Etiket: Düşmanı

  • Bu Besinler Kilo Düşmanı

    Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç, kilo vermek ve zayıflamanın çağımızın en yaygın sorunlarından biri olan obezite nedeniyle gündemdeki konular arasında ilk sıralarda yer aldığını söyledi.

    Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç, kilo vermeye yardımcı besinleri şöyle sıraladı:

    “Yeşil çay: Özellikle Çin olmak üzere Uzak Doğu’da sağlıklı yaşam için bol miktarda tüketilen yeşil çayın vücudu incelttiği, selülitleri azalttığı ve vücut direncini artırdığı birçok kaynakta mevcuttur. Metabolizmayı hızlandırması ve böylelikle kilo verme hızının artmasını sağlamaktadır. Özellikle uzun dönem tüketilmesine dikkat edildiğinde ciltteki nem dengesinin sağlanmasında da etkilidir. Bağırsak hareketlerini düzenlemesi ve sindirimi rahatlatıcı özelliği vardır. Günlük 2-3 bardak tüketilmesi yeterlidir.

    Pancar: A,B,C ve P vitaminleri bakımından zengin olan kırmızı pancar, bileşiminde bulunan ve radyoaktif bir eleman olan rubidyumun sindirim üzerinde olumlu bir etkiye sahiptir. Kırmızı pancarın içeriğinde fosfor, demir, bakır, potasyum, magnezyum, kalsiyum, brom, çinko ve manganez de mevcuttur. Bu besin kan yapımına yardımcı olur ve beta karoten ve folat bakımından zengin yapısıyla bağışıklık sistemini güçlendirir. Demir eksikliği olanlar için de kırmızı pancar önemli bir sebzedir. Pancardaki kalori oranı oldukça düşüktür ve yüksek oranda lif içerdiğinden daha fazla tokluk hissi verir. Bu da kilo almanıza sebep olabilen yiyeceklerden daha az tüketmenizi sağlar.

    Kaju: Kaju fıstığı, B1, E vitamini, magnezyum, potasyum, fosfor mineralleri açısından zengin bir besindir. Doğru miktarda tüketildiğinde kilo aldırır düşüncesinin aksine yağ yakımını hızlandırması ile kilo verdirici özelliğe sahiptir. Kaju içerdiği sağlıklı yağlar sayesinde yağ yakımını hızlandırmaktadır. Metabolizmayı hızlandıran bu besin beyin ve sinir sistemi performansını da artırır.

    Enginar: Sebzelerin arasında bizim için altın besin diyebiliriz. Son yıllarda yapılan birçok çalışmada sayısız faydası olduğu anlaşılan enginar, özelikle anneler tarafından çocuklarına mutlaka yedirilmesi gereken, olmazsa olmaz bir sebze olarak algılanıyor. Hatta yılda bir kere 40 günlük enginar kürü yapanlara her geçen gün daha çok rastlanıyor. Enginarda bulunan ‘siyanik asit’ adlı madde kötü kolesterolü düşürüyor ve iyi kolesterolün salgılanmasını arttırıyor. Bu da kalp damar sağlığı için ilaç niteliğinde bir fayda demektir. Özellikle karaciğer yağlanması olan kişilerde düzenli tüketildiğinde hem kilo kaybına hemde yağ kaybını hızlandırdığı için olumlu sonuçlarla karşılaşılmaktadır.

    Bezelye: Bu besin C vitamini, K vitamini, manganez, lif, folat ve tiamin çok iyi bir kaynağıdır. İçeriğinde ayrıca A vitamini, fosfor, B6 vitamini, protein, magnezyum, riboflovin (B2 vitamini), bakır, demir, çinko ve potasyum vardır. Bezelye yavaş sindirilen lifleri içerir ve doygunluk hissini artırır. Kabızlığı önler ve kalp damar sistemini korur. Kandaki kötü kolesterol seviyesini düşürmeye yardımcıdır. Bezelye, günlük diyette yer alması gereken önemli bir besindir.

