Etiket: Diz

  • Diz ağrısında ’PRP’ tedavisi

    Diz ağrılarının erken dönemde kolay bir şekilde tedavi edilebildiğini belirten Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Ayşegül Başar, PRP (Trombositten zengin plazma) tedavisinin diz kireçlenmesi tedavisinde geleneksel yöntemlere güçlü bir alternatif olduğunu söyledi.

    VM Medical Park Samsun Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Kliniğinden Uzm. Dr. Ayşegül Başar diz ağrısında PRP tedavisi hakkında bilgi verdi. Dr. Başar yaptığı açıklamada, “Diz eklemi vücutta en hareketli ve en fazla yük taşıyan eklemdir. Merdiven inip çıkma, oturup kalkma, yürüme veya koşma sırasında dizin hareketi dize binen yükü arttırır ve sürekli yük binen eklemde harabiyete yol açar. Yaş ile birlikte eklem kayganlığının ve kıkırdak yapımının azalması, kemik yapıdaki bozulmalar da diz eklemlerinde ağrı ve hareket kısıtlılığına yol açar. Diz ağrıları erken dönemde kolay şekilde tedavi edilebilir. Dizdeki problem ilerlediğinde yükün artması, en hareketli eklem olması ve menüsküs, bağ gibi dokulardaki bozulmaların da eklenmesiyle tedavi güçleşir ve çoğu zaman da cerrahi işlemler veya protez gerektirebilir. Dizlerde çömelme veya ayağa kalkmada sorun var ise, dizlerde bazı hareketlerle tutulma kilitlenme oluyor ise diz ekleminde yürüme, merdiven inme ve çıkmayla artan ağrılar varsa dizleri kıvırarak oturmakta sorun yaşanıyorsa zaman zaman dizlerde şişlik oluyorsa osteoartritten şüphelenilebilir” dedi.

    “Menapoza bağlı durumlar atlanmamalıdır”

    Özellikle kadınlarda menopoza bağlı durumların atlanmaması gerektiğini belirten Başar, “Menopoz sonrası kalça bağlarındaki zayıamalar ve kıkırdak yapısının yumuşamasıyla birlikte diz eklemi yükü artar. Dizlerdeki açılanmayla birlikte dizlerin iç kısmına daha fazla yük biner. Bu da eklem yüzlerinin aşınma, eklemde kıkırdakların yumuşaması ve kemikteki deformasyonların gelişmesiyle sonuçlanır. Hasarlanmış eklemin aşırı kullanılmasından sakınılmalıdır. Kireçlenmeye bağlı şikayetlerin azalması için kilo verilmesi ve ağrılı dönemlerde istirahat önerilir. Diz osteoartritinde kullanılan nonsteroid antiinamatuvar ilaçların ağrı kesici olup, kireçlenmeyi tedavi etmez, sadece dizde ısı artışı ve şişlik olan akut dönemde inamasyonu baskılamak için kullanılırlar. Diz eklemi osteoartritinde egzersiz kişiye özgü verilmelidir. Aşırı aktivite ağrının artmasına neden olabileceği için egzersizin dozu iyi ayarlanmalıdır. Teknolojik gelişmelerle birlikte, eskiden doku ısıtma amaçlı yapılan zik tedavilerin yerini doku iyileştirme amaçlı zik tedaviler almıştır. Diz eklemindeki hem kemik hem yumuşak dokulara yönelik etkili zik tedavi cihazlarıyla dokulardaki hasarlanmalar erken dönemde tedavi edilebilir. Diz eklemine binen yükü azaltmak ve mukavemeti arttırmak için kalça ve uyluk kaslarının güçlendirilmesinde de zik tedavi cihazları etkin şekilde kullanılır. Son yıllarda doğal tedavi yöntemlerinin etkisinin, kimyasal ilaçlardan daha üstün olduğunun saptanması ile vücudun kendi kendini tamir mekanizmaları da önem kazandı” diye konuştu.

