Etiket: Doğru

  • (Özel Haber) “Bay Doğru”, Kokusundan Belli Oluyor

    Erkeklere göre koku duyuları daha gelişkin olan kadınlar, eş seçerken farkında olmadan kendi bağışıklık sisteminin tam zıttı bağışıklık sistemine sahip erkeklerin kokusunu daha çekici buluyor ve bu sayede bağışıklık sistemi daha güçlü çocuklar dünyaya getiriyor.

    Özel Tınaztepe Hastanesi doktorlarından Kadın Hastalıkları ve doğum uzmanı Op. Dr. Can Postacı, koku duyusunun önemine dikkat çekti. Kadınların koku algılamasının erkeklere göre daha geniş ve daha net olduğunu ifade eden Postacı, “Kadın, eş seçerken belki birçok şeye bakıyor. İyi bir vücuda, konuşmasına bakabilir ama bunların yanında farkında olmadan o erkeğin ürettiği kokuya bakıyor. Kadının kendi bağışıklık sisteminden farklı bir bağışıklık sistemi olan erkeğin kokusu o kadına daha çekici geliyor. Kendi bağışıklık sistemi, farklı bir mikrop grubuna karşı bağışıklık sağlar, erkeğin bağışıklık sistemi farklı bir mikrop grubuna bağışıklık sağlarsa yeni doğan nesil iki gruba karşı da bağışıklık sağlayabildiği için bebeğin yaşaması o kadar kolay oluyor. Bu yüzden kadınlar eş seçerken farkında olmadan bağışıklık sistemi açısından nispeten daha zıt yönde kokusu olan erkeği seçiyor. Kendinizden farklı yapıda bir erkek seçilirse belki çocuğa bulaşacak hastalık ortaya çıkmayacaktır ve zaman içinde yok olup gidecektir. Koku aslında önceden uyarıyor ama kadın bunun farkında olmuyor” dedi.

    DOĞUM KONTROL HAPI KULLANANLAR DİKKAT

    Bu durumun bir istisnasının doğum kontrol hapları olduğunu dile getiren Postacı, “Doğum kontrol hapı, dışarıdan hormon alındığı için kadına gebe gibi bir his verir. Kadınların gebe olduğunda en önemli isteği; rahat, huzurlu, sakin ve güvenilir bir ortamda bulunmaktır. Bir insanın kendini en huzurlu hissettiği ortam ailenin yanıdır. Doğum kontrol hapı kullanan kadınlar, eş seçerken kendi bağışıklık sisteminden farklı değil, hemen hemen özdeş olan kişiye doğru kayabilir” diye konuştu.

    “KADINLARIN BİRLİKTE KALDIĞI ORTAMLARDA ADET DÖNGÜLERİ BİR OLUYOR”

    Vücutta koku salgılayan bölgelerin genital bölge ve koltuk altları olduğunu hatırlatan Postacı, kişiden yayılan kokunun aslında ne denli etkili olduğunu şu örnekle anlattı: “Feromon denilen bir takım kimyasal bileşikler vardır. Feromon, heyecan taşıyıcı anlamındadır. Bu hayvanlar, böcekler ve insanlarda bulunuyor. Kadınların yatakhane, iş yeri gibi aynı yerde uzun süre bir arada kaldığı ortamlarda zaman içerisinde aynı adet döngülerinin olduğu ortaya konmuştur. O ortamda bulunan kadınlardan bir tanesi feromon dediğimiz kimyasal bileşikleri salgılarken daha baskın olur. O kadın salgıladığı koku, zaman içerisinde diğer kadınları da etkiliyor ve adet döngüleri neredeyse aynı döneme denk geliyor.”

    “BEBEK İLK OLARAK ANNE VE BABASININ KOKUSUNU ALMALI”

    Op. Dr. Postacı, birçok duyu zaman içerisinde gelişirken, bir bebek ile bir yetişkinin koku duyusunun neredeyse aynı seviyede olduğunu ifade etti.

