Etiket: diyabet

  • Tip 2 Diyabet Tedavisinde Metabolik Cerrahi İle Büyük Başarı

    Genel Cerrahi, Bariatrik ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Kerim Güzel, cerrahi tedavi ile tip 2 diyabet hasatlığından klinik olarak kurtulma ihtimalinin çok yüksek olduğunu söyledi.

    Opr. Dr. Kerim Güzel, şeker diğer bir adıyla diyabet hakkında önemli bilgiler verdi. Samsun Büyük Anadolu Metabolik Cerrahi ve Obezite Merkezi doktorlarından Opr. Dr. Kerim Güzel, “Ameliyatlar sadece tip 2 diyabet hastalarına uygulanmakta. Tip 1 diyabetle tip 2 diyabet tamamen birbirinden farklı iki hastalıktır. Tip 1 diyabette insülin üretimi hiç yoktur. Bu ameliyatları yapabilmemiz için insülin üretimi mevcut olmamalı. Tip 2 diyabette insülin üretimi vardır fakat vücut kullanamaz. Biz bu ameliyatlarla vücudun kendi ürettiği insülini kullanmasına yardımcı oluyoruz” dedi.

    Sözlerine şeker hastalığı hakkında bilgi vererek devam eden Opr. Dr. Kerim Güzel, “Şeker hastalığı (diabetesmellitus) eski çağlardan beri bilinen, hayat boyu süren bir hastalıktır. Ülkemizde yaklaşık 2 milyon şeker hastasının ve 1.5-2 milyon kadar da gizli şeker hastasının olduğu sanılmaktadır. Vücutta çeşitli organları etkilemesi ve bozması yanında yol açtığı sosyal ve ekonomik sorunlar nedeni ile modern toplumun sosyal bir hastalığı ve problemi olmuştur. Şeker hastalığı, pankreasta yapılan ve kan şekerini düşürücü bir işlevi olan insülin hormonunun yokluğu veya azlığı veyahut da etkisizliği sonucu oluşur. Kanda şeker (glikoz) seviyesi yükseldiğinde (örneğin yemeklerden sonra olduğu gibi) pankreastaki beta hücrelerinden insülin kana salınır. İnsülin vücutta çeşitli dokulardaki (karaciğer, kas ve yağ dokuları gibi) hücrelerde bulunan reseptör adı verilen insüline duyarlı alıcılara bağlanarak kandaki şekerin hücreler içine girmesine ve buralarda yakıt olarak kullanılıp enerji oluşmasına imkan sağlar. Vücutta insülin yokluğu ya da insülin var olduğu halde etkisiz bulunduğu durumlarda kandaki şeker hücreler içine giremez ve bu şekilde kan şekeri yüksek bir seviyeye çıkar. 2 tip şeker hastalığı vardır. ‘Tip I diyabet’te vücutta insülin eksikliği veya yokluğu söz konusudur” diye konuştu.

    TİP 2 DİYABET

    Tip 2 diyabetin oluş şeklinin ise tamamen farklı olduğunu belirten Güzel, “Kalıtım önemli bir rol oynar. Ailelerinde diyabet hikayesi olanlarda görülme şansı daha fazladır. (Özellikle 40 yaş üstündekilerde). Hastaların çoğu şişmandır. Tip II diyabette kandaki insülin düzeyi normal hatta fazla olabilir. Ancak insülinin vücut tarafından kullanılması bozulmuştur. Dolayısıyla şeker hücre içerisine giremez, kanda birikir ve kan şekeri yükselmiş olur. Tip II diyabetin tedavisinde en önemli faktör iyi bir diyet yapmaktır. Uygun egzersizlerde şekerin düşmesine yardımcı olur. Bu şekilde şekeri yeterince düşmeyenlerde kan şekerini düşürücü ağızdan verilen haplar hastalıkta önemli rol oynar. Tip II diyabetin belirtileri ise genellikle yavaş olarak ortaya çıkar. Bunların başlıcaları çok su içme, çok yemek yeme, çok idrar yapma, görme bozukluğu, el ve ayaklarda uyuşma ve karıncalanma, sık enfeksiyonlar, kaşıntı, yaraların geç iyileşmesi, iktidarsızlık (impotans)’tır.”

    METABOLİK CERRAHİ NEDİR?