    Tedavide PRP

    PRP tedadisi ile ilgili açıklamada bulunan Başar şunları söyledi: “PRP tedavisi, yaş ortalaması yükselen toplum ile birlikte artan diz kireçlenmesi tedavisinde geleneksel yöntemlere güçlü bir alternatiftir. Bilimsel olarak kas-iskelet sistemi hastalıklarında dokuların tamirine olanak sağladığı tespit edilmiş bir yöntem. PRP’nin ağrı kesici tedavisi olmayıp, hastalığı tedavi etmeye yönelik bir uygulama olduğunun da altı çizilmeli. Hastanın kendi kanından hazırlandığı için doğal bir tedavi yöntemi olarak kabul ediliyor. Hastadan damar yolu ile yaklaşık 8-10 ml kan bu iş için özel olarak hazırlanmış tüplere alınır. Bu tüplerin değişik çeşitleri arasında, önemli olan tüpün içindeki maddelerin kan hücre yapısının bozulmamasını ve ayrıştırmanın sağlıklı olmasını temin edebilmesidir. Alınan kan tüp ile özel santrifüj işleminden geçirilir. Bu işlem yaklaşık 15 dakika sürer. Santrifüj işleminden sonra kanın trombosit dışındaki hücreleri tüpün dibine çöker. Üzerinde trombositten zengin sarı renkli bir plazma sıvısı kalır. Üstte kalan bu sıvının dip kısmında trombositlerin daha da yoğun olduğu yaklaşık 2 cc’lik bir bölüm vardır. Bu bölüm özel sistem sayesinde her milimetre küpünde yaklaşık 12 milyon trombosit hücresi olan plazma, enjeksiyonun uygulanacağı enjektöre çekilir. PRP artık hazırdır ve bu aşamadan sonra bekletilmeden uygun teknikle istenilen bölgeye uygulanır. Bilindiği gibi trombosit temelde kanın pıhtılaşmayı sağlayan elemanı olup içerisinde büyüme faktörü (Growth Factor) ve bazı doğal koruyucu maddeler içerir. PRP yöntemi ile trombositten zengin plazma elde edilir ve eklenen ilaçla trombositler aktive edilir. Böylece trombositlerin içerdikleri büyüme faktörlerinin açığa çıkması sağlanır. Trombositten zenginleştirilmiş plazma sıvısı doğal bir ilaç gibi etki gösterir. Hasarlanmanın olduğu kemik, kıkırdak gibi yapıların hücrelerini uyararak o bölgedeki iyileşmeyi hızlandırır. PRP’nin özellikle diz kireçlenmelerinde görülen kıkırdak zedelenmeleri ve aşınmaları üzerine iyileştirici etkisi de gösterilmiştir. Diz kireçlenmelerinde, diz eklemi içine , birer ay arayla üç kez uygulanır. Enjeksiyonu takiben birkaç hafta içinde iyileşme başlar ve iyileşme süreci, dokudaki harabiyete göre 12-24 ay arası sürer. PRP enjeksiyonları sonrası, kortizon enjeksiyonlarında olduğu gibi hızlı bir ağrı azalması olmaz. PRP’de ağrı yavaş yavaş azalır ve aylar içinde geçer. PRP’den sonra kortizon uygulamalarında olduğu gibi şikayetlerin tekrarlanması gözlenmez.”

  • Diz ağrılarınızı hafife almayın

    WM Medicalpark Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Yaşar Akdoğan, ağrısız bir yaşam için diz eklemlerine iyi bakılması konusunda uyardı.

