Etiket: Dünyadaki

  • Dinçer: “Hedefimiz PSA’nın dünyadaki en büyük bayisi olmak”

    Odak Opel Genel Müdürü Cihan Dinçer yılda ortalama 4 bin adet Opel marka araç sattıklarını ve hedeflerinin PSA’nın dünyadaki en büyük bayisi olmak olduğunu söyledi.

    Avrupa’nın 2’ inci en büyük otomobil üreticisi Fransız PSA Group tarafından geçtiğimiz aylarda satın alınan Opel markasının en çok satan bayisinin Odak Opel olduğu açıklandı. Açıklamayı yapan Odak Opel Genel Müdürü Cihan Dinçer yılda ortalama 4 bin adet Opel marka araç sattıklarını ve hedeflerinin PSA’nın dünyadaki en büyük bayisi olmak olduğunu belirtti.

    Merkezi İstanbul’da bulunan Odak Opel, yaptığı satışlarla Avrupa’daki bayileri de geride bırakarak son 15 yılın en çok satanı oldu. Dinçer, “Yeni hedefimiz PSA’nın dünyadaki en büyük bayisi olmak. Daha fazla araç satarak bu hedefe ulaşmaya çalışacağız. Yılda ortalama 4 bin adet Opel marka araç satıyoruz. Bu rakamlarla Avrupa’daki birçok bayiyi geride bırakırken Türkiye’deki bayiler arasında da ilk sıradayız” dedi. 1989 yılından bu yana Opel bayisi olarak hizmet verdiklerini söyleyen Dinçer, “Standartların üzerinde müşteri memnuniyetini hedef alan hizmet anlayışımızla, eğitimli kadromuzla, sürekli kendimizi geliştirerek 1989 yılından bugüne Opel bayileri içinde haklı ve seçkin bir üne sahibiz” diye konuştu. Peugeot ve Citroen araçların üreticisi olan Fransız PSA Group, Opel’i ABD’li General Motors’dan 2 milyar 200 milyon euro karşılığında satın almıştı.

  • Dünyadaki ölümlerin yüzde 48’inin sebebi kardiyovasküler hastalıklar

    VM Medical Park Bursa Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Aysel Aydın Kaderli, dünyadaki ölümlerin yüzde 48’inin kardiyovasküler hastalıklar sebebiyle gerçekleştiğini söyledi.

    Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Aysel Aydın Kaderli, hipertansiyon, şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği, sigara içimi ve genetik yatkınlığa ek olarak psikolojik stresin de kardiyovasküler hastalıklar için klasik risk faktörleri arasında sayılmakta olduğunu ifade ederek, “Psikolojik stres önemli, değiştirilebilir bir risk faktörü olarak kabul edilmektedir. İnme, koroner arter hastalıkları kalp krizi geçirme riskini arttırırken, ritim bozukluklarının ortaya çıkması ya da kötüleşmesinin kalp yetersizliği olan hastalarda klinik tablonun bozulmasına da sebep olabildiği bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Deprem gibi doğal afetler, önemsenen spor müsabakaları, terör saldırıları gibi akut streslerin, aşırı iş stresi, yoğun trafik gibi kronik streslerin ve herhangi bir sebeple olan aşırı kızgınlığın kalp krizi riskini 4 ile 8 kat arttırdığı gösterilmiştir. Keza depresyon tanısı olan kişilerde kalp krizi riski 2.5 kat artmaktadır” dedi.

    Doç. Dr. Kaderli, “Stres kardiyovasküler olaylar için önemli bir risk faktörü olmaya devam etmektedir. Teknolojinin çok hızlı ilerlemesi, sosyoekonomik durumun hızlıca değişim gösterebilmesi ve sedanter yaşam tarzının giderek yaygınlaşması bu etkiyi daha da fazla arttırmaktadır. Ancak stresin yönetilebilir ve değiştirilebilir bir risk faktörü olduğu unutulmamalıdır. Stresin yönetilmesinde en başta kişinin kendisi ile birlikte ailesi ve iş çevresine önemli roller düşmektedir. Ancak kardiyovasküler hastalığı bulunan ya da hastalık gelişme riski yüksek olan kişilerde stres yönetiminin sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi için yukarıda bahsedilen grubun içerisine doktoru ve gerekli ise profesyonel psikolog ya da psikiyatristin dahil edilmesi uygun olacaktır” diye konuştu.

