Etiket: düşüş

  • Sağlık Bakanı Koca: “Aydın’da son bir haftada geçen aya göre düşüş görüldü”

    Sağlık Bakanı Koca: “Aydın’da son bir haftada geçen aya göre düşüş görüldü”

    Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Ege illeri değerlendirme toplantısı yapmak için İzmir’e geldi. Bakan Koca Aydın’da salgınının son bir haftada geçtiğimiz aya göre yüzde 5 oranında gerilediğini söyledi.

    Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Ege illeri değerlendirme toplantısı sonrası önemli açıklamalarda bulundu. Bakan Koca, tüm dünyayı etkisi altına alan ve ülkemizde de görüldüğü günden bu güne 7 binin üzerinde kişinin hayatını kaybetmesine mal olan korona virüs salgınının İzmir, Manisa, Muğla, Aydın, Denizli ve Uşak illerindeki verilerini paylaştı.

    “Aydın’da geçen aya göre düşüş var”

    Sağlık Bakanı Koca Aydın’daki son durum ile ilgili olarak, “Son bir haftada bir ay öncesine kadar yüzde 5 oranında düşüş olduğunu görüyoruz. Aydın’da yatak doluluk oranı yüzde 42, yoğun bakım doluluk oranı yüzde 63, solunum cihazı doluluk oranı yüzde 38. Filyasyon ekibi sayısı da 105’den 130’a yükseltildi” diyerek Aydın’a 42 erişkin yoğun bakım yatağı ilave edileceğini açıkladı.

  • ESO Başkanı Kesikbaş, “Sanayi üretimindeki düşüş son çeyrekte toparlanacak”

    ESO Başkanı Kesikbaş, “Sanayi üretimindeki düşüş son çeyrekte toparlanacak”

    Eskişehir Sanayi Odası (ESO) Başkanı Celalettin Kesikbaş, sanayi üretiminin yıllık yüzde 31,4 azaldığını kaydederek, “Daha önce Eskişehir Sanayi Odası’nın Covid-19 salgının etkisini baz alarak yaptığı tahminlerine paralel olarak salgının en yoğun olarak yaşandığı Nisan ayında sanayi üretim endeksi yıllık bazda yüzde 31,4 aylık ise yüzde 30,4 daraldığını görüyoruz. TÜİK’in açıkladığı rakamlarda buna işaret ediyor.” dedi.

    Covid-19 salgının etkisi sanayi üretim endekslerine de yansıdı. Salgın nedeniyle 2020 Nisan ayı madencilik ve taşocakçılığı sektörü endeksi bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 14,5, imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 33,3 ve elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi yüzde 14,9 azaldı.

    Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı verilere göre sanayi üretiminde aylık yüzde 30,4 azalma meydena geldi. Sanayinin alt sektörleri incelendiğinde, 2020 yılı Nisan ayında madencilik ve taşocakçılığı sektörü endeksi bir önceki aya göre yüzde 13, imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 32,5 ve elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi yüzde 12,4 azaldı.

    Değişim belirgin

    Düşüşün ülkemizde ilk olarak Mart ayında görülen Koronavirüs salgınına karşı tedbirlerin hızlıca alındığına değinen Kesikbaş, Nisan ayında ise hem sosyal hayatın hem de ekonomik faaliyetlerin neredeyse durduğunu belirtti. Kesikbaş, “Ekonomik göstergeler Mart ayında belirgin bir değişim göstermese de düşüş yaşadı. Bugün açıklanan sanayi üretimi Mart ayında yüzde 2 daralmasının ardından salgının zirve yaptığı Nisan ayında yüzde 31,4 ile ciddi düşüş yaşadı.” diye konuştu.

    Tüm bunlara rağmen Haziran itibaren sektörel toparlanma başladığını da söyleyen Kesikbaş, “Haziranda bunun daha da hız kazandığını görebiliyoruz. Toparlanma kalıcı hale getirilebilirse son iki çeyrekte yukarıya doğru bir hareket görmeyi ümit ediyoruz” dedi.