    Vücut ağırlığının önemli bölümünü taşıyan diz eklemlerinde meydana gelen hasarların ağrı dolu günlerin yaşanmasına sebep olabileceğini ifade eden uzmanlar, en sık görülen sorunun ise menisküs, bağ yırtıkları, kıkırdak sorunları ve halk arasında kireçlenme olarak bilinen kıkırdak hasarları olduğunu söyledi. Diz eklemi rahatsızlıklarında fazla kiloların belirleyici rol oynadığını belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Yaşar Akdoğan, “Diz eklemi yaşamımız boyunca en çok kullandığımız eklemlerimizden bir tanesidir. Yaşamımız boyunca her adımda diz eklemine yüklenir ve ondan yararlanırız. Bu sebeple ortopedi polikliniklerinde diz eklemiyle ilgili rahatsızlıklar son derece sık görülmektedir. Bunun dışında geçmişte geçirilen dizle ilgili kazalar, kırıklar, çıkıklar ya da benzeri durumlar, kıkırdak yaralanmaları ileri yaşlarda kendisini dizde kireçlenme olarak gösterebilir. Kilo hem hastalığın ortaya çıkmasında hem de tedavilerin istenilen etkileri gösterememesinde önemli rol oynamaktadır” dedi.

    Hastaların başlangıçta yürüyüşlerle yaşadıkları ağrıyı daha sonra istirahat halinde de hissetmeye başlayabileceğini ifade eden Akdoğan, “Bazı hastalarda özellikle geceleri ve uykudan uyandıran ağrı tipik bulgular arasındadır. Yine yürüme mesafesinde kısalma karşılaştığımız önemli bir bulgudur. Önceden istediği kadar yürüyebilen hastalar bu rahatsızlık belli oranda ilerledikten sonra artık yeteri kadar yürüyememeye ve ızdırapla geçen bir yaşama mahkum hale gelebilir. Hastalık her zaman ilerleyici bir seyir gösterir. Kendi haline bırakıldığında hiçbir zaman iyiye gitme olasılığı yoktur. Hasarlanmış kıkırdağın üzerine yük verildikçe buradaki hasarlı bölge çevre dokuların hasarlanmasına sebep olacak ve mevcut hasarın büyümesine katkıda bulunacaktır” şeklinde konuştu.

    Genellikle bu rahatsızlıkları dört evrede incelediklerini belirten Akdoğan, “Evre 1 hastalığın en hafif hali. Evre 4 en ileri hali olarak karşımıza çıkıyor. Doktor muayenesi sırasında çekilen normal filmlerde kıkırdak boşluklarını temsil eden eklem aralıklarında belirgin azalma görülmektedir. Ancak hastalığın tam ve doğru tanısını koyabilmek için filmlerin ayaktayken çekilmesi çok büyük önem arz eder. Hastanın röntgen masasına yatırılarak yük altında olmaksızın çekilen filmler hastalığın gerçek evresini göstermede yetersiz kalabilir” diye konuştu.

    Tedavinin rahatsızlığın evresine ve kişinin yaşına göre değişkenlik gösterebileceğini ifade eden Dr. Akdoğan, “Başlangıç evrelerinde özellikle evre 1 ve evre 2 hastalarında aktivite modifikasyonu dediğimiz bir süreliğine en azından çömelmenin kalkmanın yasaklanması, uzun ayakta kalmanın ve merdivenin kısıtlanması bile tek başına bazen olumlu sonuçlar doğurabilir. Onun dışında ağrı kesiciler yanında özellikle anti ödem dediğimiz ödem giderici ilaçlardan yarar görülebilir. Bu şekilde anti ödem ilaçlar ve son dönemde kıkırdak ekstresi diye hastalarımıza tarif edebileceğimiz bazen eklem sıvısı diye hastalarımızın bildiği bir takım kıkırdak ilaçları erken evrelerde yararlı sonuçlar verebilir. Herhangi bir şekilde tedavilerden fayda görebilmek için her evrede ama özellikle erken evrelerde mutlaka ve mutlaka hastanın kilo vermesi gerekmektedir. Bu tedavinin yanıt vermediği hasta grubunda bazen aralıklı ya da tek doz şekilde yapılabilen yine kıkırdak ekstresi içeren eklem içi enjeksiyon şeklinde uygulanan ilaçlar hastalarımızda fayda yarar sağlayabilir” dedi.

