Etiket: Diyoruz”

  • Milli Eğitim Bakanı Selçuk: “Her ev bir okul oldu diyoruz ya geçenlerde gittiğim bir köy evinde gördüm bu kareyi… ’İçeride öğrenciler dersteyse ve evimizin bahçesi de şimdilik okul bahçesi olmuşsa bayrak direği neden olmasın?’ demiş sanki evin sahibi…”

    Milli Eğitim Bakanı Selçuk: “Her ev bir okul oldu diyoruz ya geçenlerde gittiğim bir köy evinde gördüm bu kareyi… ’İçeride öğrenciler dersteyse ve evimizin bahçesi de şimdilik okul bahçesi olmuşsa bayrak direği neden olmasın?’ demiş sanki evin sahibi…”

  • Bakan Özhaseki: “Deprem olunca kader diyoruz, emin olun değil”

    Türkiye’nin en büyük kentsel dönüşüm projelerinden olan Okmeydanı Kentsel Dönüşüm Projesi’nde ilk kazma Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin katıldığı törenle vuruldu. Büyük proje için vurulan ilk kazma havadan görüntülenirken, törende konuşan Özhaseki, “Deprem olunca kader diyoruz, emin olun değil” dedi.

    Türkiye’nin en büyük kentsel dönüşüm projelerinden olan ve 100 bin kişiyi ilgilendiren Okmeydanı Kentsel Dönüşüm Projesi’nde ilk kazma Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin katıldığı törenle vuruldu. Piyalepaşa Mahallesi’nde gerçekleşen törene Bakan Özhaseki’nin yanı sıra İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal, Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, AK Parti İstanbul İl Başkanı Bayram Şenocak, KİPTAŞ Genel Müdürü İsmet Yıldırım ile çok sayıda vatandaş katıldı. Törenle İBB’nin desteğiyle 2 milyon 350 bin metrekarelik alanda 9 milyarlık yatırımla gerçekleştirilen Okmeydanı Kentsel Dönüşüm Projesi’nin 1’inci etap startını Bakan Özhaseki, Başkan Uysal ve Başkan Demircan Okmeydanı Van Blokları’ndan başlayarak verdi. İBB’nin iştiraklerinden KİPTAŞ’ın yapacağı kentsel dönüşüm kapsamındaki ilk yıkım çalışmaları havadan drone ile de görüntülendi. Kentsel dönüşüm için ilk etapta gerekli olan 30 milyon lirayı İBB verirken, havadan çekilen görüntülerle Van Blokları’ndan başlayan kentsel dönüşüm çalışmasının yapılacağı alan da gözler önüne serildi.

    “Deprem olunca kader diyoruz, emin olun değil”

    Kentsel dönüşümün depreme karşı büyük önem taşıdığına dikkat çeken Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki, “Bakanlıkta biz de bu konuda elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. Bu coğrafya sığınma coğrafyası olmuş. Balkanlar’da, Kafkaslar’da daralan herkes buraya gelmiş bir olmuşuz, beraber olmuşuz, devletimizi kurmuşuz. Deprem ülkesi olduğumuz için şu anda bile ülkenin birçok yerinde deprem oluyor. Deprem olduğunda içimiz yanıyor ama gidince unutuyoruz bunu hatırlatmam lazım benim. Bizim yerimizde uyumadan önümüze bakmamız lazım. Deprem olunca kader diyoruz, emin olun değil. Kamu burada elini taşın altına sokacak ki vatandaşımız evinde rahatça oturabilsin. Önümüzdeki 15 sene içinde tüm Türkiye’de tamamiyle yılda 500 bin bağımsız birim olmak üzere 200-250 bini İstanbul’da diğer kalan kısım Anadolu’da ne kadar depreme dayanıksız yapı varsa kimliği, kişiliği olmayan bina varsa yıkmak ve yeniden yapmak” diye konuştu.