  • Türkiye de saç ekimi turizmi bu yıl düşüş yaşadı

    Türkiye de saç ekimi turizmi bu yıl düşüş yaşadı

    Son 15 yılın turizm ve sağlık alanında en büyük gelir kaynaklarından biri olan Saç Ekimi yükseliş ibresini aşağıya doğru çevirdi. Sağlık Yönetim Uzmanı Songül Alcı, Türkiye’de Saç Ekimi hizmetinde yaşanan bu düşüşün sebeplerini anlattı.

    Sağlık Yönetimi Uzmanı Songül Alcı “Türkiye bir saç ülkesi” durumundaydı,yurtdışından gelenler için ekonomik paketler ve kaliteli iş Türkiye’yi cazip kılıyordu. Fakat yurtdışı kliniklerden cazip teklifler alan sağlık personelimiz artık yurtdışına götürülüyor. Personel yetiştiriyor ve 3-4 ay yüksek ücretlerle çalıştırılıyor.Sağlık personelleri ise yurt dışındaki kliniklerden aldığı yüksek ücretlere hayır diyemiyor. Gidip saç ekip, personel yetiştirme karşılığında 3-5 ay yüksek ücretlerle anlaşma yapıyorlar. Hatta ailelerini, çocuklarını, oturumlarını alarak o ülkelere yerleştiriliyorlar. Ancak bunun ülkemize verdiği zararı fark edemiyorlar” dedi.

    Son 6 yılda “Ayağa hizmet” şeklinde başlatılan bu hizmetler çığırından çıktı.Türkiye’de birçok sektörü etkileyen ve önemli gelir kaynaklarından olan Saç Ekimi Turizminin geçen yıllara oranla bu yıl % 50 düşük kapasite ile çalıştığını belirten Songül Alcı, saç ekim merkezlerinin denetimsizliği ve eğitimsiz personelin var olan kaliteyi düşürdüğünü de sözlerine ekledi. Alcı, “yıllardır denetimsizliği fırsat bilerek hizmet veren merdiven altı kurumların, sağlık personeli bile olmayan kişiler tarafından verilen hizmetlerin oluşturduğu acemilikler ve kötü sonuçlar yurt dışı hastalarının güvensizliğine yol açtı” dedi.

    Evde canı sıkılan Sağlık Turizmi yapmamalı

    “Bu gidişata bir dur demeli” diyen Songül Alcı, “Bu yıl saç ekimi sezonu iyi açılmadı, telefonla arayan hastalar en düşük fiyatları bile yüksek buluyor. Kısa sürede yüksek ücretler kazanan sağlık personeli işi kaptırdığının farkında değil. Saç ekim merkezlerinin çok ciddi bir ekonomikgirdisi ve dağılımı var. Uçak biletinden,taksiciden,restoranlardan, otellere kadar düşünecek olursanız büyük bir kitle ve çeşitli sektörler bu işten kazanç sağlıyor. Ayrıca medikal malzeme sağlayıcıları Türkiye’den çok yurt dışına malzeme gönderdiklerini söylüyorlar. Çin, Kaliforniya, Kazablanka, Bakü,Filistin,İsrail, Arnavutluk, Avrupa’nın ve Ortadoğu’nun birçok ülkesinde Türk sağlık personelleri çalışıyor. Ellerinde çanta havalimanlarında hafta hafta ve ülke ülke dolaşarak biriktirilmiş hastaların işlemlerini yapıyorlar.

    Türkiye’deki asıl kliniklerse bu yıl ellerinde telefonun çalmasını bekliyor.Türk vatandaşları bile “burada artık daha ucuz neden gelelim ki “ diye gelmez oldular.

    Dış ülkelerde, reklam verme zorlukları oluşturulduğu gibi, pek çok ülkede Türkiye hakkında yapılan olumsuz yayınlar,kötü sonuçların yayılması ile hastaların tercihlerini etkilemesi hem saç ekim merkezleri hem de ülkemiz için büyük bir maddi kayba sebep oluyor” dedi.