    Kapalı ameliyat kireçlenme rahatsızlığının sadece en erken evresinde uygulanabileceğini belirten Akdoğan, “Eğer dizde menisküs yırtıkları kıkırdaktan kopmuş yongalar ve diğer parçalar mevcutsa kapalı ameliyat bunların temizlenmesi sonrasında dizin ömrünü uzatabilir. Ancak bu evrede hasta bulunmak maalesef çok zor olmaktadır. Çünkü hastalarımız ortopedi polikliniklerine gelene kadar genellikle fazla zaman geçirmekte ve bu geçen zaman dizdeki kıkırdağın en az evre 2 ve evre 3’e ilerlemiş olması sonucunu doğurmaktadır. Son yıllarda ülkemizde yeni yeni yapılmaya başlanmış yarım protez ameliyatı diye tarif edebileceğimiz bir başka yöntem de kireçlenme hastalığının tedavisinde dünyada kullanılmakta olan güncel bir uygulamadır. Yarım protez ameliyatı maalesef her hastaya uygulanamamaktadır. Uygun olan hastalarda ise tam protez ameliyatına göre birtakım avantajlar içermektedir. Örneğin tam protezlerin ömrü ortalama 15 yıl civarındayken, yarım protezlerin ömrü 20-25 yıla kadar uzayabilmektedir” şeklinde konuştu.

  • Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli: “Bu millete kimse diz çöktüremez”

    GİRESUN (İHA) – Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli, “Bu milletin yaptığı en kolay şey desten yazmaktır ve bunun en yakın canlı örneği 15 Temmuz tarihidir. Bu yüzden bu millete diz çöktüremezler” dedi.

    Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli Görele Belediyesi tarafından 10’uncusu düzenlenen Kemençe ve Horon Günleri etkinliklerinin açılışına katıldı. Geldiği Giresun’da bir sürre önce göreve başlayan Vali Harun Sarıfakıoğulları’na “Hayırlı olsun” ziyaretinde bulunan Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli buradan Görele’deki Kemençe ve Horon Günleri etkinliklerinin açılış programın geçti.

    Başbakan Yardımcısı Canikli yaptığı konuşmada, “Bu milletin suyunu içip ekmeğini yiyip ihanet eden olursa bunun hesabını sorar gereğini yapar. Kimse bu millete diz çöktüremez” dedi. Canikli, “Bu festival Karadeniz için çok önemli. Bugüne kadar bu aşamaya gelmesinde emeği olanları kutluyorum. Bu festivale katılamayanların kalbi burada atıyor. Uzun süredir bu festivalleri yapamıyorduk. Ancak bu ülkenin normalleştiğini göstermek için festivaller yeniden başladı” dedi.

    “Buradan bir kez daha sesleniyorum. Bu ülkenin toprak bütünlüğünü ortadan kaldıramazsınız. Ne bedel ödenmesi gerekiyorsa bu millet öder ama ezanları susturmaz, bayrakları indirmez. Bunun en canlı örneği 15 Temmuz tarihidir” ifadesini kullanan Canikli, sözlerine şöyle devam etti: “Bunu anlamadılarsa kendileri bilir. Bu milletin yaptığı en kolay şey desten yazmaktır. İşte Çanakkale destanı. Bunun için bu millete diz çöktüremezler. Bu yüzden bıraksınlar işimizi yapalım. Bizim kimsenin toprağında gözümüz yok. Bu milletin suyunu içip ekmeğini yiyip ihanet eden olursa bunun da hesabını sorar gereğini yapar. Dünyada egemen güçler adaletli davranmıyorlar. Dünyada barış yok, adalet yok, barış tesis edilmiyor. Eksik olan bir şey var. O da Osmanlı, Osmanlı torunları. Bu bizim için bir görevdir. Bu sadece 80 milyon için değil kaderini, geleceğini bu millete bağlayanları da düşünmek zorundayız. Birçok şey yaptık anacak yapılacak çok şey var. Terör örgütlerine silah verilirken biz kendi silahlarınızı üretemezseniz, başkasının silahına güvenerek özgürlüğünüzü koruyamazsınız. Şuanda tankımızı, tüfeğimizi, akıllı bombalarımızı yapıyoruz ama yapacağımız daha çok şey var.”

