Etiket: Doğuma

  • Ceylanpınar’da Kutlu Doğuma Davet

    Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesinde Peygamber Sevdalıları Platformu tarafından her yıl düzenlenen kutlu doğum etkinliğine sayılı günler kaldı.

    Ceylanpınar ilçe semt Pazarında 09 Nisan Cumartesi günü yapılacak olan kutlu doğum hazırlıkları hakkında bilgi veren tertip komitesi sorumlusu ve Ensar Der Başkanı Mehmet Gül, hazırlıkların sunuma yaklaşıldığını söyledi. Her yıl olduğu gibi bu yıl da etkinliğin İMKB okulu yanında bulunan semt pazarında yapılacağını ifade eden Gül, “Hz. Peygamberin kutlu doğumu dolayısıyla hazırlıklarını sürdürdüğümüz etkinliğimizi Cumartesi günü saat 13.30’da gerçekleştireceğiz. Bu kapsamda afişlerimizi ve duyuru brandalarımızı astık. Tüm halkımızı Hz. Peygamberi anmaya, yeniden anlamaya davet ediyoruz” dedi. Etkinlik için ücretsiz servislerin olacağını ifade eden Gül, “Etkinlik günü Afganlar mevkiinden ve cumhuriyet mahallesinden araçlarımız ücretsiz hizmet verecek. Etkinlikte bayanlara yer ayrılmış olup inşallah bu yıl etkinliğimize iştirak eden halkımıza kitap hediye edeceğiz” diye konuştu.

  • Sezaryen Sonrası Normal Doğuma Dikkat!

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Aslı Alay, sezaryen sonrası normal doğum konusunda uyardı. Op. Dr. Alay, “Bir sezaryen hep sezaryen mı? Bunun cevabı için elimizde mevcut olan bilimsel verileri değerlendirmek ve doğru yorumlamak gerekir. Yüzde 20-65 arasında değişen sezaryen doğumun en önemli nedeni daha önce sezaryen ile doğum yapmaktır” dedi.

    Cerrahi bir müdahale ile bebeğin çıkarılmasının yani sezaryenin aslında bir tedavi şekli olduğunu söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Aslı Alay, “Sezaryen anneyi ve bebeği sıkıntılı birtakım durumlardan kurtaran bir ameliyattı. Peki ya günümüzde. Birçok ’kadına hangi doğum şeklini tercih ediyorsun ?’soruları yöneldi. Sezaryen ameliyatı basit bir doğum şekli olarak tanıtıldı. Ve ilk bakışta ağrısız, planlı ve düşük riskli gibi gözüken sezaryan doğuma talep arttı. Ama geçen yıllar, artan tecrübe gösterdi ki sezaryen doğum masum bir ameliyat değildi. Bir sezaryen hep sezaryen diyerek devam eden yılların ardından hem hekimler, hem de doğumu doğal bir şekilde yaşamak isteyen kadınlarda normal doğum isteği gelişti. Mümkün müydü? Çok mu riskliydi? Ya da ne riski vardı? Sorulara cevap bulan deneyimler yaşandı. Çalışmalar yayınlandı. Dünya Sağlık Örgütü ve aynı zamanda Sağlık Bakanlığının önergeleri oldu” diye konuştu.

    Hem anne adayının hem de ailesinin tüm riskler konusunda bilgilendirilmesi gerektiğini ifade eden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Aslı Alay, “Risk diye ifade edilen ise eski dikiş yerlerinin ayrılması, karın içi kanama olabilmesi ve bebek, anne adayının hayati riski idi. Bu korkutucu ifadeler yüksek oranda görülmemekle beraber SSVD yapacak anne adayına dikkatle anlatılmalı ve onayı alınmalıdır. SSVD yapılacak hastanenin her türlü donanımı, kan bankası, hem erişkin hemde yeni doğan yoğun bakım ünitesi olması gereklidir. Hasta sancı dönemini hastanede geçirmeli ve hekimi her an yanında olmalı, acil durumlarda müdahale edebilecek tıbbi yeterlilikte olmalıdır” ifadelerini kaydetti.