    Mango: İçerdiği vitaminler nedeniyle sinirler, cilt ve saçlar için çok yararlıdır. Mangopotasyum, lif ve kuvvetli bir anti-oksidan deposudur. A vitamini, C vitamini, E vitamini içerir. Kanı temizler, olgunlaşmış mango oldukça faydalıdır. Kan şekeri seviyesini sabit tutar. Tokluk hissini etkileyen leptini düzenler. Metabolizmayı hızlandıran mango aynı zamanda yağ yakımını da hızlandırır.”

  • Gözün Sinsi Düşmanı “Glokom”

    Halk arasında “Göz tansiyonu” olarak bilinen Glokom’un milyonlarca insanı etkileyen bir göz hastalığı olduğunu bildiren Acıbadem Eskişehir Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Bülent Raşit Tuncel, hastalığın tedavi edilmez ise görme kaybına neden olabileceğini ifade etti.

    6-12 Mart olarak belirlenen Dünya Glokom Haftası dolayısıyla açıklamalarda bulunan Op. Dr. Tuncel, glokom hastalığının sebeplerini, hastalık riskini arttıran faktörleri ve tedavi yöntemlerini anlattı. Glokomda göz içindeki sıvı basıncının görme yeteneği için gerekli olan göz sinirine zarar verecek düzeyde olduğunu vurgulayan Tuncel, glokomun sıklıkla 40 yaşın üzerinde oluştuğunu ve yıllar içerisinde sinsi bir şekilde ilerlediğini söyledi.

    “GLOKOM BELİRGİN GÖRME KAYBI ORTAYA ÇIKTIĞINDA FARK EDİLEBİLİR”

    Glokomlu kişilerin bir bölümünde hastalığa ait belirtilerin görülmediğini aktaran Op. Dr. Bülent Raşit Tuncel, “Bu, en sık görülen glokom tipi olup “Primer Açık Açılı Glokom” olarak adlandırılır. Glokom, birçok hasta tarafından ancak ileri dönemde ve belirgin görme kaybı ortaya çıktığında fark edilebilir. Bu nedenle çok sinsi bir hastalıktır. Glokomda görme kaybı oluştuktan sonra geri dönüş olmadığından erken tanı önemlidir. Normal göz muayenesi sırasında tespit edilen anormal göz içi basıncı artışı hastalığın ilk belirtisi olabilir. Göz doktorları tarafından aralıklarla yapılan muayenelerle glokomun erken teşhisi mümkün olabilir. Diğer bir glokom türü ise yine ileri yaşlarda ani olarak krizle ortaya çıkan “Dar açılı glokom”dur. Şiddetli göz ağrısı, görme azalması, gözde kızarıklık ve bulantı, kusma ile karakterize bir tablodur. Acil tedavi gerektirir. Bebeklikte ve çocukluk çağında izlenen türlerinde gözde sulanma, ışığa karşı hassasiyet ve gözde büyüme izlenir” dedi.

    “GLOKOMA BAĞLI GÖRME KAYBINI ENGELLEMENİN TEK YOLU ERKEN TANIDIR”

    Glokomun nasıl teşhis edildiğine de değinen Acıbadem Eskişehir Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Tuncel, “Glokom dikkatli bir göz muayenesi ile teşhis edilir. Teşhise yönelik göz muayenesinde göz doktoru tonometre adı verilen bir aletle göz içi basıncınızı ölçer. Göz dibi muayenesi yaparak göz sinirlerini inceler. Gerekli görürse görme alanında kayıp olup olmadığını belirlemek için görme alanı testi yapar. Görme siniri ve sinir lifi tabakasını inceleyen ileri yöntemler de uygulanabilir. Hatırlayın ki glokom herkeste olabilir. Glokoma bağlı görme kaybını engellemenin tek yolu erken tanıdır” ifadelerini kullandı.