    Metabolik cerrahinin tüm metabolik hastalıkların cerrahi ile tedavi edilmesi olduğunu belirten Güzel, şu bilgileri verdi: “Ancak klinik pratikte metabolik cerrahi tip 2 diyabet hastalığının cerrahi tedavisidir. Bir obezite ameliyatı değildir. Obezite ameliyatları ile karıştırılmamalıdır. Arasında farklar vardır. Tip 2 diyabet heterojen çok etkenli dinamik hastalıktır. Hastalığın gelişimi sadece hormonal olmayıp psikolojik ve çevresel faktörlerde vardır. Diyabette klasik tedavi eğitim egzersiz, diyet, ilaçlar ve insülindir. Fakat bu tedavi protokoller ile ancak diyabetli hastaların yüzde 20 sinin kan şekerini kontrol altına alınır. Hastaların ancak yüzde 7 iki yıl süre ile doktorunun önerilerine uyuyor.”

    NİÇİN AMELİYAT

    “Verilen diyet, egzersiz, insülin ve ilaçlar hastanın gününü kurtarmaya yöneliktir. Bir insanın ömür boyu egzersiz ve diyet yapması mümkün değildir. Yapılan çalışmalarda 3 yıl boyunca diyet ve egzersiz önerilerine uyan hastaların oranı yüzde 5 üzerinde değildir. Bu tedaviler kan şekerini kontrol altına almaya yöneliktir. Ancak cerrahi tedavi ile tip 2 diyabet hasatlığından klinik olarak kurtulma ihtimali çok yüksektir.”

    AMELİYATLAR HER İKİ DİYABET TİPİNE YAPILIYOR MU?

    “Ameliyatlar sadece tip 2 diyabet hastalarına uygulanmakta. Tip 1 diyabetle tip 2 diyabet tamamen birbirinden farklı iki hastalıktır. Tip 1 diyabette insülin üretimi hiç yoktur. Bu ameliyatları yapabilmemiz için insülin üretimi mevcut olmamalı. Tip 2 diyabette insülin üretimi vardır fakat vücut kullanamaz. Biz bu ameliyatlarla vücudun kendi ürettiği insülini kullanmasına yardımcı oluyoruz.”

    BU AMELİYATLAR NASIL ETKİ EDİYOR

    “Günümüz yaşamında belenme şeklimiz yemek yeme alışkanlığımız ve yiyeceklerin içerikleri şekli çok değişti. Fabrikasyon, rafinefastfood tarzı gıdalarla beslenmeye başladık. Bu tip beslenmenin olumsuz etkileri aslında sindirimin tamamlamamasıdır. Yiyecekler ince bağırsağın son kısmına gelmeden orta kısmında sindirimi tamamlamış oluyor. Ancak iyi huylu barsak hormonlarının aktive olup da tokluk hissi oluşması için besinlerin bu sindirim yolunun tamamını kat etmesi gerekiyor. Bu iyi hormonlar vücutta insülin duyarlılığını artır. Metabolik cerrahide bağırsağın son kısmıyla yiyeceklerin erken tanışmasını sağlamak ve insülin duyarlılığını artırmaktadır.”

    KAN ŞEKERİ YÜKSEKLİĞİ NELERE YOL AÇAR

    “Yüksek kan şekeri vücut için zehir anlamı taşır. Asıl etkisi damarlar üzerinedir. Damar harabiyeti yaparak kalp krizi felç, böbrek yetmezliği diyabetik ayak dediğimiz ayakta iyileşmeyen yaralar gözlerde problemlere yol açar.”

    NE ZAMAN AMELİYAT KARARI VERMELİYİZ?

    “Diyabette damar hasarı tanı konulmadan 2, 3 yıl önce başladığı kabul edilir. Hastalar bu dönemlerde çok önemsemezler, organ kaybı yoktur, şikayetleri kabul edilebilir düzeydedir. Hastalık yavaş ve sinsi şekilde ilerler. Yani aslın da her şey yolunda gibidir. Bu döne genelde 10 , 12 yıl kadardır. Bu dönemde insülin rezervlerini kaybederler. Hastalar ameliyat için klasik tedavi yöntemleri ile kan şekeri kontrol altına alınamaması veya organ hasarı bulguları başladıysa ameliyat önerilebilir. Organ hasarı olmamdan ve insülin rezervleri tüketilmeden yapılan operasyonlarda tedavi daha başarılıdır.”

    METABOLİK CERRAHİ AMELİYATLARI NELERDİR

    “Metabolik cerrahi olarak iki ameliyat vardır. Bunlar sleevegastrektomi + ilealtranspozisyon ve sleevegastrektomi + transit bipartition. İkisi de metabolik cerrahi operasyonudur ve 10 yıllık kan şekeri kontrolü yüzde 90 üzerindedir. Ben daha çok Brezilyalı doktor SergioSantoro’nun tip literatürüne kazandırdığı SG+ transit bipartition ameliyatını tercih ediyorum.”

    METABOLİK CERRAHİ AMELİYATLARININ ORTAK ÖZELLİKLERİ NELERDİR?