  • Kadınlar dünyadaki ‘kaos’u resmetti

    Eskişehir Kent Konseyi tarafından 8 Mart Dünya Kadınlar Günü etkinlikleri kapsamında “Yaşayan Kadınlar: Kaos” isimli fotoğraf sergisi açıldı.

    Türkiye’de ilk olarak bir kadın grubunun birleşerek sanat düzeyinde işlere imza attığı “Kadın Fotoğraf Grubu” üyelerinin eserlerinin yer aldığı ‘Yaşayan Kadınlar: Kaos’ isimli sergi, Espark Alışveriş Merkezi’nde açıldı. 6 senede birçok farklı projeye imza atan kadınların çektikleri fotoğraflardan oluşan sergide “kadın” yerine “insan” koyularak günümüz dünyasındaki üzücü olayları anlama çabasına giriliyor. Eskişehir Kent Konseyinin 8 Mart Dünya Kadınlar Günü etkinlikleri kapsamında düzenlediği ve küratörlüğünü Gülbin Özdamar Akarçay’ın yaptığı sergide Hülya Avdan, Melis Batır, Ayşegül Çıkıncı, Esra Çolak, Solmaz Mercan, Sema Omurtak, Özlem Kanat Örneksoy, Şükran Tunç’un 40 eseri yer alıyor.

    “Biz kadınlar olarak her türlü konuya hassasız”

    Yaşayan Kadınlar Grubu olarak Eskişehir Fotoğraf Sanatı Derneğinde (EFSAD) uygulama dersleri aldıklarını ifade eden Hülya Avdan, 2011 yılından bu yana 7 proje ürettiklerini belirtti. Avdan, “Yaşayan Kadınlar Grubu, Türkiye’deki ilk kadınların oluşturduğu bir gruptur. Şimdiye kadar 2011 yılından beri 7 proje ürettik. Bu yıl 7’ncisi. 2011 yılında dövülen, öldürülen kadınlara inat, hayata tutunan, ‘yaşayan kadınlar’ sloganıyla çalışmalarımıza başladık. Geçen yıl bellek konulu bir çalışmamız oldu. Belleklerimizde, zihinlerimizde geçmişten bugüne kadın ve kadının izlekte oluşturduğu sorunlar, bunları çalıştık. Bu yıl da ‘Kaos’ konulu, Türkiye’deki ve dünyadaki objektifimizi insana çevirdiğimiz, kadın yerine insana çevirdiğimiz bir proje gerçekleştirmiş olduk. Amaç şuydu; biz kadınlar olarak hassas ve her türlü konuya, soruna hassasız. Bu konularla ilgili düşüncelerimizi yansıtmak istiyoruz fotoğraflarla. Bu düşüncelerimizi dünyada şuan savaş var, açlık var, çevre sorunları var. Bu teknolojiye rağmen hala bu sorunların neden çözülemediğine kendimizce yorumlar getirmeye çalıştık. Bu konulara bakış açımızla fotoğraflar ürettik” dedi.

    “İçinde yaşadığımız kaosu anlatmaya çalıştık”

    Bu seneki çalışmalarında dünya üzerinde yaşanan ‘kaos’u ele aldıklarını aktaran Esra Çolak ise, “Bu seneki çalışmamızda ‘kaos’ dedik. Çünkü bildiğiniz gibi geçen yıl özellikle dünya çapında savaşlar, göçler, terörizm hat safhaya çıktı. Bilimin ve teknolojinin bu kadar ilerlediği bir çağda neden hala toprak kavgası, petrol kavgası yapıyoruz? Neden savaşlar ve terörizm bu kadar hat safhada ve neden birbirimize karşı hoşgörüsüzlüğümüz artmış durumda. Bu içinde yaşadığımız kaosu anlatmaya çalıştık. 9 kişinin eseri var. Toplamda 40 eser söz konusu. İçimizde akademisyen var, memur var, ev hanımı var, kuaför var, ev hanımı var, her türlü meslek gruplarından insanlar var aramızda” ifadelerini kullandı.

