Etiket: “Dünya

  • 1 Aralık Dünya AIDS Günü

    1 Aralık Dünya AIDS Günü nedeniyle bir açıklama yapan Aksaray Halk Sağlığı Müdürü Oğuz Keleş, AIDS’in ilk kez 1980’li yıllarda tanımlandığını söyledi.

    HIV enfeksiyonunun o yıllardan bu yana tüm dünyada din, dil, ırk, cins, ülke ayırımı yapmadan yayılmaya devam ettiğine dikkat çeken Keleş, “Hastalık korunmasız cinsel temas, ortak paylaşılan enjektörlerle damar içi madde kullanımı, gebelik sırasında ve doğum sırasında anneden bebeğe ve kan transfüzyonu yolu ile bulaşabilmektedir. Bu geçiş yolları nedeni ile HIV enfeksiyonu, erişkinlerin yanı sıra, tüm yaş gruplarında görülebilmektedir. Hastalığın tam anlamıyla tedavisi bulunmamakla birlikte uygulanan ilaç tedavileri ile HIV/AIDS hastalığından ölümler azalmakta ve kişiler yaşantılarına devam edebilmektedir. Bununla birlikte uygulanan ilaç tedavisi ile bulaşıcılık azalmakta, gebelik sırasında uygulanan tedaviyle HIV virüsü taşıyan anneden bebeğe hastalık bulaşması engellenebilmektedir” dedi.

    Birleşmiş Milletlerin HIV/AIDS Ortak Programı UNAIDS 2014 yılı raporuna göre, dünyada 2014 yılı içinde yaklaşık 2 milyon kişinin HIV enfeksiyonuna yakalandığını, dünyada 36,9 milyon HIV taşıyıcısının bulunduğu ve 1,2 milyon kişinin AIDS nedeni ile öldüğünün bildirildiğini kaydeden Keleş, “Ülkemizde nüfus artışı, hastalığa ilişkin farkındalığın artması, tanı ve tedavi hizmetlerindeki gelişmeler neticesinde HIV/AIDS vaka sayılarında artış görülmektedir. Ancak Türkiye hala dünyada HIV/AIDS açısından hastalığın az sıklıkta görüldüğü ülkeler arasında değerlendirilmektedir. Ülkemizde bildirimi yapılan vakaların yüzde 75’i erkek, yüzde 25’i ise kadındır. Vakaların yüzde 16’sının yabancı uyruklu olduğu, bulaşma yollarına göre değerlendirme yapıldığında vakaların yarısından çoğunun cinsel yolla bulaştığı tespit edilmiştir. HIV enfeksiyonu önlenebilir bir hastalıktır ve korunma önlemleri tedaviden çok daha etkili ve ucuzdur” dedi.

  • 1 Aralık Dünya AIDS Günü

    Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Gençlik Danışma Birimi (GEDAB), 1 Aralık Dünya AIDS Günü dolayısıyla açıklama yaptı.

    Son yıllarda AIDS nedeniyle hayatını kaybeden gençlerin sayısındaki artışa dikkat çeken açıklamada, virüs ile ilgili istatistikler verilerek, “1 Aralık günü, 1988 yılında Dünya Sağlık Örgütü tarafından toplumdaki farkındalığı artırmak amacıyla Dünya AIDS Günü olarak belirlenmiştir. HIV-AIDS Birleşmiş Milletler Ortak Programı (Joint United Nations Programme on HIV-AIDS – UNAIDS) tarafından 2011-2015 yılları 1 Aralık Dünya AIDS Günü’nün ana teması “Sıfır yeni vaka, sıfır ayrımcılık, sıfır AIDS’e bağlı ölüm” olarak seçilmiştir. UNAIDS gelecek 5 yıl içinde Fast-Track (hızlı geçiş) yaklaşımıyla, 2030 yılına kadar küresel bir sağlık tehdidi olan AIDS epidemisini sonlandırmayı hedeflemektedir. UNAIDS 2014 yılı raporuna göre dünyada 36,9 milyon HIV taşıyıcısının bulunduğu ve 1,2 milyon kişinin AIDS nedeniyle öldüğü belirtilmektedir. Ülkemizde ise Sağlık Bakanlığı verilerine göre 1985 yılından günümüze kadar bildirimi yapılan HIV/AIDS vaka sayısı toplam 11 bin 109’dur. HIV virüsü nedeniyle insanlarda bağışıklık sisteminin çökmesine sebep olan bulaşıcı hastalık açısından en önemli risk, güvenli olmayan cinsel ilişki olarak tanımlanmaktadır. HIV virüsü, korunmasız cinsel ilişki, virüs bulaşmış kan nakli, virüs bulaşmış enjektör iğnesini paylaşmak ya da böyle bir iğnenin batması ve gebelik, doğum ve emzirme sırasında anneden bebeğe geçme şeklinde bulaşabilen bir virüstür” ifadeleri kullanıldı.