    “TEDAVİLERİN AMACI HASTANIN KALAN GÖRMESİNİN KORUNMASIDIR”

    Glokom riskini artıran faktörleri ‘İlerleyen yaş, ailede glokom öyküsü, sigara, şeker hastalığı, yüksek-düşük kan basıncı, miyopi, göz yaralanmaları ve migren’ olarak sıralayan Tuncel, glokomun tanı konulduktan sonra tamamen iyileştirilip kaldırılamadığını fakat uygun tedavi ile başarılı olarak kontrol altında tutularak görme kaybının ilerlemesinin engellenebileceğini ifade etti. Glokomun tedavisini anlatan Tuncel, “Eğer glokomunuz varsa, hastalığın tedavisi ve izlenmesi hayatınızın geri kalan bölümünde sürekli olarak devam edecektir. Bu nedenle göz doktorunuzun izleme programına düzenli olarak uymanız ve önerilen tedaviyi dikkatle uygulamanız çok önemlidir. Açık açılı glokom öncelikle göz içi basıncını düşüren çeşitli ilaçlarla tedavi edilir. Bu ilaçlar genellikle göz damlası şeklindedir. Gerekirse cerrahi ve lazer girişimleri de uygulanabilir. Bu tedavilerin amacı hastanın kalan görmesinin korunması olup görmeyi arttırmazlar. Kriz ile ortaya çıkan dar açılı tipinde tedavi çok acildir. Doğuştan glokomda ise tedavi esas olarak cerrahidir. Bazı hastalarda birden fazla cerrahi girişim de gerekebilir” diye konuştu.

    Son olarak ilaçların doktorun önerdiği şekilde kullanılması gerektiğini vurgulayan ve damlaların her gün aynı saatte damlatılması gerektiğini hatırlatan Acıbadem Eskişehir Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Bülent Raşit Tuncel, ilaçların yan etkisi olması durumunda mutlaka doktora başvurulması gerektiğini belirtti.

  • Stres, Ceo’ların Da Düşmanı

    Bedensel ve ruhsal arınma koçu Alman Otto Bauer, aynı zamanda 35 yılını dünyanın çeşitli ülkelerinde çalışarak geçiren eski bir CEO. Hedefi ise bir dönem kendisinin de yaşadığı gibi stresle mücadele eden yöneticilere yol göstermek. Yaptığı araştırmalarda dünya genelindeki CEO’ların 45-50 yaşlarında hayatlarını kaybettiğini tespit eden Bauer, günümüz koşullarında sağlıklı bir yöneticinin nasıl olması gerektiğini anlattı.

    Yaşar Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi (YÜSEM) tarafından düzenlenen “Yönetici Sağlığı: Yaşam ve Denge” konulu seminere konuşmacı olarak katılan Türkiye Festo Şirketi Kurucusu ve Eski CEO’su Otto Bauer, İzmirli yöneticileri bilgilendirdi. İstanbul’da hizmete açtığı Fasting Academy ile yöneticilerin yanı sıra çocuklu çalışan annelere hatta iş yaşamına yeni adım atan gençlere beden ve ruh sağlıklarını tehlikeye sokmadan nasıl bir yol izlemeleri gerektiğini anlatan Bauer, “35 yıl boyunca Güney Amerika, Asya ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde çalıştım. Kısa kesintilerle yedi sene boyunca Hindistan’da yaşayarak Hint felsefesi ve meditasyon hakkında bilgi sahibi oldum. Hindistan’ın ardından Almanya ve son olarak Türkiye’ye yerleşerek uzun yıllar üst düzey yöneticilik görevlerinde bulundum. Bu süre zarfından ben de yoğun strese maruz kalarak duyma problemi ile mücadele ettim. Ancak daha sonra Hindistan’da öğrendiğim bilgilerden yola çıkarak bedensel ve ruhsal arınmaya önce kendi bedenimden başladım. Böylece iş yaşamımda çok daha başarılı olduğumu ve çalışanlarımla ilişkilerimin çok daha yolunda gittiğini gözlemledim” dedi.

