Etiket: diyabet

  • Diyabet Haslarına Sağlıklı Beslenme Anlatıldı

    Acıbadem Ankara Hastanesi toplumda sağlık bilinci oluşturma misyonundan yola çıkarak Başkentlileri farklı eğitim programları ile bir araya getirmeye devam ediyor.

    Dünya Diyabet Günü etkinlikleri kapsamında 13 Kasım’da hastane konferans salonunda düzenlenen söyleşide Endokrinoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Duygu Yazgan Aksoy, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Rana Karayalçın, Beslenme ve Diyet Uzmanı Merve Güler ile Diyabet Eğitim Hemşiresi Berrin Güngör konuşmacı olarak yer aldı.

    “A’dan Z’ye Diyabet” konulu söyleşide Erişkin Diyabeti, Gebeliğe Bağlı Diyabet ve Takibi, Diyabette Ayak Bakımı – Kan Şekeri Ölçümü ve İnsülin Uygulamaları, Diyabette Sağlık Beslenme konularının ayrıntılı olarak anlatıldı.

    Modern Çağın Hastalığı olarak tanımlanan “Diyabet” farkındalık oluşturmak amacı ile gün boyunca hastane lobisinde hasta ve hasta yakınlarına kan şekeri ölçümü yapıldı.

  • Dünya Diyabet Günü Nedeniyle Çadır Kuruldu

    14 Kasım Dünya Diyabet Günü nedeniyle Türkiye Diyabet Vakfı tarafından organize edilen ’’Diyabet Farkındalık Hareketi ’’ kapsamında Cevahir AVM önünde konumlandırılan Halk Bilgilendirme Çadırı gün boyu hizmet verdi.

    Çadırda yer alan ücretsiz Kan Şekeri Ölçümü, Doktor Danışma, Bisiklet Çevirme, Dilek Ağacı (kişiler diyabetle ilgili dileklerini yazıp astılar) ve çocuklar için boyama etkinliklerinden oluşan çadır yoğun ilgi gördü.

    Uluslararası Diyabet Federasyonu, 46 Avrupa ülkesi içerisinde Diyabet alanında yılın Bilim adamı ödülüne layık görülen Prof. Dr. M. Temel Yılmaz, “Dünya Sağlık Örgütü ilk kez bir sonra ki kuşağın ömrünün bir önce ki kuşaktan daha kısa olacağını ön görüyor. Diyabet insan hayatını sınırlayan kronik hastalıkların içinde. Diyabet Mahşer’in 4 Atlısı adını verdiğimiz hastalıklardan biri. Kalp hastalıkları, obezite, hiper tansiyon ve diyabet. Diğer 3 hastalığın da sebebidir’’ dedi.

    “DiYABET ÜLKEMİZDE, DÜNYA’YA GÖRE 2 KAT DAHA FAZLA”

    Diyabetin ülkemizde dünya ortalamasına göre 2 kat daha fazla olduğunu belirten Yılmaz, “Diyabet Türkiye’de, Dünya ortalamasının 2 katı Avrupa ortalamasının ise 4 katı oranında hızla yayılıyor. Avrupa’da diyabet hızının en çok arttığı ülkeyiz. Ülkemizde yaklaşık olarak 10 milyon diyabetli var. 10 yıl içinde Türkiye’de diyabetin artış hızı yüzde 100. Bu çadır Dünya Diyabet Gününde, diyabet farkındalığını arttırmak üzere kuruldu. Bu bölümde diyabet hakkında bilgiler ve aktiviteler yer almaktadır” sözlerini ifade etti.

    “DİYABET KONTROL ALTINA ALINABİLİR”

    Finlandiya çalışmasını örnek veren Yılmaz, ’’Kilomuzu yüzde 5 azaltarak ve günde 30 dakika yürüyerek diyabeti yüzde 56 oranında kontrol altına alabileceğimiz veya önleyebileceğimiz yapılan araştırmalarla saptanmış. Hareketsiz yaşam hepimizin gündeminde olan bir gerçek, fast food bir gerçek. Ne yapmalıyız ? Gün içinde mutlaka 30 dakika ya da 45 dakika yürüyüş yapmalı, kişiler işe giderken evde sağlıklı fast food oluşturmalı. Bunları yaparak, küçük önlemlerle diyabetin hızını kontrol edebiliriz” diye konuştu.