    “Seçimlerden sonra, ekonomi de ayağa kalkacak “

    Doğu illerinin terörden temizlendiğini belirten Bakan Özhaseki, “Şehirlerde ilçelerde dağlarda katiller sürüsü yok, ama sınırdan sızmalar başladı onun için bizim aslanlarımız Elbab’a Afrin’e gitti. Dünya ciddiyetimizi anladığı için Amerikalılar bir dakika gelmeyin de biz bunları buradan çıkaralım demeye başladılar. Eğer oradan katiller sürüsünü çıkarmazlarsa gidip onu da temizleyeceğiz Allah’ın izniyle çaresi yok. İnsafsız, vicdansız bir dünyadayız. ABD’den kalkıp da Güneydoğu’daki vatandaşın hakkı için mi gelecek buraya bu insafsızlar. Ne yazık ki kananlar oldu zamanında. Seçimlerden sonra, Allah’ın izniyle her iş daha iyi olacak, ekonomi de ayağa kalkacak ve uçmaya devam edecek. Bürokratik vesayet kırılacak, bugün git yarın gel ayakları efendim kanunun şu maddesine uyduydu uymadıydı bir bakalım, hele bir gitsin buradaki gibi bir meselede de bile 10 sene sürecek ortam ortadan kalkıyor inşallah. İnşallah önümüz açık diye düşünüyoruz. Rabbim bu ülkeye kötülük göstermesin” dedi.

    “Hep beraber dönüştürelim diyorum”

    Vatandaşa 100 metrekarelik bir ev yerine 80 metrekarelik evler yaparak vatandaştan hiç para almadan evlerini teslim edeceklerini ifade ederken İBB’nin kentsel dönüşüme destek vermek için 2018 yılı bütçesinden 1 milyar lira ayırdığını belirten İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal, “İyi niyet her şeyi çözüyor. İstanbul’da kentsel dönüşüm denildi; evet kentsel dönüşümde bu güne kadar birçok adım atıldı. Gerçekten ekim ayında büyükşehire göreve geldikten sonra bu mesele gündeme geldikten sonra nasıl yapalım dedik. Biz yerinde yapacağız başka yere taşımayacağız. Biz vatandaşımızdan yüzde 20 keselim dedik. İlk olarak Van Blokları’nda temel atıyoruz bir iki ay içinde diğerlerinde de temel atacağız. İnşallah 2019 belediye seçimleri öncesinde anahtar dağıtımında da beraber oluruz diyorum. Bugün temelini attığımız Van Bloklarının 2019 seçimlerinden önce anahtarını vereceğiz. Burayı dönüştürürken hep beraber dönüştürelim diyorum” diye konuştu.

    “Bir kuruş para almadan bu dönüşümü gerçekleştireceğiz”

    Okmeydanı’nda kentsel dönüşümün olası bir deprem riskine karşı şart olduğunu ve proje başladığı için çok heyecanlı olduğunu ifade eden Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan ise, “Nasıl heyecanlıyım nasıl mutluyum tarif edemem. Okmeydanı denilen yer 1,5 milyon metrekare büyüklüğünde bir mekan, 6 bin bina ne yol var, ne park, ne okul ne de sosyal donatı var. Depremden hiç bahsetmiyorum. Bir kuruş para almadan bu dönüşümü gerçekleştireceğiz” şeklinde konuştu.

    Türkiye’nin en büyük kentsel dönüşüm projelerinden olan ve 100 bin kişiyi ilgilendiren Okmeydanı Kentsel Dönüşüm Projesi’nde ilk kazma vurulurken, İBB’nin kentsel dönüşümünü gerçekleştireceği 6 ilçe için de imzalar atıldığı belirtildi.

  • Saldırıya uğrayan sağlık personeli konuştu: “Sağlıkta Şiddete Hayır Diyoruz”

    Adana’nın Kozan ilçesinde almış oldukları bir epilepsi vakası üzerine gittikleri olay yerinde eli sopalı dört şüpheli tarafından darp edilen sağlık personeli Mehmet Baran Kaya, “Sağlıkta şiddete hayır diyoruz, bizim görevimiz hayvanlara bakmak değil insanlara bakmak, hayvanlara bakmak için veterinerler ve belediyeler var” dedi.