  • Dünyadaki nükleer santral tehditlerine Türkiye’den çözüm

    Nükleer santrallerin sızıntı meselesine Türkiye’deki bir AR-GE firması tarafından çare bulundu.

    Sayıları dünyada 500 civarında olan nükleer santraller, patlama ve sızıntı durumunda çevreye ölüm saçıyor. Nükleer santrallerden radyasyon sızıntısı konusunda 4 yıldır çalışma yürüten Balıkesir’in Edremit ilçesindeki Kale Natürel, dünya rezervlerinin yüzde 72’sini ülkemizde barındıran bor ham maddesini saflaştırarak elde ettiği sodyum pentaborat maddesini en düşük seviyeye indirmeyi başardı. Bilim alanında dünyanın en başarılı ülkelerinde bile 9 su molekülüne kadar indirilerek saflaştırılan sodyum pentaborat maddesini 7 su molekülüne indirmeyi başaran firma, bu maddeyi, ismini açıklamadığı başka bir maddeyle de birleştirerek radyasyonu geçirmeyen beton elde etti.

    Yıllardır üzerinde çalıştıkları buluşun patentini de alan firma yetkilisi Faruk Durukan, “Dünyada yaklaşık 500 civarında faal nükleer santral var. Bunların en büyük riski patlamalarıdır. Bizim 4 yıldır üzerinde çalıştığımız husus, santrallerin patladıktan sonra ortaya çıkarttıkları sızıntı ile ilgili. Geçen sene bu çalışmamız ile NASA kimya ödülü ve geçen sene Amerika’da 3 bilim ödülü aldık. Bu projemiz de bu çalışmamızla aynı. Radyasyon sızıntısını, bilhassa nötron ışınlarını durduran ham maddeyi üretmeyi başardık. Bu çalışmamız ödüller aldı ve ben de bu çalışmayı yapan ekibin içindeydim. Ben ekipte bu ham maddeyi yapan kişiydim. Artık üretime geçtik. Tuğla halinde, dünyadaki tüm nükleer santralleri zırhlamaya talibiz. Dünyanın başındaki bu sıkıntıyı gidermeye talibiz. Dünya rezervinin büyük kısmı ülkemizde olan bor ham maddesini son teknoloji ile işleyerek 7 su moleküllü sodyum pentaboratı elde etmeyi başardık. Bunun ile zırhlamayı başardık. 3 yıl önce patentini alma başvurusunu yapmıştık ve artık hak kazandık. Artık nükleer santral sızıntılarını durduran projeye talibiz. İlle de sızıntı beklemeye gerek yok. Şimdiden santralleri kaplayabiliriz” dedi.

  • Samsun, cerrahi alet üretiminde dünyadaki 3 merkezden biri

    1980’li yıllarda Karadeniz kökenli eski silah ustalarının cerrahi alet üretimine yönlendirilmesiyle, başlanılan cerrahi alet üretiminin yıllık 10 bine adede yaklaşmasıyla Samsun Türkiye’nin cerrahi alet merkezi haline geldi.