    “EN ÖNEMLİ NOKTA GENÇLER VE ÇOCUKLAR’’

    En önemli noktanın gençler ve çocuklar olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Temel Yılmaz, ”Diyabet daha önce 50’li yaşlardayken şimdi 10 – 15’i yaşlara indi. Avrupa ve Amerika’da diyabet artış hızı yüzde 20’ler iken Orta doğu, Afrika ve Güneydoğu Asya’da yüzde 100 ile yüzde 300 arasında. En riskli grup çocuklar ve gençler. Sağlık Bakanlığı’nın çok olumlu uygulamaları oldu. Kola ve zararlı içecekleri kaldırdı ve bunu düzenlemeler yaptı. Fakat bu yetmez. Bu çalışmaların artması gerekir’’ ifadelerini kullandı.

    Etkinlik kapsamında konuşan Nova Nordisk Sağlık Ürünleri Kurumsal İletişim Müdür’ü Bahar Süral ise ’’Diyabet dünyada ve ülkemizde sıkla görülen bir hastalık. Maalesef sağlıksız beslenme ve hareketsiz yaşam, diyabetin görünme sıklığını arttırıyor. Bizde Nova Nordisk firması olarak özellikle diyabet alanında yaptığımız çalışmalarla bu gün burada Türkiye Diyabet Vakfı ile birlikte halkımız bilinçlendirmek için bir çadır aktivitesi gerçekleştirdik. Bu çadırda halkımız, diyabetin erken tanısı ve tedavi için kan şekeri ölçümü yaptırabilecekler ücretsiz olarak. Egzersiz’in önemi için bisiklet aktivitesi yapabilecekler’’sözlerini ifade etti.

  • Diyabet Hastalarının Baş Tacı Tarçın

    Beslenme ve Diyet Uzmanı Begüm Kuran, diyabet hastalarına sağlıklı beslenmenin yollarını anlattı.

    Çanakkale’de Beslenme ve Diyet Uzmanı Begüm Kuran, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü’nde diyabet hastalarına özel beslenme tavsiyelerinde bulundu. Kuran, “14 Kasım, insülini bulan Frederick Banting’in doğum yıldönümü dolayısıyla Dünya Diyabet Günü olarak ilan edilmiştir. Her yıl 14 Kasım’da diyabet günleri, diyabet eğitimleri verilmektedir. Günümüzde baktığımız zaman, diyabet artık 8 yaşına kadar düşmüştür. Tıp 1 ve tıp 2 diyabet diye de ikiye ayrılır” dedi.

    Tıbbi diyet desteğinin önemine işaret eden Kuran, ”Diyetin içerisinde bulunan bir takım sebze ve baharatların kan şekerini düşürmede ilaçtan daha etkili olduğu ortaya çıktı. Fakat baharat kullanımlarına özellikle dikkat etmeleri gerekiyor. Diyabet diyetlerindeki baharatların baş tacı tabiî ki de tarçın. Hepimiz biliyoruz ki yapılan çalışmalarda tarçının en az 40 gün boyunca kullanıldığı takdirde, özellikle Çin tarçınında bulunan özel bir maddenin daha yoğun bulunması sebebiyle kan şekerini düşürmedeki etkisi oldukça fazla. Tarçının etki mekanizması insülin salınımını ve kullanılabilirliğini arttır. Bu sebeple tarçını tıp 2 diyabet hastalarında kullanmak daha faydalıdır. Tıp 1 diyabetli bireylerde tarçının kullanımı biraz anlamsız. Çünkü insülin salgılanmayan bir vücut söz konusu ve tarçın insülin üzerinde etkili. O sebeple tarçını sadece insülin direnci olan ve tıp 2 diyabetli hastalarımız kullanabilirler” diye konuştu.