    “Fındık fiyatı üreticiyi memnun edecek”

    Fındık fiyatlarıyla ilgili de değerlendirmelerde bulunan Başbakan Yardımcısı Canikli, “Hatırlanacağı gibi biz göreve yeni başladığımızda herkesin tek gündeminde fındık vardı. 2002 yılında fındık fiyatı 1,5 TL’deydi. Fakat dolar bazında ise 90 sentti. Üreticimiz ‘1,5 TL’ye fındığı biz mal edemiyoruz’ diyordu. Vatandaş ‘Fındık fiyatını 1,2 dolar yapın sabitleyin yeter’ diyorlardı. Şimdi ise 3 dolar, TL bazında ise 9 TL’de. Bizim dönemimizde hiçbir fındık üreticisi mağdur edilmeyecek, diye söz vermiştik. Sözümü tuttuk mu tuttuk. Bugüne kadar spekülasyonlara itibar etmedik hepsini ezdik geçtik. Fındıkta çok oyunlar oynandı. Fındığın fiyatını aşağı çekip kendi rantlarını yükseltmek istediler fakat başaramadılar. Sözün özü şu sezon yaklaşıyor. Alım zamanı geldiğinde vatandaş memnun olmazsa her türlü yöntemi kullanacağız. TMO’nun fındık alımları dahil her türlü yöntemi kullanacağız. Hem vatandaşımız memnun olacak hem de fındık ihracatından döviz elde edeceğiz. Daha önce 240 bin ton 590 milyon dolar döviz elde edilirken bizim dönemimizde aynı miktarda satılan fındıktan 2.1 milyon dolar elde ediliyor. Neredeyse 4 katı artmış durumdadır” şeklinde konuştu.

  • Diz kireçlenmelerine ‘FDA’ onaylı çözüm

    Fenisia Medikal Yönetim Kurulu Başkanı Nail Armoş, Su Soğutmalı Radyofrekans Tedavisinin (COOLED RF) diz kireçlenmelerinin tedavisinde, diz ağrılarının giderilmesinde uygulanan ilk ve tek Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (U.S. Food and Drug Administration-FDA) tarafından onaylanmış, sertifikalandırılmış bir sistem olduğunu belirtti.

    1862 yılından bu yana tıbbi ürünlerin güvenliği konusunda her yıl 15 binden fazla kontrol çalışması yapan ve toplum sağlığı konusunda dünya otoritesi kabul edilen FDA tarafından bu ürünün sertifikalandırılmasının da kullanılan sistemin doğruluğu teyit eder nitelikte olduğunu belirten Armoş, dünyada 10 yıldır kullanılan bu tedavi yönteminin yaklaşık 1 yıldır Türkiye’de de uygulandığını ifade etti. Armoş, “2009 yılından bu yana Türkiye’de sağlık sektöründe daima öncü rol üstlenen Fenisia Medikal, tıbbi etik değerlerden ödün vermeden, dünyada gelişen sağlık teknolojisini Türkiye’deki sağlık sektörü ile buluşturdu” dedi.

    Nail Armoş, protez ameliyatı olmak istemeyen veya ek sağlık sorunları nedeniyle ameliyat olamayan hastaların, COOLED RF ile ağrıların azalması sayesinde günlük yaşantılarına hızla dönebildiğini ve kısa süre içerisinde de tek başına hareket edebilir hale gelebildiklerini söyledi.