    Dün akşam saatlerinde Mahmutlu Mahallesi Küçük Cami civarında almış oldukları bir epilepsi vakası ihbarı üzerine gitmiş oldukları olay yerinde vaka ile karşılaşmayan ancak olay yerine gelen dört şüpheliden birinin ceketinden bir köpek çıkararak köpeğini hastaneye götürmesini istemesi ancak sağlık personelleri Mehmet Baran Kaya (26) ve Ümit Koçak’ın (52) olumsuz cevap vermeleri üzerine şüpheliler tarafından darp edilmişti. Olayın üzerine darp edilen Kaya ve Koçak tedavilerinin ardından şahıslardan şikayetçi olmuşlardı.

    Sağlık Personeli Mehmet Baran Kaya’yı evinde ziyaret eden sağlık görevlisi arkadaşları da Kaya’ya destek olarak bir daha bu tür vakanın yaşanmaması temennisinde bulundu.

    Mehmet Baran Kaya, “Yaklaşık yedi buçuk sekiz yıllık 112 personeliyim. Dün epilepsi hastası olduğu gerekçesi ile ihbar aldık. Bunun üzerine Mahmutlu Mahallesi Küçük Cami civarında bir adrese gittik. Olay yerine vardığımızda bir vaka olmadığını gördük. Ambulansa iki kişi bizden önce bindi. Şahıslar arabaya binmişti. Bunun üzerine yanlarına giderek ne rahatsızlıkları olduğunu sordum. Bir tanesi ceketinin içinden küçük bir köpek çıkardı ve köpeğimiz hasta bunu hastaneye götür dedi bana. Ben de hayvanlara müdahale edemeyeceğimizi söyledim. Götür diyorsam götüreceksin dedi, ardından da bana küfretti. Ben de bana küfretme gibi durumun yok sen bana ne hakla küfrediyorsun dedim ve küfür ederek üstüme saldırdı. O sırada şoförümüz araladı. Ondan sonra diğer yanındaki yaklaşık 27-28 yaşlarındaki şahıs şoförümüzle kavga etmeye başladı. Ben aralamaya kalkınca da yaklaşık 40 45 yaşlarında bir şahıs bana saldırdı. Aramızda bir arbede yaşandı. Daha sonra bıçak çektiler önce şoförümüze saplamaya çalıştılar o kaçınca bana saplamaya çalıştı çok şükür kendimi korudum. Daha sonra bir tanesi bana vurmaya çalıştı. Diğeri bağrıma bıçak dayadı ve hadi elini kaldırabiliyorsan kaldır dedi bana ben de elimi kaldıramadım belki elimi kaldırsaydım bugün hayatta olamayacaktım. 112 Personeline bu tür şey yapılmaması lazım. Gerekli tedbirlerin alınmasını ve bu tür şeylerin yaşanmamasını istiyorum. Ben sahada rahat çalışmak istiyorum. Sağlıkta şiddete tamamen karşıyım. Ben hayat kurtarmaya gidiyorum ama kendi hayatım tehlikede. Sürekli bir vakaya gidiyorum bugün mü tehdit edecekler yarın mı kafama silah dayayacaklar korkuyorum. Hayvanlarla ilgili gerekli nöbetçi veterinerler oluyor, belediyelerin gönderdiği veterinerler oluyor elbette bir hayvana bakılmalı ama biz hayvan doktoru değiliz, biz zaten hayvana gereken müdahaleyi yapamayız” dedi.

    “Sağlıkta şiddete bir çözüm bulunmasını istiyoruz”

    112 Acil Müdahale görevlisi Cengiz Ördek de, “Yaklaşık 8 yıldır 112’de görevliyim. Yadırgıyorum kınıyorum, özellikle sağlıkçılara genelde bu tür vaka ve saldırılar çoğalmaya başladı. Biz burada insanı yaşatmak için mücadele ediyoruz görevimiz itibarı ile. Hayvanlarla veterinerlerimiz var belediyemiz var biz müdahale edemeyiz hayvanlara. Kınıyoruz bir daha tekrarlanmamasını istiyoruz. Baran kardeşimle ben bir ay önce yine bir vakayla karşılaşmıştık. Yine kardeşimizi darp etmişlerdi o zaman. Buna bir çözüm bulunmasını istiyoruz” diye konuştu.