    “SEBZE VE MEYVE TÜKETMEK GEREKİYOR”

    Diyabet hastalığından korumak için sebze ve meyve ürünlerini tüketmek gerektiğini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Begüm Kuran, “Diyabetten korunmamız için ilk 10 yıllık süreçte bir şeyler yapmamız mümkün. Bunların arasında bol sebze ve meyve tüketmek gerekiyor. Yani günde 5 porsiyon sebze ve meyve tüketilmesi lazım. Bu da demek oluyor ki 2 kepçe sebze ve 3 porsiyon meyve tüketilmesi lazım. Damar sağlığımıza özen göstermemiz gerekiyor. Çünkü diyabetin damarlarla ilgili bir takım problemlere yol açtığını biliyoruz. Bunlar içinde sert kabuklu kuruyemişler; ceviz, badem ve fındığın bir avucu geçmeyecek şekilde tüketilmesi gerekiyor ki damar sağlığımız diyabete hazırlıklı olsun” şeklin konuştu.

    “SARIMSAK VE SOĞANI ÇİĞ OLARAK YİYİN”

    Probiyotik gıda değerleri yüksek olan ürün ve sebzelerin tüketilmesi gerektiğine de değinen Kuran, “Diyabet diyetlerinde olmazsa olmaz diğer gıda gruplarından sebzeler ve probiyotik besinler var. Bunlarda pırasa, soğan ve sarımsak özellikle kan şekerini, şeker ilaçlarından daha hızlı düşürdüğü yapılan çalışmalarda ispatlanmış. Fakat içeriğindeki kükürtlü bileşenler sebebiyle sadece azı kapalı kapta, buharla biraz çiğ kalacak şekilde pişirilmesi uygun. Aksi takdirde ana maddemiz maalesef havaya karışmış oluyor. Soğanı ve sarımsağı da eğer herhangi bir mide rahatsızlığımız yoksa, öldürmeden daha çiğ olarak tüketmekte fayda var” dedi.

  • Diyabet Artışı Korkutuyor

    Mersin Halk Sağlığı Müdürü Dr. Aytekin Kemik, 2013 verilerine göre dünyadaki diyabetli hasta sayısının 382 milyon olduğunu belirterek, “Bu sayının 2035 yılında yüzde 55 oranında artarak 592 milyona ulaşacağı öngörülmektedir. Ülkemizde 2014 yılı verilerine göre 20-79 yaş arası diyabete bağlı ölümler 59 bin 755’tir” dedi.

    Halk Sağlığı Müdürü Dr. Kemik, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü dolayısıyla yazılı bir açıklama yaparak, diyabet konusunda halkı uyardı. Halk arasında ‘şeker hastalığı’ olarak bilinen diyabetin, sıklığı ve oluşturduğu sorunlar nedeniyle tüm dünyada önemi gittikçe artan önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu vurgulayan Kemik, yaşam tarzındaki hızlı değişim ile birlikte gelişmiş ve gelişmekte olan toplumların tümünde özellikle tip 2 diyabet sıklığının hızla yükseldiğine dikkat çekti. Diyabetin oluşum hızını artıran pek çok risk faktörü bulunduğuna işaret eden Kemik, bunlardan birinin şişmanlık olduğunu ifade ederek, bel çevresi ölçümü 102 cm’i aşan erkekler ve 88 cm’i aşan kadınların risk altında olduğunu bildirdi.

    DÜNYADA YAKLAŞIK 400 MİLYON DİYABETLİ HASTA VAR

    2013 yılı itibari ile dünyadaki diyabetli hasta sayısının 382 milyon olduğunu belirten Kemik, “Bu sayının 2035 yılında yüzde 55 oranında artarak 592 milyona ulaşacağı öngörülmektedir. Ülkemizde 2014 yılı verilerine göre 20-79 yaş arası diyabete bağlı ölümler 59 bin 755’tir. Bu sayının artmasında en büyük etkenler şişmanlık, kötü beslenme, hareketsizlik, stres, yüksek tansiyon ve genetik eğilimdir. Hastalığın erken teşhis edilmesi ve tedaviye başlanması önem taşımaktadır. Hastalığı önlemek ve gelişmesini ortadan kaldırmak için sağlıklı beslenmeyi bilmek ve hareketi artırmak gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

    Türkiye’de de diyabetli hasta sayısının fazla olduğunu, ancak hastalığının farkında olmayan kişi sayısının da oldukça fazla olduğunun altını çizen Dr. Kemik, diyabetin en sık rastlanan belirtilerini de şöyle sıraladı: “Çok fazla su içilmesi ve sürekli içme isteği, iştahın açılması ve fazla yemek yeme, çok sık idrara çıkmak ve geceleri bunun için sık sık uyanmak, ciltte kuruma, sürekli halsizlik ve yorgunluk, çabuk yorulmak, yaraların geç iyileşmesi, bazen bulanık görme.”

