Etiket: Doç.

  • Doç. Dr. Erhan Özyol SANKO Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniğinde göreve başladı

    SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği’nde Doç. Dr. Erhan Özyol hasta kabulüne başladı.

    2018 yılı Mayıs Ayı itibariyle ile SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak göreve başlayan Doç. Dr. Özyol, Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği’nde hasta kabulüne başladı. Doç. Dr. Özyol’un ulusal ve uluslararası indeksli oftalmoloji dergilerinde yayınlanmış çok sayıda makalesi, oftalmoloji kitap bölüm yazarlığı, ulusal ve uluslararası oftalmoloji kongrelerinde sunulmuş çok sayıda bildirisi bulunuyor.

    Ayrıca ulusal ve uluslararası oftalmoloji dergilerinde danışman ve konsültan editör olarak da görev yapmaktadır. Türk Oftalmoloji Derneği, TOD Katarakt ve Refraktif Cerrahi Birimi, Avrupa Katarakt ve Refraktif Cerrahi Derneği üyelikleri bulunan Doç. Dr. Özyol’un temel ilgi alanları vitreoretinal cerrahi, katarakt cerrahisi ve glokomdur.

    Malatya 1978 doğumlu olan Doç. Dr. Özyol, 1995-2002 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tıp eğitimini, 2003-2008 yılları arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı’nda Göz Hastalıkları ihtisasını tamamladı. Askerlik hizmeti ve mecburi hizmetisonrası Muğla Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği’nde görev aldı.

    2013 yılında Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Retina Kliniği’nde Vitreoretinal Cerrahi eğitimi, 2016 yılında Dr.Agarwal’sEyeHospital, Chennai, Hindistan’da Vitreoretinal Cerrahi ve Glued IOL Cerrahisi eğitimi aldı.

    2017 yılında “Doçentlik” unvanını, 2018 yılında ise Paris/Fransa’da düzenlenen “European Board of Ophthalmology” sınavında başarılı olarak “FEBO” unvanını kazandı.

    Göz Hastalıkları Kliniği Katarakt Cerrahisi Ve Refraktif Katarakt Cerrahisi

    SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nde kısa sürede, ağrı duymadan ileri bir teknik olan FAKO yöntemiyle katarakt ameliyatı yapılmakta, katlanabilen göz içi merceği yerleştirilerek net görme sağlanmaktadır. Uzak ve yakın görme için ya da astigmatizmanın giderilmesine yönelik çok odaklı ve/veya astigmatik Premium Lens uygulanması yapılmaktadır Bunun yanı sıra yüksek miyopi durumlarında saydam mercek değişimi ya da göz içi mercek yerleştirilmesi gibi cerrahiler uygulanarak lazerle düzeltilemeyecek kadar yüksek bozukluklar düzeltilebilmektedir.

  • Doç. Dr. Ali Cemal Sağ: “Kalp hastalığı genç yaşlı demiyor”

    Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ali Cemal Sağ, kalp ve damar hastalıklarının düzenli olarak kontrollerini yaptıran kişilerde erken teşhis ile önlenebileceğini söyledi.

    Kalp ve damar hastalıklarının günümüzde oldukça yaygın olduğunu belirten Medical Park Ordu Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ali Cemal Sağ kalp hastalıklarının son yıllarda gençleri de etkisi altına aldığını vurguladı. Dr. Sağ, şu bilgileri verdi:

    “Kalp ile ilgili birçok hastalık çeşidi vardır. Bunlardan en sık karşılaşılanlar; kalbin damar hastalıkları, kalp kapak hastalıkları ve ritim bozukluklarıdır. Ailesinde kalp hastalığı bulunanlar, sigara içenler, aşırı yağlı gıdalar tüketenler, şeker hastaları, yüksek tansiyonu olanlar, kolesterolü yüksek olanlar, fazla kilosu olan hastalar, stresli kişiler, hareketsiz yaşam sürenler risk grubunda bulunan kişilerdir. Değişen yaşam koşulları nedeni ile insanların beslenme alışkanlıkları değişmiş, sigara kullanımı artmış, daha stresli ortamlarda ve ağır iş koşullarında çalışmaya başlamışlardır. Böylelikle günümüzde kalp hastalıkları daha sık görülmeye başlamıştır. Yaşlı hastalığı olarak bilinen kalp hastalığı artık günümüzde genç insanlarda da ani ölümlerin en sık sebebi olarak bilinmektedir” dedi.