    “Her iki ameliyatta da aslında yapılan işlem mide ve ince bağırsaklar üzerinde işlem yapılmaktadır. Bu ameliyatlarda amaç bir an önce yiyeceklerin ince bağırsağın son kısmına ulaştırılmasıdır ve böylelikle bağırsağın son kısmındaki iyi huylu hormonların aktivasyonu sağlanmaktadır.

    Bu ameliyatlar obezite ameliyatları gibi restriksiyon (yiyecek alınımın kısıtlanması) ya da malabsotrsiyon (yiyeceklerin emiliminin bozulması) içeren ameliyatlar değildir. Ameliyatlarda özellikle transit bipetitiondaduodenum yani on iki parmak bağırsağı ve ince bağırsağımızın jejunum kısmı korunduğu için emilim problemi olmaz. Bir çok mineral, vitamin demir, kalsiyum buralardan emilir. Yani mide barsak sisteminin tamamı sindirim olayına katılır. Burada sadece ince bağırsağın son kısmı öne alınarak yiyeceklerle erken buluşması sağlanır.”

    METABOLİK CERRAHİ AMELİYATLARI NASIL YAPILIR?

    “Ameliyatları tamamen laporoskopik ( kapalı olarak) yapmaktayız. 5 ya da 6 adet 5 mm ya da 1 cm deliklerden karın girilerek yapılır. Ameliyat süresi 2.5 saat ile 4 saat arsında değişmektedir. Bu ameliyatlarda öncelikle mide tüpleştirilir. Birinci olarak mide de ghrelin salgılanan kısım çıkarılır. Ghrelin hormonu iştah arttırıcı etki vardır. İkinci olarak mide boşalım hızının artması nedeniyle ince bağırsaklara giden yiyecekler tokluk hissi oluşturur. İkinci olarak da ince bağırsağın son bölümü midenin alt kısmı bağlantılı hale getirilerek mideye ikinci çıkış verilir. Bu ameliyatta 5 yıllık takipte vitamine ihtiyaçları yüzde onun altındadır. Uzun vadeli takipte demir ihtiyacı görülmez. Hastaların yüzde 95 hiçbir ilaç takviyesi gerekmez.”

    TRANSİT BİPARTİTİON AMELİYATININ AVANTAJLARI NEDİR?

    “İntragastrik basınç düşer ve buna bağlı olarak tüp mide kaçakları minimaldir. Ayrıca mide içi basınç az olduğu için tüp mide dilatasyonu azdır. Endoskopla sindirim sisteminin tüm alanlarına ulaşılır. ERCP yapılabilir. Sindirim sistemin tüm alanları yiyecek geçişine ve emilime katılır.”

    AMELİYAT NE KADAR GÜVENLİDİR?

    “Elimizde 14 yıllık veriler var. Santoro 5 yıllık sonuçları 2012 yılında yayınlanmıştır. Hastaların beş yıllık takiplerinde yüzde 86 kan şekeri değeri ilaçsız remisyon sağlanmıştır. Kabaca bu ameliyatların başarısı yüzde 85 ile 95 arasında değişmektedir. Kilo kontrolü ise yüzde 74 dür. Ön raporları yayımlanan 8 yıllık sonuçlarda ise bu oranlar aynı şekildedir.”

    AMELİYATTAN ÖNCE NE GİBİ TAHLİLELER YAPILIR?

    “Ameliyat öncesi öncelikle pankreasın insülin üretme kapasitesi ve aktivitesi için C peptit ve insülin açlık ve tokluk miktarın, ayrıca diğer biyokimyasal tetkiklere bakılır. Bu anlamda hasta ayrıntılı bir incelemeden geçirilir.”

    HER TİP 2 DİYABET HASTASI AMELİYATA UYGUN MUDUR?

    “Her hasta uygun değildir. Burada önemli olan hastanın pankreastaki insülin üretme kapasitesi ve aktivitesidir. Eğer hasta yıllar içinde pankreası yorulmuş ve insülin üretemez hale gelmişse operasyondan fayda görmeyecektir. Böyle durumda vücut dışarıdan insüline ihtiyaç duyar.

    Ayrıca 3 yıl boyunca ilaç tedavileri diyet egzersize rağmen hastanın kan şekeri kontrol altına alınamamış hastalar operasyona adaydır yani HbA1C 7.5 üzerinde olan hastalar. Bu ameliyatlar 18 ile 65 yaş arasına yapılmaktadır. Aynı zamanda 65 yaşın üzerindeki hastalar ayrıca değerlendirilir. Eğer performansları iyiyse ve ameliyattaki kazancın fazla olacağı düşünülürse değerlendirmeye alınır. Hastanın ne kadar bu ameliyatlardan fayda göreceği insülin rezervlerinin değerlendirilmesiyle anlaşılır.”