    Normal doğumda bebeğin kilosunun 4 bin gram altında olması, baş ile gelmesi ve plesanta yerleşim sorunları olmaması gerektiğini anlatan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Aslı Alay, “Pelvis dediğimiz çatı kemiklerinde darlık olmamalıdır. Anne adayı daha önce rahim ile ilgili herhangi bir ameliyat geçirmemiş olmalıdır. Bu şartlara uygun olup, normal doğum isteyen kadınlar yakın takibe alınır. Bu kadınların yaklaşık yüzde 60’ı normal doğum ile bebeklerini dünyaya getirir. Yüzde 0,3-3 kadında ise rahimde yırtılma ve buna bağlı acil sezaryen operasyonu gerekir. Dikkatle yapılan ultrasanografi ve vajinal muayene ardından her iki doğum şeklinin riskleri ve yararları aile ile paylaşılır. SSVD ile enfeksiyon, kanama, erken dönemde hareket nedeni ile damar tıkanıklığı riski oldukça azalmıştır. Ayrıca SSVD’u başarmanın verdiği mutluluk oldukça yüksektir. SSVD yapan kadınlar ile yapılan söyleşilerde normal doğumu istemelerinde en büyük nedenin bebeklerinin dünyaya gelişlerine tanık olmak, onları hemen kucaklamak ve emzirmek olduğunu ifade etmişlerdir. SSVD isteyen her kadın gebeliği süresince kendini normal doğuma hazırlamalı, kilo kontrolü, yürüyüş, nefes egzersizleri, yüzme, plates ve yoga oldukça yararlı olup, eklemlerde esneklik ve kas gücünü artıran basit ama etkili yöntemlerdir. SSVD bir anda karar verilecek ve uygulanılacak bir doğum şekli değildir. Kadının bedenini hem ruhsal hem de fiziksel olarak hazırladığı ilk gebelik testini yaptığı andan itibaren başlayan uzun süreçtir” dedi.

  • Rahim Ağzı Yetmezliği Erken Doğuma Yol Açıyor

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Özge Piri Mantar, “Rahim ağzı yetmezliği probleminden kaynaklı erken doğum, rahim ağzı dikişi (serklaj yöntemi) ile ortadan kaldırılabilmektedir” dedi.

    Samsun Büyük Anadolu Hastaneleri Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Özge Piri Mantar, erken doğumun nedenleri ve rahim ağzı yetmezliğinde uygulanan serklaj yöntemi hakkında önemli bilgiler verdi. Mantar, “Anne adayı için, fetüs sağlığı ve genel toplum üzerine olan etkilerinden dolayı erken doğumu erkenden tanımak, tahmin etmek, engellemeye çalışmak çok büyük bir önem taşımaktadır. Yapılan araştırmaya göre; dünyada her yıl yaklaşık 13 milyon ‘prematüre bebek’ doğmakta ve bunların nerdeyse yaklaşık 1 milyonu henüz bir yaşına girmeden hayatlarını kaybetmektedir. Bunun içindir ki erken doğumun önemli nedenlerinden biri olan rahim ağzı yetmezliği dikkate alınmalıdır. Rahim ağzı (serviks) yetmezlik tanımlaması, hikaye ve ultrasonografi bazlı yapılabilmektedir. Sadece hikaye bazlı tanımlamada, rahim ağzının ağrısız olarak açılması sonucu tekrarlayan 2.trimester kayıp ve düşükleri olarak tarif edilebilir, Burada kayıpların en az 2 tane olması ve 28. gebelik haftasından önce oluşmasının dikkate alınması gerekmektedir. Bir başka tanı da ultrasonografik rahim ağzı ölçümüne dayanmaktadır. Bu grupta rahim ağzının 24. gebelik haftasından önce 25 mm altında olması veya muayenede rahim ağzında ileri ‘progressif değişiklik’ gözlenmesi gerekmektedir. Bu grupta hikayede 14-36 gebelik haftaları arasında 1 ve birden fazla gebelik kaybı olmalıdır. Rahim ağzının 25 mm altında olduğu durumlarda, geçmişinde kayıp olmayan hastalarda şayet rahim ağzı yetmezliği için önemli başka bir risk faktörü varsa yine tanı kapsamı içine alınabilirler” diye konuştu.

    “TEDAVİYİ GEÇİKTİRMEYİN”