    “Kalp krizi erken dönemde tespit edilirse riskleri önlenebilir”

    Bütün bu olumsuzluklara rağmen kalp ile ilgili hastalıkları daha iyi anlayıp, daha iyi tanıyarak kalp krizi bizi yakalamadan gerekli önlemlerin alınabileceğini ifade eden Doç. Dr. Ali Cemal Sağ, açıklamasında şu görüşlere yer verdi:

    “Biz uzmanlar hiçbir yakınması olmasa da 20’li yaşlardaki herkesin kolesterol, kan şekeri ve kan basıncı değerlerini ölçtürmesini, 40 yaşından sonra ise risk durumuna göre 3 yıllık periyotlar ile kardiyolojik kontrollerin yaptırılmasını öneriyoruz. Tıpta yaşanan gelişmeler sayesinde kalp hastalıklarının tedavisi hızla gelişmiş ve kalp hastalıklarından kaynaklanan ölüm oranları giderek azalmıştır. Bir kalp krizi hastası ne kadar hızlı teşhis edilir, ne kadar erken hastaneye ulaştırılır ve ne kadar erken doğru tedaviye başlanırsa o hastanın ölüm riski o kadar düşmektedir. Kalp ve damar hastalıklarının tedavisinde anjiyo, balon, kalp pili takılması, stent ve by-pass uygulamaları önemli bir yer almaktadır. Kalbin ritim bozukluklarının tedavisinde EPS ve ablasyon gibi işlemler ile hastaların daha konforlu hayat sürmesi sağlanabilmektedir.”

  • Doç. Dr. Uzunoğlu: “İleri evre meme kanseri tedavisinde gelişmeler umut veriyor”

    Trakya Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Sernaz Uzunoğlu, tıp dünyasındaki gelişmeler sayesinde yakın gelecekte metastatik adı verilen ileri evre meme kanseri tedavisinde çok sayıda ümit verici yenilik yaşanmasını beklediğini söyledi.

    İleri evre meme kanserinin bazı türleri, yeni geliştirilen tedaviler sayesinde büyük oranda kontrol altına alınmaya başlandı. Doç. Dr. Sernaz Uzunoğlu, hastaların tedavi yöntemleriyle metastatik evrede bile uzun yaşam sürelerine yaşam kaliteleri bozulmadan erişebildiklerini söyleyerek, “Metastatik meme kanserini, yenilikçi tedavi yöntemleriyle büyük oranda kontrol altına alabileceğimiz kronik bir hastalık haline getirmeyi hedefliyoruz ve bu hedefe her geçen yıl daha da yaklaşıyoruz. Bunun sebebi son yıllarda meme kanserinin artık tek bir hastalık olmadığının, birbirinden farklı moleküler alt gruplarının olduğunun ve her grubun farklı yolaklar kullanarak ilerlediğinin anlaşılmasıyla ve bu yolaklara yönelik akıllı molekül dediğimiz tedavi yaklaşımlarının uygulanıp tamamen kişiselleştirilmiş tedavilerin klinik pratiğimize girmesiyle mümkün olmuştur. Artık bu tedavilerle uzun yıllar hastalık kontrolü sağlanabilmekte ve hastalarımız metastatik evrede bile uzun yaşam sürelerine yaşam kaliteleri bozulmadan erişebilmektedirler. Bu alandaki ilerleme hızını göz önünde bulundurarak, belki de yakın gelecekte metastatik meme kanserini tamamen iyileştirmenin söz konusu olabileceğini de söylemek mümkün olabilecektir” dedi.