    HIV virüsünün en yaygın olduğu Baltık Devletlerin’den çok sayıda turist gelmesinden dolayı, genç nüfusun bilgilendirilmesi gerektiği belirtilen açıklamaya şöyle devam edildi:

    “Birleşmiş Milletler raporuna göre, 2005-2012 yılları arasında AIDS’ten ölen gençlerin oranı yüzde 50 artmıştır. Bu nedenle Dünya AIDS Günü dolayısıyla Dünya Sağlık Örgütü, 10-19 yaş arası gençlere yönelik, hastalığa karşı önlemler alınmasını talep etmiştir. TNSA-2013 sonuçlarına göre, ülkemiz genç bir nüfusa sahiptir ve nüfusunun yarısı 30 yaşın altındadır. Ülkemize her yıl yaklaşık 14 milyon yabancı turist gelmektedir ve bunların dörtte biri Orta ve Doğu Avrupa, Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ve Baltık Devletleri’ndendir. Komşu Doğu Avrupa ve BDT ülkelerinde cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve HIV/AIDS vakalarının sık görülmesi sebebiyle, gençlerimiz bu sorunların tehdidi altındadır. HIV virüsünün riski konusunda bilgi ve duyarlılığın eksikliği, bu arada korunma yöntemleri hakkında yeterli düzeyde bilincin olmaması çok sayıda genci savunmasız durumda bırakmaktadır. Bu nedenle virüsün bulaşmasına ilişkin kapsamlı eğitimler yapılmalıdır. Bu kapsamda ESOGÜ-GEDAB ve akran eğitmenleri olarak gençleri HIV/AIDS konusunda bilinçlendirmek ve kendi sağlıklarını koruma bilincini geliştirmelerine katkıda bulunmak amacıyla eğitimler planladık. Akran eğitmenlerimiz tarafından çeşitli fakültelerde sınıflarda, kantinlerde, yemekhanede, duraklarda kısa bilgiler içeren HIV/AIDS konulu broşürler dağıtılmaktadır. GEDAB içinde 13 Aralık 2015 tarihine kadar bilgilendirme toplantıları devam edecektir. Bilgilendirme toplantılarında HIV/AIDS‘in belirtileri, bulaşma yolları ve korunma yollarının önemi vurgulanmaktadır.”

  • Dünya Torbalı’yı Konuşuyor

    Torbalı’daki Metropolis Antik Kenti, İngiltere’de yayımlanan Current World Archaeology’e kapak oldu. Altı sayfalık tanıtımda kentin arkeolojik değerleri paylaşıldı.

    Dünyanın sayılı arkeoloji dergilerinden biri olan Current World Archaeology, Torbalı’da bulunan Metropolis Antik Kentini kapağına taşıdı. Merkezi İngiltere’de bulunan dergi arkeoloji konusundaki en eski akademik yayınlardan biri olarak biliniyor. Arkeoloji fakülteleri ve arkeolojiye meraklı kimseler tarafından her sayısı merakla beklenen Current World Archaeology’nin Metropolis’i kapağına taşıması, antik kentin dünya çapında tanıtılması açısından önem taşıyor. Metropolis’e 6 sayfa ayıran dergide Kazı Başkanı Serdar Aybek ile yapılan bir söyleşi bulunuyor.