    “METABOLİK CERRAHİ YÖNTEMİNİ BAŞARIYLA UYGULAMAKTAYIZ”

    Opr. Dr. Kerim Güzel açıklamasını şöyle tamamladı: “Sözlerime son verirken şunu da belirtmek istiyorum. Metabolik cerrahi artık Samsun’da da güvenle uygulanmaktadır. Metabolik Cerrahi Derneği Başkanı Doç. Dr Alper Çelik beyin yönettiği metabolik cerrahi çalışma grubu içinde yer almaktayım. Bizim sonuçlarımızda Alper bey ile birlikte yayınlanacaktır. Bu çalışmanın Samsun ayağında ben varım. Yukarıda anlattığımız gibi ilk önce hastalığımızın ne olduğunu ve nasıl yol izlememiz gerektiğini iyi bilmemiz gerekiyor. Bunun için mutlaka bir doktordan yardım almalıyız.”

  • Çocuklarda Diyabet

    Her yıl bin 700 civarında çocuk ve ergene diyabet tanısı konulduğunu söyleyen Uzm. Dr. Figen Günindi, en çok görülen diyabet türünün “Tip1 diyabet” olduğunu söyledi.

    Medical Park Samsun Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi Kliniği’nden Uzm. Dr. Figen Günindi “çocuklarda diyabet” hakkında bilgi verdi. Dr. Günindi, “Diyabet insülin üretimi salınımı veya etkisinde yetersizlik sonucu ortaya çıkan kan şekeri yüksekliği ile karakterize kronik seyirli bir hastalıktır. İnsülin kandaki şekerin hücre içine girmesi ve enerji olarak kullanılmasını sağlayan anahtar hormondur ve pankreas tarafından üretilir. Pankreas yeterli insülin üretemediği zaman şeker hücre içine giremez ve enerjiye dönüşemez. Kan şekeri yükselmeye başlar ve diyabet gelişir” dedi.

    ÇOCUKLARDA DİYABET TÜRLERİ

    Çocuklarda ve genç erişkinlerde en sık rastlanan diyabet tipinin, Tip1 diyabet olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Günindi “Ancak obezite sıklığındaki artış nedeniyle çocuklarda Tip2 Diyabet riski de artmaktadır. Bunların dışında yenidoğan döneminde ortaya çıkan neonatal diyabet, gebelikte ortaya çıkan Gestasyonel Diyabet ve tek gen hastalığına bağlı (MODY) diyabet tipleri de bulunmaktadır. Ülkemizde, çoğu Tip1 diyabet olmak üzere her yıl bin 700 civarında çocuk ve ergene diyabet tanısı konulmaktadır” şeklinde konuştu.

    TİP1 DİYABET NASIL ORTAYA ÇIKAR?

    Tip1 diyabetin çeşitli faktörlere bağlı olarak ortaya çıktığını dile getiren Günindi, “Doğuştan var olan, diyabete yatkınlık sağlayan doku grupları diyabet gelişme riskini artırır. Bizi hastalıklardan koruyan bağışıklık sistemimiz bazı durumlarda insülin salgılayan hücreleri yabancı algılayarak yok edebilir. Bunun dışında diyabete genetik yatkınlığı olan kişilerde virüslere bağlı enfeksiyonlar, gıdalardaki katkı maddeleri, stres, diyabeti başlatan tetikleyici faktör olabilir. Yakın akrabalarında (anne, baba, kardeş, çocuk) Tip1 diyabet olan kişilerde diyabet gelişme riski daha fazladır” diye konuştu.

    DİYABETİN BELİRTİLERİ

    Diyabetli çocukların pankreaslarında, insülin üreten hücrelerin tahrip olması nedeniyle insülin üretilemediğini söyleyen Dr. Günindi, “İnsülin eksikliği nedeniyle vücut şekeri kullanamaz ve kan şekeri yükselir. Fazla şekeri atmak için sık ve bol idrar çıkarma başlar. Sıvı kaybı nedeni ile ağız kuruluğu ve susama hissi olur. İdrarla kaybedilen sıvı kaybını gidermek için çok su içme, gece idrara çıkma, daha önce idrar kaçırmayan çocuklarda gece işemesi başlar. Şeker enerji kaynağı olarak kullanılamadığı için sık yemek yemeye rağmen açlık hissi olur. Vücut enerji üretmek için kendi yağ ve proteinini yakar, yağ ve kas dokusu yıkımına bağlı kilo kaybı gelişir. Gece sık uyanma, şeker yüksekliği, enerji eksikliğine bağlı halsizlik, çocukta davranış değişikliklerine neden olabilir. Bu belirtiler genellikle bir aydan kısa sürelidir. Fark edilmediği veya zamanında tanı konmadığı durumda bulantı, kusma, karın ağrısı, dalgınlık, hızlı ve derin solunum, ağızda aseton kokusu ve ardından diyabetik ketoasidoz denilen koma hali gelişir. İnatçı enfeksiyonlar ve tekrarlayan mantar enfeksiyonları, özellikle bebeklerde düzelmeyen bez bölgesi dermatiti, ergenlik öncesi kızlarda vajinal kandidiyazis diğer belirtilerdir” dedi.