    “Yeni keşfedilen moleküller daha az yan etkiye neden oluyor”

    Doç. Dr. Sernaz Uzunoğlu, metastatik meme kanserinin tedavisinde kaydedilen gelişmelerle ilgili şunları söyledi:

    “Son yıllarda tümör tedavisinde ve her türlü destek tedavisinde yaşanan gelişmeler ve yenilikler neticesinde artık bazı metastatik meme kanseri vakalarında hastalık kontrolünü uzun yıllar aynı kronik hastalıklarda olduğu gibi sağlayabiliyoruz. Özellikle bu yenilikçi tedaviler hastaların ve hastalıkların karmaşık yapılarını anlayıp, tümörlerin genetik profilini analiz ederek, hastaları uygun tedaviyle eşleştirmeyi ve onlara en iyi sonuçları sağlayacak tedavinin uygulanmasını sağlıyor. Hastalara en uygun olabilecek tedaviyi verdiğimizde alacağımız yanıt da bu oranda artacağından, hastaları hem psikolojik açıdan hem de yaşam kalitesi açısından çok daha iyi bir noktaya taşıdığımızı söyleyebiliriz. Aynı şekilde meme kanserinin alt gruplarından birini oluşturan ve hastaların yüzde 20’sinde pozitif olabilen C-ERB B2 veya diğer adıyla HER2 molekülü de kanserin ilerlemesini durdurabilmek için kullandığımız önemli bir hedef reseptördür.”

    “Hekimlere hem psikolojik hem de tıbbi açıdan büyük görev düşüyor”

    Uzunoğlu, hekim-hasta ilişkisinde en önemli noktanın hastanın hekimine güvenmesi olduğunu dile getirerek, “Hekim hastasına doğruya en yakın bilgiyi aktarmalı bunu yaparken de empatik davranmalı ve hastanın anlayabileceği uygun bir lisan kullanmalıdır. Hekim bilgi verirken ve tedavi ayrıntılarını açıklarken kademeli bir şekilde açıklamalı ve hastaya o andaki acısını ifade etme fırsatını da mutlaka vermelidir. Tanı ve tedavi sürecinde hasta yakınlarına da çok önemli görevler düşmektedir. Öncelikle hasta yakınları hekimin hasta yönetim şekline asla karışmamalıdırlar. Hastalığı ile ilgili bilgilendirilmesine engel olmamalıdırlar. Hastalar tanı sonrası değişik tepkiler verebilir, karmaşık duygular yaşayabilirler. Aile yaşamlarında ve sosyal yaşamlarında farklılıklar yaşayabilirler. Bu nedenle hasta yakınları, sosyal ve psikolojik açıdan ve gerektiğinde de fiziksel olarak hastaya destek olmalıdır. Bununla birlikte hekimler, sevdikleri kişinin geçirdiği değişiklikler karşısında çaresizlik hissine kapılan hasta yakınlarına da aynı psikososyal tavırla yaklaşmalı, hastaya faydalı olabilmeleri için onları da desteklemelidirler” ifadelerini kullandı.

    “Klinik araştırmalar büyük bir hızla devam ediyor”

    Son evrede bile olsa hastaların yaşam kalitesinin artırılması gerektiğini belirten Doç. Dr. Sernaz Uzunoğlu, “Hastalığı ile ilgili şikayetlerinin, ağrılarının dindirilmesi gibi ona destek olabilecek tedavi yöntemlerinin devam etmesi ve hastanın umudunun tamamen tükenmemesi gerekmektedir. Amacımız öncelikle hastanın yaşam kalitesini bozmadan ona en uygun tedaviyi verebilmektir. Bununla birlikte yeni tedaviler ve gelişmeler öylesine büyük bir ivmeyle ilerlemektedir ki hem hastalarımız ve hem de biz hekimler için bu çok ümit verici bir durumdur. Meme kanserinde hem erken evrelerde hem de ileri evrelerde hastalarımızın uzun ve sağlıklı yaşamalarına devam etmelerini sağlayan, hatta yaşam kurtaran kişiye özel tedaviler bulunmaktadır. Devam eden çalışmalar sayesinde de tedavi seçenekleri gittikçe artacaktır. Hastalarımız hiçbir zaman gerçeklere ve bilimsel kanıtlara dayanmayan tedavi seçeneklerine yönelmemelidirler” diye konuştu.