    112 Sağlık Görevlisi Elif Aıtlar, “Yaklaşık sekiz yıldır paramedik olarak görev yapıyorum. Bu üzücü olaydan dolayı sağlıkta şiddeti kınıyorum. Bir daha tekrarlanmamasını diliyorum” diye konuştu.

    “Biz insanlara müdahaleye gidiyoruz hayvanlara değil”

    112’de paramedik olarak görev yapan Eda Eren ise, “Yaklaşık beş aydır paramedik olarak görev yapıyorum, arkadaşımıza yapılan bu saldırıyı kınıyoruz. Bu ilk değil. Ama son olmasını istiyoruz. Bizim görevimiz insanların yaşamını daha iyiye ve kaliteli bir şekilde yönlendirmek. Biz olaya insanlara müdahale yapmaya gidiyoruz hayvanlara gitmiyoruz. Bunun için belediyelerimiz ve veterinerlerimiz var. Bize karşı yapılan bu şiddet ya da saldırgan olaylara karşı kesinlikle önlem alınmasını istiyoruz. Daha öncesinde de yaşanmış olaylar bunlar. Acil şifalar diliyorum arkadaşlarıma sağlıkta şiddetin bir son bulmasını diliyorum” dedi.

  • Büyüközer: “Et ithalatına kesinlikle ’hayır’ diyoruz”

    GİMDES Başkanı Dr.Hüseyin Kami Büyüközer, yaptığı açıklamada ithal edilen etlerin ’helal et’ statüsünde kabul edilemeyeceğini savunarak “Et ithalatına kesinlikle ‘hayır’ diyoruz” dedi.

    Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Denetleme ve Sertifikalandırma Araştırmaları Derneği. (GİMDES) Başkanı Dr.Hüseyin Kami Büyüközer, et ithalatıyla ilgili açıklamada bulundu. Büyüközer, “Canlı hayvan ithalatının yanında et ithalatına da izin verilmesi kafaların karışmasına sebep oluyor. Bu konuda et ithalatının yapılacağı ülkelerde kesimlerin İslami usullere uygun yapılmaması, ismi geçen ülkelerin tamamında kesimlerin iğne veya tabanca ile bayıltarak, ya da kan akıtılmaksızın yapılıyor olması Helal olmama riskinden dolayı yüzde 99’u Müslüman olan halkımızı korku ve endişeye sevk edecektir. Hassas toplum kesimlerimiz için etin İslami usullere uygun kesilmesinin önemi bilinmektedir, bu kez de et tanzim satışlarında ‘Helal et’ kaygısının yaşanabileceği gözardı edilmemelidir” diye konuştu.

    Büyüközer, yetkililere seslendiğini belirttiği açıklamasında “Biz ve bizim gibi düşünen ve inanan milyonlarca Müslüman illa ki ucuz et yemek istemiyoruz. Biz az olsun çok olsun yalnızca helal et yemek istiyoruz. Biz bundan önceki et ithaline izin verildiği dönemde bizden sertifika almış bir firmamızın et ithal etmek istemesi üzerine Fıkıh hocamızla Polonya’ya gidip yerinde de incelemelerimizi yaptığımız zaman telefonda feryad eden kardeşimizin doğru söylediğini tespit etmiştik. Bugün tekrar uyarıyoruz Müslümanlar. Ucuz diye lütfen ithal etlere karşı mutayakkuz olunuz” dedi.

    Büyüközer, et fiyatlarının bir yılda yüzde 20 artış göstermesinin ardından hükümetin ithalatı serbest bırakmaya yönelik kararının kafaları karıştırdığını belirterek, “Artan et fiyatlarına müdahale için ilk adımı atan hükümet Et ve Süt Kurumu’na canlı hayvan ve et ithalatı yetkisi verdi. ’Canlı Hayvan ve Et İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulanması’ hakkındaki Bakanlar Kurulu Kararı, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

    Buna göre, ESK’ya sıfır gümrük vergisiyle 2018 yılı sonuna kadar 500 bin canlı büyükbaş hayvan, 475 bin baş canlı koyun ve keçi ve 75 bin ton taze veya soğutulmuş büyükbaş hayvan eti ile 2017 yılı sonuna kadar da 20 bin ton çeyrek karkas et kontenjanı ayrıldı.Bu karar kapsamında yapılacak ithalat için Ekonomi Bakanlığınca ithal lisansı düzenlenecek. Bu arada geçmiş uygulamalardan hareketle bir çok sanayicinin doğrudan ithalat yetkisini ESK’dan ve Tarım Bakanlığı’ndan istediği, ancak bürokratların şimdilik bu talebe çok sıcak bakmadığı dile getiriliyor” diye konuştu.

