahudi olduğunu iddia ederek terörizm yapanlar yok mu? Onlarca örneğini verebiliriz. Budist olduğunu iddia ederek terörizm yapanlar yok mu? Yine onlarca örneğini verebiliriz. Ama küresel tedavüle sokulan kelimelere, terimlere baktığımız zaman bunları anında bloke edildiğini, gündemden düşürüldüğünü ama İslam ve terör tabirlerini bir araya getirildiğini sistemli bir şekilde, ısrarlı bir şekilde sürekli gündeme getirildiğini görüyoruz. Burada bunun çok açıkça muhasebesini yapmak gerekir” dedi.

    Batılı devletlerin DEAŞ gibi, El Kaide gibi terör örgütleriyle gerçek manada mücadele etmek yerine onlarla mücadele ediyormuş gibi görüntüsü vererek buradan bir takım avantajlar elde etmeye çalıştığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Sözcüsü Kalın, “Çünkü bu şekilde Avrupa’da yükselişe geçen aşırı sağcılığı meşrulaştırma gayesi içerisinde oluyorlar. Küreselleşme, küresel iletişim anlık iletişim çağı dediğimiz bir dönemde hale bin yıllık bir takım ön yargılar, kalıp yargılar devam ediyorsa ortada çok daha derin bazı sorunlar var demektir. Çünkü bugün terör İslam’a saldırmak ve Müslüman’ları baskı altında tutmak için kullanılan bir manivela haline gelmiş durumda. Baktığınız zaman antisemitizme gösterilen hassasiyetin onda birini İslam karşıtlığı söz konusu olduğu zaman bu tür saldırılar ırkçı tutumlar söz konusu olduğunda gösterilmediği burada çok açık bir çifte standardın olduğunu uygulandığını da maalesef gözlemliyoruz” dedi.

    Başkanlık sistemi ile ilgili sorulan soruya cevap veren Kalın, “Elbette kutuplaşmadan farklı tercihlerde bulunabiliriz. Ama herkesin, başkasının ötekinin tercihine saygı göstermesine dayanmalı bu. Dolayısıyla halk oylamasında ‘Evet’ ya da ‘Hayır’ dendiği zaman herkes kendi tercihini özgür bir şekilde yapacak. Zaten bunun aksi düşünülebilinir mi? Türkiye özgür bir ülke aklı ve iradesi olan bireyler olarak gidip bir tercihte bulunacağız. Bu tercihi yaparken gerekçelerimizin neler olduğunu elbette tartışacağız. Şu anda bu tartışma devam ediyor. ‘Evet’ diyenler neden ‘Evet’ diyeceklerini anlatıyorlar. ‘Hayır’ diyenler niye ‘Hayır’ diyeceklerini anlatıyorlar. Gayet hararetli, renkli, çok boyutlu bir tartışma zaten var. Buda demokratik tartışma kültürünün doğal bir parçasıdır. Dolayısıyla bu süreci de götürürken birilerin kendini ben kutuplaşmanın hedefi oluyorum gibi algılamasından ziyade yaptığı tercihle ilgili rasyonel argümanlarını ortaya koyması esas olmalıdır” şeklinde konuştu.

    Söyleşi ve imza gününden sonra Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’a hediye takdim etti.

  • 7 ilde eş zamanlı düzenlenen operasyonda 14 kişi gözaltına alındı

    Bartın Emniyet Müdürlüğü’nün 7 ilde eş zamanlı düzenlediği operasyonda 14 kişi gözaltına alındı.

    Edinilen bilgiye göre, Bartın merkezli 7 ilde FETÖ/PDY operasyonu kapsamında Bartın Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Şubesi ekiplerinin Bartın, Zonguldak, Karabük, Tokat, Bursa, İzmir, İstanbul ve Ankara illerinde başlattığı eş zamanlı operasyonlarda bylock kullanıcısı 14 şahıs gözaltına alındı.