    Dünyada sadece Almanya’nın Tutlingen, Pakistan’ın Sialkot ve Türkiye’de de Samsun’da cerrahi alet üretimi yapılırken, Samsun, Almanya’nın Tutlingen kentinden sonra ikinci sırada yerini aldı. Samsun’da irili ufaklı 40-45 civarında firma ortopedik protezler, işitme cihazları, elektrokoter, cerrahi aletler, cerrahi aspiratörler, röntgen cihazları, santrifüj, ameliyat masaları, ameliyat lambaları, tıbbi gaz sistemleri, anestezi cihazları, ortopedik onarım malzemeleri, intraket, kalp ve damar cerrahisinde kullanılan tubing set, kardiyopleji setleri ve kanülleri, buhar ve kuru hava sterilizatörleri, stent, kateter ve sondalar, şırıngalar, iğneler, tıbbi maskeler, oksijen verme cihazları, inkübatörler, su distile cihazları, defibrilatör, odyometri cihazları, ameliyat ve muayene eldivenleri, ameliyat iplikleri, ameliyat örtüleri ve katküt, diş hekimliği onarım malzemeleri ve cerrahi sütürler medikal malzeme üretimi yapmaktadır.

    MEDİKÜM çatısı altında buluştular

    Samsun’da imal edilen medikal ve cerrahi ürünler ABD ve Çin’in de bulunduğu yaklaşık 70’in üzerinde ülkeye ihraç edilirken, 2011 yılında Samsun’daki cerrahi alet üretimi yapan firmalar kümelenme maksadı ile Samsun Medikal Sanayi Kümelenme Derneği (MEDİKÜM) çatısı altında bir araya geldi.

    Bafra’ya Medikal İhtisas Organize Sanayi Bölgesi

    Türkiye’de ilk olarak Medikal İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nin Samsun’un Bafra ilçesine kurulacağını belirten MEDİKÜM Başkanı Dr. Ahmet Aydemir, “Tıbbi aletler yaklaşık 35 sene önce cerrahi alet üretimi ile başladı. Bu süre içerisinde firmalar ve firmalardan ayrılan kişilerle birlikte yeni yatırımcılar ile birlikte yaklaşık 40 civarında firma bölgemizde konuşlanmıştır. Bu firmalar değişik ürün kategorilerinde üretim yapmaktadır. Cerrahi aletler başta olmak üzere, sterilizasyon kutuları, ortopedik implaplar, cerrahi motorlar, ameliyat lambaları, gaz sistemleri gibi birçok değişik alanda üretime devam edilmektedir. Son olarak Türkiye’nin ilk Medikal İhtisas Organize Sanayi Bölgesi Samsun’un Bafra ilçesinde ilan edilmiştir. Alt yapı çalışmaları başlamıştır. Burada yaklaşık 2 bin dönüm kadar bir arazi işletmeler için tahsis edilmiştir. Burası Türkiye’nin ilk dünyanın da önde gelen tıbbi cihaz üretim merkezlerinden birisi olacaktır” dedi.

    “Samsun’dan 65-70 ülkeye ihracat yapıyoruz”

    Tıbbi alet konusunda dünyada 400 milyar dolar gibi bir pazar payının olduğunu belirten Aydemir, “30 civarında uluslararası firma bu pazarın yüzde 70’ini almaktadır. Türkiye’de pazar büyüklüğü resmi rakamlarda 3.5 – 4 milyar dolar gibi, gayri resmi de 6-7 milyar dolar pazar büyüklüğü var. Ancak Türkiye yüzde 90’a yakın ürününü yurt dışından ithal ederek karşılamaktadır. Fakat bu yeni gelişmelerle, devletimizden beklediğimiz alım garantileriyle ya da bize güdümlü üretim yaptırmasıyla bunların çok kısa sürede aşılacağı kanaatindeyiz. Türkiye’de maalesef istediğimiz bir pazar payına yerli firmalarımız sahip değil. Yerli firmalarımızın birçoğu ihracat ile durumlarını idame ettirmektedir. Maalesef ihraç ettiğimiz ürünlerin birçoğu da bize farklı Avrupalı ve Amerikalı markalar adı altında geriye fahiş fiyatlarla satılmaktadır. Yaklaşık 65-70 ülkeye ihracat yapıyoruz. Kolombiya’dan Vietnam’a kadar, İsviçre’den İngiltere’ye, Almanya’ya kadar, İtalya’ya, Afrika’ya, Kenya’ya, Orta Doğu’ya, Azerbaycan, Gürcistan gibi Kafkas ülkelerine ihracat yapılmaktadır” diye konuştu.