    “Şüpheli et iç piyasaya daha yaygın, girmiş olacaktır”

    “Eğer bu kapı da açılırsa geçmiş dönemlerde yaşandığı gibi şüpheli et iç piyasaya daha yaygın, girmiş olacaktır” diyen Büyüközer şöyle konuştu: “28 Ağustos 2008 tarihinde gidaraporu.com sitemizde yayınladığımız bir yazımızda global dünyanın Yeni Zelanda, Avustralya ile birlikte en büyük et ihracatçısı olan Brezilya ile ilgili Helal et konusunda çok çarpıcı bilgiler verilmişti. İngiltere Halal monitoring Committee’nin (HMC) Brezilya’ya gönderdiği uzman bir heyetinin tespiti bir Müslüman için tüyler ürpeticidir. Kısaca bu yazıdan bir alıntı aktaralım: ‘Bu araştırmada Brezilyanın en büyük 18 kesim evinde inceleme girişiminde bulunuldu. Ancak 11 kesim evine giriş ve bu kesim evlerinde araştırma imkanı bulabildik. Ne yazık ki sonuçlar şok edici olmuştur. Kesim yerlerinin çoğunda Müslüman kesim görevlisi bulunmuyor, Allah’ın ismi anılmıyor, Kesim yerlerinin çoğunda bayıltma yaygındır (ve kesim anında birçok hayvanın ölmüş olma riski söz konusudur), Helal olmanın temel şartları hakkında bilgisizlik vardır, birçok nefsine uymuş uygulayıcılar tarafından Helal kisvesi altında sertifikalandırılmış, güya ‘Helal’ olan bu etler şehirlerimize mübarek etler olarak giriş yapmaktadır. Durumun vahameti ortaya çıkınca hem bizi, hem de Ortadoğu’daki samimi organizasyonları harekete geçirdi”.

    Büyüközer, geçmiş dönemlerden örnekler vererek şunları kaydetti: “İlk olarak 1980’li yıllarda ANAP iktidarı döneminde Turgut Özal’ın Başbakanlığında et ithalatı serbest bırakılmış, bu uygulama o dönemde hem Türkiye’de besiciliğe büyük darbe vurmuş, hem İslami kesim şartlarına uyulmadığı cihetle Müslüman halk tedirgin olmuş, hem de ithal edilen etlerin önemli bölümünün kesimden sonra “dondurulmuş” etler olduğu ortaya çıkmıştı. O dönemde et ithalatında denetimin tam olarak yapılamaması nedeniyle “kaçak et” ithalatında da patlama yaşanmış, hatta bazı ithalatçıların sığır ya da koyun eti diye “domuz eti” ithal ederek büyük market ve şarküteri zincirlerinde satışa sundukları belirlenmişti. Türkiye uzun süren yasağın kalkmasının ardından ithalatın başladığı 2010 yılından, 2015 yılı mayıs ayı sonuna kadar 3 milyar 660 milyon dolarlık, canlı hayvan ve et ithalatı yapmıştı.

    Konunun uzmanlarına göre, et fiyatlarındaki artış sadece hayvan sayısındaki azalmayla ilgili değil. Bu uzmanlar, son iki yılda, sekiz büyük firmanın altı aylık 500 bin erkek dana topladığını ve bu hayvanları kestirmeyerek fiyatları yukarı çektiklerini, belirtiyorlar.