    DİYABETİ NASIL TANIRIZ?

    Diyabet tanısının açlık, tokluk veya rastlantısal olarak bakılan kan şekerinin düzeyine göre konulduğunu belirten Dr. Günindi, “Normal kan şekeri değerleri en az 8 saatlik açlık sonrası 80-100 mg/dl arasında, toklukta (yemekten 2 saat sonra) 140 mg/dl altında olmalıdır. Açlık kan şekeri 126 mg/dl üzerinde veya Oral Glukoz Tolerans Testinin 2. saatinde 200 mg/dl üzerinde olması; bunun dışında çok su içme, çok idrar çıkarma şikayetleri olan kişilerde herhangi bir zamanda ölçülen kan şekerinin 200 mg/dl üzerinde olması diyabet olarak tanımlanır” şeklinde konuştu.

    ÇOCUKLARDA DİYABET TEDAVİSİ

    Tip1 diyabette insülin eksikliğinin olduğunu ve ihtiyaç olan insülinin dışarıdan verilmesi gerektiğini söyleyen Uzm. Dr. Günindi “Sağlıklı kişilerde açlıkta sürekli olarak aynı düzeyde (bazal) ve yemek sonrası kan şekerinin yükselmesini önlemek için hızlıca ve bol miktarda (bolus) insülin salgısı olmaktadır. Diyabetli kişilerde insülin tedavisi fizyolojik insülin salınımına en uygun şekilde kullanılmaktadır. Ülkemizde rekombinan DNA tekniği ile elde edilen insülin analogları kullanılmaktadır. Sığır ve domuz insülini ile domuzdan elde edilen semisentetik insülin kullanılmamaktadır. İnsülin hayati bir hormondur ve bağımlılık yapmaz. Tip1 diyabet kronik bir hastalıktır ve sürekli insülin tedavisi yanında, diyabetik hasta ve ailesinin eğitimi, beslenme planlaması ve egzersiz tedavinin önemli bileşenleridir. Diyabet eğitimine, insülin tedavisine eşdeğer bir önem verilmelidir” açıklamalarında bulundu.

  • (Özel Haber) Diyabet Hastaları Okullu Oluyor

    Sağlık Bakanlığı, halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen diyabet hastalığıyla mücadelede yeni dönemi 20 Ocak’ta başlatıyor. Bakanlık tarafından hastanelerde diyabet okulu açılmasının kararlaştırılmasının ardından harekete geçen Manisa Merkez Efendi Devlet Hastanesi 20 Ocak’ta diyabet okulunun kapılarını hastalarına açacak. Hastalıklarını tanıma ve hastalıkla mücadele etmede eğitimin önemli bir ayak olduğunu belirten hastanenin diyabet hemşiresi Sevil Sözbir, 3 aylık eğitimlerin ardından hastalara diploma verileceğini belirtti.

    Önlenebilir bir hastalık olan diyabet hastalığında kişiler yaşam tarzlarını değiştirmediği için Türkiye’de olduğu gibi dünyada da hızla yayılmaya devam ediyor. Sağlık Bakanlığı tarafından diyabet konusunda vatandaşların ve hastaların bilinçlendirilmesi için hastanelerde diyabet okulu açılacak. Okullarda hastaların yaşam tarzlarını değiştirmeleri ve diyabeti bilinçli bir şekilde önlemeleri hedefleniyor.

    BİZE BİRŞEY OLMAZ

    Diyabet okulu açmaya hazırlanan Manisa Merkez Efendi Devlet Hastanesinde uzman diyabet hemşiresi tarafından yatan hastalara her gün diyabet konusunda eğitim verilirken, her hafta çarşamba günleri eğitim salonunda bilgilendirme yapılıyor. Artan talep doğrultusunda Manisa Kamu Hastaneleri Genel Sekreterliği ile işbirliği yapan hastane 20 Ocak’ta bünyesinde diyabet okulu açmak için tüm çalışmalarını tamamladı. Üç ay boyunca 6 saatlik bir eğitimin sonunda hastalar diyabet hakkında bilinçlendirilecek ve diyabeti nasıl kontrol altında tutulacağını öğrenerek diploma alacaklar.