    “DÜNYA METROPOLİSİN ÖNEMİNİ KAVRADI”

    Metropolis’in bu kadar önemli bir arkeolojik yayında kapak konusu olmasının memnuniyet verici olduğunu ifade eden Torbalı Belediye Başkanı Adnan Yaşar Görmez, “Antik kentimiz gösterdiğimiz çaba sonucu birkaç ay önce ören yeri statüsüne kavuştu. Bu Torbalı’daki Metropolis’in turizme açılması, dolayısıyla dünyaya tanıtılması için çok önemli bir adımdır. Bu hamlenin ardından Metropolis’in dünya çapındaki bir arkeoloji dergisine kapak olması bizi son derece memnun etti. Öyle inanıyorum ki, ilerleyen yıllar içerisinde Metropolis bütün dünyanın görmek isteyeceği bir antik kent olacak” dedi.

    “İZMİR BİLE METROPOLİS’İ BİLMİYOR”

    İzmir’e sadece 50 kilometre mesafede bulunan Metropolis Antik Kentinin Ege’de yeterince bilinmediğini belirten Görmez, ”Bu amaçla bir dizi tanıtım çalışması yapılıyor. Belediye olarak Metropolis kazı ekibinin talebi üzerine önce bir tanıtım broşürü bastırdık. Daha sonra ilçenin kültürel, tarihsel dokusunu, sahip olduğu sosyal, kültürel değerleri anlatan bir rehber yayınladık. Fuarlara katılıyoruz. Ayrıca yerel televizyonlarımız, gazetelerimiz, sosyal medya için görsel tanıtımlar hazırlıyoruz. Metropolis Kültür ve Sanat Festivali için de, hazırlıklar yapılıyor” şeklinde konuştu.

  • (Özel Haber) Dünya El Sanatları Müzesi Tarih Kokuyor

    Ziyaretçilerini 600 yıl öncesine götüren, zemin katı mağara olmak üzere 3 kattan oluşan Gaziantep Dünya El Sanatları Müzesi tarih kokuyor. Dünya el sanatları müzesinde geçmişteki medeniyetlere ait binlerce eşya bulunuyor.

    İçinde Osmanlı’dan kalma bir çok eser bulunan müzede, tüm dünyadan tarihi eserler var. Müzede 200 yıllık Fransız saatleri, Osmanlıya ait tüfekler, Osmanlı döneminden şamdanlar, eski Antep mutfağına ait eşyalar, gramofonlar, eski paralar, el yazmalı Kur’an-ı Kerimler, nostaljik fotoğraf makineleri, Osmanlıya ait aydınlatma fenerlerinin de aralarında yer aldığı toplamda 8 bine yakın tarihi eser bulunuyor. Tarihi müzenin altında eski Antep hamamı olarak kullanılan bir de mağara bulunuyor.

    20 senedir birikim yaptığını ifade eden müze sahibi Hanefi Özaslan, “Köylerde bakır eşyaları satardık. Ben de 12-13 yaşlarından beri babamın yanında gezerdim o dönemden beridir, bende bir hastalık, zevk oldu. İşte Gaziantep’e de 2000 yılında göç yaptık 2000 yılından beri Gaziantep’teyim zaman zaman eski bakırlar tarihi eserler alıp satıyorduk Gaziantep müzesine 6 bin eşya verdim sonra hep böyle malzemeleri İstanbul’dan Avrupa’dan gelip alıyorlardı. Ben de en iyi malzemeleri kendime saklamaya başladım. Bu evi satın aldık, 5-6 yıl evvel burayı müze yapmayı düşündük ve 2-3 yıl tamiriyle uğraştık, burayı da müze haline getirdik. Burada 8 bine yakın parça adet sayısı var, Türkiye ve Avrupa kültürünü anlatacak eşyalar var. Kapıdan, ev mutfağından tutup süs eşyasına kadar var. Gaziantep’te savaş aletleri, silahlar, bıçaklar, Gaziantep savaşında kullanılmış tüfekler var. Osmanlı döneminde kullanılmış yeniçerilerin kılıçları var. Aynı zamanda yeniçerilerin kullanılmış kalkan miğfer takımlarımız var, ondan sonra Gaziantep’te kapılarında kullanılmış 100’e yakın kapı tokmaklarımız var. Gaziantep’te kullanılmış mutfak eşyalarımız var. Osmanlı döneminde kullanılmış şamdanlar var, camilerde, kiliselerde kullanılmış şamdanlar var” ifadelerini kullandı.