  • Yrd. Doç. Dr. Yavuz Samur : “Sanal ortamlarda çocuklarımızın elini bırakmayalım”

    Çocukların teknoloji kullanımı üzerinde kontrolünün kaybolması ve teknolojiyi ölçüsüz kullanması çok ciddi zararlara sebep oluyor. İnternet bağımlılığının günden güne artmasından dolayı uyarılarda ve tavsiyelerde bulunan Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Yavuz Samur anne ve babalar için, “Çocuğunuzun internet bağımlısı olduğunu nasıl anlarsınız?” sorusuna da cevap verdi.

    Gelişen teknolojinin avantajlarının yanı sıra dezavantajları da insan hayatını etkiliyor. Bunlardan birisi de internet bağımlılığı ve günden güne artan hatta çocuklara kadar inen bir problem haline geldi. Bütün bağımlılıkların ortak noktasının kişinin kendisinden çok çevresindekilerin etkilenmesiyle ilgili olduğunu vurgulayan Bahçeşehir Üniversitesi (BAU) Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Yavuz Samur’a göre de: “Çocukların sosyal medyada bulunmadığı ve internete bağlı olmadığı anlarda sinirlenmesinin sebebi bağımlılık özelliklerini gösteriyor.”

    Çocukların teknoloji bağımlısı olmalarındaki en büyük etkenin aileleri olduğunu söyleyen Yrd. Doç. Dr. Yavuz Samur, “Çocuklar aslında doğuştan fiziksel nesnelere yönelim gösterirler ancak veli sürekli olarak onları teknolojiyle uyutmaya, yemek yedirmeye, dikkatlerini çekmeye, sakinleştirmeye, susturmaya çalıştıkça onlar da teknolojik cihazlara yönelirler. Dolayısıyla aslında teknoloji bağımlılığı diye bir şey yoktur, ancak çocuğuyla ilgilenmeyen, onlarla verimli vakit geçirmeyen ve onların ihtiyaçlarını gidermeyen anne-baba vardır” dedi.

    “Teknoloji tüketimden çok üretim için kullanılmalı”

    Çocuğun sosyal medyada bulunmadığı ve internete bağlı olmadığı anlarda sinirlenmesinin sebebinin bağımlılık özelliklerini gösterdiğini ifade eden Samur, “Sürekli aklı internette olan çocuklar, arkadaşlarıyla dışarıda vakit geçirmek yerine internet ve bilgisayar ile ilgilenmek istiyor olabilir. Çocukların ödevleri, sosyal ve spor etkinlikleri, yemeği, uykusu, arkadaşlık ilişkisi ve ailesi ile ilgili olan ilişkileri gibi kendisinin etrafındaki birçok durum onları etkiliyor. Anne-babanın çocuğunun teknolojiyle aşırı ilgilenmesi, oynaması, zaman geçirmesi ile ilgili olarak şikayeti var ise bu bir belirtidir” ifadelerini kullandı. Her zaman bilinçli ve etik bir teknoloji kullanımını vurguladıklarını da ifade eden Yrd. Doç. Dr. Yavuz Samur, “Öğrenciler sadece bilgisayarın başında ödevi için araştırma yaptıklarında, makale, sunum hazırlıyor ve yazılım dillerini öğreniyorsa ancak o şekilde üretim yapabilirler. Biz bunu daha çok tavsiye ediyoruz. Teknolojiyi tüketimden ziyade üretim odaklı kullanıyorlarsa burada ancak bu şekilde doğru bir amaçla kullanmış olurlar” dedi.