    “Söz sahibi olabilmek için devlet desteği şart”

    Dünyada cerrahi alet konusunda söz sahibi olabilmek için devletin tıbbi alet sektörüne destek olması gerektiğinin altını çizen Aydemir, “Serbest piyasa ekonomisi adı altında milli kaynakların yurt dışına peşkeş çekilmesi ekonomimizi kötü bir duruma sokuyor. Dolayısıyla devlet, firmalarıyla beraber olmalı. Tercih ettiği ve isteyen firmalarla gerekirse ortaklıklar kurmalı. Uzun ömürlü firmalar oluşturabilmek için yani 150, 200 ve 300 yıllık, firmaların geleceğini, firmaların sahiplerine değil; içerisinde bizzat devletin kendisi bulunarak uzun vadeli geleceğe doğru götürmelidir. Bütün bunlarla beraber devlet ihtiyacı olan ürünleri firmalarına ürettirmeli. Uluslararası mevzuatlardan kaynaklanan zafiyetlerin artık ortadan kaldırılması gerekiyor. Birilerine ne kendimizi peşkeş çektirelim, ne ezdirelim. Bizim insanlarımız üretmeyi gayet iyi bilmektedir. Ürettiğini de tüketirse zaten sıkıntılarımızın birçoğunu da aşarız. Aynı zamanda ürettiğini tüketen bir ülke, ihracat potansiyelini de arttıracaktır. Yenilik, inovasyon gibi kavramlarda gündeme çok daha rahat girecektir. Buradaki makineler gümrüklerden geçip içeri girerken millileşmiş olarak giriyor. Dolayısıyla bu makine şahıs malı değil, millidir. Bu toprakların milli servetinin bir parçasıdır. Dolayısıyla firmalarımızı da şahıs firmaları gibi görmemek gerekiyor. Eğer kendimize büyük ve global markalar oluşturacaksak devlet desteği muhakkak arkamızda olmak zorundadır. Devletin, işletmelerin içerisinde birer ofisi bulunmak zorundadır. Yakinen işletmeleri takip etmek zorundadır. Milli olmaktan kastım milli üretmek, milli tüketmek, daha fazla ihracat yapıp, ülkedeki gelir düzeyini yukarıya çıkartmaktır. Bütün bunları yapabilecek her şeye sahibiz. Yeter ki bir sistem oluşturulabilsin. Bugün Kore bir sistem oluşturmuş, ekonomisini 50-60 yılda düzeltti. Japonya ve Almanya’da bir sistem oturttu. Bizde de vesayetçi düzen sona eriyorsa ve erdiyse bizim de kendimize göre bir milli sistem oluşturmamız gerekiyor” şeklinde konuştu.

    Türkiye’de ilk “Cerrahi Aletler Anadolu Meslek Lisesi” Samsun’da

    Türkiye’de ilk olacak olan Cerrahi Aletler Anadolu Meslek Lisesinin Samsun’da kurulacak olmasının büyük katkısı olacağını ifade eden Aydemir, “Valimiz İbrahim Şahin’in büyük destekleriyle beraber kentimizde ilk defa tıbbi cihaz üzerine Anadolu Meslek Lisesi oluşturuldu. Bu meslek lisesinin müfredatı da yazıldı. 2017-2018 eğitim sezonunda faaliyete geçecektir. Bütün bunlar çok ciddi gelişmelerdir. Yine Valimiz İbrahim Şahin ve Büyükşehir Belediye Başkanımız Yusuf Ziya Yılmaz’ın destekleriyle Samsun’da Türkiye’de bir ilk olacak Tıbbi Cihazlar Müzesi oluşturulacak. Bu müzede cerrahi el aletlerinin ne şekilde üretildiğine dair canlı görüntüleri göstereceğiz. Bu hem şehrimizin turizmine hem de sektörümüzün bilinirliliğine hem de atıl durumda olan TCDD atölye binasının restorasyonu ile tarihi geçmişimize güzellik katacaktır” açıklamasını yaptı.