    Yeni doğan bebeklerin ilk olarak anne ve babanın kokusunu alması gerektiğini belirten Postacı, ebeveynlere şu uyarıda bulundu: “Yeni doğan bir bebek genelde karanlığı ve aydınlığı ayırt edebilir ama kokuda böyle bir şey yok. Anne karnındaki ışıksız, sulu ortamdaki koku, bebeğin kafasına yer ediyor. Bebek doğar doğmaz anne ile hemen temasa geçirilirse salgılanan sütte buna benzer bir kokuyla karşılaşıyor. Bebeğin ilk beslenmesi bu açıdan çok önemli. Bebeğin aldığı koku, kendini güvende hissetmesini sağlıyor. Bebek ilk doğduğu anda ya annesi, ya babası ya da ikisi birlikteyken kucaklanmalı. İlk koku duyusunu kimde alırsa o kendini o kişinin yanında daha güvende hissedebiliyor. Bu da ileri yaşlardaki duygu durumunu etkiliyor. Bazen babalar, yeni doğmuş bebeği kucağına almaya çekinebiliyor. İleride babalar, ‘çocukla aramızda iyi bir irtibat yok’ diye sızlanmasın. Bebeğin doğduğunda ilk olarak anne ve babasının kokusunu alması çok önemlidir.”

    “EN ÖNEMLİ AMA EN FARKINDA OLUNMAYAN DUYU”

    Kokunun en farkında olunmayan ancak önemli duyu olduğunu belirten Postacı, koku duyusunun beyinde bulunan limbik sisteme direkt bağlantılı olduğunu, limbik sistemin duygu durumu ve hafıza ile yakından ilgili olduğunu belirtti. Kişinin hatırlamayacağı kadar küçük yaşlarda aldığı bir kokuyu daha sonra bazı durumlar ve olaylarla birleştirdiğini söyleyen Postacı, şu örneği verdi: “Örneğin, anne annenizin ya da baba annenizin mutfağına gittiniz ve mutfakta muhallebi yapıyor. Orada kendinizi güvende ve rahat hissetmeniz o koku ile özdeşleşiyor ve ileride o kokuyu duyduğunuzda kendinizi rahat ve güvende hissediyorsunuz. Bu açıdan koku, farkında olmadan bizi rahatlatan, yeri geldiğinde geren, üzen, mutlu eden bir algılama.”

  • Ihlamur Hakkında Doğru Bildiğimiz Yanlışlar

    Havaların soğuması ve kış mevsiminin yaklaşmasıyla beraber vatandaşlar, kışı hastalanmadan geçirmek ve ilaç kullanmaktan sakınmak için aktarlara ilgi gösteriyor. Uzmanlar ise uyarıyor: “Ihlamuru keyif çayı olarak kullanmak doğru değildir.”

    Türkiye’de Doğu Karadeniz ve Marmara bölgelerinde yetişen ve içinde uçucu yağ, tanen, şeker, C ve P vitamini, reçine ve enzimler bulunan ıhlamur her derde deva olurken, ıhlamurun keyif çayı gibi tüketilmesi uzmanlarca önerilmiyor.

    “Ihlamur, çay ve kahve gibi rahatlıkla tüketilebilecek günlük bir çay şekli değildir” diyen Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmasötik Botanik Ana Bilim dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ayşegül Köroğlu, “Ihlamur bir tedavi aracı ve bu nedenle hastalık olduğu dönemlerde kullanılması gerekiyor. Hastalık dönemlerinde kullanıldığında ıhlamurun etkilerini rahatlıkla görebiliyoruz. Ihlamuru keyif çayı olarak kullanmak doğru değil. Çünkü keyif çayı olarak kullandığımızda vücut buna hazırlanıyor, bundan beklediğimiz etkileri hastalık döneminde göremiyoruz. Bunu için ıhlamur diğer keyif amaçlı tüketilen çaylar gibi günlük hayatta tüketilmemesi gereken bir çaydır” dedi.