  • TCMB Başkanı Uysal: “Önümüzdeki dönemde para politikası duruşumuzu enflasyondaki düşüş sürecinin devamını sağlayacak şekilde belirledik”

    TCMB Başkanı Uysal: “Önümüzdeki dönemde para politikası duruşumuzu enflasyondaki düşüş sürecinin devamını sağlayacak şekilde belirledik”

    Merkez Bankası Başkanı Murat Uysal, “Önümüzdeki dönemde para politikası duruşumuzu enflasyondaki düşüş sürecinin devamını sağlayacak şekilde belirlerken, finansal istikrara yönelik olarak zorunlu karşılıklar gibi makro ihtiyati araçları da etkin bir şekilde kullanacak; yapısal politika alanlarındaki analizlerle kamuoyunda farkındalık oluşturma misyonumuzu yerine getirmeye devam edeceğiz” dedi.

    İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisi’nin bugün yapılan olan aylık olağan toplantısı ‘Nitelikli ve Sürdürülebilir Üretim Ekonomisi İçin Finansal Politikaların ve Fiyat İstikrarının Önemi’ ana gündemi ile gerçekleştirildi. İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan’ın açılış konuşmasını yaptığı toplantıya Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Murat Uysal konuk olarak katılarak gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Uysal, “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası olarak reel sektörü daha iyi anlama ve bu yönde iletişimi güçlendirme konusuna verdiğimiz önemi daha önce çeşitli platformlarda ifade etmiştim. Bu toplantıyı, bahsettiğim çerçevenin hayata geçirilmesi yolunda önemli bir adım olarak değerlendiriyorum” dedi.

    Cari işlemler dengesinin 2018 yılının ikinci çeyreğinde başlayan dengelenme süreciyle birlikte hızla iyileştiğini ve uzun yıllar sonra ilk kez bu yılın Haziran ayında yıllık olarak fazla verdiğini söyleyen Uysal, “Cari dengedeki iyileşme üçüncü çeyrekte de devam etmiş ve Eylül ayı itibarıyla yıllık yaklaşık 6 milyar dolar fazlaya ulaşılmıştır. Böylece, 2018 yılı ikinci çeyreğinde milli gelire oran olarak yüzde 6,5 düzeyinde açık veren cari işlemler dengesinin, 2019 yılı üçüncü çeyreği itibarıyla yaklaşık yüzde 1 oranında fazlaya ulaştığı tahmin edilmektedir. Bu noktada hatırlatmak isterim ki cari işlemler dengesi tarihimizin en derin krizlerinden birini takiben en son 2002 yılının Kasım ayında yıllık olarak fazla vermiş ve o dönemden 2019 yılının Haziran ayına kadar kesintisiz olarak açık vermiştir. Bu açıdan bakıldığında cari dengedeki mevcut düzeltmeyi getiren dinamiklerin önceki dönemlerle kıyaslanması ve farklılıkların tespit edilmesi büyük önem taşımaktadır” diye konuştu.

    Türkiye üzerine yapılan akademik çalışmaların ithalatın reel gelir ve reel kurdaki değişimler tarafından anlamlı bir düzeyde açıklanabildiğini göstermekte olduğunu belirten Uysal, “Söz konusu çalışmalar ithalatın gelir esnekliğinin göreli fiyatlara göre daha yüksek olduğuna işaret etmekte. Bu çerçevede, iç talepte 2018 yılı ikinci çeyreğinden itibaren görülen yavaşlamanın ithalatı belirgin ölçüde sınırladığını söyleyebiliriz. Bununla birlikte ithalat ile milli gelir arasındaki ilişkinin son dönemde belirgin bir biçimde zayıfladığını da gözlemliyoruz. Bu gelişmede reel kurdaki uzun süreli uyarlamanın ve firmaların üretim yapısındaki değişimin etkili olduğunu değerlendiriyoruz. Bu çerçevede, ilerleyen dönemde iktisadi faaliyetin kademeli olarak toparlanacağı bir konjonktürde göreli fiyatların sınırlayıcı etkisi nedeniyle büyümenin cari denge üzerindeki etkisinin nispeten daha az olmasını bekleyebiliriz.