    Samsun, Türkiye’nin cerrahi alet merkezi

    Samsun’un, Türkiye’nin cerrahi alet merkezi olduğunu belirten Bahadır Tıbbi Aletler Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Kamil Bahadır, “İnternetten cerrahi alet sorgulaması yaptığınızda Türkiye’de karşınıza Samsun çıkar. Samsun’da beyin cerrahi, ortopedi, kulak burun boğaz, göz, kadın doğum, endoskopik, atroskopik cerrahi aletler üretilmektedir. Samsun’da cerrahi aletlerin gelişimi ile birlikte Ondokuz Mayıs Üniversitemizdeki hocalarımızın Ankara’daki Hacettepe, Çapa Cerrahpaşa Üniversitesindeki hocalarımızın da alete ulaşımı çok kolay olmuştur. Bakıldığında Türkiye’de çok iyi cerrahlara sahip olduğumuz görülmektedir. Bizim yaklaşık 12 bin çeşit cerrahi üretimimiz var. Bunlar içerisinde sene de yaklaşık 10 bine yakın alet üretmekteyiz. Şu anda iç taleplere cerrahi aletleri veriyoruz. Cerrahi aletin dışında biz sterilizasyon kapları da yapıyoruz. Bunların dışında bizlerden de cerrahi alet talep edilmektedir. Bunları da Türkiye içerisindeki yeterliliğimizi koruyarak bu talepleri de dünyanın değişik ülkelerine veriyoruz. Bu sektörün içerisinden gelen insanlar Karadeniz kökenli eski silah ustalarıydı. Fakat bizim meslek liselerinde bu tür bir branş olmayınca şuandaki eski Kutlukent Belediye binası Cerrahi Aletler Meslek Lisesi olarak birkaç sınıf açılacak. Bu sevindirici bir haber. Çünkü bir ara elemanının, bu konuda yetişmesi çok zordur. Üretilen bir cerrahi alet yüzde 30’u makine işçiliği ve yüzde 70’i de ustanın mahareti ile ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla böyle bir lisesin açılacak olmasına destek vereceğiz. En azından orada atölye bazında oradaki gençlere cerrahi aletin ne olduğunu, nasıl montajın yapıldığını, nasıl birleştirildiğini ve nasıl ameliyatta kullanır hale getirilmesini öğreteceğiz. Bu pazar çok büyük bir pazardır. Şu anda Samsun’da 4 büyük firma diğerleri de küçük firma olarak bu sektörde yaklaşık 5 bin kişi istihdam etmektedir. Bu okulun açılmasıyla ara elemanı yetiştiği zaman hem bizlere faydalı olacaktır hem de hastanelere faydalı olacaktır. Bir üst sınıf olan biyomedikal mühendisliğine gittiği zamanda yetişmiş olarak gidecektir” dedi.

    “Cerrahi aletler evrim geçirmeye başladı”

    Tek kullanımlık cerrahi alet üretimine başladıklarını ifade eden Bahadır, “Cerrahi aletler bir doktorun ameliyatta kullandığı vazgeçilmez el aletidir. Bunlar bir demirbaştır. Fakat bu cerrahi aletlerde evrim geçirmeye başladı. Halkın gözündeki neşterler artık yavaş yavaş kalktı. Bunların yerine artık tek kullanımlık aletler geldi. Bu da hijyen konusunda hekime ve hastaya büyük imkan sağlıyor. Cerrahi aletlerin geldiği nokta şu anda bir kullanımlık aletlere doğru gitmektedir. Biz de firma olarak buna doğru yatırımlar yapmak durumundayız. Şu anda bir kullanımlık aletlerin katalog çalışmalarını yaptık, piyasaya arz ediyoruz. Bu sterilizasyon konusundaki en azından o maliyeti üzerinden kaldırıyor” bilgilerini verdi.