    Kireçlenme özellikle 55 yaş sonrasında görülüyor

    Mio Klinik doktoru Dr. İsmail Gökyar, diz kireçlenmesinin nedenleri ve kimlerde görüldüğü konusunda bilgi verdi. Kireçlenmenin, özellikle 55 yaş sonrası görülen ve eklem kıkırdak yüzeylerinin bozulmasıyla karakterize bir hastalık olduğunu ifade eden Dr. Gökyar, bu rahatsızlığın kilolu insanlarda ve kadınlarda daha sık görüldüğüne dikkati çekti. Dr. Gökyar, “Kıkırdak, düz ve yumuşak bir doku tabakasıdır. Sağlıklı bir kıkırdak, eklemin üzerindeki yükü absorbe eder, dizin rahatlıkla kaymasını sağlar. Dizde kıkırdak bozulması ve kireçlenme, belli bir yaş sonrası kendiliğinden başlayabileceği gibi, travma, menisküs yaralanmaları ya da romatizmal hastalıklar dizde kireçlenmeye sebep olabilir” diye konuştu.

    “Hastalığın ilerlediği, istirahatte bile dinmez bir hale geldiği durumlarda cerrahi yaklaşımın en iyi seçenek”

    Kireçlenmede, kıkırdaktaki mikro-hasarların onarılamadığını, sonunda kıkırdağın kuruduğunu ve yüzeyinde çatlaklar oluştuğunu söyleyen Dr. Gökyar, son evre diz kireçlenmede, eklem kıkırdaklarının çok fazla aşınması yüzünden iki kemiğin birbiri üzerine sürtünür hale geldiğini anlattı. Diz kireçlenmesinin erken evrelerinde ilaç, dizlik, masaj, sıcak/soğuk kompresler gibi ağrı kesici yöntemlerle veya güçlendirme ve germe egzersizleriyle konservatif olarak tedavi edilebileceğini belirten Dr. İsmail Gökyar, “Hastalığın ilerlediği, hareketliliğin çok engellendiği veya ağrı istirahatte bile dinmez bir hale geldiği durumlarda cerrahi yaklaşımın en iyi seçenek” şeklinde konuştu.

    “Su Soğutmalı Radyofrekans Tedavisi son yıllarda oldukça tercih edilen bir yöntem”

    Özellikle ileri yaş grubunda ve eşlik eden ciddi hastalıkların varlığında protez ameliyatı yapmanın çok riskli olabileceğini dile getiren Dr. Gökyar, hastanın korkması ve bu ameliyatı istememesi durumunda ise ilaç tedavisinin seçildiğini söyledi. Dr. Gökyar, “Protez ameliyatı olamayan veya tercih etmeyen hastalarda tüm bu tedavi yöntemlerine alternatif olarak uygulanan ‘Su Soğutmalı Radyofrekans Tedavisi (COOLED RF)’ ağrıların ortadan kaldırılmasını ve hastanın günlük hayatına hızla dönmesini sağlaması nedeniyle son yıllarda oldukça tercih edilen bir tedavi yöntemi haline geldi” dedi.

    Uygulanan tedavi yönteminde, radyo dalgaları ile oluşturulan ısı enerjisi sayesinde doku veya sinirin iyileştirilmesinin hedeflendiğini söyleyen Mio Klinik doktoru Dr. Gökyar, birçok hastalığın tedavisinde kullanılan bu yöntemin, son yıllarda diz ağrılarında da etkin bir şekilde kullanılmaya başlandığını belirtti. Ameliyathane şartlarında, cerrahi kesi olmadan, özel iğnelerle yapılan bu tedavi yönteminin lokal anestezi altında yapılabilmesi, genel anestezi gerektirmemesinin özellikle ileri yaş hastalarda önemli bir avantaj sağladığını ifade eden Gökyar, konuşmasını şöyle tamamladı:

    “Su Soğutmalı Radyofrekans Tedavisi yöntemi sayesinde diz ağrıları olan hastalarda hayli yüz güldürücü sonuçlar alınıyor, işlem sonrasında hasta aynı gün hastaneden taburcu olup, gündelik yaşantısına dönebiliyor.”