    Doğru tedavi yönteminin sağlıklı bebekleri dünyaya getirdiğini belirten Opr. Dr. Özge Piri Mantar şu bilgileri verdi: “Geçmişinde erken doğum yapan hastalara sonraki gebeliklerinde uygulanacak progesteron tedavisi, ardışık transvajinal yoldan yapılacak rahim ağzı uzunluğu ölçümleri ve kısalan servikslerde rahim ağzına atılacak servikalserklaj denen rahim ağzı dikişi ile uygun hastalarda yüksek oranda başarı sağlanmakta ve sağlıklı bebek doğurma şansları artmaktadır. Serklaj işlemi, fiziksel muayene, hikaye ya da ultrasonografik bazlı incelemelerde saptanan açıklığa bağlı olarak atılabilmektedir. İşlem öncesi hastaların monitörize edilip rahimde ağrı olmadığının saptanması, işlem öncesi rahim ağzından alınacak kültürler ile rahim ağzı enfeksiyonunun ekarte edilmesi, ayrıca annede şayet aşikar veya gizli enfeksiyon bulguları bulunuyorsa servikalserklaj atılmaması gerekmektedir. Geçmişinde vajinal yoldan servikalserklaj atılan ve başarısızlıkla sonuçlanan, rahim ağzı deforme olmuş, nedbe dokusu nedeniyle zarar görmüş ve teknik açıdan etkin vajinal yoldan serklaj atılamayacak grup ile rahim ağzı kanser öncüsü ve kanser gibi nedenlerle alınmış olan grupta karından; yani abdominal yoldan dikiş atılması tedavi şansını artırmaktadır. Kapalı yolla; yani laparoskopik olarak abdominalserklaj atılması; hastanede kalış süresinin kısa olması, ameliyat sonrası ağrının minimal olması ve hastaların çok kısa sürede normal hayatlarına dönebilmesi gibi avantajları bulunmaktadır. İhmale gelmeyen bu konuyla ilgili detaylı bilgiyi uzman bir doktordan alabilirsiniz.”

  • Doğuma Giderken Kaza Yapan Anne, Bebeğini Kucağına Alamadan Öldü

    İzmir’in Konak ilçesinde, doğum için hastaneye giden ailenin bulunduğu araç önce durağa sonra da bir araca çarptı. Kazada ağır yaralanan hamile Hacer Kaltuş, tedavi gördüğü hastanede doğum yaptı. Atlas isiminde bebeği dünyaya getiren anne, 2 gün sonra çocuğunu kucağına alamadan hayatını kaybetti.

    Kaza, geçtiğimiz Cumartesi günü saat 08.00 sıralarında, Yeşildere caddesi BESAŞ durağında meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, bir temizlik firmasının sahibi olan Tucay Kaltuş, bir doğalgaz şirketinde muhasebe sorumlusu olarak görev yapan hamile eşi Hacer Kaltuş’un doğumu için 5 yaşındaki oğulları Aras ve 2 akrabasını da alarak yola çıktı. Bornova’dan Karabağlar yönüne giden Tuncay Kaltuş yönetimindeki minibüs, henüz belirlenemeyen bir nedenle kontrolden çıkarak önce yol kenarındaki otobüs durağına çarptı. Savrulan minibüs, bir başka araca vurarak durabildi. Kazada doğum yapacak olan Hacer Kaltuş ağır yaralanırken diğer 4 kişi hafif yaralandı. Ambulans ile Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan Hacer Kaltuş, hemen sezaryenle doğuma alındı. Hacer Kaltuş, bir erkek bebek dünyaya getirirken doğumdan sonra hemen ameliyata alındı.

    BEBEĞİNİ KUCAĞINA ALAMADAN HAYATINI KAYBETTİ

    Öte yandan sağlıklı bir şekilde doğan ve Atlas ismi verilen bebek, bir özel hastaneye sevk edilerek kuvöze konuldu. Sezaryenin ardından ameliyat olan anne Hacer Kaltuş ise doğumdan 2 gün sonra, bebeğini kucağına dahi alamadan hayatını kaybetti.

    Kaltuş ailesi üzücü haberle büyük şok yaşadı. Baba Tuncay Kaltuş’un, doğuma gitmeden bir gün önce sosyal paylaşım sitesinde paylaştığı yazısı ise görenleri duygulandırdı. İkinci çocukları olmasının heyecanını yaşayan baba Kaltuş sosyal paylaşım sitesine “6 Şubat cumartesi günü saat 09.00’da özel hastanede sevgili eşim hayat arkadaşım doğum yapacaktır. ALLAH nasip ederse Atlas adında bir oğlumuz daha olacaktır. Gelmek isteyen bütün dostlarımızı yanımız da görmekten mutluluk duyacağımızı belirtir hayırlı cumalar dilerim” yazdı.

  • Magnezyum Eksikliği Erken Doğuma Neden Olabiliyor

    Kadın Hastalıkları-Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Ali Öner Erdoğdu, magnezyum eksikliğinin erken doğuma neden olabileceğini belirtti.