    DİYABET HASTALARI ÇARESİZ OLDUKLARINI DÜŞÜNÜYOR

    Merkez Efendi Devlet Hastanesinde 6 yıldır diyabet hemşiresi olarak görev yapan Sevil Sözbir, “Diyabet hemşiresi olarak burada her gün apayrı hayat öğrenmekteyim. Gelen kişi hekim tarafından diyabet tanısı konulduğu zaman hayatında en zor gününü yaşıyor. Zaman zaman kişilerin ağladıklarını, isyan ettiklerini, problemleriyle başa çıkamayacaklarını düşünüp çaresiz olduklarını görmekteyim. Onlara çaresiz olmadıklarını, tedavisinin mümkün olabileceğini ve onlara destek olacağımıza ikna ederek, diyabet eğitimine alıyorum. Arkasından şeker takibini öğretiyorum ve şeker düşüklüğü durumunda ne yapabileceğini, şekerin yüksek olması halinde ne yapabileceğini öğretip, onu mutlu bir şekilde gülen yüzüyle göndermeye çalışıyorum.”

    EĞİTİM SONUNDA GÜVEN GELİYOR

    Sözbir, günlük gelen hastaların polikliniğe müracaat eden, dahiliye uzmanlarına, nöroloji uzmanlarına veya cildiye hastalıkları uzmanına müracaat eden diyabetli bireylerin bireysel eğitimlerini almasına gayret gösterdiklerini anlatarak şunları söyledi: “Hastalarımız hekimler tarafından bize yönlendiriliyor. Gelen diyabetli bireylerimize, bireysel eğitimi yapıp diyabeti tanıtıyorum. Arkasından her hafta çarşamba günleri saat 13.30’da yapmış olduğumuz eğitimle hastalarımıza ve yakınlarına toplu eğitim veriyoruz. Bu şekilde önümüzdeki hafta kendisiyle barışık, kendisine daha iyi bakabilen, şeker kontrollerini daha iyi yapabilen bir birey olarak geliyor. Toplu eğitimlerde mutlaka yakınlarını davet ederek, aile onaylarının ve desteklerinin sağlanması için onlara destek olmasını sağlamaya çalışıyoruz. Artan sayı ve gelen talepler doğrultusunda daha geniş bir eğitim salonunda yapmaya başladık.”

    DİYABET OKULU BAŞLIYOR

    Eğitim çalışmalarına istinaden farklı bir uygulama olarak diyabet okulu adı altında açacakları birimde 6 saat boyunca aynı kişilere diyabetin her yönünü bir dahiliye uzmanı, bir diyetisyen, bir fizyoterapist ve bir diyabet hemşiresi tarafından verileceğini kaydeden Sözbir, “Tüm konuları kapsayıp yeterlilik durumuyla birlikte tam öğrenmiş ve yetkinlik alabilmiş kişilere diplomasını vereceğiz. Bu doğrultuda bakanlığın bildirdiği 6 saatlik eğitim sonunda bu diplomaya hak kazanacaklar. Biz bu 6 saati hasta potansiyelinde bizimle birlikte çalışacak diyabetli bireylerimizle kaç saat, kaç haftada tamamlayabileceğimizin planlamasını kişilerle yapmak durumundayız. Kişilerin gelebileceği saatleri seçip ona göre bir planlama yapmak durumundayız. Ekibimizde öncelikle hem diyabet koordinatörümüz Dr. Derya Aydın, diyabet hemşiresi olarak ben Sevil Sözbir, bunun yanında diyetisyen olarak Ayşe Uluer ve katılım olursa bir fizyoterapistimizle birlikte dörtlü eğitim grubu olarak planlanması düşünülüyor. 6 saati 3 aya yayarak diyabet okulu eğitimini tamamlamayı planlıyoruz.”

    Sözbir, diyabet tanısı konulmuş kişilerin çoğu zaman isyan ederek ‘Neden ben’, ‘Acaba yanlışlık mı var?’, ‘Hayır bu bende olamaz’, ‘Diyabetimi kontrol etmezsem de hiçbir şey olmaz’ şeklinde sorunlar ve davranışlarla karşılaştıklarını, onları ikna edip kendi eğitimlerini tamamlatma yolunda emek sarf ettiklerini belirtti.

    MANİSA’DA 7 DİYABET OKULU

    Manisa Kamu Hastaneler Birliği Genel Sekreteri Uzman Dr. Ayhan Korkmaz ise diyabet hastaları için Manisa’da 7 hastanede diyabet okulu açacaklarını belirterek okulun açılacağı hastaneleri şöyle açıkladı: “Merkez Efendi, Manisa Devlet, Turgutlu, Akhisar, Alaşehir, Soma ve Salihli devlet hastaneleri.”