    “DİYABET YAŞAM BOYU TEDAVİ GEREKTİRİR”

    Diyabet hastalığının kronik olduğunu ve yaşam boyu tedavi gerektirdiğini kaydeden Kemik, “Diyabet tedavisinde amaç kan şekeri ayarını düzenleyerek, hem kişinin yaşam kalitesini yüksek tutmak hem de uzun dönem komplikasyonların (kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği, göz problemleri, sinir hasarı ve iyileşmeyen yaralar) gelişimini önlemektir. Bu yüzden diyabet tedavisinde 4 temel unsur vardır. Bunlar: eğitim, diyet tedavisi, egzersiz ve ilaçtır” dedi.

    Diyabetten korunmak için beslenme konusunda da uyarılarda bulunan Kemik, ideal vücut ağırlığına ulaşılması ve o kiloda kalınması gerektiğini vurguladı. Azar azar, 3 ana, 3 ara öğün şeklinde sık sık yemek yenilmesi ve öğün atlanmaması gerektiğini de belirten Kemik, diğer önerilerini de şöyle sıraladı: “Öğün araları 2,5-3 saat kadar olmalıdır. Hep aynı saatlerde beslenmeye özen gösterilmelidir. Şeker ve şeker içeren (reçel, çikolata, pasta, meşrubat, tatlı gibi) tüm besinler tüketilmemelidir. Kuru baklagiller, tam tahıllar gibi kompleks karbonhidratlara öncelik verilmelidir. Süt, yoğurt ve peynirlerin yarım yağlı olanları tercih edilmelidir. Kırmızı et yerine balık, hindi, tavuk gibi beyaz et tercih edilmelidir. Ancak beyaz et de olsa aşırıya kaçılmamalıdır. Etlerin görünen yağları, tavuk ve hindinin derisi tüketilmemelidir. Et içeren yemeklere ilave olarak yağ eklenmemelidir. Sebze yemekleri az su ile pişirilmeli, yemeklerin yağlı suları tüketilmemelidir. Kızartma, kavurma işlemleri yerine haşlama, ızgara, buğulama ve fırında pişirme yöntemleri tercih edilmelidir. Doymuş yağ içeren margarin ve tereyağından uzak durulmalı, doymamış yağ içeren bitkisel sıvı yağlar tercih edilmelidir. Sofraya tuzluk getirilmemeli, yemeklerin tadına bakmadan tuz eklenmemelidir. Ayrıca turşu, hazır yiyecekler gibi içerisinde yüksek oranda tuz bulundurulan yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Alkol kullanılmamalıdır.”

    “MUTLAKA EGZERSİZ YAPIN”

    Dr. Kemik, diyete ilave olarak mutlaka egzersiz yapılması gerektiğini de ifade ederek, uygun fizik aktivitenin sağlık problemi olan veya olmayan herkesin sağlığı için iyi olduğuna vurgu yaparak, şöyle devam etti: “Şeker hastalarında egzersiz kan şekerinin daha iyi kontrol altında tutulmasına yardımcı olur. Aktivite vücuttaki şekerin daha hızlı tüketilmesini sağlar. Fazla kilolarınızdan kurtulmanıza yardımcı olur. Kendinizi daha iyi hissetmenize neden olur. Diyabet Hastalığının, dikkat edildiği sürece kontrol altına alınabildiğini unutmayalım.”

  • İnsülinle Diyabet Hastalığı Ölümleri Azaldı

    Medical Park Antalya Hastane Kompleksi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Esin Şanlı Sayın, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü nedeniyle diyabet hastalığında insülin tedavisinin yeri ve önemi hakkında açıklamalarda bulundu.