    Magnezyumun vücudumuz için hayati önem taşıyan 11 mineralden biri (Kalsiyum, fosfor, sodyum, potasyum, demir, çinko, bakır, krom, selenyum ve magnezyum ) hatta en önemlisi olduğunu ifade eden Op. Dr. Ali Öner Erdoğdu, “Vücut kendi başına bu minerali üretemediği için besin yoluyla sürekli alınmak zorundadır. Magnezyum toprakta ve deniz suyunda vardır. Vücudumuzda da sürekli doldurulması gereken magnezyum havuzu vardır. Yani sayısız fonksiyonu olan bu mineralin vücuda sürekli verilmesi gerekir. Yanlış beslenme veya toprakta bu mineralin azalması, magnezyumun vücut tarafından yeterince alınmamasına sebep olur. Ayrıca kaynatma, kızartma ve buğulama gibi yüksek ısılarda hazırlanan gıdalar magnezyum miktarını azaltır. Erişkin bir kadın günde 300 Mg magnezyuma ihtiyaç duyar. Gebelik ve emzirme gibi durumlarda 450-700 Mg’ a kadar yükselir. Aşırı diyet ve spor yapanlarda, sigara ve alkol tüketenlerde ihtiyaç artmaktadır. Vücutta bulunan magnezyumun %60’ ı kadar kemiklerde olsa da asıl fonksiyonu kan ve kas sistemindedir. Magnezyum ihtiyacı normal bir beslenme ile rahatlıkla karşılanır. Özellikle koyu yeşil sebzeler, tahıl ürünleri, balık, badem, fındık, ceviz, soya, soğan, domates, havuç, kereviz, pırasa, gravyer peyniri, hurma, ayçiçeği, kakao, muz, dil balığı ve sert sular magnezyumdan zengindir” diye konuştu.

    Magnezyum eksikliğinde anoreksik (iştahsızlık ) bulantı, kusma, letarji, zayıflık, kişilik değişimi, kaslarda kasılma, kramplar görüldüğünü kaydeden Op. Dr. Ali Öner Erdoğdu, şöyle konuştu:

    “Sonuç olarak magnezyum sinir sisteminin ve kasların gevşemesini sağladığı için Anti-stress olarak da adlandırılır. Gebelikte ise magnezyum eksikliği rahim kasılmalarını artırarak erken doğumlara neden olabildiği gibi anne ve bebeğin sağlığını olumsuz etkiler. Hamileyken magnezyum eksikliği yaşayan anneler bebeğinin de aynı şekilde magnezyum eksikliği ile doğmasına sebep olabilirler. Ayrıca hamileyken bacaklarına ve karınlarına giren ani kramplar ve kasılmalar yine magnezyum eksikliğinden ortaya çıkabilir. Özellikte gebelikte sigara içen anneler risk altındadır. Hamilelik süresince anne adayları bedenen ve ruhen büyük değişikliğe uğrarlar, bu yüzden gebelikte beslenme daha önem kazanır.

    Yukarıda saydığı magnezyum içeren gıdalardan fazlaca tüketilmesine rağmen şikayeti olan gebeler doktorlarına başvurarak dışarıdan magnezyum içeren preparatlar alması gerekebilir.Yinede magnezyumun kontrolsüz kullanılmaması gerektiği bir gerçektir, ihtiyaç dışı kullanımında sağlıklı böbrek fonksiyonları olan gebelerde sıkıntı yaratmasa da vücut serum düzeyi arttığı durumlarda kaslarda parafizi(felç) derin tendon reflexlerinde zayıflama, düşük tansiyon, nefes almada zorluk ve kalp ritminde bozulmalar görülebilir, bu yüzden mutlaka doktorunuz reçete ettiğinde kullanınız. Magnezyum dışında da yeme bozuklukları düşük sosyo ekonomik düzey, yeme bozuklukları, yetersiz ve özel diyet (vejetaryen), sindirim sistemi hastalıkları(Crohn hastalığı) önceki gebeliklerinde merkezi sinir sistemi anomalisi olan bebek hikayesi olanlar, çoğul gebeliği olanların vitamin ve mineral desteği almaları gerekmektedir. Bazı vitamin ve minerallerin yetersiz alımının anne ve bebek için kötü sonuçlar doğurabilir. Özellikle yetersiz E ve C vitamini olduğu durumlarda preeklempsi-eklempsi (gebelik zehirlenmesi) ve düşük doğum ağırlıklı bebek doğurmada suçlanmışlardır, yine de vitamin takviyesinin bu durumları azalttığı ile ilgili yeterli veri yoktur. Bizler yine de tedbirli davranıp E vitamininden zengin bitkisel yağlar, buğday, fındık, ıspanak ve tahıllardan ve C vitamininden zengin narenciye, biber, bezelye, çilek, patates, brokoli ve domatesten diyetimizde yeterince tükettiğimizden emin olmalıyız.”