    “ÇOK KEYİF ALDIM”

    İstanbul’dan Gaziantep’e gezmeye geldiğini ifade eden Berna Kök ise Gaziantep Kalesi’nden itibaren gezdiğini kaydetti. Müze gezisinden büyük keyfi aldığını anlatan Kök, “Böyle sokakları dolaşa dolaşa tesadüfen yolum buraya çıktı. Muhteşem yani, her bir katta uzun süre orada kalıp bilmiyorum onları dinleyip sanki o çağda onların seslerini duymak istiyor insan onların içinde kalınca her bir katta burada Osmanlısı Bizanslısı bilmiyorum bir sürü her şey çok çeşit anlatılmaz ancak yaşanınca biliniyor, ben keyif aldım çok keyif aldım” şeklinde konuştu.

  • Prof. Dr. Elif Doyuk Kartal’dan Dünya AIDS Günü Açıklaması

    Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Hastanesi Başhekim Yardımcısı ve Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Elif Doyuk Kartal, 1 Aralık Dünya AIDS günü dolayısıyla açıklama yaptı.

    Prof. Dr. Elif Doyuk Kartal, HIV virüsünün birçok hastalığa sebebiyet verdiğini açıklayarak, “HIV (İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü) enfekte ettiği kişilerin bağışıklık siteminde ciddi hasar oluşturarak çeşitli fırsatçı enfeksiyonlar, otoimmun hastalıklar ve kanserlerin oluşumuna yol açan bir virüstür. Diğer virüslerin aksine bu virüs vücuda girince bağışıklık sistemi ile ortadan kaldırılamaz. Tedavi edilmediğinde hastalığın son dönemi AIDS (kazanılmış bağışıklık eksikliği sendromu) olarak tanımlanan ölümcül bir tablodur. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre ilk tanımlandığı 1981 yılından beri 39 milyon insan AIDS nedeniyle ölmüştür. Her yıl 2 milyon insan; erkek, kadın, çocuk demeden hayatını kaybetmektedir. HIV ile yaşayan insanların büyük çoğunluğu düşük ve orta gelirli ülkelerde bulunmaktadır. HIV ile ya da HIV riski ile yaşayan insanların çoğu hala hastalıktan korunma, tedavi gibi araçlara ulaşamamaktadır” dedi.

    “19 MİLYON KİŞİ VİRÜS TAŞIDIĞINI BİLMİYOR”

    HIV virüsünün bulaşma yollarını da açıklayan Prof. Dr. Elif Doyuk Kartal, “HIV kan ve semen, semen öncesi sıvı, rektal sıvı, vajinal sıvı ve anne sütü gibi bazı vücut sıvıları ile bulaşabilmektedir. Bu vücut sıvıları ile temas eden davranışlar HIV bulaşını sağlamaktadır. Korunmasız cinsel temas, damar içi uyuşturucu kullanımında ortak enjektör kullanımı bu davranışların başında gelmektedir. Diğer birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de cinsel yolla bulaş ön planda bulunmaktadır. Cinsel temas yolu ile HIV bulaşma riskini azaltmak için; daha az riskli cinsel davranışların seçimi (anal seks HIV bulaşmasında en yüksek riskli cinsel faaliyettir), tutarlı ve doğru prezervatif kullanımı, cinsel eş sayısının azaltılması, tek eşlilik, diğer bir cinsel yolla bulaşan hastalık varsa tedavisinin yapılması ve cinsel eş HIV pozitif ise tedavi olmasının teşvik edilmesi önerilmektedir. Bugün dünyada HIV ile yaşayan 35 milyon insanın 19 milyonu virüsü taşıdığını bilmemektedir” şeklinde konuştu.