    Peki, et ithalatı sorunları çözer mi? Et ithalatı, sorunları çözeceğine arttıracaktır. Çünkü, üretici, ithal etin oluşturacağı fiyat gerilemesi nedeniyle hemen hayvanlarını kesime göndereceğinden et fiyatları hızla düşebilir. Ama besi hayvan sayısı yeterli olmadığından, et fiyatları, bir müddet sonra hızla yükselerek şimdiki fiyatların iki katına da çıkabilir. En önemlisi, yaptığımız incelemelerde, Türkiye’de dahi helal kesim şartlarında pekçok zorluklar yaşanırken, nüfusumuzun yüzde 99 unu teşkil eden Müslümanlara yeni bir kabus yaşatmaya kimsenin hakkı yoktur. “Hem katma değer getirisi, hem de İslami usüllere daha uygun olması isteğiyle kesimlerin Türkiye’de yapılmasını istiyoruz” Canlı Hayvan ithaline evet. Et ithaline hayır diyoruz. Geçen yıllarda ithal eti izin verildiği bir dönemde Polonya’dan can hıraş bir sesle bir kardeşimiz telefon açtı GİMDES merkezine. ‘Ne olur yetkililere bildirin. Buraya üşüşen bir sürü firma haram helal demeden tırlar dolusu etleri Türkiye’ye taşıyorlar. Göstermelik olarak getirdikleri veterinerler turistik seyahate gelmiş gibi göz boyama ziyaretleri yapıyorlar. Firmalar bir yeri gösterip 3-4 yerde kesilen hayvanları tırlara dolduruyorlar’. Bu feryad sadece Polonya’dan gelmiyor. Daha Macaristan’ı var, Almanya’sı var, Hollanda’sı var. Oralarda ahvaller nicedir? Biz diyoruz ki oralarda durum daha da vahim olabilir”.

  • Hak-İş Genel Başkanı Arslan: “Ülkemizin geleceği için ve millet iradesinin gereğinin yapılması için ’evet’ diyoruz”

    Hak-İş Konfederasyonu Genel Başkanı Mahmut Arslan, “Ülkemizin geleceği için ve millet iradesinin gereğinin yapılması için ’evet’ diyoruz. Ben ülkemin krizler yaşamasını istemiyorum. Bu anayasa değişikliğine ’evet’ derken de özellikle 2007’den sonra Cumhurbaşkanını halkın seçtiği hükümetin gücünün daha da hakimleştiğini görüyoruz. Bu tıkanıklıkları gidermek için anayasa değişikliğine ’evet’ denilmesi konusunda kararlıyız” dedi.

    Hak-İş Konfederasyonu Genel Başkanı Mahmut Arslan “Anayasa değişikliğine tam destek, geleceğimiz için evet” kampanyası kapsamında Ankara Atatürk Kapalı Spor Salonunda Hak-İş üyeleri ve vatandaşlarla bir araya geldi. Programa Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Hak-İş Genel Sekreteri Osman Yıldız, AK Parti Ankara İl Başkanı Mustafa Nedim Yamalı ve AHİD Genel Başkanı Hilmi Yaman’ın yanı sıra çok sayıda vatandaş katıldı. Spor salonunda büyük bir coşku yaşandı.

    Arslan, Hak-İş olarak sadece bu referandumda değil 1982 Anayasası’nın millete zorla dayatıldığı dönemde nasıl bir anayasa istediklerini, o günkü şartları zorlayarak bir sempozyum düzenlemek istediklerini ama darbecilerin, cuntacıların tayin ettiği sıkıyönetim komutanlığının bu toplantıya izin vermediğini ifade etti. Arslan, “Anayasaya ’hayır’ demek, anayasa konusunda konuşmak, anayasayla ilgili yorum yapmak veya yazı yazmak suçtu” ifadelerini kullandı.