    “İlkokul İçin 1 Saat, Ortaokul İçin 2 Saat”

    Pediatri derneklerinin 0-2 yaş arasındaki çocuklar için mümkün olduğunca teknolojiden uzak bir hayat, 3-6 yaş için günde maksimum 45 dakika ekran süresi, ilkokul için 1 saat, ortaokul için 1 buçuk saat ve lise için de 2 saat ekran süresi tavsiye ettiklerini söyleyen Samur, “Bunun yanında çocukların ekran kullanımlarında mutlaka anne baba çocukla maruz kaldığı içerik hakkında sohbet etmeli ve pasif bir tüketimden ziyade aktif bir etkileşim gerçekleştirilmelidir. Eğer anne ve baba çocuklarının hafta içi hiç teknoloji kullanmadığını ama hafta sonu izin verdiklerini söylüyorsa, orada veli-çocuk ilişkisi her şeyden daha önemlidir” dedi. Çocukların yaşına uygun dijital oyunlar oynayabileceğini, sosyal medyada yer alabileceğini ve video kanallarını da ziyaret edebileceğini belirten Samur, velilerin sanal ortamlarda da çocuklarının elini bırakmaması gerektiğinin önemine vurgu yaptı.

  • Yrd. Doç. Dr. Lokman Balyen’e EASDec’den ödül

    European Association for the Study of Diabetes Eye Complications Study Group (EASDec) tarafından Kars Kafkas Üniversitesi (KAÜ) Tıp Fakültesi Göz Hastalıları Anabilim Dalı Öğretim Üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Lokman Balyen’e ödül verildi.

    EASDec, Avrupa Diyabet Göz Komplikasyonları Organizasyonu 2017 yılının yetenek transfer ödülü kazanan ismini açıkladı. Amaçlarının kısa süreli yerleştirmeler yoluyla laboratuvar teknikleri ve klinik beceriler kazanmak için Avrupa’daki bilimsel ve klinik becerilerin aktarılmasını teşvik etmek olduğunu kaydeden EASDec’nin resmi internet sitesinde sonuçlar açıklandı.

    “Diyabetik göz hastalığında yeni tedavi yöntemleri ve fotoreseptörlerin hayatta kalma, canlılık ve yenilenmesi” üzerine hazırladığı ön çalışma ve rapor perspektifinde Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıları Anabilim Dalı Öğretim Üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Lokman Balyen, EASDec Avrupa Diyabet Göz Komplikasyonları Organizasyonundan 2017 yılının Yetenek Transfer Ödülünü kazandı.

    Araştırmacı doktor vasfı ile Birleşik Krallık’a gidecek olan Dr. Balyen, Birleşik Krallık’a İngiltere ve Kuzey İrlanda, Belfast, Londra ve Liverpool’da 6 ay boyunca Klinik Oftalmoloji Profesörü Tunde Peto, MD, PhD koordinatörlüğünde ve diğer bilim insanları ile ‘’Diyabetik göz hastalığında yeni tedavi yöntemleri ve fotoreseptörlerin hayatta kalma, canlılık ve yenilenmesi’’ üzerine bilimsel araştırma yapacak.

    Türkiye ve Kafkas Üniversitesi’ni Avrupa’da en iyi şekilde temsil edeceğini ve araştırma sonrasında ülkesine döndüğünde Kafkas Üniversitesi’ndeki öğrenci, asistan ve diğer öğretim üyelerine bir rol model olacağını belirten Dr. Balyen, klinik ve deneysel beceri ve deneyimlerini bütün öğrenci ve asistanlara aktaracağını, bununla beraber Avrupa’da öğreneceği klinik çalışmaları günlük pratikte hastalarına uygulayacağını kaydetti.

    Dr. Balyen, empati, vicdan, ahlak ve etik ilkelerinin ekseninde çalışacağını ve her zaman ki gibi ülkesi ve milletine faydalı olacağını sözlerine ekledi.

    Öte yandan 2016’da Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıları Anabilim Dalına Yardımcı Doçent olarak atanan Dr. Balyen, Kafkas Üniversitesi’nde bir başarı örneğini göstererek EASDec Avrupa Diyabet Göz Komplikasyonları Organizasyonundan ödül kazananlar arasında yerini aldı.