    “IHLAMURU BEBEKLERDE BİLE RAHATLIKLA KULLANABİLİRİZ”

    Ihlamurun çok yararlı olduğunu, bildiğimiz bitkilerden bir tanesi olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Köroğlu, “Ihlamur Türkiye’de 4 türü doğal olarak yetişiyor. Bunlardan sadece bir tanesinde tıbbı amaçlı kullanabilecek olan bir tür. Biz ıhlamuru bebeklerde bile rahatlıkla kullanabiliyoruz çünkü bebeklerde bile geçiş dönemi hastalıklarında, soğuk algınlıklarında ıhlamur güvenle kullanılabilecek bir çaydır. Ihlamur hazırlanırken en önemlisi doğru bitkiden elde edilmiş olduğunu bilmektir. Doğru türden tıbbi amaçlı kullanılacak türden elde edildiğini bilmemiz gereklidir. Bununla beraber ıhlamur çiçekleriyle birlikte değil çiçekleri taşıyan yapraklarıyla birlikte kullanılması gerekmektedir. Ne sadece çiçekler, ne sadece yapraklar bizim istediğimiz etken bileşiği taşımıyorlar. İkisi birlikte olduğunda bizim istediğimiz etken bileşiklere sahipler. Bu etken bileşikler, uçucu yağlar, flavonoid yapısında bileşikler ve musilaj var, bunların 3 gurubunda kendine özgü etkileri var. Bu nedenle demlenirken dikkatli demlenmesi gerekiyor. Genellikle bizim tercih ettiğimiz şekil ıhlamurun bir süzgeç üzerine koyulup, onun üzerine sıcak su dökülmesi ve belirli soğukluğa geldiğinde hafif ılık seviyeye geldiğinde içilmesidir. Bu bize uçucu yağların içinde kalmasını sağlıyor. Etki olarak vücudun terlemesine yardımcı oluyor, terlemeyi daha çok arttırıyor. Biz ıhlamuru tavsiye ederken özellikle içilmesi istediğimiz durumlar insanının rahat hissettiği ve yatağına gittiği anda, böylece etki daha da desteklenmiş oluyor. Terleme kolaylaşmış oluyor, terlemenin kolaylaşmasıyla birlikte ateşin düşmesi sağlanmış oluyor. Bununla beraber uçucu yağlar hastayı sakinleştiriyor. Atakların daha kolay atlatılmasını sağlıyor musilajın göğüs yumuşatıcı etkisini destekliyorlar. Aynı zaman da flavonoidlerin hem terletici hem de idrar arttırıcı etkilerinden dolayı vücudun kolaylıkla toksinlerden, ateşten arınmasına yarımcı oluyor. Burada dikkat etmemiz gereken doğru bitki olması, doğru kullanım şekli olması ve kullanırken de sosyal olarak buna hazırlamamız gerekir. Bu şekilde ıhlamur kullanırsak, ıhlamurdan gerçekten her aşamada sonuç alabiliriz” ifadelerini kullandı

  • Kaymaz: “Kanser Hastalarının İlacı; Doğru Bilgi”

    Kansersiz Yaşam Derneği Başkanı Dida Kaymaz, Türkiye’deki kanser hastalarının yabancı ülkelerdeki hastalara göre dezavantajlarının bulunduğuna dikkat çekerek, “Hasta, doktorla konuşamıyor, onkopsikolojik destek almıyorlar, herhangi bir beslenme desteği verilmiyor. Toplum çok bilinçsiz. Kanser sürecinde hastaların, hasta yakınlarının en büyük ilacı; doğru bilgi” dedi.