    Konfederasyonun kuruluşundan bu yana sivil, demokratik, katılımcı, çoğulcu ve milletin temelinin mutabakatını sağlayan bir anayasa taleplerini sürdürdüklerini kaydeden Arslan, şöyle konuştu:

    “1987 yılında siyasi yasakların kalkması konusunda yine ‘evet’ diyerek yeni bir yol haritası oluşturmuştuk. 2007 yılındaki anayasa değişikliği referandumunda da yine ‘evet’ diyerek Türkiye’nin önünün açılması konusunda Hak-İş katkı yapmıştır. Özellikle 12 Eylül referandumunda darbelerin karanlığından demokrasinin aydınlığına ‘evet’ diyerek yeni bir başlangıç yapmıştır. Anayasa değişikliğine tam destek, geleceğimiz için evet derken bu tarihsel yürüyüşümüzün herkes tarafından bilinmesini istiyorum. Konfederasyonumuzun kuruluşundan bu yana sivil, demokratik, katılımcı, çoğulcu ve milletin temelinin mutabakatını sağlayan bir anayasa talebimizi hep sürdürdük ve bundan sonra da sürdürmeye devam edeceğiz. Anayasa değişikliğine ’evet’ derken, yeni anayasa talebimizden vazgeçmiş değiliz, bu konudaki kararlılığımızı devam ettireceğiz.”

    “Keşke muhalefet teklif getirseydi”

    “Bir tarafta Ak Parti ve MHP’nin sunduğu Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ve bir tarafta da ana muhalefetin önümüze koyacağı yeni bir öneriyi bekledik” diyen Arslan, bu iki öneriyi birlikte tartışabilmeyi istediğini ama bundan mahrum bırakıldıklarını ifade etti. AK Parti ve MHP’nin ortaklaşa önerdiği anayasa değişikliğinin dışında muhalefetin bir öneri getirmediğini kaydeden Arslan, “Sadece şunu istiyorlar ’buna razı olun, krizleriyle, darbeleriyle ve sorunlarıyla mevcut sisteme razı olun’ diyorlar. Biz bu sisteme razı olursak geleceğimizi kaybetme riski var. Eğer parlamenter sistemin sorunlarını çözecek, parlamenter sistemi adam gibi işletecek, darbeleri ve krizleri önleyecek bir model getirselerdi bunu da tartışacaktık. Parlamenter sistemi dünyadaki gibi hayata geçiremedik. Yaşadığımız 67 yıl ülkemizdeki bir çok sorunu önümüze koydu ve bundan ders almamız gerekiyor” diye konuştu.

    “Deniz Baykal milletten özür dilesin”

    “Sayın Deniz Baykal bugün utanmadan, sıkılmadan milletin önüne geçip anayasaya ’hayır’ demeyenleri suçluyor. Aslında siz 2007 yılında milleti bu hale sokarak kendi geleceğinize kurşun sıktınız” diyen Arslan, Deniz Baykal’dan yüreklice, adam gibi çıkıp milletten özür dilemesini, “2007 de yanlış yaptık özür diliyoruz” demesini istedi.

    Hak-İş neden ’evet’ diyor?

    Bu sistemin ya Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi olarak değişeceğini ya da milletin krizlere razı olacağını ifade eden Arslan, “Ben ülkemin krizler yaşamasını istemiyorum. Bu anayasa değişikliğine ’evet’ derken de özellikle 2007’den sonra Cumhurbaşkanını halkın seçtiği hükümetin gücünün daha da hakimleştiğini görüyoruz. Bu tıkanıklıkları gidermek için anayasa değişikliğine ’evet’ denilmesi konusunda kararlıyız. Ayrıca siyasi krizin neden olduğu ekonomik krizlerin en büyük faturası çalışanlara çıktı. Başbakana anayasa fırlatılması Türkiye’nin 160 milyar dolarına mal olmuştur ve bu ekonomik krizde 450 bin kişi işini ve iş yerini kaybetmiştir. Kaybeden yine biz olduk faturasını biz ödedik. O zaman bize fatura ödetenlere karşı bizim bir şey yapmamız gerekmiyor mu, susmamız mı gerekiyor, Hak-İş’e saldırıyorlar, neden meydanlardasınız diyorlar, işte bu yüzden ’evet’ diyoruz. Ülkemizin geleceği için ’evet’ diyoruz, millet iradesinin gereğinin yapılması için ’evet’ diyoruz” şeklinde konuştu.

    “15 Temmuz’a rağmen dimdik ayaktayız ama bu istikrarın devamı için sandıktan ’evet’ çıkması şart” diyen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Gökçek ise, 16 Nisan’da milletin sağduyusuna ve basiretine güvendiğini dile getirdi.