    “İKİ CEP TELEFONU, İKİ ASİSTAN VE İKİ BİLGİSAYARLA YAŞAMAK DOĞRU DEĞİL”

    Bedensel ve ruhsal arınma anlamına gelen Fasting Academy’i kurarak stres altındaki yöneticilerin ve çalışanların yaşam stillerini nasıl değiştirmesi gerektiğini sekiz gün boyunca süren kamplarda anlatan Otto Bauer, “Bir insan CEO’da olsa öncelikle kendisi ve ailesi için ne kadar zaman harcadığını, hobisi ile ne kadar vakit geçirdiğini iyi bilmeli. Ancak bunlara yeteri kadar zaman harcamıyorsa yaşam stilini baştan aşağı ele almalı. Herkes için hizmet ederken kendin için neler yaptığını bir düşünmelisin. Dünyada sert ve yaklaşılmaz CEO dönemi bitti. Artık hümanist ve kişisel kontrole sahip CEO modeli mevcut. Kişisel kontrole sahip kişilerde takım lideri olmak çok daha kolaylaşıyor. Ekibinizin de sizin arkanızdan geldiğini görebiliyorsunuz. Ayrıca iki cep telefonu, iki asistan ve iki bilgisayarla yaşamak da çok doğru değil. Teknolojiyi daha az kullanarak daha basit bir yaşam benimsenmeli” diye konuştu.

    “PEK ÇOK CEO MEDİTASYON YAPIYOR”

    Otto Bauer sözlerini şöyle sürdürdü: “Dünya geneline baktığınızda CEO’ların 45-50 yaşlarında hayatlarını kaybettiğini gözlemleyebilirsiniz. Avrupa’daki CEO’lar artık daha temkinli. Pek çoğu meditasyon eğitimlerine katılıyor. Türkiye henüz başlangıç aşamasında. Ben de sekiz gün süren kamp boyunca katılımcılara yoğun meditasyon yaptırıyorum ve onları doğru beslenme konusunda özel bir diyet yardımıyla bilgilendiriyorum. Stresle mücadelede önemli bir adım atmış olan kişiler böylece iş yaşamının yarattığı çeşitli hastalıklardan da korunmuş oluyor.”

  • Alkol Ve Sigara Saçların Düşmanı

    Saç Simülasyonu Uzmanı ve Eğitmeni Serkan Bozkurt, alkol ve sigarının saçların düşmanı olduğunu söyledi.

    Mart ayının ilk haftasının ’’Yeşilay Hastası’’ olması nedeniyle sigara, alkol gibi zararlı maddelerin tüketimi konusunda değerlendirmelerde bulunan Serkan Bozkurt, “Sigara, alkol gibi zararlı maddelerin tüketimi nedeniyle kişinin bedeninde ve ruhunda tahribatlar oluşur. Ayrıca bu maddeler saç sağlığını da olumsuz yönde etkiler” dedi.

    Dünyada her geçen gün insan sağlığına olumsuz etkileri görünen sigara ve alkolün saç yapısını da olumsuz yönde etkilediğini kaydeden Saç Simülasyonu Uzmanı ve Eğitmeni Serkan Bozkurt, daha sonra şunları söyledi:

    “Yapılan araştırmalar göstermektedir ki sigara ve alkol saç dökülmesine, saç yapısının bozulmasında etkili bir rol oynamaktadır. Sigara ve alkol kullanımı saçlarda aşırı yağlanma ve kırılma ile başlayan bir sürece sokuyor. Zamanla saç kayıpları başlayarak bu sayı her geçen gün artıyor. Eğer bu sürecin başında iseniz sigara ve alkol tüketimini azaltmanız hatta son vermeniz saç sağlığınız ve sağlığınız için atılmış güzel bir adım olacaktır. Dengeli ve düzenli beslenme ile saç sağlığınız olumlu etkilenecektir. Protein ağırlıklı, B grubu vitamini yüksek besinler tüketmek saç sağlığınıza artı değerler katacaktır. Eğer ki vücudunuzda demir ve çinko eksikliği varsa ek takviye almakta fayda var. Eğer ki saçlarınız döküldü ve seyrekleşti ise dünyada yeni bir trend olan saç simülasyonunu ve saç mezoterapisi adında iki yeni teknik var.

    SAÇ SİMÜLASYONU KİMLERE UYGULANABİLİR?

    Genel bir tanım olarak saç simülasyonu, özel olarak üretilmiş bir cihaz ile bitkisel içerikli boyaların saç derisine minik efektler şeklinde uygulanması işlemidir. Daha koyu bir renk alan saç derisi daha yoğun ve gür bir saç görüntüsüne kavuşuyor.İşlem ortalama 3-5 saat sürüyor.İşlem esnasında kişi tv izleyebiliyor. Cerrahi bir operasyon değildir.İşlem sonrasında kişi günlük hayatına devam ediyor.Ortalama 3-5 yıla varan bir kullanım imkanı sağlıyor.Saç sorunu yaşayan bay ve bayanlar,daha önce saç ekimi yaptırmış ama memnun kalmamış kişiler,ekim izi olan kişiler ve daha yoğun bir saçı olmasını isteyen herkes bu yöntemi seçebilir.

    SAÇ MEZOTERAPİSİ KİMLERE UYGULANABİLİR?

    Saçları seyrekleşmiş,cansızlaşmış ve sağlığını kaybetmiş saçlara özel serumların enjejte edilmesi işlemdir. Özel olarak geliştirilmiş bu serumlar direk saç köküne enjekte edildiği için başarı oranı çok yüksektir. Kısa sürede saçlarda canlanma ve cılız küçük tüylerde kalınlaşmakta olmaktadır. İşlem cerrahi bir operasyon değildir.”

  • Kanserin Yeni Düşmanı Egzersiz

    Çağın hastalığı olarak nitelendirilen kanserin, yeni bir düşmanının olduğunu söyleyen Medical Park Antalya Hastane Kompleksi Medikal Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Hakan Bozcuk, kemoterapi, radyoterapi ve ilaç tedavilerinin yanı sıra egzersizin, kanser hastalarına yeni bir kapı açtığını söyledi.

    Yapılan son dönem deneylerde egzersizin kanser hastaları üzerinde olumlu etkileri olduğu ortaya çıktığını ve kanser hastalığından korunma ve kanserin ilerlemesini geciktirmede egzersizin faydalı olabileceği bilgisini paylaşan Prof. Dr. Hakan Bozcuk, “Yapılan son dönem deneylerde egzersizin kanser üzerinde olumlu etkileri gözlemlenmiştir” dedi.

    “KANSERLE BOZULMUŞ DENGEYİ GÜÇLENDİRİYOR”

    Egzersizin kanser hastalığı üzerindeki etkisi hakkında da konuşan Prof. Dr. Hakan Bozcuk, “Kanser hastalığında, mevcut olan hassas bir dengenin değişimi ortaya çıkmaktadır. Bu denge, uzun süre iltihabi durum ve vücuttaki tümöre karşı savaşan savunma sisteminin birbiriyle ilişikli olarak değiştiği bir durumdur. Egzersiz, kanserde bozulmuş olan bu dengeyi, tümörü yok etmeyi amaçlayan savunma sistemini güçlendirerek ve aynı zamanda uzun süredir devam etmekte olan düşük düzey iltihabi durumu da hafifleterek hasta lehine çevirmektedir” ifadelerini kullandı.