    Dida Kaymaz, henüz 27 yaşındayken yüzleşti kanser hastalığıyla. Önce mide, ardından kolon, akciğer ve karaciğer kanserine, son olarak da beyin tutulumuna yakalandı. Doktorların 6 ay ömür biçtiği Kaymaz, sadece kendi kanseri ile değil, kanserin kendisi ile savaşmaya karar verdi ve 2010 yılında ‘Kansersiz Yaşam Derneği’ni kurdu. Dida Kaymaz, kurduğu ekibi ile birlikte 5 yılda 193 bin kişiye ulaşarak kanser konusunda bilinçlenmelerini sağladı. 9 buçuk yıl süren mücadelenin ardından kanseri yenen Kaymaz, dernek olarak kansersiz bir dünyanın mümkün olduğuna inandıklarını söyledi.

    “TÜRKİYE’DE HER KANSER HASTASI KÜÇÜK BİR ONKOLOG GİBİ”

    Dida Kaymaz, İtalya’da 4.5 yıl süren tedavinin ardından Türkiye’ye döndüğünü ifade ederek, “İtalya’nın eski sağlık bakanı doktorumdu. Dört buçuk yıl sonra Türkiye’ye geldiğimde Türkiye’deki kanser hastalarının orada yaşayan kanser hastalarına göre dezavantajlarını gördüm. Hasta, doktorla konuşamıyor, onkopsikolojik destek almıyorlar, herhangi bir beslenme desteği verilmiyor. Toplum çok bilinçsiz. Her kanser hastası küçük bir onkolog gibi birbirine tavsiyelerde bulunuyor. Bu mücadelenin ortasında mücadelede iyi gitmeye başlayınca ben ne yapabilirim düşüncesiyle 9 kişilik bir ekiple birlikte Kansersiz Yaşam Derneği’ni kurduk. Bu ekibin içindeki herkesin ailesinde bir kanser hikayesi geçmişti. Bu derneği kurduktan sonra eski İtalya Sağlık Bakanı Umberto Veronesi’nin başkanı olduğu Umberto Veronesi Vakfı’nın Türkiye temsilciliği Kansersiz Yaşam Derneği’ne verildi. Böylelikle birlikte Türkiye’de bilimsel alt yapısı olan Avrupa’daki projeleri Türkiye’de getirip gerçekleştirme hakkına sahip olduk” diye konuştu.

    Kanser sürecinde hastaların ve hasta yakınlarının en büyük ilacının doğru bilgi olduğunu vurgulayan Dida Kaymaz, doğru bilgi insanlara ulaştığında önlemini aldığını belirtti.

    Kaymaz, dernek olarak iki misyon belirlediklerini ifade ederek, “Bunların biri sağlıklı insanlar nasıl sağlıklı kalabilir konusunda eğitimler, diğeri ise kanser hastalarının yaşam kalitesini nasıl yükseltebiliriz. Kanser hastalarının yaşam kalitelerini yükseltme konusunda bireysel yardımdan çok Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği ile hastaneleri yenilemeye başladık. Bu tarafı yenilendikten sonra yatan hastaların durumu çok daha içler açısı şu anda. Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği ile birlikte Sağlık Bakanlığı’ndan yardım toplama izniyle diğer tarafta yatan hasta servisini yeniliyoruz” dedi.

    “KANSER HASTASININ YAKINI AĞIR DEPRESYONA GİRİYOR”

    Bilim Günleri Projesi ile 9 bin 370 tane ilköğretim öğrencisine eğitim verdiklerinin altını çizen Kaymaz, şöyle devam etti:

    “Biz İstanbul merkezli dernek olduğumuz için bunu Türkiye’ye yaymanın tek yolunun mobil bir konferans salonundan geçtiğini karar verdik ve mobil eğitim TIR’ını yaptık. Bu TIR’ın içinde 80 kişilik eğitim salonu var. Gittiğimiz her yerde ayaklı bir konferans salonu ile gitmiş oluyoruz. Günde beş tane eğitim veriyoruz. İlk eğitim hiç kimsenin anlamını bilmediği kanser nedir, ne değildir. Hepimiz kanseri iyileşemez bir hastalık olarak adlandırıyoruz veya baş edemediğimiz her şeye ‘kanser’ diyoruz. Kanser günümüzde kronik bir hastalık oldu ve tedavi edilebilir bir hastalık. Bunda erken tanı ve tedavinin önemi çok yüksek. Bununla yaşanabileceği, bunun ne demek olduğu, bununda sağlıklı bir insanın bünyesinde olan bir hücre olduğunu, bağışıklık sistemiyle çok doğru orantılı olarak hastalığa dönüşebildiği anlatıyoruz. Biraz stres düzeyinden bahsediyoruz. İkinci eğitimde en çok yalnız kalan kanser hastasının yakınları, kanser hastasına o kadar ilgi var ki, yapılan analizler kanser hastasının iyileştikten sonra, yakını yüzde 97 ağır depresyona giriyor. Bu da kanser hastası ve yakınlarını bu süreçte gerçekten kurtarıcı olabilecek tüyolar veriyor. Sonra küçük bir etkinliğimiz var. Ardından cinsel yollardan bulaşan hastalıklar ve rahim ağzı kanseri, onun ardından meme sağlığı anlatıp bir günü bitiriyoruz. Günde 200 kişiye ulaşıyoruz. Bu eğitimlerde bizim için en önemlisi kendi yolumuzda inandığımız ve güvendiğimiz doktorlarla hareket edebilmek, Adana’da bunu Acıbadem Hastanesi’nin önemli doktorları ile gerçekleştiriyoruz.”

    “200 BİN KİŞİYE ULAŞMAYI PLANLIYORUZ”

    5 yılda 193 bin kişiye ulaştıklarına dikkat çeken Kaymaz, “Bu genç bir dernek için kolay bir sayı değil. Bu mobil eğitim TIR’ları ile birlikte bu rakamı 200 bin yapıp evimize dönmeyi planlıyoruz. Bundan sonra ki rotamız Doğu ve Güneydoğu olacak. Ondan sonra Karadeniz’e gitmek istiyoruz. Planımız bundan sonraki illerde bir TIR’da eğitim verip, diğer TIR’da tarama yapabilmek. İki tane TIR’ımız var. Bir tane hazır bekleyen tarama TIR’ımız var. Fakat Sağlık Bakanlığı henüz sivil toplum örgütlerinin tarama yapmasına izin vermiyor. İnşallah izini alırsak bir taraftan eğitim verip diğer tarafta insanları tarayabileceğimiz bir yolculuk yapacağız” şeklinde konuştu.

    Eğitim TIR’ının 700 bin liraya mal olduğunu kaydeden Kaymaz, “Nilüfer hanım bizden tek kuruş para almadan, İstanbul’da bir gece düzenledi. Bu gecede ücretsiz sahneye çıktı ve biletlerini sattık. Bu geceden elde ettiğimiz gelirle bu TIR’ı alabildik. TIR çok değerli bizim için. 700 bin lirayı bugün bir araya getirmek bir sivil toplum için çok kolay değil. Çıkan sonuçtan memnunuz, her gittiğimiz ilde TIR’a bakıp; ‘Bizim mi bu’ diyoruz. Nilüfer hanıma buradan teşekkür etmek istedim. İnsanı motive eden bir duygu, inşallah 82 ilde de oluruz ve Türkiye’yi tamamladık diyebiliriz” dedi.

    “BEN X-RAY CİHAZLARINDAN GEÇMİYORUM”

    Kaymaz, ‘Eğitim YaşaTIR Projesi’nin amacının, sosyoekonomik durumu iyi olmayan insanları bilgilendirmek, erken teşhisin önemini anlatmak ve erken teşhise ulaşabilmeleri için ihtiyaçları olan tüm bilgileri sunmak olduğunu söyledi.