    Diyabet tedavisinde amacın, normale yakın kan şeker düzeylerini sağlayarak diyabete bağlı erken ve geç dönem komplikasyonların engellenmesi olduğunu belirten Medical Park Antalya Hastane Kompleksi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Esin Şanlı Sayın, “Diyabet tedavisinin en önemli yapı taşı olan insülin, 1921 yılında keşfedilmiştir. 1922 yılında tedavide kullanılmaya başlanılması üzerine diyabete bağlı ölümlerde belirgin azalma olmuştur” şeklinde konuştu.

    “İNSÜLİN HORMONU GLİKOZ DÜZEYİNİ NORMALE GETİRİR”

    İnsülin’in pankreas bezinden salgılanan ve kan şeker düzeylerini kontrol altında tutan bir hormon olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Sayın, “Diyabeti olmayan bireylerde gıda alındıktan sonra parçalanan glikoz (şeker), pankreastan insülin hormonunun salgılanmasını uyarır. İnsülin hormonu kanda yükselen glikoz düzeyini normale getirir. Diyabet hastalığında bugün için nedenini tam olarak bilemediğimiz bir nedenden dolayı pankreas bezinden yetersiz insülin salgılanır. Bunun sonucunda kandaki şeker düzeyleri yükselir” dedi.

    “DİYABET TEDAVİSİ HEKİMİNİZLE, SİZİN KONTROLÜNÜZDEDİR”

    İlaç tedavisine rağmen kan şeker düzeyleri kontrol altına alınamayan hastaların insülin tedavisi gördüğünü vurgulayan Sayın, “Bunun dışında tip 1 diyabetliler, gebeler, kronik karaciğer ve böbrek nakli yapılan hastalar, ciddi travma, operasyon ya da enfeksiyon geçiren hastalar, yüksek şeker komasıyla hastaneye başvuran hastalarda da mutlaka insülin tedavisi uygulanmaktadır. Diyabet tedavisi hekiminizle birlikte sizin kontrolünüzdedir” diye konuştu.

    “İNSÜLİN EN HIZLI KARIN BÖLGESİNDEN EMİLİR”

    İnsülinlerin etki sürelerine göre hızlı, kısa, orta ve uzun etkili insülinler olarak sınıflandırıldığının altını çizen Uzm. Dr. Sayın, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Hızlı ve uzun etkili insülin karışımları, karışım insülinler olarak adlandırılmaktadır. Hangi tip insülinin kullanılacağı hastaya göre hekimi tarafından belirlenmektedir. İnsülin deri altına uygulanır. Kollar, karın ve bacaklar insülin uygulama yerleridir. İnsülin en hızlı karın bölgesinden emilir. İnsülin tekrar kullanılabilen insülin kalemleri veya kullanıma hazır insülin kalemleri ile uygulanır.”

    “SEÇİLECEK TEDAVİ ŞEKLİ HASTADAN HASTAYA DEĞİŞMEKTEDİR”

    İnsülin tedavisinin kaç tipi olduğu hakkında da açıklamalarda bulunan Uzm. Dr. Sayın, “İnsülin tedavisi ilaçlarla birlikte günde tek doz kullanılabileceği gibi günde 2-3 ya da 4 kez uygulanan tedavi tipleri de mevcuttur. Seçilecek tedavi şekli hastadan hastaya değişmektedir. İnsülin tedavisinin yan etkilerini ise; hipoglisemi olarak adlandırılan kan şeker düzeyinin 60mg/dl’nin altına düşmesi, kilo artışı ve alerjik reaksiyon olarak sıralayabiliriz” dedi.

    “İNSÜLİN TEDAVİSİ, DİYABET TEDAVİSİNDE ÖNEMLİ BİR YERE SAHİP”

    İnsülin tedavisinin korkulacak bir tedavi olmadığını söyleyen Uzm. Dr. Sayın konuşmasını şöyle tamamladı:

    “İnsülin tedavisi, diyabet tedavisinde çok önemli bir yere sahiptir. Gelişen teknolojiyle kullanılan iğne uçları sanıldığının aksine çok ince ve kısadır. Dolayısıyla enjeksiyonlar ağrısızdır. Erken dönemde başlanan insülin tedavisiyle pankreas bezi dinlenmeye alınmakta ve erken dönemde sağlanan iyi kan şeker kontrolü ile diyabete bağlı komplikasyonlar da belirgin azalma sağlanmaktadır. İnsülin tedavisinde hastanın uyumu çok önemlidir.”