    Cari açıktaki düzelmede göz ardı edilmemesi gereken diğer bir faktör ham petrol ve emtia fiyatlarındaki gelişmelerdir. Türkiye’nin üretim ve ihracat yapısında enerji ve emtia kaynaklı ithal girdi bileşeninin yüksek olması nedeniyle, başta petrol ve metal olmak üzere uluslararası fiyatlardaki aşırı hareketler ithalatta talep koşullarından bağımsız dalgalanmalar oluşturabilmektedir. Örneğin, son enflasyon raporumuzda yer verdiğimiz bir kutu çalışmasında da değindiğimiz üzere, 2014 yılının sonlarından itibaren petrol fiyatlarında gözlenen belirgin düşüşün cari açığı önemli ölçüde sınırladığını söyleyebiliriz. Benzer şekilde 2018 yılında ortalama 71 dolar olan Brent petrol fiyatının küresel büyümedeki yavaşlamaya bağlı olarak daha ılımlı düzeylerde seyrettiği bir konjonktürde, geçtiğimiz yıl 43 milyar dolar olan enerji ithalatımızın bu yıl daha sınırlı kalması kuvvetle muhtemel görünüyor” dedi.

    “Reel sektörü finansal risk yönetimi ve krediye erişim konularında desteklemeye devam edeceğiz”

    Son yıllarda ihracat reeskont kredilerinde limitlerin artırılmasına, kredi kapsamının genişletilmesine ve kullanım kolaylığı sağlanmasına yönelik bir takım düzenlemeler yaptıklarından bahseden Uysal, “Önümüzdeki dönemde Türk lirası cinsi varlıkların riskten korunmasına ve fiyatlanmasına yönelik yürütmekte olduğumuz finansal mimari çalışmalarımızın yanı sıra zorunlu karşılıklar gibi makro ihtiyati araçları da etkin bir şekilde kullanarak reel sektörü finansal risk yönetimi ve krediye erişim konularında desteklemeye devam edeceğiz. Sahip olduğumuz araç seti çerçevesinde bu alanlarda gereken düzenlemeleri her zaman ivedilikle hayata geçiriyor olmakla birlikte, cari dengedeki iyileşmenin kalıcı olmasını sağlamak için bu politikaların yapısal adımlarla desteklenmesi kritik önem taşıyor” ifadelerini kullandı.

    Başkan Uysal, dış pazarlardaki yavaşlamaya, ticaret savaşlarına ve jeopolitik risklere rağmen reel sektörün güçlü bir ihracat performansıyla ekonomideki dengelenmeye önemli katkı sunduğunu belirterek, “Ürün ve pazar çeşitliliğinde sağlanan başarının ihracat performansında kritik rol oynadığını değerlendiriyoruz. Bu süreçte, geleneksel ihracatçı sektörlerimize ek olarak başta savunma sanayi, kimya, mobilya ve inşaat yan sanayi sektörlerinde olmak üzere firmalarımız yeni pazarlarda önemli başarı elde ettiler. Yeni pazarlara açılmak ihracat kompozisyonumuzun çeşitlenip derinleşmesine katkıda bulunuyor. Savunma sanayi, tekstil, makine-teçhizat, fabrikasyon metal, ilaç, kimya ve enerji gibi sektörlerde son yıllarda üretimin yerli içeriğinde önemli artışlar olduğunu izlemekle birlikte bu alanda gidilecek daha çok yol olduğunun farkındayız. Kuşku yok ki üretimin ithal girdi oranını azaltma konusunda atılacak politika adımları, ekonominin dengeli ve sürdürülebilir bir büyüme patikasına yönlendirilmesine önemli katkı sunacak” diye konuştu.

    “Önümüzdeki dönemde para politikası duruşumuzu enflasyondaki düşüş sürecinin devamını sağlayacak şekilde belirledik”