  • Diyabet Göz Hastalıklarını Etkiliyor

    Denizli Devlet Hastanesi Göz Hastalıkları Uzm. Dr. Evre Pekel, diyabet hastalığının insülin salgılanmasının azalması veya insülin etkisinin yetersizliğine bağlı olarak kan şekerinin artmasıyla oluştuğunu ve gözün bütün bölümlerini etkilediğini söyledi.

    Diyabetle birlikte kan şekerindeki dalgalanmaların gelip geçici görme bozukluklarına neden olabileceğini ve diyabetli kişilerde katarakt hastalığına daha sık ve daha erken yaşlarda rastlanabileceğini belirten Uzm. Dr. Evre Pekel, “Şeker hastalığında retina tabakasındaki kılcal damarların yapısı bozularak damar geçirgenliği artar, damar içindeki maddeler dışarı sızar ve retina tabakasında ödem oluşur. Yine kılcal damarlar tıkanarak kan ile beslenemeyen retinal alanlar ortaya çıkar ve kendiliğinden kanayabilen yeni damarlar oluşur. Bu yeni damarlar göz içinde kanama yapabilir ve retinada damarlı zarlar oluşur, sonuçta ciddi görme kayıpları ve ağrılı göz tansiyonu yükselmeleri gelişebilir. Hipertansiyon, kan yağlarının yüksekliği, böbrek hastalığı ve gebelik retinopatiye ağırlaştıran diğer faktörlerdir” dedi.

    “KONTROLLERİ ZAMANINDA YAPTIRIN”

    Diyabetik retinopati tedavisinde esas amacın yeni damarların oluşmasını engelleyerek hastanın ileride görmesini tamamen kaybetmesini önlemek olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Evre Pekel, “Lazer tedavisi, diyabetik retinopatiyi durdurmada ve engellemede en önemli tedavi seçeneklerinden biridir. Lazer, belli dalga boyunda, yüksek enerjili ışıktır. Gözün değişik hastalıklarında farklı lazerler uygulanmaktadır. Diyabette kullanım amacı, beslenmeden yoksun retina alanlarına lazer yaparak, ileride görmeyi bozabilecek anormal yeni damarların gelişmesini engellemektir. Lazer tedavisinde hedef, görmeyi arttırmak değildir. Ancak hastalığın çok ileri evrelerinde başvuran hastalarda, yapılan tüm müdahalelere rağmen görmeyi korumak ve düzeltmek her zaman mümkün olmamaktadır. Her hastalıkta olduğu gibi tedaviye erken başlanması önemlidir” ifadelerini kaydetti.

  • Samsun’da Tip 2 Diyabet Sempozyumu

    Türkiye Metabolik Cerrahi Vakfı ve Büyük Anadolu Hastaneleri’nin düzenlediği “Tip 2 Diyabet ve Metabolik Cerrahi Sempozyumu” Samsun’da gerçekleştirildi.

    Sheraton Otel’de yapılan sempozyuma Samsun Halk Sağlığı Müdürü Dr. Mustafa Kasapoğlu, Samsun Kamu Hastaneleri Genel Sekreteri Uzm. Dr. Dursun M. Mehel, Samsun Tabip Odası Başkanı Doç. Dr. Fatih Özkan, Büyük Anadolu Hastaneleri İcra Kurulu Başkanı Dr. Hakan Taşlı, Büyük Anadolu Samsun Hastaneleri Genel Müdürü Güner Armutlu, konuşmacılar; Türkiye Metabolik Cerrahi Vakfı Başkanı Doç. Dr. Alper Çelik, Samsun Büyük Anadolu Hastanesi’nden Opr. Dr. Muzaffer Al ve İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nden Prof. Dr. Aytekin Oğuz katıldı.

    Selamlama konuşması yapan Büyük Anadolu Hastaneleri İcra Kurulu Başkanı Dr. Hakan Taşlı, “Karadeniz de ilk ve tek özel hastane olma özelliğimizle birlikte insan sağlığı için çalışmalarımızı ve çeşitli faaliyetlerle sürdürüyoruz. Cerrahide yeni gelişmelerin olduğu bir zamanda biz de üzerimize düşen yenilikleri yapıyoruz. Bu anlamda bu sempozyumun herkes için faydalı olmasını diliyorum” dedi.

    METABOLİK CERRAHİ GRUBU İLK AMELİYATININ STARTINI SAMSUN’DA VERDİ

    Sempozyum öncesi Büyük Anadolu Hastanesi’nde gerçekleşen ameliyatta Doç. Dr. Alper Çelik, Opr. Dr. Muzaffer Al ile birlikte ilk canlı ameliyatı gerçekleştirdi. Ameliyat, askerliği döneminde ayağını kaybeden ve gazi unvanına sahip olan Aslan Şahin(36) adındaki bir hastaya uygulandı. 1 saat 50 dakika süren operasyon başarılı bir şekilde tamamlandı ve Şahin, ameliyattan sonra TİP 2 diyabetten erken yaşta kurtulmanın mutluluğunu dile getirdi. Şahin, tek bacak ile hayatına devam ettiğini ama yaşamı sevdiğini fakat şeker hastalığı yüzünden yaşamını ve organlarını kaybetmek istemediğini söyledi. Gazi Şahin, bu ameliyat ile hayata daha sağlıklı tutunacağını belirtti.