    Kanserin, bağışıklık sisteminin zayıfladığında, hasar gördüğünde ve vücutta olan kanser hücrelerinin oksijensiz kalarak kontrolsüz çoğalmaya birlikte oluşan bir hastalık olduğunu hatırlatan Kaymaz, şunları kaydetti:

    “Bu noktada bağışıklık sistemini birebir etkileyen her şey kansere etken olabilir. Genetik faktörlerin rolü de çok büyük. Bir takım kanserlerde var, bir takım kanserlerde yok. Bir kişinin ailesinde genetik bir kanser varsa mutlaka bu kişinin taramalara 38-40 yaşından itibaren başlaması gerekiyor. Kadınlarda meme kanseri yaşı 15 yaşa düştü. İnsanların bilinçli ve özgür iradesiyle birlikte korunabilmek için yapabileceği çok önemli şeyler var. Ben alışveriş merkezlerinde x-ray cihazlarından geçmiyorum. Bunun bir vatandaşlık hakkım olduğunu söylüyorum. X-ray cihazından geçtiğinizde aldığınız radyasyon, burada Londra’ya uçarken aldığını radyasyonla eş değerde, bu bile aslında kendini korumak için bir hak.”

    “9.5 YILLIK SÜRECİ 180 İSİMLİ KİTAPTA TOPLADIM”

    Benim için önemli olan 9.5 yıllık süreci 180 isimli bir kitapla toparladım ve insanlarla paylaştım. Kitabı okuyabiliyor muyum? Bazen okuyamıyorum o kadar çok acı çekmişim ki bugün karşınızda görüldüğü gibi kolay değil. Kanser hastası bir peri masalı değil, gittiğimiz illerde de insanlara bu çok kolay ve şahane olacak demek için gitmiyoruz. Bu gerçekten çok zor bir süreç. Bu kitapta insanlara kendi içsel huzurum ve rahatlığım ile birlikte ulaşabildiğimi düşünüyorum. Dernek başkanısın ‘6 ay yaşayacaksın’ dediler ve hala ölmediniz. İnsanlar sizden şunu bekliyor; ben bir şey mi yedim iyileştim, ben bir şey mi içtim iyileştim. Hayır, bu böyle değil, bu kolay bir yol da değil. İçimde yaşadığım dezavantajları ve avantajları bu kitapta topladım” dedi.

  • Balçova’da Tribünün Kaba İnşaatında Sona Doğru

    İzmir’in Balçova ilçesinde yapımı devam eden 2 bin kişilik tribün ve engelli merkezinin kaba inşaatında son aşamaya gelindi.

    Balçova Belediyesi Spor Tesisleri’nde, 2 bin kişilik tribün ve engelli merkezinde çalışmalar tüm hızıyla devam ediyor. Çalışmaların kaba inşaatında ise sona gelindi. Balçova Belediye Başkanı Mehmet Ali Çalkaya da, inşaat alanında incelemelerde bulundu. Üç ay içerisinde açılacak tesis hakkında ekiplerden bilgi alan Çalkaya, spor salonu inşaatının tamamladığını söyledi. Çalkaya, “Göreve geldiğimizde burada toprak bir saha ve yapımı devam eden salon vardı. İlk etapta sahayı çimlendirerek spor salonu inşaatını tamamladık. Tribün çok büyük bir eksiklikti. Üç ay içinde hizmete açmayı hedefliyoruz. Tribünün altında oluşan boşluğu de engelli merkezi olarak değerlendireceği. Balçovalı engelli gençlerimiz burada el beceri kursları alarak ürünler üretecek. Bu ürünleri Down Cafe’de satıp para kazanacak” diye konuştu.

  • Ender Yorgancılar: “Hükümetin Sanayi Sektörüne Yaklaşımını Doğru Buluyoruz”

    Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar, 64. Hükümetin programını değerlendirdi. Programda genel olarak Türkiye’nin özelde de ekonominin ihtiyaçlarının doğru tespit edildiğini kaydeden Yorgancılar, “Sanayi sektörüne ve özellikle bu sektörün motoru olan imalat sanayinin ekonomideki ağırlığının artırılmasına yapılan vurgu ve verilen öncelik oldukça yerinde. Bunları başlangıç için olumlu bir durum olarak değerlendiriyoruz” dedi.