    “NORMAL HÜCRENİN KANSERLİ HÜCREYE DÖNÜŞMESİNE ENGEL OLUYOR”

    Son dönemlerde yapılan laboratuvar ve hayvan deneylerindeki erken verilerin bazı ilginç sonuçları da gösterdiğinin altını çizen Prof. Dr. Bozcuk, “Bu sonuçlara göre egzersiz normal hücrenin kanserli hücreye dönüşmesinde başlı başına engelleyici olabilmektedir. Kanserli hücre, oluştuktan sonra çoğalarak kanserli kitle ve artan hücrenin oluşumunu azaltabilmektedir. Benzer şekilde kanser oluştuktan sonra ve yaygın evreye geçtikten sonra radyoterapi ve kemoterapi gibi savunma sistemi aracılıklı diğer son dönem tedavilerin kullanımdaki etkinliği de egzersizle artabilmektedir” dedi.

    “DOĞAL ÖLDÜRÜCÜ HÜCRELER KAPASİTE ARTTIRIYOR”

    Egzersiz ve kanser ilişkisine dair önemli ve heyecan verici bulgular hakkında da açıklamalar yapan Prof. Dr. Bozcuk, “Kanserin korunması basamağında egzersiz, vücuttaki uzun süreli iltihabi olayları baskılamaktadır. Bu da kanser gelişimini azaltmaktadır. Aynı şekilde vücutta savunma sisteminin çok önemli bir parçası olan doğal öldürücü hücreler yani NK hücrelerinin görevleri ve iş yapabilme kapasiteleri egzersizle artmaktadır. Kanser tedavisinde egzersizin rolüne geldiğimizde ise, egzersiz tümöre nüfus eden vücudun savunma hücrelerini arttırmaktadır. Bunlara Sitotoksik T hücreleri de denilmektedir” şeklinde konuştu.

    KANSERİN TEKRARLAMASINDA AZALTICI ETKİ

    Egzersizin son dönem savunma sistemini güçlendiren yeni tedavilerle kullanıldığında dendritik hücreler denilen hücrelerin sayısını arttırdığını belirten Prof. Dr. Bozcuk sözlerine şöyle devam etti:

    “Egzersiz, tümörle savaşan savunma sistemini güçlendirmekte ve aynı zamanda vücudun savunma sisteminin tümörü tanımasını ve yok etmesini zorlaştıran uzun süreli iltihabi durum varlığını ise en aza çekmektedir. Tüm bu bulgular, egzersizin kanserden korunmadan ve kanser tedavisinde ve hatta belki de kanserin tekrarlamasında azaltıcı etkisi olabileceğini göstermektedir.”

    “DOKTORUNUZLA TEMASA GEÇİN”

    Kanser tedavisi alan hastaların, doktorlarıyla temasa geçerek fiziksel durumlarına ve hastalıklarına uygun bir egzersiz programı konusunda destek almaları gerektiğini sözlerine ekleyen Prof. Dr. Bozcuk, “Fiziksel olarak yeterli olan, egzersiz yaparak motive olan ve tedavisinin başarıya ulaşması ya da kanserin ilerleyişinin geciktirilmesi konusunda yeni bir şey yapmayı isteyen her kanser hastası, uygun egzersiz programları içinde yer almayı düşünmelidir” şeklinde konuştu.

    Egzersizin kanser üzerindeki etkileriyle ilgili çalışmaların henüz erken sonuçlar verdiğini ve sonuçların özellikle hücre kültürü çalışmaları, laboratuvar sonuçları ile hayvan deneylerinden elde edildiğine vurgu yapan Prof. Dr. Bozcuk, “Bu sonuçlar, ileri insan çalışmalarıyla desteklenmesi beklenen doğal bir ön basamak oluşturmaktadır. Bu konuda daha ileri bilgiye ihtiyaç olsa da ortaya çıkan bu sonuçlar heyecan verici” dedi.