    AL: “DÜNYADA 382 MİLYON DİYABET HASTASI VAR”

    Diyabetin güncel durumu hakkında açıklamalarda bulunan Büyük Anadolu Hastanesi’nden Opr. Dr. Muzaffer Al, “Günümüzde tip 2 diyabet artan bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun başlıca nedenleri; beslenme tarzında değişim, yaşlanma, endüstri olarak sıralanmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü tarafından açıklanan rakamlara göre dünyada 382 milyon diyabet hastası olduğu ve bu sayının 2035 yılında 600 milyon civarında olacağı beyan edilmiştir. Ülkemizde erişkin popülasyonun yaklaşık yüzde 18’inin obez olduğu ve aynı popülasyonda yaklaşık yüzde 11-12 tip 2 diyabet hastası olduğu bilinmektedir. Diyabet hastalarında kalp krizi, felç, böbrek hastalığı ve böbrek yetmezliği gibi hayati fonksiyonlarda ciddi değişimler olmaktadır. Metabolik cerrahi ile tip 2 diyabet hastalarında yüzde 75-98 oranında rezolüsyon sağlandığı gösterilmiştir” şeklinde konuştu.

    OĞUZ: “TIP SEMPOZYUMU 2019’DA SAMSUN’DA”

    18 Mart’ta Çanakkale’de tıp sempozyumu düzenlediklerini söyleyen İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nden Prof. Dr. Aytekin Oğuz, “Bu sempozyumu 19 Mayıs’ın 100. yılı dolayısıyla 2019’da Samsun’da yapmayı düşünüyoruz. Diyabet 2009 yılında yüzde 13’ken, 2012 yılında yüzde 17’ye gelmiş durumda. Samsun’a baktığımızda yüzde 14-17 gibi bir rakam görüyoruz. Şeker ve şekere eğilim ciddi boyutlarda” diye konuştu.

    ÇELİK: “TÜRKİYE NÜFUSUNUN EN AZ 7 MİLYONU DİYABET HASTASI”

    Türkiye’nin metabolik cerrahi alanında dünyanın en büyük ikinci serisine sahip olduğunu belirten Türkiye Metabolik Cerrahi Vakfı Başkanı Doç. Dr. Alper Çelik, Tip 2 diyabetin en etkili tedavisi olduğu bilinen ve bu hastalardan elde edilen bilgi ve tecrübelerin diğer hekimlerle paylaşılması gerektiğini ifade etti. Doç. Dr. Çelik konuşmasında, “Bizler girdiğimiz her platformda bilginin paylaşılarak arttığını belirtiyoruz. Bilimsel her çalışmanın temelinde bu davranış esastır. Bildiklerimizi ne kadar çok meslektaşımıza aktarırsak, diyabetle savaş konusunda o kadar çok yol kat edeceğiz. Önceden bu ameliyatlarla ilgili bilgi sahibi olabilmeniz için dünyayı dolaşmanız gerekiyordu. Ama artık bu ameliyatlar Türkiye’de de başarıyla uygulanıyor. Hatta yaptığımız ameliyatlarla şu anda dünyanın en büyük ikinci hasta serisine sahibiz. Dolayısıyla artık metabolik cerrahiye ilgi duyan ve çalışmalarına bu alanda devam etmek isteyen meslektaşlarımızın hiçbir yere gitmesine gerek kalmadı. Metabolik Cerrahi Okulu ile tip 2 diyabetin cerrahi tedavisi adına elde ettiğimiz her bilgiyi ve tecrübeyi hekim arkadaşlarımız ile paylaşıyoruz. Elde ettiğimiz her yeni tecrübeyi Türkiye Metabolik Cerrahi Vakfı çatısı altında toplayıp dünyada bu alanda yapılan bilimsel çalışmalara öncülük ediyoruz. Bu ameliyatların daha ulaşılabilir olması gerekiyor. Resmi rakamlara göre Türkiye nüfusunun en az 7 milyonu diyabet hastası. Etkisi ispat edilmiş tedavileri ne kadar çok lokasyonda uygulayabilirsek o kadar çok hastaya ulaşma imkânımız olacak” ifadelerini kullandı.

    Sempozyum sonunda konuşmacılara plaket takdim edildi.