    “HIV İÇİN RİSK ALTINDA OLDUĞUNUZU DÜŞÜNÜYORSANIZ TEST YAPTIRIN”

    HIV virüsünün bulaşmasının ardından 10 yıl boyunca hiç belirti vermediğini aktaran Prof. Dr. Kartal, şöyle devam etti:

    “HIV ile mücadelede en önemli konulardan biri de durumun saptanmasıdır. Virüsün bulaşından sonra en az 10 yıl hiç belirtisi olmamaktadır. Belirti olsa bile birçok hastalıkla benzer olup bunlara göre hastalık tanısını koymak mümkün değildir. Kesin tanı için tek yol kan testi yapılmasıdır. Kan testi ile ilk aşamada virüse karşı oluşan antikorlar saptanmakta olup, virüs için ülkemiz koşullarında test yaptırmak kolay ve zahmetsizdir. HIV bulaşı için artmış riskler bilinmelidir. Bunlar; HIV pozitif olan ya da riski olan bir kişi ile cinsel temasta bulunulmuş olması, herhangi bir nedenle başkaları ile ortak enjektör kullanılmış olması, para karşılığı cinsel temas olması, cinsel yolla bulaşan başka bir hastalık varlığı, cinsel taciz gibi durumlardır. Ayrıca alkol ve uyuşturucu kullanımı da güvenli cinsel eş seçimi, birden fazla cinsel eş, prezervatif kullanımı gibi konularda irade ile engelleme durumunu ortadan kaldırmak suretiyle hem HIV hem de diğer cinsel yolla bulaşan hastalıkların kazanımında kolaylaştırıcı rol oynar. Semptomlar başladıktan sonra tanı bir şekilde konuluyor ve gerekli tedbirler alınıyor. Önemli olan HIV’i kişilerin bunu taşıdıklarını bilmedikleri uzun belirtisiz dönemde tanımlayabilmektir. Bu nedenle eğer kişi HIV için risk altında olduğunu düşünüyorsa test yaptırmalıdır. Güvensiz cinsel temas veya enjeksiyon ilaç ekipmanı paylaşımına devam edilirse, en az yılda bir kez test yaptırılmalıdır. Cinsel olarak aktif homoseksüel ve biseksüel erkekler ise 3 – 6 ayda bir test yaptırmalıdırlar. HIV pozitif anneler bebeğe virüsü gebelik, vajinal doğum ve emzirme sırasında bulaştırabilmektedir. Mümkün olduğunca erken gebelik döneminde başlanan tedavi ile bebeklere HIV bulaşmasını önleme şansı vardır. Bu nedenle HIV bulaşı için riskli olan kişilerin gebelik sırasında hatta gebe kalma planları aşamasında test yaptırmaları önerilmektedir. Yüksek etkili ilaçların geliştirilmesi öncesi sadece birkaç yıl içinde AIDS’e ilerleme olabilmekte idi. Ama günümüzde, HIV pozitif olan çoğu kişide AIDS’e ilerleme yoktur. Yani HIV ile yaşarken sağlıklı kalmak mümkündür. Etkili tedavi ile virüs sürekli baskılanmakta, bu sayede AIDS’e ilerlemesi azaltılmakta ve aynı zamanda başkalarına HIV bulaştırma riskini azaltmaya yardımcı olmaktadır. Bu konuda son 10 yılda yürütülen küresel çalışmalar neticesinde enfeksiyonun önemli oranda hız kesmiş gibi gözükmesi bile şu an için umut verici gözükmektedir.”