  • Diz protezi ameliyatı herkes için uygun değil

    Medicana International Ankara Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. M. Derviş Güner, dizinde kireçlenme sorunu bulunan hastaların tümü için diz protezi ameliyatının uygun olmadığını belirterek, “Ameliyat kararında en önemli unsur, hastanın aktivitelerini kısıtlayan ve yaşam kalitesini azaltan ağrının varlığıdır” dedi.

    Özellikle orta yaş ve kilo alımıyla dizlerde oluşan kireçlenmenin getirdiği ağrıların günlük hayatta çok sayıda kişinin en büyük sorunlarından biri olduğunu söyleyen Op. Dr. Güner, “Aktivite ile ortaya çıkan ağrı, dizde sertlik, eklemde şişlik ve ısı artışı kireçlenmenin belirtileri arasında yer alıyor” açıklamasını yaptı.

    “Diz protezi ameliyatını hastanın yaşam kalitesini ileri derecede etkilendiği zaman öneriyoruz”

    Op. Dr. Güner, dizinde kireçlenme sorunu bulunan hastaların tümü için diz protezi ameliyatının uygun olmadığını belirterek, “Ameliyat kararında en önemli unsur, hastanın aktivitelerini kısıtlayan ve yaşam kalitesini azaltan ağrının varlığıdır. Diz protezi ameliyatı ağrının, cerrahi dışı yöntemlerle kontrolü sağlanamadığı ve hastanın yaşam kalitesini ileri derecede etkilediği zaman yapılmasını öneriyoruz” şeklinde konuştu.

    “Kilo kaybı ile şikayetlerde azalma izlenir”

    Op. Dr. Güner, ‘atrit’ rahatsızlığının eklemin mikropsuz iltihabı anlamına geldiğini, hastalığın ilerleyen dönemlerinde diz eklem kıkırdağının, aşınma ile zamanla tamamen yok olarak kemiğin açığa çıktığını söyleyerek, “Diz ekleminde aşınmanın, kireçlenmenin gelişmesi birden çok faktöre bağlıdır. Bunlar; genetik faktörler, geçirilmiş eski diz çevresi kırıkları, mesleki faktörler, geçirilmiş eklem enfeksiyonu, romatoid artri, gut ve sedef hastalığı gibi eklemleri tutan hastalıklardır. Diz ekleminin kireçlenmesi, tipik olarak 50 yaşın üzerindeki kişilerde görülür. Kilolu insanlarda daha sık görülür. Genetik yatkınlık da söz konusudur. Kilo kaybı ile şikayetlerde azalma izlenir” ifadelerini kullandı.

    Op. Dr. Güner, rahatsızlığın belirtileri olarak ise aktivite ile ortaya çıkan ağrı, kısıtlı eklem hareket açıklığı, dizde sertlik, eklemde şişlik ve ısı artışı ile eklemde deformasyon olduğunu kaydetti.

    “Ameliyat sonrası herhangi bir kısıtlama söz konusu değil”

    Diz protezi ameliyatına ilişkin ise Güner, şu bilgileri aktardı:

    “Ameliyatta, harap olmuş kıkırdak eklem yüzeyi tamamen çıkartılır, total diz protezi adı verilen metal ve yüksek dayanıklılıkta plastikten yapılmış komponentler dize yerleştirilir. Ameliyat genellikle sadece bacakların belden yapılan iğne ile uyuşturulması şeklinde anestezi tekniği uygulanarak yapılmaktadır. Ameliyat sonrası beldeki katatere takılan bir cihaz ile hastanın hiç ağrı hissetmemesi sağlanır. Ameliyatın ertesi sabahı pansuman yapılıp hasta ayağa kaldırılır ve ameliyatlı bacağının üzerine tam yük vererek yürütülür. Hastanede kalış süresi ortalama üç gündür. Ameliyat sonrası herhangi bir kısıtlama söz konusu değildir.”