    Uysal son olarak şunları kaydetti: “Geçmiş konuşmalarımda da vurguladığım üzere fiyat istikrarı ve sürdürülebilir büyüme birbirini tamamlayan unsurlardır. Verimlilik kaynaklı büyüme fiyat istikrarına katkı sağlarken, fiyat istikrarı öngörülebilirliği artırarak ve uzun vadeli faiz oranlarını düşürerek potansiyel büyümeyi desteklemektedir. Geçmiş deneyimlerimiz göstermiştir ki fiyat istikrarına ulaşılabilmesi ve ekonominin dengeli, sürdürülebilir bir büyüme patikasına yönlendirilebilmesi için cari dengenin makul düzeylerde korunabilmesi kritik önem arz etmektedir. Konuşmamın bu bölümüne kadar özetlediğim konjonktürel unsurlar ve yapısal politika adımları büyümenin daha sağlıklı bir zeminde sürdürülebilmesi konusunda para politikası ve diğer politika yapıcılar nezdinde yüksek bir farkındalığa ve somut çabaların varlığına işaret etmektedir. Önümüzdeki dönemde para politikası duruşumuzu enflasyondaki düşüş sürecinin devamını sağlayacak şekilde belirlerken, finansal istikrara yönelik olarak zorunlu karşılıklar gibi makro ihtiyati araçları da etkin bir şekilde kullanacak; yapısal politika alanlarındaki analizlerle kamuoyunda farkındalık oluşturma misyonumuzu yerine getirmeye devam edeceğiz. Bunu yaparken, Merkez Bankası ve reel sektör arasındaki iletişim köprüsünü daha da güçlendirerek beklentilerinizi ve önerilerinizi ilgili kamu kurumlarıyla paylaşmayı sürdüreceğimizi belirtmek isterim.”

    Bahçıvan: “Üretim odaklı bir ekonomi anlayışı hakim kılınmalıdır”

    Toplantıda konuşan İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, dünya toplumlarının daha fazla refah, adalet ve öngörülebilir gelecek istediğinin altını çizerek “Bunun için de nitelikli ve sürdürülebilir büyümenin sağlanmasının gerektiğini biliyoruz. Geleceğe ilişkin endişeleri azaltmak, kaygıların yerine umutları yeşertmek için üretim odaklı bir ekonomi anlayışı hakim kılınmalıdır” dedi.

    “Ekonominin refah üreten, istihdam oluşturan verimlilik artışı sağlayan asli unsuru üretim; dolayısıyla sanayidir” diyen Bahçıvan, “Üretim ekonomisine hak ettiği yeri yeniden kazandırmak için birinci koşul finans ayağının sağlam olmasıdır. Bunun yolu ise finans ile reel sektörün uyum içinde iş birliğini esas alan bir sanayi ve üretim ekosistemini oluşturulmasından geçiyor” diye konuştu.

    Erdal Bahçıvan, reel sektör odaklı üretimi, büyümeyi ve istihdamı gözeten yeni bir modelin kurgulanmasının geleceği kaybetmemenin tek seçenek olduğunun altını çizdi.

  • Ispanak fiyatlarında düşüş yaşandı

    Ispanak fiyatlarında düşüş yaşandı

    Tokat’ta ıspanak hasadında üretimin artması ile birlikte fiyatlarda düşüş yaşandı.

    Tokat merkeze bağlı Pınarlı köyünde ıspanak hasadının başlaması ile birlikte önceki haftalara göre kentte ıspanak fiyatlarında düşüş yaşanıyor. Güneşli havanın yüzünü göstermesi ile birlikte üretimde artış fiyatlara yansırken, tarlada 1 lira 25 kuruştan toplanan ıspanak marketlerde 2 lira 95 kuruştan satılıyor. Çiftçi İbrahim Sargın, bir hafta öncesine göre ıspanak fiyatlarında düşüş yaşandığını, zararına hasat yaptıklarını ileri sürerek, “Şu anda ıspanağı maliyetimizin altında kesiyoruz. Bir hafta öncesine göre fiyatlar yüksekti. Havaların ısınması ile birlikte üretim hızlandı ve fazlalaştı. Ondan dolayı fiyatlar aşağıya indi. Ramazan ayında da fazla bir değişiklik olmaz bu düzen gider” dedi.

    Pınarlı Köyü Muhtarı Yaşar Gürüç ise köylerinde yaklaşık 500 dönüm alanda ıspanak, marul, soğan gibi yeşillikler adına üretim yapıldığına dikkat çekti.

    Tarlada çalışan kadınlar ise sabahın erken saatlerinde mesaiye başladıklarını ve akşam saatlerine kadar çalıştıklarını söyledi. Bu çalışmalarının karşılığında ise günlük 60 lira yevmiye aldıklarını ve işlerinden memnun olduklarını söyledi.