    Yorgancılar, 64. hükümet programını değerlendiren ve Türkiye’nin son 10 yıldır uyguladığı ekonomi politikaları çerçevesinde sıcak para finansmanlı, tüketim çekişli, ithalata dayalı büyümede yolun sonuna gelindiğini, hem iç hem de dış dinamiklerin eski politikalara başarı şansı tanıyacak durumda olmadığını belirtti.

    Yorgancılar, Türkiye’nin yeni ve iddialı bir başlangıca ihtiyacı olduğunu belirterek şöyle konuştu: “Dünde iyi veya yanlış yapılan ve yapılamayanları yaşayarak öğrenmiş bir bakanın yani Sayın Mehmet Şimşek’in ekonominin başına getirilmesi de uygun olmuştur. Ancak ekonomi politikalarında yenilenme ve Türkiye ekonomisinin yeniden yapılanması konusunda daha detaylı alt stratejilere ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Hükümetimizin bizle iş birliği yaparak ortak akıl ile yeni bir yatırım, üretim ve ihracat öncelikli büyüme modeli geliştirmesini bunu da entegre sektörel gelişme stratejileri ile desteklemesini bekliyoruz. Bu noktada dünden farklı olarak bilgi toplumu referanslı, yani bilgi bazlı sanayileşme için strateji ve teşvik sistemi gerekliliğine vurgu yapmak istiyoruz.”

    “EBSO’NUN PROJESİNİN YER ALMASI SEVİNDİRİCİ”

    64. hükümet ile birlikte, Girdi Tedarik Stratejisinin (GİTES) güncellenmesi, büyük ölçekli yatırımların ve stratejik sektörlerin teşvik edilmesine devam edilecek olması, kümelenme faaliyetlerinin desteklenmesi, Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığının korunması ve para politikalarının yeniden enflasyona odaklanacak olmasının yanı sıra işgücü piyasasında esnekliğin sağlanmasının öngörüldüğünü ifade eden Yorgancılar şöyle devam etti: “Damga vergisinin gözden geçirilecek olması, imalat sanayisi makine-teçhizat yatırımlarının finansmanında Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV) istisnası getirilmesi, kamu alımlarında yerli üreticilere öncelik tanınacak olması, şeklindeki öngörüler bizler için önemli ve anlamlıdır. Bunların yanında yatırım mallarının ve ara malların vadeli ithalatında KKDF oranını yüzde 6’dan yüzde sıfıra indirileceğinin taahhüt edilmesi çok faydalı bir önlem olacaktır. Yine ileri teknoloji sınıfında yer alan yatırımlara 5. bölge desteklerinden yararlandırılacak olması son derece doğru bir karardır. Ancak Türkiye’de her ilde OSB yapmak yerine önceliğin var olanların kapasitesinin kullanılmasına verilmesinin daha doğru olacağını düşünüyoruz. Ayrıca EBSO olarak devletin TOKİ aracılığıyla anahtar teslim fabrika kurma talebimizin programda yer almasını görmek bizi mutlu etti.”

    TOHUM ANCAK İKLİM UYGUN OLURSA ÜRÜN VERİR

    EBSO Başkanı Yorgancılar ayrıca ‘tohum ancak iklim uygun olursa verimli ürün verir’ sözüne atıfta bulunarak, “Bu bağlamda hukuk devleti boyutundaki aksaklıkların giderilmesi, kamuda liyakat temelli kurumsal yapıların oluşturulması, bürokrasinin azaltılması ve hızlandırılması, TL’nin aşırı değerlenmesine izin verilmemesi, enflasyonun ve faizlerin tek haneye geleceği ortamın oluşturulması, enerji maliyetlerinin rakip ülkeler düzeyine çekilmesi, komşu ülkelerle ilişkilerin gözden geçilmesi gerekiyor. Programda öngörülen önlemler ancak bu önlemlerin alınarak makro iklimin iyileştirilmesi durumunda işe yarayacaktır. Hükümetimizin buna da dikkat etmesi gerekiyor” dedi.